Üniversiteye girişlerde, meslek liseleriyle genel lise mezunlarına uygulanmakta olan katsayıların adil olmadığı; meslek lisesi mezunlarına haksızlık yapıldığı ileri sürülerek MEB tarafından hazırlandığı anlaşılan bir yasa önerisiyle, genel liselerle meslek liseleri mezunları arasındaki bu farklılığın ortadan kaldırılması ve o kapsam içinde bir anlamda, İHL’lerinin 8 yıllık temel eğitim yasası ile birlikte yitirdikleri itibarı iade etmek üzere, salt aldıkları eğitim doğrultusundaki fakültelere değil, tüm fakültelere girme olanağı getirilmek isteniyor.
Konu alelacele ele alınmış ve apar topar yasalaştırılmak üzeredir.
İHL’lerinin,meslek liseleri içinde % 8’lik bir yer kapsadığından söz ederek bu okul mezunlarının meslek liseleri ile birlikte, tüm fakültelere girmelerinin önünü açan bir formül oluşturmanın ne eğitim ne bilimsellik açısından yararı var.
Böyle bir karar almak ve bu kararı apar topar uygulamaya koymak, üzülerek söylemeliyim ki okulla, eğitimle siyasi oyun oynamaktan başka bir anlama gelmiyor!…
MEB’nın, talim ve terbiye kurulu aracılığı ile meslek liselerinin hangi program doğrultusunda öğrenci yetiştirdiğine karar verecek olması ne demektir?
Talim ve terbiye kurulu başkan ve üyeleri, Eğitim Bakanı tarafından seçilip atanıyor.
Kurulun başkan ve üyeleri 657 sayılı devlet memurları yasası kapsamı içindedirler.
Onların da amirleri vardır!
Eğitim Bakanı, bu kurula emirler verir; kurul da bu emirler doğrultusunda kararlar üretir. Bu ilişkiler sırasında direnmek söz konusu değildir. Direnen, görevden alınır; yerine gelecek olan hazırdır zaten…
Direnme olamaz!..
Bir tür direnme olan “istifa kurumu” ise bu çerçevede hiç söz konusu olamaz.
Öyleyse,Eğitim Bakanının istediği karar alınacaktır.
Her zaman da öyle olmuştur.
Mezunlara uygulanacak katsayı (0.4, 0.6, 0.8) gibi seçeneklerden oluşuyor.
Bu kat sayılar, adayın mezun olduğu programın, Bakanın emri üzerine talim ve terbiye kurulunca verilen karara göre sayısal, sözel ya da eşit ağırlıklı oluşuna göre seçilecektir. Kat sayının yüksek ya da düşük olması programın niteliğine bağlı olacak.
Meslek lisesi mezunlarının okudukları programların, konjonktürel ya da atmosfere göre tanımlanmasının önünde hiçbir engel yoktur. Öyleyse her okul için her yıl kullanılacak katsayının değişmesi mümkün olabilecektir.
Tüm meslek lisesi mezunlarının kendi alanlarının uzantısı olan fakültelere girebilmelerini sağlayan bir formülün bulunması çok yararlı olurdu.Örneğin Motor meslek lisesi mezunları makine mühendisliğine, elektronik lisesi mezunları elektrik-elektronikle ilgili bölümlere, yapı lisesi çıkışlılar inşaat fakültelerine vb. vb. gidebilme olanağı bulacaklardı. O kapsam içinde İHL mezunları da ilahiyat fakültelerine gidebileceklerdi. Oysa şimdi bu iş, bir siyasal ve konjonktürel denkleme bağlanmış görünüyor.
Tahterevallinin her zaman iktidardan yana eğileceği çok iyi biliniyor.
Meslek liseleri hem hayata hem de yüksek öğretime öğrenci hazırlayan okullar olarak yer alıyorlar Milli Eğitim Temel Yasası’nda. Hayata eleman hazırlamaları, sosyal ve ekonomik ihtiyaçların dayatması… Meslek liseleri mezunlarının ara elemanı olarak yetişmeleri ve kısa yoldan hayata atılmaları düşünülmüştür. Eğitim Bakanlığı bütçesinin çok önemli bir bölümü yıllardır bu konu için kullanılıyor.
Sekiz yıllık temel eğitim yasası çıkarılırken, din eğitimi ağırlıklı lise uygulamasını sadece ihtiyaç kapsamında tutmak için, epeyi çalışılmıştır.
İHL’lerle bozulan “eğitimin birliği” ilkesi düzeltilmeğe çalışılmıştır.
Bu kurumlar ihtiyacı karşılayan elemanlar yetiştirmenin ötesinde çağdaş liselere alternatif bir lise olmak gibi bir yaygınlık kazanmışlardı. Bu görünümün ve yapılanmanın düzeltilmesi gerekiyordu.
O yapılmıştır.
Şimdi yeniden, bu liselere tüm fakültelere girme olanağının tanınmasıyla dini ağırlıklı müfredat programı uygulayan alternatif lisenin yaygınlığı arttırılmak mı isteniyor?
Eğitim sistemimizde bir dini yapılanma olamaz.
Sekiz yıllık temel eğitim yasası çıktıktan sonra İHL’lerine talep hızla düşmüş (öğrenci sayıları 1998-1999 ‘da 190.000 iken 2002-2003’te 65.000’e inmişti.) ve Türkiye’nin ihtiyacından çok olmakla birlikte, makul düzeylere hızla inmeğe başlamıştı. Meslek liseleri ile birlikte İHL’lerde katsayı değişimi yapılacağı söylentileri üzerine bu okullara talebin, içinde bulunduğumuz öğretim yılında hızla artmağa başladığını gazeteler yazıyorlar.
Dikkat çekici bir durum!…
Ve bu durum, bu son alınan kararla birlikte değerlendirilmelidir!…
Çünkü karar, daha çok İHL ile ilgili bir karardır ve yitirilenlerin kazanılması isteniyor!…
İHL mezunlarının, aldıkları eğitim doğrultusunda, ilahiyat fakültelerine gitmeleri dışında hukuk,işletme,siyasal bilgiler,ekonomi,tıp vb. fakültelere girmelerini istemenin doğru bir yanı yoktur. Çünkü bu okullarda türkçe,edebiyat, matematik, fizik,kimya,biyoloji,geometri, felsefe,sosyoloji,tarih…gibi dalların ne sözel, ne sayısal,ne de eşit ağırlıklı puvanlarla gidilebilecek bir derinlik ve genişlik içinde okutulduğu söylenebilir…
Meslek liseleri, amaçları itibariyle “meslek alanlarına eleman yetiştirmeyi” hedeflemektedirler. Pratik bir hedeftir bu. Eğitimini aldıkları alanın bilimini yapabilecek kadar bilgi ve bilimsel bir alt yapı edinmeleri okudukları programlarla mümkün değildir.
Meslek liselerinin müfredat programları, genel liselerin edebiyat bölümü müfredat programlarına yakın ağırlıktadır. Örneğin, edebiyat programı onlara salt bir kültür vermeyi hedefler. Matematik,fizik,kimya,biyoloji, tarih,coğrafya gibi bilim dalları ile ilgili derslerin ise salt meslek elemanı olmanın yanında kişiye bir genel kültür vermesi düşünülmüştür. Bu okullarda, öğrenilenlerele ancak,uzantısındaki alanlarda üniversal bir eğitim yapılması olanaklıdır.üniversitelerin öteki bölümleri için alt bilimsel alt yapı yeterli olamaz. Meslek lisesi çıkışlıların üniversitelerin istedikleri bölümlerine gidebilmeleri için deshanelerde test ezberleniyor. Böyle bir düzey üzerine,bilimsel bir yapı kurulmağa çalışılmasını ; onun da eşitlik,adalet…. Falan gibi kavramlarla açıklanmasını kavramak mümkün değildir.bu durum, “meslek lisesi çıkışlı gençlerin istedikleri fakültelere gitmek için önlerinin kapatılması” gerekir anlamına gelmiyor. İsteyenler tüm engeleri aşarak daha üst bir eğitim yapabileceklerdir.
Böyle bir olanak her zaman vardır.
İHL’lerinden mezun olanların aldıkları eğitim gereği, geleneksellik ve inanç konularındaki tutum ve davranışlarının modernite ile çatıştığı, bilinen bir gerçektir.
Ayrıca, toplumsal bir sorun halini almış bulunan başörtüsü ve türban sorununun kaynağı İHL’ler değil mi? Üniversitelerin kapı önlerine bu sorun İHL’lerden yönlenerek gelmedi mi?
Bu okullarda kız öğrenciler, çok azı dışında, ayrı sınıflarda okumakta ve başlarını örtmektedirler. Kızlarının başını açmasını istemeyen velilerin bu çocukları İHL’lerine verdikleri herkesin bildiği bir şey…
İHL’lerin müfredat programı din ve inanç esaslı bir programdır. O nedenledir ki ne sayısal ne sözel ne de eşit ağırlıklı alanlarda yapılacak olan yüksek öğretime temel teşkil edebilir.
Bir başka deyişle bu programın üstüne bu alanlarda bir yapı kurulması olanaksız değilidir ama çok zordur. İnanç esası üzerinden eğitim yapan bu okullardan mezun olanların hukukçu, yönetici, mühendis, teknik eleman, öğretmen, doktor vb. Toplumun her kesiminde hizmet yapması gerektiği inancı yeniden canlandırılıyor.
L i s e l e r
Bir de genel liselere bakalım.
Bu okullar hayata değil salt yüksek öğretime öğrenci hazırlamakla görevli kurumlardır. Genel liselerden mezun olanlar, hayatlarını, okullarında aldıkları bilgi ve becerilerle kazanamazlar. Onlara, eğitimleri sırasında böyle bir yeterlilik kazandırılmamıştır. Onlar, salt üniversitelere girmek zorundadırlar. Okudukları müfredat programı, evrensel düzeyde lise bilgi ve bilimsel yeterliliği verecek düzeydedir. Bu müfredat üzerine bilimsel bir yapı kurulabilir. O nedenledir ki lise çıkışlılara üniversetelerin tüm bölümleri açıktır.
Lise çıkışlıların, üniversitelerin istedikleri bölümlerine gidebilme olanaklarını, meslek lisesi çıkışlılara ve bu arada İHL mezunlarına da tanımakla, aralarınıdaki dengesizlik giderilmiş mi oluyor yani?
Meslek lisesi çıkışlıları hayatlarını kazanabilecekleri bir yeterlilikle donatarak mezun ederken, liselilere böyle bir olanak tanımamak haksızlık değil mi?
Meslek lisesi çıkışlılara, iki tür olanak sunarken, daha ağır bir eğitim gördüğü halde lise çıkışlılara salt tek bir kapı açmış olmuyor musunuz?
Bu, hak mı? Adalet midir?
Meslek lisesi çıkışlılara üniversite kapılarını ardına kadar açtığınıza göre, genel liselere ihtiyaç kalmıyor herhalde, değil mi?
Lise çıkışlılarn yerleri onlara verildiğine göre liseler ne için vardırlar?
Tabii konu böyle bir açıdan değerlendirilmiyor.
Önemli olan bir adalet sağlamak falan değildir.
Önemli olan, İHL mezunlarıdır. Hele Eğitim Bakanının, “konuya İHL açısından bakanlar tahrikçidirler!…”Suçlaması karşısında…
Amaç,İHL’lerin yitirdikleri itibarı kazandırmaktır öncelikle. Temel eğitim sekiz yıla çıkarıldıktan sonra, İHL’lerin öğrenci sayıları aşağıya düşmeğe başlamıştı. Talep giderek azalıyordu. Yitirilen bu itibarın iade edileceği dedikodularının çıkması üzerine, bu öğretim yılında talep yükselmeğe başlamıştır.
İHL’ler önemli görünüyor bu yasa önerisi için.
Sonuç olarak
Eğitim alanında alınacak kararlar, siyasal değil, bilimsel olmak zorundadır. Günübirlik ve bir çıkara dayalı kararlar, toplumun geleceğini karartıyor.
Eğitim alanındaki kararların bilimsel olması, evrensel ölçütlere vurularak değerlendirilmesine olanak sağlıyor.
Meslek lisesi mezunlarına uygulanan katsayı adaletsizliğini ileri sürerek İHL mezunlarının tüm fakültelere girebilmesini sağlayacak kararlar almanın, dolaşık bir yumak halini almış bulunan başörtüsü sorunuyla birlikte mevcut sorunların daha da büyümesine yardım etmekten başka bir yararı olmayacaktır!…
Meslek lisesi çıkışlıların eğitildikleri programlar doğrultusundaki fakültelere gidebilmeleri en doğru yoldu. Bu yol onlara ülkeye ve insanlarına daha derinlikli ve daha anlamlı hizmet olanaklarını sunacaktı.
Bu yol seçilmemiştir…
Değiştirilmesi söz konusu olmayan ve anayasanın koruyuculuğu altında bulunan “Tevhid-i Tedrisat” (EĞİTİM BİRLİĞİ) yasası yürürlükteyken, İHL’lerin çağdaş eğitimin verildiği okullarımız yanında, dini eğitim veren liseler olarak ve bir seçenek gibi yaşamlarını sürdürmeleri çarpıcı bir olgu olarak devam ediyor…
Sanıyorum,AB kapısında beklemekte olan Türkiye’nin istikrara olan ihtiyacı herşeyden önde geliyor…