<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhsin Şener</title>
	<atom:link href="http://www.muhsinsener.name.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhsinsener.name.tr</link>
	<description>Şiir Yazılarına Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Şizoanaliz Işığında Neo Kapitalizmi Anlamak</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Şizoanaliz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[Şizoanaliz,  epistemolojik-psikolojik eleştiriyi olduğu kadar, toplumsal eleştiriyi de içerir: Şizoanaliz, psikanalizi  metafiziksel olarak mahkum ederse, aynı zamanda o, kapitalizmin bir yansıması ya da izdüşümü olarak  da mahkum edilecektir; tarihsel- materyalist bir psikiyatri olarak şizoanaliz, bilinçdışının sentezlerine uymak için yalnızca psikanalitik öğretiyi değil, ancak genel olarak  toplumsal ilişkileri de talep edecektir. Bu yüzden şizoanaliz, marxsist anlamda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz,  epistemolojik-psikolojik eleştiriyi olduğu kadar, toplumsal eleştiriyi de içerir: Şizoanaliz, psikanalizi  metafiziksel olarak mahkum ederse, aynı zamanda o, kapitalizmin bir yansıması ya da izdüşümü olarak  da mahkum edilecektir; tarihsel- materyalist bir psikiyatri olarak şizoanaliz, bilinçdışının sentezlerine uymak için yalnızca psikanalitik öğretiyi değil, ancak genel olarak  toplumsal ilişkileri de talep edecektir. Bu yüzden şizoanaliz, marxsist anlamda devrimcidir; oysa psikanaliz değildir…..Toplumsal ideal proletaryanın(ya da bir bütün olarak insanlığın)çıkarlarını en iyi temsil eden şey değil ancak, bilinçdışının ‘mantık’ı ile ve onun sentezlerini canlandıran  aktif bedensel güçlerle  en az çelişen şeydir. Devrimci toplum da  bu bilinçdışı  süreçlere uymak zorunda kalacaktır.Aksi takdirde bastırıcı olarakj mahkum edilecektir.”                                                                                                                                                </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">                                                                                                                                                                                                           EugeneW.Holland,                                                                                                                                                                Deleuze ve Guattarı’nin  Anti-Oidipus’u, Şizoanalize Giriş, s.45)</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz</span></strong><span style="font-family: Arial;"> kavramı eleştiri yazınımızda yeni bir kavram. Bir düşünce deneyimi olarak tanımlanıyor.</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şizo:</strong> Yunanca <strong>shizein</strong> sözünden geliyor<strong>. Bölünmek, parçalanmak, yarılmak</strong> gibi anlamları var.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizo, bir üretim biçimidir. Hem bireyin hem de toplumun şizoları vardır, olacaktır. Bir üretim olarak ele alındığında şizoların pazarlanmasından doğal olarak söz etmek olasılığımız yoktur. Çünkü bireye ve topluma ilişkin olan şizoların  bir yarılma, bir parçalanma, bir bölünme halini  içerdikleri düşünüldüğünde  olumlu yönde bir durumun anlatılmasından söz edilemeyeceği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireylerde ve toplumlarda oluşan çatlaklıkların, yarıkların ve bölünme, parçalanmaların nedenleri üzerinde çalışan bilim alanları gelişmiştir. Bireylere ilişkin bu durumlara <strong>psikoz </strong>deniyor.  Psikoz, kişinin tin dünyasıyla ilişkisi oluyor. O dünya her birey için ayrı olduğundan ve dayandığı alanların bireylere göre değişmesi nedeniyle bu alanlarının genişlik ve derinliğinin her bireye göre değişiklik gösterdiğini biliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Psikanaliz bilimi psikozları inceliyor ve değerlendiriyor.  Şizoları inceleme yöntemini psikanaliz belirliyor. Bu yöntem, tin dünyasının değerlendirilmesinde kullanılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu yönteme hangi nedenle gereksinim duyuluyor? Sorusu geliyor hemen.  Bu yöntem izlenerek yazın ürünleri derinliğine ve genişliğine değerlendirilebiliyor. <strong>Propp’un Masalın Biçimbilimi</strong> adlı yapıtında masal incelemelerinin biçimine ilişkin yönteme benzeyen bir yöntemdir şizoanaliz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yöntemi ortaya atan ve kullanan Gilles Deleuze’dür. Sonradan, psikanaliz konusunda çalışan arkadaşı Guattarı ile birlikte bu yöntemi kullanarak yapıtlar hazırlamışlardır.</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> Deleuze bu yöntemle Spinoza, Bergson, Nietzsche’yi incelemişti. Bu yapıtlar şizoanalizin en güzel örnekleridir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">17. yy.da yazılmış, Üsküp’lü bir üst düzey kadının mektuplarını S.Murat Tura aynı yöntemle </span><a title="" href="#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">  inceleyerek değerlendirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu arada bir kavram daha çıkıyor karşımıza: <strong>şizofreni.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu kavram, <strong>shizein (şizo</strong>) ve <strong>pheren(fren)</strong> sözcüklerinden oluşuyor. Yarılmaların, bölünmelerin, parçalanmaların ruh, tin dünyası anlamına geliyor. Şizofreni, psikanalizde bir hastalık adıdır. Yani bir nevrozdur. Şizofrenlerin yarılmış ve parçalanmış tin dünyalarının nedenlerini saptayıp o nedenleri olabildiği kadar bir yana iterek normal bir yaşama kavuşmaları için çaba harcıyor psikanaliz bilimi. Uyguladığı yöntem ise şizoanaliz yöntemidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizoanalizde önce mevcut olan nevroz hakkında bilgi elde ediliyor. Bu bilgi, psikozun göstergelerini saptamakla ediniliyor. Ardından bu göstergelerin kümelenmesi, ayrılması aşamasına geçiliyor.  Sonra bu göstergelerin neyi ve nasıl temsil ettiği saptanıyor. Bu aşama, bir üretim olarak karşımıza çıkıyor. O üretim pazarlanacak bir üretim değil, bireye ilişkin bir nasıllığın, neliğin tanınmasıdır. Böylece tanımlama aşamasına geçilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu üç aşama şizoanalizin ana çizgilerini ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz, bilinçdışı olayları somut biçimde karşımıza getirmede çok işe yarıyor.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un şizolarını konu edinen Deli Dumrul’un Bilinci</span><a title="" href="#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"> adlı yapıtta  halen Türkiye’de yaşanmakta olan ve küreselleşme denilen  illetten güç aldığı haykırılan, hem bireysel hem de toplumsal boyutlarda olumsuz değişim ve dönüşümlere bakmak için bilimsel ipuçları olduğunu düşünüyorum. O nedenledir ki, Dumrul’un öyküsünden başlamak istiyorum.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Öyküyü anımsayalım:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, kuru bir çay üzerine köprü yaptırmış. Geçenden otuz üç akçe alır, geçmeyen döve döve kırk akçe alıyormuş. “Benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın; benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın!” diye övünürmüş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bir gün köprüsünün yanına bir bölük oba konmuş.  Obada bir iyi güzel yiğit hastalanmış ve ölmüş.  Obadakiler, kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağlayarak dehşetli kara feryat koparmışlar. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişmiş “ Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz?” deyince; “ Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz…” karşılığını vermişler.. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, ”yiğidinizi kim öldürdü? Diye sorunca, “ Vallah bey yiğit, Allah Taala&#8217;dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı!” demişler. Deli Dumrul,” Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail&#8217;i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın!” diyerek evine dönmüş.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul&#8217;un sözü Tanrıya  hoş  gelmemiş. “Bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu  dergahımda  gezsin, benlik eylesin” diyerek kızmış ve “ Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, canını hırıldat al!” emrini vermiş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka gelmiş. Onu  ne çavuş görmüş ne kapıcı! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Birden bire Azrail’i gören Dumrul’un görür gözü görmez, tutar elleri tutmaz olmuş. Dünyası kararmış ama yine de Azrail’e,  </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> “Bre ne </span><span style="font-family: Arial;">heybetli ihtiyarsın söyle bana<br />
Kazam belam dokunur bugün sana!”</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Diyerek seslenmiş.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Azrail:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Bre deli kavat övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin?” karşılığını vermiş ona.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Bre, al kanatlı Azrail sen misin? Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun? Bre Azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime geçtin. Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım!” diye bağırmış ve ardından, kara kılıcı ile saldırmış Azrail’e. Azrail bir güvercin olup pencereden uçup gitmiş. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini, eline vurmuş ve kah kah gülmüş. “Yiğitlerim, Azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca!” diyerek atına binmiş, doğanını eline almış, ardına düşmüş. Evine gelirken Azrail, </span><a title="türklerde at" href="http://www.cokbilgi.com/yazi/turklerde-tarih-ve-kulturunde-at/"><span style="color: #0000ff; font-size: small;">atına</span></a><span style="font-size: small;">görünmüş; at ürkmüş ve Dumrul’u kaldırıp yere vurmuş. Başı bunalmış, darda kalmış! Azrail bastırmış. Dumrul,</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Baki kalan settar Tanrı<br />
</span><span style="font-size: small;"> Benim canımı alacaksan sen al<br />
</span><span style="font-size: small;"> Azrail’e almağa bırakma!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Diye yalvarmağa başlamış. Deli Dumrul’un sözü Tanrıya hoş gelmiş ve Azrail’e “madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun!” diye buyurmuş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dumrul önce babasına, sonra anasına ve en sonunda da eşine gitmiş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Babası: </span><a href="http://www.cokbilgi.com/"><span style="font-size: small;">ÇokBilgi.Com</span></a></p>
<p><span style="font-size: small;">“Dünya tatlı can aziz<br />
</span><span style="font-size: small;"> Canımı kıyamam belli bil<br />
</span><span style="font-size: small;"> Benden aziz benden sevgili anandır<br />
</span><span style="font-size: small;"> Oğul anana var!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Anası:<br />
</span><span style="font-size: small;"> “Yaman yere varmışsın varamam</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünya tatlı can aziz</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Canımı kıyamam belli bil!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eşi ise:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar?”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Karşılığını vermiş. Tanrı Azrail’e,” Deli Dumrul’un babasının, anasının canını al!” diyerek, o iki helalliğe yüz kırk yıl ömür vermiş ve</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Azrail anasının ve babasının canını almış, onlar da uzun ömür sürmüşler.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öykü böyle bitiyor.</span><a title="" href="#_ftn5">[5]</a></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi, Dumrul’un şizolarını ele alalım. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, güce de yaslanarak her şeye ve herkese “posta koyan” bir yiğittir. Köprüsünden geçenden otuz akça, geçmeyenden de “neden geçmiyorsun?” un hesabı için döve döve kırk akçe almaktadır. Kendini bir yiğit olarak düşünmekte ise de o bir eşkıyadır. Deli Dumrul’u bu bakış açısından değerlendirmek gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">2.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnsanın ölüm karşısındaki çaresizliğinden kaynaklanan bir korkusu var. Bu korku karşısında ezildiği açıkça görülüyor. Tanrının, canı verdiği gibi, alabileceğini biliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">3.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendisinin varlığını borçlu olduğu anasını ve babasını harcayabiliyor. Ne ki, ona can veren Tanrının yüce gücü karşısında eğilmekten başka yolu yoktur. Çünkü annesi ve babası onu sevmektedirler ve onun büyümesi yetişmesi ve iyi bir yaşan sürmesi için çokça özveride bulunmuşlardır. O özverileri düşündüğünde anasından ve babasından aziz canlarını kendisi için feda etmelerini istemek gibi bir doruk bencillik yolunu seçebiliyor.  Bir başka yarılma da burada karşımıza çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anası ve babası canlarını vermeyince bu kez Deli Dumrul eşine gidiyor. Ondan canının istiyor. Eşi tereddüt etmeden canının onun için veriyor. Oysa eşi,  anası ve babasına göre “ötekidir.” Kendi canları onu geri çevirmişlerdir ne ki eşi geri çevirmiyor. Burada aileye ve aile ocağının hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemi ve değeri ortaya çıkarken bencilliğin neyi yok ettiği de dikkatimizden kaçmıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eşin özverisi baba ve ananın özverisi ile karşılaştırıldığında eş yanı ağır basıyor. Ana ve baba eşin özverisi karşısında tutumlarından ötürü hiçbir sıkıntı duymuyorlar. Bunu, bir çözüm sunmamış olmalarından anlıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu noktada Tanrı, Dumrul’a ve eşine uzun bir ömür bağışlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">4.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul’un Azrail’e karşı çıkacak değin yüksek dozlu bir paranoyası var. Bu paranoya hem davranışlarına hem de sözlerine yansıyor. Azrail ile konuşmalarında söyledikleri bir paranoyadan başka bir şeyin ürünü olamaz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dumrul Tanrıyı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">İslam’ın tanımladığı gibi değil, kendisinin anladığı gibi biliyor. Onunla bire bir pazarlık yapıyor adeta. Azrail ile ise, bir insanla olan ilişkiyi yaşıyor sanki. Bu durum onun İslam’ı köklü biçimde değil, salt biçimsel olarak kavradığının göstergesidir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Saydam yapıtında, bu konuda;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Times New Roman;">“Deli Dumrul Boyunda Azrail&#8217;in, Allah&#8217;ın buyruğundaki &#8220;Ölüm Ulağı&#8221; sıfatıyla kahramanımızın karşısına çıkmasına koşut bir gelişimi, pagan ve &#8220;kâfir&#8221; Türkleri kılıç zoruyla İslamiyet&#8217;e sokma kararlılığını çöldeki Arapların zor kullanmasında görebiliriz. Dumrul ümitsizce Azrail&#8217;i aradan çıkararak Allah&#8217;la doğrudan ilişkiye geçmeye çalışırken, Allah Dumrul&#8217;la yalnızca Azrail aracılığıyla konuşmaktadır. Bu du­rum bir dil ayrılığının (Arapça-Türkçe) yansıması olarak da görülebilir. &#8220;Görklü Tanrının” buyruğu ve bağışlayıcılığı, henüz yeni konu­muna yabancılaşma içindeki Türk&#8217;e, ancak Kuran dilinin sahibi Araplar aracılığıyla iletilmektedir. &#8220;Mârifetullah&#8221;</span></em></strong><a title="" href="#_ftn6"><strong><em><span style="color: #0000ff;">§</span></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Times New Roman;"> yani &#8220;gnosis&#8221;le Türklerin tanışması, İslam&#8217;ın dolaysız yaşanması ve içselleştirilmesi, özümsenmesi ancak daha ileri aşamalarda tasavvuf üzerinden olacak, Hoca Ahmed Yesevi&#8217;lerin, Hacı Bektaş Veli&#8217;lerin, Yunus Emre&#8217;lerin gönül ve zihin açıklığını, &#8220;yaratıcı&#8221; eylemlerini bekleyecektir.”</span><a title="" href="#_ftn7"><strong>[6]</strong></a></em></strong><span style="font-size: small;">diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“ İslamiyet, eril ilkenin ön plana çıkartıldığı, tek tanrılı bir dindir.</span><a title="" href="#_ftn8"><strong>[7]</strong></a><span style="font-family: Arial;"> Doğayı, yani dişil ilkeyi, yaşamı belirleyici güç olarak kabul eden animist-göçebe Türklerin İslamlaşma süreci, çok zor ve sancılı olmuş; bazı efsanelere de dayanarak resmi tarihin öğretegeldiğinden farklı gelişmiş; çok kan ve gözyaşı dökülmüştür. Başlangıçta sert bir kayaya çarptığını gören, Arap-İslam gücünün ısrarcılığı ve ince politi­kasının meyvelerini vermesi, çok uzun bir zamana gereksinim duy­muştur (Akmnar 1993, Avcıoğlu 1985, Aydın 1994, Çamuroğlu 1992, (İnan 1968). /Burada üzerinde çalışacağımız konu, Türklerin İslamlaş­ma sürecinin, toplumsal-kültürel ve daha çok bireysel-ruhsal karşılık­ları olacaktır”</span></em></strong><em><span style="font-family: Arial;">. </span></em><span style="font-family: Arial;">diye ekliyor.</span><a title="" href="#_ftn9">[8]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Çünkü değinilen bu serüven, Türklerin toplum olarak yeni, değişik, derinliği olan bir inanç alanına girmeleri sırasında yeni şizolar oluşturmuştur.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca:</p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>“İslam&#8217;ın, anacıl-animist Türklere sunduğu önemli bir olanak vardı: Babacıl (tinsel) inanç sistemine &#8211; zorlayarak da olsa- bir kapı açıyor­du. Babacıl yaşam felsefesi, dişil ilkeden, doğa bağımlılığı, kan ve soy bağından uzaklaşma, özerkleşme, bireyselleşmeyi içerir: Allah karşısında tek başına sorumlu olmanın gerektirdiği inanç ve ibadetin belirleyeceği bireysel kimlik, aile ya da boy kimliğinin; &#8220;din kardeşli­ği&#8221;, &#8220;kan kardeşliği”nin yerine geçecektir. Yapılan dini ibadetler ancak onu yapan içindir; ne başkasına şefaat, ne de onun günahını yüklenme vardır&#8230; Şahıs, varlığın, benlik ile benlik olmayanı birbirinden ayıran hudutların açıkça şuuruna vardığı, toplumun fertlerinin birbirine bağlılığında kendi irade serbestisi; münasebetini objektif olarak kavradığı bir tekâmül anıdır  (Lahbabi 1972).” </strong></em>Olduğu da unutulmaması gereken  noktadır.<a title="" href="#_ftn10">[9]</a></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>“Dişil ilkenin belirleyiciliğindeki kan bağı olgusu, eril ilkenin bas­kınlığında, milliyet, cins, ırk gözetilmeden, tinsel öğenin insanlar ara­sındaki tek bağlantı öğesi olduğu doktrini ile yer değiştirecektir. Sos­yal olaylardaki ve şamanistik ritüellerdeki grup yaşantısı ve sorumlu­luğunun yerine, İslami ölçütler içindeki Allah-insan bağlantısı, inancın/duanın/ibadetin bireyselliğiyle (ancak bu bireysel eylemliliğin, birlikteliği vurgulayan &#8220;ümmet kolektivizmi&#8221; ne katkısıyla da) sağlamaktadır. Herkes kendi eyleminden sorumludur; her koyun kendi bacağından asılacaktır.”</strong><a title="" href="#_ftn11"><strong>[10]</strong></a></em><em><strong>­</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un oba halkı, <strong>pagan inançlarına</strong> sahip bir topluluktur.</span><a title="" href="#_ftn12">[11]</a><span style="font-family: Arial;">  Toprağa dayalı bir kültürün ürünü olarak pagan inancı, doğa güçlerinin inanç konusu olarak öne çıkmasını dayatmıştır. İnsanlar, toprak, su, ağaç, gök gürültüsü, güneş, ay vb. nesnelerde kimi gizil güçlerin saklı olduğuna inanmışlardır.</span><a title="" href="#_ftn13">[12]</a><span style="font-family: Arial;"> Onlar, bu güçlerin kendilerinin yaşamını yönlendirdiğini sanmaktadırlar. Oysa 8.yy.dan itibaren Türkler Araplarla karşılaştıklarında, İslamiyet&#8217;i kabul etmeleri için Arapların, onları sıkıştırdıklarına tanık olmaya başladılar. İslamiyet, tek tanrılı bir din olarak Türkleri en azından<strong> ilkler</strong> açısından epeyce sarsmış olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çok tanrılı bir dinden tek tanrılı bir dine çağırıldıklarını görüyorlar. Önce kendi inançlarında direnmeleri çok doğaldı. Ne var ki, Araplar savaş güçleriyle bastırıyorlar. Bu baskının öyle böyle bir baskı olmadığı anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">5.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Türkler, 751 yılında Çinlilere karşı </span></em></strong><a href="http://musluman.nedir.com/"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">Müslüman</span></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> </em></strong><strong><em>Araplarla </em></strong></span><a href="http://ittifak.nedir.com/"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">ittifak</span></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> </em></strong><strong><em>ettiler. Bu tarihi olaydan sonra İslam’a yönelmeye başladılar. 751 Talas Meydan Muharebesi sonunda; İslamiyet’i yakından gören, inceleyen Türkler, Müslüman olmakla şereflendiler ve yıllarca İslam dininin bayraktarlığını yaptılar.”</em></strong></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8221; Batıya doğru göç eden Türkler ile kuzeye doğru çıkan Arapların karşılaşmaları çok kanlı geçmiştir. &#8220;Resmi Tarih&#8221; e bakarsanız 751 yılındaki Talas Savaşı&#8217;nda Türkler, Çinlilere karşı Araplara yardım etmişlerdir, Araplar bu sayede savaşı kazanmışlar, sonra da Türkler zaten eski inançları olan Şamanizm e çok yakın ilkeler içeren Müslümanlığı gönüllü olarak benimsemişlerdir. Türklerle Araplar, Talas Savaşı&#8217;ndan çok daha önce karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma ne yazık ki çok kanlı sayfalarla yazılmıştır. Bu durum Ne Türklerin ne de Arapların suçudur; o dönemin tarihsel gerçekliğidir sadece.”  </span></em></strong><a title="" href="#_ftn14"><strong><em><span style="color: #0000ff;">*</span></em></strong></a></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, pagan inancındaki toprak</span><a title="" href="#_ftn15">[13]</a><span style="font-family: Arial;">, doğuran, üreten, çoğaltan ve doyuran bir güç olarak yaşamın kılcal damarlarına dek işlemiş ve toprak dışındaki tüm doğa güçlerini temsil eden ve tek tanrıda bu güçleri toplamış bulunan İslamiyet’le karşılaşmışlardır.  İslamiyet, onların anacıl (üreten, bakan, yetiştiren, çoğaltan güç olarak) inançlarının tersine eril bir inanç olarak karşılarına çıkıyor ve onları gerçekten kararsızlık ortasında bırakıyordu. Bu yeni inanç kaynağı, doğaya ve onun güçlerine olan bağlılığı ve inancı öte yana itiyor ve yerine bir babacıl inanç</span><a title="" href="#_ftn16">[14]</a><span style="font-family: Arial;"> getiriyordu. İslamiyet, Tek tanrıya doğanın tüm güçlerini de koruyan, üreten, yetiştiren, bakan,  güç olarak öne çıkıyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir baba ve ona inananlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca bu inanç alanı insanlara aynı inanca, aynı biçimde inanan, dayanışma halinde olan bir topluluk olarak bakılması gerektiğini de söylüyordu. Bu, toplum olmanın yeni ve güçlü bir biçimiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu yeni inanç sistemi, yaşamın tümünü kapsıyor ve kimi kurallar koyuyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Örneğin eşkiyalık yapılmamalıydı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yapanların öteki insanlara zarar vermelerinden ötürü cezalandırılmaları gerekiyordu. Buradan hak ve hukuk kavramlarına doğru gidilmekteydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu inanç sistemi, kişisel ve toplumsal ilişkilere de kimi kurallar getiriyordu. Artık tek bir gücün, Tanrının egemenliğinden söz edilecekti. Öyle kişisel, etniksel ve inançsal gücüne yaslanarak hiç kimse hiçbir kimseye güç gösterisi, baskı ve kötülük yapamayacaktı. Böyle davranmayanlar cezalandırılacaklardı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul öyküsünde anlatılanlar, bu baskıların, Türkler arasındaki yansımalarından salt bir bölümüdür.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un artık istediği gibi eşkıyalık yapması söz konusu olmayacaktı. Hanlığını, egemenliğini kendi gücüne ve obasının gücüne göre sürdüremeyecekti.  Yaslandığı gücün elinden kayıp gitmesi karşısında bir şeyler yapması gerekiyordu. Ancak kendisine can veren Tanrının o canı geri alabileceğine de inanıyordu. Tanrının emri ile insanların canını alan da kim oluyordu ki? Onunla eski hanlığı, egemenliğinin kendisine verdiği pervasızlıkla, savaşmayı ve ona haddini bildirmeyi denemekten de kaçmıyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un tam bu noktada ortaya çıkan şizolarından biri, Tanrıya karşı çıkamayacağını bildiği için onun Azrail’ine karşı çıkması olayında görünüyor. Onun parçalanmışlığı, bölünmüşlüğü, yarılmışlığı bu noktada ortaya çıkıyor. Bu parçalanmışlıktan çıkabilmek için seçtiği yol,  öteden beri bildiği ve uyguladığı kılıcına ve kendi gücüne inanması ve gereğini yerine getirmesi gerektiğiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki bu kez karşısına başka bir inişli çıkışlı bir dünya çıkıyor. Saldırdığı Azrail güvercin oluveriyor. Güvercini Doğan’ı ile avlamak istiyor ya, o da olmuyor. Yani onun kullandığı hiçbir araç ve yol, karşılaştığı inişli çıkışlı dünyasını düzeltmeye yetmiyor. Bu kez Tanrıya yalvarıyor. Canına bir can bulması karşılığında bağışlanacağı söyleniyor. Bu haberi ise öldürmek istediği Azrail getiriyor. Doğal olarak tin dünyası karmakarışık oluyor ve babasına, anasına ve eşine giderek onlardan canına karşılık can istiyor. Fakat yeni bir parçalanma ve bölünme ile karşılaşıyor. Babası ve anası canlarını vermiyorlar. Son çare olarak eşine gidiyor ve eşi canını vermekten çekinmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi Dumrul yeni bir tin dünyası içindedir.</span><a title="" href="#_ftn17">[15]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O dünyada eşi ve çocukları ile uzun yıllar yaşayacağı bir ömür verilmiştir ona. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">6.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada aile ocağının hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemi ve değeri ortaya çıkarken, bencilliğin neyi yok ettiği de dikkatimizden kaçmıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eşin özverisi, baba ve ananın özverisi ile karşılaştırıldığında eş tarafı ağır basıyor. Ana ve baba eşin özverisi karşısında tutumlarından ötürü hiçbir sıkıntı duymuyorlar. Bunu, bir çözüm sunmamış olmalarından anlıyoruz.</span><a title="" href="#_ftn18">[16]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arapların Türklerle yaptıkları savaşların, Türk insanın tin dünyasındaki altüst olmaları getirdiğini görüyoruz bu öyküde.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türklerin bu altüst olan tin dünyalarında İslamiyet&#8217;i derinliğine ve genişliğine tanımadan, bu inanç alanına girdiklerini simgeliyor Dumrul’un serüveni. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onun karmakarışık tin dünyası İslam Coğrafyasında hala sürüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de de bu altüst olmuş tin dünyasını yaşıyoruz. Geniş “çokluklar” içinde,. Dumrul’un yaşadığı parçalanmışlık, bölünmüşlük, yarılmışlıklarla tanımlanabilecek karmaşa dünyası “çokluklarda” aynen yaşamını sürdürüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çokluklar”, hala düze çıkamıyor. Neo kapitalizmin tuzağında kıvranıp duruyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sanki  Dumrul’un şizoları…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çoklukların” da şizoları var.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Onlar, “çoklukların” tin dünyalarını sarmalamış ki…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sorma gitsin!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çokluklar” inançları, kimi doğru olmayan yorumlara dayanarak benimsediklerinden, aldatıldıklarının, yanıltıldıklarının ayrımında olamamışlardır. Tıpkı, Dumrul’un düze çıkınca onu bu düzlüğe çıkaran gücün derinliğini düşünmeden, araştırmadan  yeterince ilgilenmeden söylenenlerle  yetinmesi gibi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze’ün işaret ettiği ve kazandırdığı şizofreniyi yaşıyor “çokluklar.” </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yarılmalar, parçalanmalar, bölünmeler, tin dünyalarını altüst etmesine karşılık hiçbir şey yapamıyorlar/yapılamıyor! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu karmakarışık dünyanın yaratıcıları da bu dalgalarla boğuşan “çokluklardan”  çok mu farklı ki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hiç değil!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Savaş kapıda!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluk ve yoksulluk ortadan kaldırılmadıkça bu karmaşa sürecek!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu şizoların, <strong>savaş, yokluk, parçalanmışlık, kişiliksizlik, akla yaslanmamak, toplumsallığı bozmak, düşmanlık ve kin yanlarıyla değil, özel çıkarlarla ilgileniliyor.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul’un Azrail’e karşı çıkacak değin yüksek dozlu bir paranoyası var.</span><a title="" href="#_ftn19">[17]</a><span style="font-family: Arial;"> Bu paranoyanın yansımaları hem davranışlarında hem de sözlerinde vardır. Azrail ile konuşmalarında söyledikleri bir paranoyadan başka bir şeyin ürünü olamaz. Konuyu toplumsalla ilişkilendirdiğimizde kapitalizmle karşı karşıya geliyoruz. Derinlikleri altüst eden neo kapitalizm kirizması, toplumsal katmanlarda öyle yarılmalar ve parçalanmalar yaratıyor ki onların sözü edilen yöntemle ele alınıp değerlendirilmesi, bu durumun somutlanmasını sağlıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze,  içinde bulunduğumuz ve çok çok etkilendiğimiz bu neo’lu kapitalizmin insan için ve toplumlar için nelere mal olduğunu ortaya koymak ve çözümleri saptamak, uygulamak için felsefe kazanının içindeki çorbayı kocaman bir kepçe ile altüst etmeyi denemektedir şizoanalizle. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Neo’lu  kapitalizmin yok ediciliğinden kurtulmanın yolunda, koca koca dikenler ve koca koca taşlar var!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kapitalizm, sayısal pazar hesaplarıyla toplumun temelini oluşturan anlamın, inanç sistemlerinin yerini kolaylıkla alabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hele bir de neo soslu ise!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Para hesapları, çıkar hesapları, toplum olmanın anlamını yok ederken; inanç sistemlerinin de o hesapların hem birey hem de toplum için, olabildiği kadar çıkar elde etmek üzere istismar edilmesini getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Para, borç yaratmak ve ödeme yoluyla suçu teşvik ediyor; ayrıca suçun hafifletilmesini de sağlıyor. Çünkü ihtiyaçlar var. Onlar giderilmeden ayakta durulamıyor. Yaşamanın ilk koşulları bile sağlanamıyor. O zaman insanlar ve dolayısıyla toplum bu ihtiyaçları sağlamak üzere çabalara giriyor.  Bu çabaların kimisi ya da bir bölümü suç yaratıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gayrimeşruluk budur!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Paranın çok <strong>önde ve değerde olduğu</strong> zaman dilimleri, neo’lu kapitalizm yayıldıkça ve derinleştikçe çok yoğunlaşıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gerek ihtiyaçların sağlanması, gerekse onların bedellerinin ödenmesi sırasında çok çok suç oluşuyor. Öte yandan, kapitalizmin neo’lu olmasından ötürü kazanç ve çıkar sağlayanların suçlarının hafifletilmesi de gözlerin içine baka baka, pekala ve pek güzel sağlanabiliyor! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İşte tam bu dönemlerde, yoğun nevrozlarla karşılaşılıyor. Gerek bireylerde gerekse Toplumda, yarılmaların, çöküntülerin, parçalanma ve bölünmelerin, “bini bir para” bile  etmiyor!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu nevrozlar,  psikanalizi ister istemez gündeme getiriyor. Şizoanaliz bu noktada da yolumuzu aydınlatıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Doğru yolu bulmamıza hizmet ediyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.17</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><em><strong>[2]</strong></em></a><span style="font-family: Arial;"><em>  Gilles Deleuze</em><span style="font-size: x-small;">, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Kapitalizm ve Şizofreni I.,II.;</span></em></strong></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> S.Murat Tura</span><strong><span style="font-size: x-small;">, Şeyh ve Arzu, Metis y.</span></strong></span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4">[4]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> M.Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, Metis y.</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref5">[5]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> S.Murat Tura</span><strong><span style="font-size: x-small;">, Şeyh ve Arzu</span></strong><span style="font-size: x-small;"> adlı yapıtında bu öykü ile ilgili olarak şunları söylüyor;</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Dumrul’un İslamlaşması Azrail korkusuna dayandığı ölçüde vicdanı ketlenmiş, dolayısıyla dünyeviliği aşmayı başaramamıştır.”….”Deli Dumrul boyu, gerçekten de Türklerin İslamlaşmasını  temsil ediyorsa, bu sonucun, Türklerin İslamı  yaşayışları ile ilgili sonuçları olması gerekir.”  “….boyda Arapların, Azrail’i simgelemesi kuvvetle muhtemeldir. Kılıç zoruyla gelen bir din, doğası gereği dinin kendinde taşıdığı, vicdanı şeyleştiren öğeleri ne şekilde etkiler?” </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<ul>
<li><a title="" href="#_ftnref6"><strong><span style="color: #0000ff;">§</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong> </strong><strong><em> Bilme, tanıma. Tanrıyı tanımak. Devirlere  ,insanlara ve mekana göre değişmeyen ilim. Ezeli ve ebedi bilgi  .Mutlağa ait bilgi.(Yaşar Nuri Öztürk)</em></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref7">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">M.Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, s.154</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref8"><strong><em><strong>[7]</strong></em></strong></a><strong><em></em></strong><strong><em>Agy.,s.158</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8220;Ve tek tanrılı dinlerin sonuncusu olarak paganlığa karşı son derece uzlaşmasızdır. Nitekim, İslamiyet öncelikle Arap tanrıçalarını (Lat, Menat ve Uzza) ortadan kaldırır &#8230; onları içi boş, güçten yoksun kılınmış sözcüklere indirger&#8221; (Berktay 1996). </span></em></strong></p>
<p align="left"><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref9"><strong><em><strong>[8]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref10"><strong><em><strong>[9]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref11"><strong><em><strong>[10]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Deli Dumrul…,s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref12">[11]</a><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> İnt.ten alıntı</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizm kökenleri dünyanın kadim doğa dinlerine uzanan spirtüel bir yaşam tarzıdır. Temelde kökleri Avrupa’nın eski dinlerindedir. [Burada kasıt yakın doğuyu da içine alan kültür dairesinedir, ancak elbette ki aslen tüm bir coğrafyayı kapsar.] Ancak takipçilerinin bir kısmı diğer ülkelerin yerel inançlarına da büyük önem ve değer verirler. Her şeydeki kutsallığa dair bir inanç dünyanın heryerinde bulunabilir. Paganlar bunu mirasları ve kökenleri olarak görüp, bunların modern yaşama uyumlu olacak şekilde adapte edilmiş formlarıyla, öncüllerinin inanç ve değerlerini korurlar. Doğanın kutsallığını kutlar ve her şeyde var olan ilahiliğe -evrenin içinden akan ve hem görülebilen hem de görülemeyen</span></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">bilinemez tine– saygı duyarız.<br />
Paganlar ilahi [lahuti diye de geçer, burada lahuti ve latuhi denebilir de.çn] olanı, eril veya dişil olan kutsal bütünün parçaları olarak her yönüyle onurlandırırlar. Her erkek ve kadın bir pagan için güzel ve eşsiz bir varlıktır. Çocuklara da sevgi ve saygı duyulur ve kuvvetli bir toplum bilinci mevcuttur. Tabiatın vahşi hayvan ve kuşlara yuvalık eden açık alanları ve ormanlarına derin ve içten bir sevgi besleriz. Paganizm, bireysel ruhani deneyimin önemini vurgular ve paganlar sıklıkla bu deneyimi sevdikleri doğal dünya ile kurdukları ilişki aracılığı ile yaşarlar. İlahi olanla birleşmeyi kendimizi doğanın gelgitlerine uyumlayarak ve içsel benliğimizi keşfederek gerçekleştirmeyi amaçlar ve bu ikisinin birbirinde yansıtıldığını görürüz. İlahi olanla bir aracının yardımı ile dolaylı olarak değil de kendi deneyimimiz içinde yüz yüze karşılaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bazı yollarda rehber ve öğretmenler bulunsa da, bu kişiler kendi bilgelik ve deneyimlerini sorumlulukları altındaki kişilerin ilahi olanla ilgili kendi anlayış ve yorumlarını keşfetmeleri için sunan birer hızlandırıcı rolü üstlenirler. Ritüellerimiz doğal döngüler ile uyum içinde olmamıza yardımcı olurlar, bu nedenle sıklıkla mevsimlerin dönüm zamanlarında, ay ve güneşin safhalarında ve yaşamımızın dönüm noktalarında gerçekleştirilirler.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizmin geniş spektrumu içinde çok çeşitli gelenekler bulunmaktadır. Bu bizim manevi deneyimlerimizin kapsamını yansıtır. Çünkü herkesin eşsiz olduğuna ve dolayısıyla herkesin manevi deneyiminin aynı biçimde eşsiz olması gerektiğine inanırız. Bazı paganlar isimleri Avrupa folkloru ve mitolojisinden de tanıdık olabilen çok sayıda tanrı ve tanrıçaların izinden giderken, diğerleri cinsiyeti belirgin olmayabilen [metaforik düzlemde.çn.] tek bir yaşam gücüne odaklanırlar ve yine başkaları kendilerini kozmik bir çifte adarlar – Tanrıça ve Tanrı veya Hanım ve Efendi Çeşitliliğimizi kutlarız çünkü herkesin kendi maneviyatını kendi özünün içsel sesi uyarınca bulması gerektiğine inanırız. Bu nedenle bu içtenlikte olan tüm inançlara saygı duyar, misyonerliğe karşı çıkar ve insanları kendi inançlarımıza döndürmeye çalışmayız. Diğer inançlar ve genel olarak toplumdan tek beklentimiz toleranstır.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Çevreyle ilgili kaygıların arttığı ve ekolojik farkındalığın yaygınlaştığı günümüzde paganlar sıklıkla yeşil farkındalık hareketinin  ekolojik duyarlılığı tanımlayan bir kavramdır.] ön saflarındadırlar. Her gelenekten paganlar; insan, hayvan, bitki veya taş yaşayan her şeyin varlığına saygı duyar. İster düşünce, ister eylem yoluyla olsun, neden sonuç ilişkilerinin dünyanın canlıları üzerindeki etkilerinin her zaman farkındayız. Özgür düşünce, yaratıcı imgelem ve insanların pratik yaratıcı zekasını destekleriz, çünkü yaşamımızın doğal dünyanın ritmleriyle uyum içinde sürmesinde, bunların temel bir rol üstlendiklerine inanıyoruz.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizm dogmatik değildir ancak belirli pagan inançları vardır ki değişmez, ilahi uyumun, tanrıça suretinde olduğuna inanmak gibi. Sadece Odin ve Mithra’ya bağlı eski Nordik inançlarında tanrı (male god) kavramı vücut bulmuştur ancak oradaki pagan inanışlarda dahi tanrıça inancı mevcuttur. Bazı paganlar tanrı ve tanrıçaların tıpkı bir insan topluluğu gibi bireylerden oluştuğunu savunurlar, İsis ve Osiris’in takipçileri ve doğu paganları ise çoğunlukla tüm tanrı ve tanrıçaların tek bir tanrı ve tanrıçanın suretleri olduğuna inanırlar ki Anadolu’da da bu inanış yaygındı. kesin olan şudur ki içinde tanrıça kavramını barındırmayan bir inanışı pagan diye niteleyemeyiz. zaten örgütlü tek tanrılı dinlerin en eski zamanlardan beri burada sayamayacağımız kadar çok örneğiyle kadını kötülemesi bu açıdan da çok ilginçtir. ayrıca pagan inanışları tüm dünyayı kaplayan tek bir yol değil insanların yaşadıkları yerler ve tarihlerinin ve atalarının getirdikleriyle değişkenlik gösteren ruh birliğidir. Paganizmde mesih inancı yoktur, her şeyin düz bir çizgi gibi, hayatın diğer yaşam için bir sınav olduğunu savunan tek tanrılı inanca karşılık paganizm, fiziksel ölümden sonra yaşamaya ve yeniden doğmaya devam eden ruh ile tam bir daire şeklinde, her şeyin birbirini tamamladığı sonsuz bir döngüye sahip düşünce biçimini tanır. </span></em></strong><em><br />
<span style="font-family: Arial;"> <strong>Her pagan için ortak olan şudur ki, toprak ana, gaia, yaşamın ve var olmamızın sebebidir ve ona aitiz Paganizm doğayı temel alır ve doğaldır. Yeryüzünün ve kişinin gelişimi, değişimi ve dengesi hayati derecede önemlidir.</strong></span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref13"><strong><em><strong>[12]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial;"> Agy.,s,159</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em>*</em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;"> İnt.ten alıntı.</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><strong>[13]</strong></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">  Agy.,s.160</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Göçebe-Çoban toplumlarda… hayatın ilk ve tek kaynağı doğadır. İklimiyle, coğrafyasıyla ve hayvanlarıyla ve bitki örtüsü ile. Ne ki bu doğa oynaktır, belirsizdir. İnsanın iradesine kalmaksızın bazen bereket getirir, bazen afet saçar…</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Hayatın biricik kaynağı olan doğa olaylarındaki bu öngörülemezliktir ki, onu insan gözünde bilinmez kılar. Bu bakımdan bütün göçebe toplumlarda doğa bilinmeyen alanına girer. Yani, acunsal ve duygusal olayları kapsayan doğa, bilinmeyene indirgenebilir ama onun kendisi indirgenmezdir. Çünkü bu gibi toplumlarda bunu dağıtıp acunsalı sağlayacak tek erk sadece bilinmeyenin iyeliğindedir.(Divitçioğlu,1987)</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><strong>[14]</strong></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.160</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Babacıl dünya görüşü, göçebe düzenden yerleşik düzene geçmenin de bir ön şartıydı. Bilinç doğadan farklılaşıyor, onu kendinden ayrı bir nesne niteliğiyle görmeye başlıyordu. Toprak ananın yalnız verdiklerinin kabulü söz konusu olmayacaktı; ekilip biçilecek, neyin, ne kadar vereceği, eril öğenin döllenmesine bağlanacaktı.</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref17">[15]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.233</span></p>
<p align="left">
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8220;Eski Yunan&#8217;da, genç kızlar evlendirilirken babalarının ya da vasilerinin geleneklere uygun olarak söylemek zorunda oldukları sözler, &#8216;tohum ve toprak&#8217; metaforunun yalnızca İslam&#8217;a, Doğu&#8217;ya özgü olmayıp bütün ataerkil toplumlarda geçerli bir anlayış olduğunu ortaya koymaktadır: &#8216;Bu kadını sana veri-yorum ki, onun tarlasını sürüp meşru çocuklar edinesin&#8217;&#8230; &#8216;tohum ve toprak&#8217; benzetmesi, ilk bakışta masum bir benzetme olsa bile, çok güçlü ataerkil anlamlarla yüklüdür. Birliktelikleri son derece doğal gibi görünen bu iki öğe, kategorik olarak birbirlerinden farklıdırlar, hiyerarşik bir düzen içinde farklı değerlere sahiptirler. Erkeğin canlı öğeye, tohuma sahip olduğu varsayılarak onun yaratıcı yaşam kıvılcımını sağladığı düşünülürken, kadının -tıpkı toprak gibi- bu yaşayan özü besleme işlevini yerine getiren cansız maddeyi sağladığına inanılır&#8221; (Berktay 1996). , </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p align="left">/</p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref19">[17]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Paolo Virno. </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Çokluğun Grameri</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, Otonom y.</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…çokluk, politik düşüncenin merkezi bir kategorisidir.(s.53) “; “…çokluğun yüzergezer bir kategori olduğunu söyleyelim. s.57”; “Çokluğun arkasındaki birlik genel zeka ile, türlere mahsus dilbilimsel-bilişsel becerilerle, zihnin ortak yerleriyle oluşturulur. O, açık bir şekilde devletinkine benzemeyen bir birlik/evrensellikle ilgilidir. S.47”.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiir Felsefesi Değil, Şiirn Felsefesi</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/477/siir-felsefesi-degil-siirn-felsefesi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/477/siir-felsefesi-degil-siirn-felsefesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[kant ve şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[şiirin felsefesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[Şiirin Felsefesi… Bu tanımlamayı, şiir denilen anlatım biçiminin neliğini ve nasıllığınıı somutlaştırmak için kullanıyorum.   Şiirin neye dayandığı bilinmiyorsa,  öteden beri kullanılan bir yazılı anlatım biçimi olarak benimsenmiş olmasıyla yetiniliyorsa şiir için, bir talihsizlik olur diye düşünüyorum. ŞİİR İÇİN ÇIKARSAMALAR ana başlığı ile yayımlanmış yazılarımda konuya ilişkin görüşlerimi açıklığa kavuşturmaya çalışmıştım.   Kant, Prolegomena’sında[1] yargıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: Arial;">Şiirin Felsefesi…</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tanımlamayı, şiir denilen anlatım biçiminin neliğini ve nasıllığınıı somutlaştırmak için kullanıyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin neye dayandığı bilinmiyorsa,  öteden beri kullanılan bir yazılı anlatım biçimi</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">olarak benimsenmiş olmasıyla yetiniliyorsa şiir için, bir talihsizlik olur diye düşünüyorum. <strong><em>ŞİİR İÇİN ÇIKARSAMALAR </em></strong>ana başlığı ile yayımlanmış yazılarımda konuya ilişkin görüşlerimi açıklığa kavuşturmaya çalışmıştım.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kant, <strong>Prolegomena</strong>’sında</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"> yargıları açıklarken kimi örnekler verir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Matematik yargılara ilişkin kimi örnekler…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu örneklerle <strong>analitik ve sentetik</strong> yargıları somutlaştırmaya çalışır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Analitik yargılar</strong>, açıklayıcı yargılardır. Maddenin neliğini ve nasıl oluştuğunu, niteliklerini araştırır ve ortaya koyar. Bu yargı deneylere de dayandırılır. Analitik yargı bilimsel bir yargıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Sentetik yargılar</strong> ise, deneye, gözleme falan yaslanmaz, esnek yargılardır. Bu yargılardan beklenen, anlamı genişletme,  boyutlandırmaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Analitik bilgi, bilimsel bir bilgi olup, yaşamın değiştirilip dönüştürülmesine yarar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sentetik bilgi ise, analitik yapılanması açıklanmış olan bu bilgiye yeni, başka, genişletici ve derinleştirici boyutlar kazandırılmak için kullanılır.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kant, adı geçen yapıtında (7+5= 12) örneğinden yürüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Matematik yargı olarak bu (7) ve (5) birimlerini üst üste koyduğumuz zaman ortaya (12) gibi bir birim çıkıyor. (7) ve (5) birimleri her zaman ve uzamda, böyle bir ilişki içinde, aynı sonucu veriyor. Yadsınamayacak bir gerçekliktir bu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(7 ve 5) çokluklarını doğadaki hangi madde olarak düşünürseniz düşünün,  aynı yere ulaşıyorsunuz. Dolayısıyla bu matematiksel bilgi, bilimsel bir bilgi olarak ortaya çıkmış oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi, aynı çoklukların arasına bu kez (- ) işaretini koyduğumuzda işlem, çok ayrı bir sonuca ulaşıyor; ortaya (2) gibi bir çokluk çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu işlem de doğadaki hangi maddeye uygulanırsa uygulansın aynı sonucu vermektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu iki çokluğun arasına bu kez (</span><strong>´</strong><span style="font-family: Arial;"> ) koyduğumuzda (35) gibi bir sonuç elde ediyoruz. Bu sonuç da söz konusu iki çokluğa bağlı olarak ortaya çıkıyor ve her uzam ve zaman içinde bu ilişki,  aynı sonuca ulaştırıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu iki çokluğun arasına (</span>:<span style="font-family: Arial;">) işareti konulduğunda da apayrı bir sonuç ile karşılaşılıyor. O sonuç da her zaman ve uzamda değişmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada dikkatimizi çeken nokta, (7 ve 5) çokluklarının arasına konan <strong>(</strong></span><strong>+</strong><strong><span style="font-family: Arial;">, </span></strong><strong>-</strong><strong><span style="font-family: Arial;">,  </span></strong><strong>:</strong><strong><span style="font-family: Arial;">, </span></strong><strong>´</strong><span style="font-family: Arial;"><strong> ) </strong> <strong> </strong>işaretlerin bu iki çokluk üzerinde oluşturdukları birbirine hiç benzemeyen sonuçlar oluyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Söz konusu işaretleri <strong>biçim</strong> olarak tanımlayabiliriz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belki de bu işaretlerin o çokluklara yeni biçimler verdiğini söylemek, daha doğru olacak…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu işaretlerle çokluklar,<strong><em> nitelik ve nicelik değişikliğine</em></strong> uğruyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kant’ın bu örnekle ortaya koyduğu gerçekliği dile uygulamaya çalıştığımız alan, şiirdir. Çünkü şiirde sözcükler, tıpkı yukarıda açıklanan çokluklar arasındaki kimi ilişkilerle oluşan biçimsel değişiklikler, sözcük dizgesinde de aynı sonucu vermektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sözü edilen bu değişimlerin bilgi bilim açısından durumlarına da bakmalıyız. Çoklukların, birlikte ortaya çıkardıkları yeni çokluklar ya da çoklukların teklikler halinde bir araya gelmeleri sonucunda, ortaya çıkan çoklukların bir anlamı ve bu anlamın bir bilgisi vardır. O bilgi, ontolojik yapı ile birlikte oluşan bir bilgidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tekliklerin birleştirilmesi ya da tekliklerle çoklukların bir araya getirilmesi ile ortaya çıkacak olan sonuçların anlamlı sonuçlar olduğu bilgisi bile bir epistemeye yaslanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Demek oluyor ki epistemeyi görmezden gelemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anlam, hem epistemik hem de ontolojik taban üzerine oturarak ancak, bir yargı haline geliyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dil Felsefesi bu işlerin nasıllığını ve neliğini ayrıntı ile incelemektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, bu çoklukları öğelerine ayırarak o öğeleri ayrı ayrı aynı biçimsel değişikliğe uğrattığımızda, ortaya yeni çokluklar çıkacaktır. Örneğin (5) çokluğunu  ayrı ayrı beş teklik halinde sıralayıp  (7) çokluğu ile birlikte her (<strong>(</strong></span><strong>+</strong><strong><span style="font-family: Arial;">, </span></strong><strong>-</strong><strong><span style="font-family: Arial;">,  </span></strong><strong>:</strong><strong><span style="font-family: Arial;">, </span></strong><strong>´</strong><span style="font-family: Arial;"><strong> ) </strong> <strong> </strong>işaretini sıra ile kullandığımızda (8, 9, 10, 11, 12) gibi yeni yeni  çoklukların elde edildiğini görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durum sözcük dizgelerine uygulandığında,  aynı sonuca ulaşıldığını, şiir dizeleri ya da şiirlerin tümü göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Siyah</span>+<span style="font-family: Arial;">yeşil = kahverengi; siyah+ kırmızı= mor oluyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Renklerin bu karışımı, Kant’ın matematik yargıyı açıklarken ortaya koyduğu gerçekliği doğruluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir de (KIRMIZI+ELMA) gibi tamlamalar var. Bu tamlamada  (kırmızı) sıfatı  (elma) adıyla birlikte, bir yeni oluşum yaratıyor. Bu oluşumda (elma), ontolojik yönden ele alındığında, onun varlık olmasından ötürü (şeker, vitamin, su, selüloz,  ve öteki kimyasallar) ortaya çıkıyor. Bu kimyasalların tümü (kırmızı) gibi bir sıfatla birleştirildiğinde, duyu organlarıyla algılanabilecek bir varlık oluşuyor. O varlık, bir analitik yargı olarak karşımızdadır. O analitik yargıyı, öğelerinden herhangi biri ile birlikte kulandığımızda bir sentetik yargı oluşturabiliyoruz. Ya da analitik yargının ortaya koyduğu özellikler toplamını öne alarak, yeni bir sentetik yargı yaratmak olasılığı doğuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu aşamada, sentetik yargıların yönlendiriciliği daha çok öne çıkabiliyor. Tıpkı (7 ve 5) çoklukları arasına giren işaretlerin yarattığı, yeni çokluklara benzeyen, giz dolu anlam alanlarını önümüze seriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir,  bu değil mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O zaman, şiiri kuran sözcüklerin, önce analitik yapılarının derinliklerine ulaşmak, onları kavramak ve daha sonra da bileşimleri üzerinde çalışmak ve bir metin çıkarmak zor ve sıkıntılı, ne ki çok da keyif veren bir uğraş olarak önümüzde duruyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bana öyle geliyor ki <strong>şiirin felsefesi,</strong> bu sayıların birbirleriyle olan ilişkilerindeki gizi keşfederek o gizi, sözcüklere uygulamaktan geçiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tabii dile egemen olmak ve doğru tanımlamalar yapmak koşuluyla.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> I.Kant</span><strong><em><span style="font-size: x-small;">, </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Prolegomena</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, TFK yayını, 3.Baskı,İst. 2002</span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhsin ŞENER</strong></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><strong><em>muhsinsener@gmail.com</em></strong></a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/477/siir-felsefesi-degil-siirn-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuyucaklı Yusuf için Yeni Yaklaşımlar</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/475/kuyucakli-yusuf-icin-yeni-yaklasimlar/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/475/kuyucakli-yusuf-icin-yeni-yaklasimlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyucaklı Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin, üstünde çok yazı yazılmış bir romanı. Yazarının “büyük romanı” olarak adlandırılıyor. Öte yandan “Türk edebiyatının en romantik, en lirik romanı” olarak da adlandırılıyor. Ayrıca roman, 20.yy.ın başında (1903) oluşan bir olayla başlıyor;  Birinci dünya ve Balkan savaşlarının sürdüğü bir zaman dilimini kapsıyor. Yani bu zaman dilimi, yapıtın yüzyılı aşkın bir süreyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kuyucaklı Yusuf</strong>, Sabahattin Ali’nin, üstünde çok yazı yazılmış bir romanı. Yazarının “büyük romanı” olarak adlandırılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan “Türk edebiyatının en romantik, en lirik romanı” olarak da adlandırılıyor. Ayrıca roman, 20.yy.ın başında (1903) oluşan bir olayla başlıyor;  Birinci dünya ve Balkan savaşlarının sürdüğü bir zaman dilimini kapsıyor. Yani bu zaman dilimi, yapıtın yüzyılı aşkın bir süreyi yaşadığını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bildiğim ve saptayabildiğim kadarıyla yapıt 69 kez baskı yapmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sabahattin Ali’nin  yaşam öyküsünde şunlar var:</span><br />
<strong><em><span style="font-family: Arial;">“25 Şubat 1907 tarihinde Gümülcine / İğridere&#8217;de doğdu. İlköğrenimini Üsküdar, Çanakkale ve Edremit&#8217;te yaptı (1921). Balıkesir Muallim Mektebi&#8217;ni bitirdi (1927). Aynı yıl Yozgat Cumhuriyet İlkolulu&#8217;na öğretmen oldu. Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla 1928&#8242;de Almanya&#8217;ya gitti. 1930 yılı mart ayında yurda döndü. Aydın ve Konya&#8217;da öğretmenlik yaptı. Resimli Ay dergisinde öykülerini yayımlamaya başladı</p>
<p>Atatürk&#8217;e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı (1932). Bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop hapishanelerinde yattı. 1933 yılında memuriyet kaydı silindi. Cumhuriyet&#8217;in onuncu yıl dönümünde çıkarılan afla hapisten çıktı (29 Ekim 1933). Yeniden memur olabilmesi için bağlılığını ispatlaması istendi. Bu amaçla 15 Ocak 1934 tarihli Varlık dergisinde (13. Sayı) &#8220;Benim Aşkım&#8221; başlıklı, Atatürk&#8217;e övgü şiiri yayınladı. Karşılığında MEB Talim Terbiye Dairesi Mümeyyizliği&#8217;ne atandı (30 Eylül 1934). 1937&#8242;deki askerliğini takiben, önce Ankara Musiki Muallim Mektebi Türkçe öğretmenliğine, ardından çevirmen, öğretmen ve dramaturg olarak çalışacağı Devlet Konservatuarı&#8217;na atandı (1938).</p>
<p>1945&#8242;de Yeni Dünya gazetesinin, 1946&#8242;da Marko Paşa&#8217;nın neşrine katıldı. Marko Paşa&#8217;daki yazıları yüzünden çeşitli kovuşturmalara uğradı. Bunlardan birinden yedi ay hüküm giydi. 1948&#8242;de Zincirli Hürriyet&#8217;teki bir yazısından dolayı yine hakkında kovuşturma açıldı. Nakliyeciliğe başladı. 1 Nisan 1948 tarihinde yurt dışına kaçma girişimi sırasında öldürüldü. Cesedi öldürülüşünden iki buçuk ay sonra (16 Haziran 1948) bulundu.” </span><a title="" href="file:///E:/Document_Box/Dropbox/Multinet/Documents/baba_docs/baba_site_guncelleme/y/KUYUCAKLI%20YUSUF.docx#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sabahattin Ali’nin ailesi Balkan göçmenidir. İstanbul, Çanakkale ve Edremit’te ilköğretimini tamamlıyor. Çocukluğunun  12-13-14 yaşlarında Edremit’tedirler. O yaşlardan beri Edremit çevresini tanıyor ve biliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Roman, Aydın’ın Kuyucak ilçesinin bir köyünde, 1903 yılında çıkan bir yangında babası ve annesi ölmüş olan Yusuf’u yangın nedeniyle köye gelen İlçe Kaymakamı Salahattin Bey’in evlatlık olarak almasıyla başlıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yayımlandığı 1937’ye dek Türkiye’de geçen olayların anımsanmasıyla ortaya çıkan tarihsel ve sosoyolojik tablo ilginç bir manzarayı ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1903’ten 1937’ye değin ilk dikkat çeken tarih 1908 oluyor.  İkinci Meşrutiyet olayıdır bu. Türk halkının,  kanun egemenliğini ve demokrasinin önemli kurumlarından olan,  1856’dan beri tanıya geldiği <strong>Meclis </strong>kavramını bildiği ve kenarından köşesinden,  demokrasiyi yaşamaya başladığı bir zaman dilimini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ardından, 1911 tarihi çok dikkat çekiyor: Çanakkale savaşlarını yaşıyor Türk halkı. Öyle bir savaş ki, okumuş yazmışlarının, yükseköğrenim görmüşlerinin hemen tümünü yitirdiği ne ki düşmanları kovduğu bir yaman savaştır o.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1914, Balkan savaşının başlama tarihidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Halkımız iki ateş arasında yaşamaktadır. Her iki taraf ta ölüm-kalım durumundan başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1917, Rusya’da halk ihtilali oluyor ve  Sosyalist bir yönetim kuruluyor. <strong>O bir büyük dalga olarak</strong> tüm dünyayı sarsmaya başlıyor. Çünkü emekten yana olanların otoriteyi eline alması anlamına geliyor bu durum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1918’de  Mondros  Mütarekesi (Silah Bırakışması) imzalanıyor. Türkiye’yi parçalamak isteyenlerin yüzüne çarpılan ilk uluslararası belgedir diyelim mi?. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türk halkı ne yapacağını, nasıl davranacağını kimin yanında yer alacağını karar veremiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir baş gerekiyor! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1919, Atatürk’ün Anadolu’ya ayak bastığı tarihtir. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başlatılıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Önde, Mustafa Kemal vardır ve arkasında da bir avuç vatanperver subay ve çaresiz bir halk…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu çaresizlik, romanın olayları içinde her noktada duyumsanıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Romanın yarattığı atmosferden, bu çalkalanmaların geçtiği yıllarda yaşandığı anlaşılıyor. Yusuf’un bir at arabası alarak taşımacılık yapmayı düşünmesine engel oluşturuyor bu olaylar. Ona,” Hükumet arabana ve atlarına el koyabilir!” deniyor, demek ki seferberlik hali vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazarımız 1927 yılında, Balıkesir öğretmen okulunu bitiriyor. O yıl Yozgat’ta öğretmenliği vardır. Ertesi yıl Avrupa’ya eğitime yollanıyor. Henüz 21 yaşındadır ve yeni öğretmen olmuştur. Ne ki seçili olarak Almanya’ya gönderilmektedir. Seçkin biri olduğu anlaşılıyor, yarınlar vadediyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İki yıl sonra 1930’da yurda döner. Yazı yaşamını sürdürmektedir.Bir yandan da öğretmenlik yapmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1932 yılında Atatürk’e hakaret suçuyla tutuklanıyor. Bu tutukluluk dönemi içinde Sinop Hapishanesindeyken yazdığı söylenen şu şarkı  hala dillerdedir:</span></p>
<pre></pre>
<pre><strong><em>Başın öne eğilmesin</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Ağladığın duyulmasın,</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em> </em></strong></pre>
<pre><strong><em>Dışarda deli dalgalar</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Gelip duvarları yalar;</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Seni bu sesler oyalar,</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em> </em></strong></pre>
<pre><strong><em>Görmesen bile denizi,</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Yukarıya çevir gözü:</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Deniz gibidir gökyüzü;</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em> </em></strong></pre>
<pre><strong><em>Dertlerin kalkınca şaha</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Bir küfür yolla Allaha</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Görecek günler var daha;</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em> </em></strong></pre>
<pre><strong><em>Kurşun ata ata biter</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Yollar gide gide biter;</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Ceza yata yata biter;</em></strong></pre>
<pre><strong><em>Aldırma gönül, aldırma</em></strong></pre>
<pre><strong><em> </em></strong></pre>
<pre><strong><em>                                                                            </em></strong><strong><em>***</em></strong></pre>
<pre>Her yaz, temiz havasından yararlandığımız, çocuklarımızın ve torunlarımızın da denizinden faydalandığı Ayvalık- Altınova’da oluyoruz. Edremit 40-50 dakika sürüyor.  Kuyucaklı Yusuf romanının geçtiği yerdir Edremit.  Şimdi nüfusu yüz bini aşıyor ve her yıl hızlı bir biçimde büyüyor. Ülkemizin her yanında olduğu gibi burada da çirkin görünüşlü yüksek yüksek binalar her yanda. Yusuf’un dolaştığı o bağlar her gün yok oluyor ve yerlerine taş yığınları gelip oturuyor.</pre>
<pre></pre>
<pre>Bu yıl, Edremit- Altınoluk’ta oturmakta olan sınıf arkadaşım ve kardeşim Hayati’yi ziyarete gittim. Bizi çok güzel karşıladı ve ağırladı. Okul arkadaşlarımızdan rahmetli öğretmenimiz Kazım Bey’in kızı Aysel ile eşi Temel Bey; eşimin okul  arkadaşlarından  Ayten Hanım ve eşi Cemal  Beyle birlikteydik. Söyleşimizin önemli bir bölümünü  Kuyucaklı’nın yaşadığı Edremit günleri oluşturdu. Romanda geçen  birçok yer adı hala kullanılıyordu anlaşılan.  Gürül gürül aktığı anlatılan çay ne ki kurumuş bu gün. Salt yatağı duruyor.  Zeytinlikler yine kentin Çanakkale yönünde gidilirken sağ yandaki tepelere doğru tırmanmış görünüyor. Romanda anlatılan Edremit  Ovasında  artık  yazlık Villalar safa sürüyor. O canım ova ve o canım deniz yine var. Yine insanalar denize giriyorlar ve yanmaya çalışıyorlar. Ne ki paranın şıkır şıkır sesi hem ovadan hem de denizden ses veriyor!</pre>
<pre></pre>
<pre>Muazzez’i kaçıran Yusuf’un yaylı ile Burhaniye’ye doğru karanlıkta geçtiği yerler, hep villa…</pre>
<pre>Çaylar kurumuş.</pre>
<pre>Kurutulmuş!</pre>
<pre>Su, artık o çaylardan değil artezyenlerden elde ediliyor.</pre>
<pre>Dağ taş <strong>yazlık </strong>denilen evlerle dolmuş ve taşıyor.</pre>
<pre>Havran tarafında zeytinlikler, yine çok.</pre>
<pre>Yol, artık geniş ve rahatlamış durumda.</pre>
<pre>Eski Havran’ın da eski Edremit’in de yerlerinde yeller esiyor…</pre>
<pre></pre>
<pre>Ayvalık, artık Sabahattin Ali’nin Yusuf’un ağzıyla anlattığı Rum kenti değil artık.  O kadar değil ki, adalar kenti de denebilecek olan Ayvalık’ta şarap üretmek üzere yetiştirilmiş bağlardan eser yok!</pre>
<pre>Evet,  bomboş o adalar.</pre>
<pre>Yılanların, böceklerin yurdu olmuşlar…</pre>
<pre>Kent, tabii yerleşiminden gelen değerini sürdürüyor.</pre>
<pre>Taş yığını binalarla dolup taşıyor Ayvalık!</pre>
<pre>Ta Altınova’ya dek…</pre>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuyucaklı  Yusuf’un  tinine yerleşmiş olan bir şey var. Bu, her satırda sarsıcı biçimde  duyumsanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sabahattin Ali, yoksulluğu, yoksunluğu her an kaleminin ucunda tutuyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hem onları açıkça anlatıyor hem de  acısını satırların altına yatırıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birkaç örnek üzerinde duralım : </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Yusuf onların biraz yorulduğunu görür görmez derhal işi bıraktırırdı. Bu zavallıların halini mukadder telakki etmekle beraber onlara çok acıyordu” (sayfa 32)  </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yusuf ‘un bu tutumu tarlada çalışan işçilerin, içinde yaşadıkları durumu anladığını bu satırlar anlatıyor. Köylü demek, yoksul insan demektir; köylü demek yoksun insan demektir. Yazarımız Yusuf’un ağzından yoksul ve yoksunları anladığını ortaya koymuştur. Öte yandan, bu kısa alıntıdan emeğe verilen değeri de görüyoruz. Demek ki tarla işçisinin, hala da olduğu gibi, önemi anlaşılamamıştır.  Gerçi, şimdilerde yani romandaki olayın üzerinden yüzyılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına karşın ve hem toprak emeğinin hem de sanayi emeğinin arasında herhangi bir farklılık olmadığı  yaşanarak görülüyor artık.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Romanda  toplumsal yapılanmanın, yaşayış biçiminin,  yaşam anlayış ve kavrayışının kabak gibi ortaya konduğunun altını kalınca çizelim .</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">“…. evde kapalı kalan ehli bir hayvan halinde fakat çok daha <strong>maksatsız</strong> büyüyen kızların hepsinde olduğu gibi (Muazzez), onda da vücudunu ve <strong>kafasını</strong> hiçbir şeyle meşgul etmeden hiçbir şey <strong>düşünmeden</strong> ve hiçbir şey yapmadan saatlerce ,günlerce, belki aylarca, senelerce <strong>beklemek</strong> kabiliyeti vardı ve içini yakan düşüncelerden bitap bir hale gelince , bu mutlak <strong>hiçliğin</strong> kucağına atılıyordu .” (s.92)</span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada dokunulan yaşam biçimi Kant‘ın “Aydınlanma Nedir?” makalesinde dokunduğu, usunu ve düşüncesini kullanabilen ve ona göre davranabilen insanlar yetiştirmek gerektiğini belirttiği görüşün tam karşıtı bir yapı ile karşılaşıyoruz. Amaçsız, aklını kullanamayan, doğru dürüst düşünemeyen ve giderek bir tür yokluğun, hiçliğin içine düşen insandır bu anlatılan…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aradan yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine karşın Türkiye’nin bu durumda olan çok sayıda insanı bulunduğunu söyleyelim. İnsani Değerler açısından yapılan Türkiye deki araştırmalara göre <strong><em>halkımızın seçimle propoganda ile siyaset ile uğraşmayan bir güçlü lidere gereksinim duyanların oranının yüzde atmış ve üstünde olduğu </em></strong>tv. ekranlarında söylenir oldu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukarıda, kalın puntolu sözcüklerle anlatılan insan, galiba o insandır. Onun bireyliğinden söz etmenin olanağı var mı? Birey olmayan insanların özgürlük, eşitlik, laiklik…gibi kavramları anlama ve onları koruma olasılığından söz edilebilir mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Bunlar şehirdeki nüfuzlarının bir kısmını da kendileri gibi iflas etmeyip akıllı davranarak mevkilerini sağlamlaştırmış akrabalarına borçluydular. Kimisi belediye reisi kimisi fabrikatör olan bu adamlar, bu kopuk akrabaları ile pek yakından temasa gelmek istemezlerse de evdeki kadınların tesiri ile birçok ehemmiyetli vak’alarda  onları müdafaaya mecbur olurlardı. Çünkü ya karıları böyle bir serserinin kardeşi yahut  ta  kardeşleri böyle bir serserinin karısıydı; aile düşünceleri, akrabalık rabıtaları bizzat kadınlar arasında şiddetle gözetilen meselelerdi.” (s.40).</span></em></strong></p>
<p align="center">
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Bir </span><strong>mütegallibe</strong><span style="font-size: small;"> kavramı var. Bu kavram</span></span>, <span style="font-family: Arial;"><strong><em><span style="font-size: small;">“zorba, herkese üstünlük taslayan kişi, maddî güçle çevresindekileri zorla susturan kimse”</span></em></strong> anlamına geliyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukarıdaki alıntıda tanımı yapılan aileler, gruplar bunlardır işte. Kurtuluş savaşı yıllarında bu <strong>“mütegallibe”</strong> kavramı çok kullanılmıştır. O yokluk ve yoksulluk, yoksunluk yıllarında böyle insanlar vardı ve bugün çoğaldıkça çoğaldılar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Romanda, Edremit’in bu zengin ve soylu(!) görünen aileleridir bunlar. Bunların  Yusuf’un  karısı  Muazzez’le olan kepazeliklerini romanda ayrıntılarıyla okuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Toplumsal yapımızın Ayvalık’taki Rumları küçük gören yukarıdan bakışı, bunların ne denli kepazeliklerin içinde yuvarlandıklarına açık örnekler olarak önümüze konuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu yapılanma, aradan yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine karşın hala değişmiş ve dönüşmüş değildir. Zenginleştikçe bu tabakanın insanları arasına giren ve her gün sayıları artan gecekonduda oturan, kapısında duran son model  mersedese  binen, her türlü olanaklara da ulaşmış ne ki beyni ile yüreği arasındaki bağı bir türlü oluşturamamış insanların sayılarının gittikçe azaldığını, ne yazık ki acı acı duyumsuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yaşamın eğlenceli yanına ilişkin şu alıntıya da bakalım:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“(Muazzez ‘in)….altın işlemeli iri dalları, çıraların ışığında parlayan kalın kadife elbiseye rağmen, vücudunun henüz çocukluktan çıkmayan nahifliği belliydi.”   </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> “…başından sarkan tüllerin altında ince ince, beline kadar uzanan saçları sallanıyor, yarı kapalı gözleri hep yerdeydi. Oyluklarını saran enli gümüş kemer, kalçalarının hafif ve ahenkli hareketlerini meydana vuruyor ve bu sırada ışık oyunları yapıyordu.  Bütün raks, gelinin vücudunun muhtelif yerlerini belli belirsiz fakat görülmemiş bir ahenkle ve birbirinin içinde kaybolarak hareket ettirmesinden ibaretti .” (s.93)</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Muazzez’in ki henüz on dört yaşındadır, çocuklukla gençlik arasındaki geçiş döneminde gelin olma macerasının anlatıldığı bu bölümde, onun komik ne ki gösterişli hali ve o halin onun çocukluğu ile olan zıtlığı dikkat çekiyor. Üstelik Muazzez, Kaymakam Salahattin Beyin kızıdır. Yazar neden bu çocuğun gelinlik halini böyle gösterişli bir biçimde anlatıyor dersiniz? Çünkü hem on dört yaşında bir çocuğun evlendirilmesinin hem de o gösterişli halin onu tedirgin ettiği anlaşılıyor. O tedirginlik,  yığma bir biçemle anlatıldığında, ereğe ulaşılmış oluyor. Bu anlatımda çocuğun, oyluklarından, vücudunun çeşitli yerlerinin uyumlu hareketlerinden söz edilmesi toplumsal bir anlayışa da işaret ediyor sanıyorum. 19 Mayısları çok gösterişli bir biçimde kutladığımız yakın yıllarda, okullu kızlarımızın uzun pantolonlarla, giysilerle spor alanlarına çıkmalarını isteyen günümüz insanıyla yüz yılı aşkın bir süre önceki bu insanlar arasında bir fark var mı ki? Bir gelişim, bir değişim olmuş mu ki? Sabahattin Ali’nin bu romanının  (69)  kez baskı yapmasının şifresi galiba buralarda gizleniyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Muazzez’in bu düğününde bir başka köşeye bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Şakir etrafındakileri iterek ortaya atıldı …… İpekli Halep işi kuşağı çözülmüş, yerde sürünüyor ve ayağına dolaşıyordu. Zorla ayakta duruyor ve olduğu yerde dönüyordu ….. gözlerini açamıyor ve etrafa göz kapaklarının arasındaki bir çizgiden bakıyordu …..  Ali’nin önünde olduğunu hissetti. Yüzünün adaleleri ve dudaklarının kenarı sinirli sinirli oynuyordu…..meydan okuyan bir tavır aldı …. Şakir hafif silkindi ….. bir kaç adım ilerledi elini sol tarafına attı, ceketinin altından iri  simith wesson  tabancasını çıkararak yıldızlara doğru üç el sıktı…..biraz sağa eğildi. Ali‘nin hizasına gelinci durdu…..iki defa arka arkaya tetiği çekti….Ali oturduğu kütükten aşağı toprağın üstüne süzülüvermişti” (s.97)</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…. Şakir tevkifinin haftasında müstantik (savcı)  tarafından serbest bırakılmıştı. Bu bir haftanın ancak gündüzlerini, onu da müdür odasında cigara içmek ve nizamiye kapısının yanındaki bahçede aşağı yukarı dolaşmak sureti ile geçirdi “ (s. 102)</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…. Hami Bey zengin ve Hilmi Bey ile uzaktan akrabaydı. Keskin ve gür bir sesi, kandırıcı bir mantığı vardı. Aldığı davaların hemen hepsini kazanıyordu. Onun fikrince, nasıl harpte kazanmak için her vasıta meşru ise, adalette kazanmak için de her çareye başvurmakta beis yoktu “(s.102-103)</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu anlatılanların, hala geniş ölçüde uygulandığı düşünülünce, aradan geçen bunca zamana karşın yaşayış ve sosyal yapılanmada yeterli bir değişimin ve dönüşümün gerçekleşmediği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca bu alıntılar, yapıtın bir zamanlar yayımlanmasındaki <strong>yasağın, toplumsal değişim ve dönüşümü gerçekleştirme konusunda, bir seçim yapılamamış olmasını</strong> da açıklıyor sanıyorum. Yazarımız, çok açık ve etkileyici tümcelerle bu gerçekliği ortaya koymuştur.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Ve bu tutumu, belki de, Bulgaristan sınırında öldürülmesine doğru giden yolun açılmasına da yardım etmişti; kim bilir? </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aradan yüzyıla yakın bir süre geçmiş olmasına karşın, yaşamında ne denli güçlü ve ağır görevler gerçekleştirmek zorunda olan bir toplum olduğumuzu; toplumsal yapımızın, hala aşağı yukarı aynı düzeyde sürmesini; değişim ve dönüşüme uğrayarak çağdaş bir düzeye çıkılamamanın sancılarını açıkça dile getiren yazarımız Sabahattin Ali’nin,  bu görevi öncelikle gerçekleştirmek gerektiğini  Kuyucaklı Yusuf’la, ne denli isabetle ortaya koyduğunu görmenin hem sevincini hem üzüntüsünü yaşadığımın altını çizmek istiyorum </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuyucaklı Yusuf hala aranıyor ve okunuyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Toplum olarak Sabahattin Ali’ye şükranlarımızı sunmak zorundayız!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Document_Box/Dropbox/Multinet/Documents/baba_docs/baba_site_guncelleme/y/KUYUCAKLI%20YUSUF.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">İnt.’ten alıntı.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><strong><em>Muhsin ŞENER</em></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com.tr"><strong><em><span style="color: #0000ff;">muhsinsener@gmail.com.tr</span></em></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/475/kuyucakli-yusuf-icin-yeni-yaklasimlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendiliğin Şiiri</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[kendiğin şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[libido ve şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=472</guid>
		<description><![CDATA[“Dıştan bir belirlenme ile değil, kendi kendine olan etkinlik; doğrudan doğruya kendi iç itilimiyle etkin olmaya yeteneği, duyarlığın alıcılığına karşı anlığın etkin oluşu” biçiminde tanımlanıyor kendilik, kendiliğindenlik.[1]   Kohut, bu alandaki yapıtlarıyla[2] konuya önce açıklık ve derinlik getirmiş, sonra da yeniden yapılanması konusundaki düşüncelerini olaylara ve kendinin yürüttüğü deneylere dayanarak kendiliğin sorunsallığının yeniden yapılandırılmasına ilişkin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span>“Dıştan bir belirlenme ile değil, kendi kendine olan etkinlik; doğrudan doğruya kendi iç itilimiyle etkin olmaya yeteneği, duyarlığın alıcılığına karşı anlığın etkin oluşu”</span></em></strong><span style="font-family: Arial;"> biçiminde tanımlanıyor <strong><em>kendilik, kendiliğindenlik.</em></strong></span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kohut, bu alandaki yapıtlarıyla</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> konuya önce açıklık ve derinlik getirmiş, sonra da yeniden yapılanması konusundaki düşüncelerini olaylara ve kendinin yürüttüğü deneylere dayanarak kendiliğin sorunsallığının yeniden yapılandırılmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu kavramı <strong><em>libido, libidinal gelişme</em></strong> kavramları ile ilişkilendirerek anlamlandırmaktadır.</span><a title="" href="#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">§</span></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Kendiliğin</em></strong><strong> </strong>tanıtılmasında, kişinin örneğin rüyalarının yorumlanması, o rüyalardan yürünerek yaşamının altında yatan tabanı oluşturmuş pratik yaşam artıklarının ortaya konmasıyla, o çerçeve içinde dünyanın yeniden kurulması, değiştirilmesi ve dönüştürülmesiyle yepyeni ve kişinin kendi alımlamasının ürünü olan ya da yansıması olan bir anlatım birliği kurulabiliyor. Bu anlatımın <strong><em>sesle, çizgi ile kitleye biçim vermekle ya da sözcüklerle</em></strong> yapılması, değiştirilen ve dönüştürülen dünyanın ortaya konulmasından başka bir şey değildir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu çabalar sonucunda ortaya konacak olan ürünün önce <strong><em>kendiliğin </em></strong>bir yansıması olması nedeniyle ve salt bu yanıyla bile sanat ürünü olduğunu kabul etmek zorunluluğu vardır. Ürünün sözcüklerle oluşturularak şiirin belirivermesi olasılığı çok çok yüksektir. Bu ürünün içtenliği, kendiliğin yansıması olmasından ötürü garanti altına alınmış olmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Konunun, yaşamla bağlantısı sözcüklerle yapılırken bireysellik kendiliğe yaslandığından şiirin oluşması da sağlanmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin şiirde öne çıkması onun şiir olmasını sağlayamaz ama o ürünün şiir olmasının önündeki engelleri ortadan kaldırarak o alandayer almayı dayatır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu, az şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin aşkınlıkla doğrudan olan ilişkisi,  konunun ontolojisini değil, öznelliğini de gösterecek biçimde ortaya konmasını sağlayarak, şiirin oluşması için uğranılmak zorunluğu olan duraklardan geçerek olgunluğa ulaşmasını gerçekleştiriyor. Bu yapılanma, edilginliği de içermektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, değiştirme ve dönüştürme işlevini böyle gerçekleştiriyor. Bunu çok kez söyledik ve yazdık.  Kendiliğin bu çabada içrek olması ve şiirin, ona yaslanarak kökleri ve dalları, yaprakları, meyvalarıyla donanmış  bir ağaç haline gelmesi başlı başına bir değişim ve dönüşümü göstermektedir zaten.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendilik, en çok bu değişim ve dönüşümün işlevselliğini sağlamaya yarıyor. Kendilik tabanı üzerine oturmuş olmasa şiir, bu işlevini yerine getirmemiş olacak; öznellik, bireysellik ve kişisellik nitemleri de  gerçekleşemeyecektir.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozan, sözü edilen bu işlerliğin ayrımında olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin şiire katkılarını önceden hesaba katmak gerekiyor. O katkıyı bilmek ve görmek bu işlevin en önünde yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yine dönüp dolaşıp aynı yere geldiğimizi sanıyorum. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne diyorduk,  <strong>Şiir İçin Çıkarsamalar</strong> üst başlıklı yazılarımızda?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Evet, yine tam oraya geldik: Felsefeyi enine boyuna kavrama zorunluğumuz vardır. Kendiliğin yolu da oradan geçiyor. Filozofların şiire katkılarını olabildiği kadar aktarmaya çalışmamız da bu gerçekliğin bir gereğiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi, kendiliği de o alana ekliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendilik alanından geçen yolun, şiire kestirme bir yol olduğunu söylemeliyim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> H.Kohut K<strong>endiliğin Çözümlenmesi’</strong>nde</span><a title="" href="#_ftn4">[3]</a><span style="font-family: Arial;">;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;">”hasta yeryüzünden uzakta, dünyanın çevresini dolanan bir rokettedir. Ancak, denetimini yitirip uzaya fırlamaktan, yörüngesinin merkezinde bulunan yeryüzünün, görünmeyen ama güçlü çekimi sayesinde korunmaktadır” </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Biçiminde bir durumu aktarıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durumun içinde yaşamakta olan kişinin, kendiliğindenliğinin içeriğinde dünyaya, insanlara, güzelliklere-çirkinliklere, kişisel ve toplumsal ilişkilere ….. bakışı ne olurdu acaba diye düşünmenin önemine işaret etmeye çalışıyorum. Kendiliğin bu örnekte ne denli geniş ve derin bir dünya yarattığını düşünmenizi istiyorum. Bu dünya uzaya fırlama korkusu içindeki bu bireyin dünyasını çevreleyen bir doğadır sanki. O doğanın kendine özgü yasaları ve kuralları, ilişki biçimleri ve bunun o ürkü içindeki insanda oluşturduğu değişim ve dönüşümün  “neliği”ni aramak gibi ilginç bir çalışmadan söz ediyorum. Şiir için bu durumun çok önemli bir olanak getirdiğini düşünüyorum.  Çiğneye/çiğnene çürük sakız haline gelmiş bir karmakarışık alanda çalışmanın yanında, bu yeni alanın üzerinde durmak ozana çok yeni ve değişik olanaklar sağlayacaktır diye düşünüyorum. Bu olanakların şiir için ufuk açıcı ve ufuk genişletici yanını ozanların değerlendirmelerine bırakmak istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze’ün Türkçeye iki cilt halinde <strong>Kapitalizm ve Şizofreni </strong>adıyla çevrilen yapıtında, “şizofreni“ kavramından çıkarak, sanatın kaynağına nasıl ulaştığını görüyoruz. <strong>Şiir İçin Çıkarsamalar V. </strong>üst başlıklı yazımızda, konuya ilişkin açıklamalarda ve yorumlarda bulunulmuştu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kendiliğindenlik, kendilik </strong>kavramları çerçevesinde yeni şiirler kurulmasını beklemeliyiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Prof.B.Akarsu, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Felsefe Terimleri Sözlüğü</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, s.115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Heinz Kohut,, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Kendiliğin Çözümlenmesi, Kendiliğin Yeniden Yapılanması</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, Metis Yayınları.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<ul>
<li><strong><span style="font-size: small;">§</span></strong><strong><span style="font-family: Arial;"><em><span style="font-size: small;">Cinsel istek ya da dürtü. </span></em></span></strong><strong><span style="font-size: small;">{</span></strong><strong><span style="font-family: Arial;"> <em>Güdülenim kuramı</em></span></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">, ruhsal işlevlerin sürdürülebilmesi için gerekli görülen enerjinin kaynağını, dolaşımını ve dönüşümünü inceler. Libido adı verilen bu enerji temelde “cinsel bir enerjidir”. “Haz ilkesi” temelinde cinsel dürtüler doyuma ulaşmaya çalışır. Ancak büyüme ve uygarlaşma süreci esnasında karşılaşılan engeller, çocuğa bazı kereler (kendi çıkarları gereği) “haz ilkesi”nin çabuk doyuma ulaşma arzusuna tümüyle veya kısmen karşı çıkması gerektiğini öğretir. Yapısal kuramda ortaya konulan “ego” isimli işlevsel kompartımanın şekillenmeye başladığı yer de tam burasıdır. Ego, doyumun gerçekleşmesi halinde  uğranılacak zararı gözeterek arzuyu bekletebilir. Giderek, tehlike karşısında “sinyal anksiyetesi” denilen haberci mekanizmayı harekete geçirerek, potansiyel tehlikeye dikkat çekmeyi başarır. Bu mekanizma tehlikeyi bertaraf etmek üzere ego’nun önderliğinde organizmayı faaliyete davet eder. .Üst ben  yani ahlaki ben ile arzular arasında uzlaşma noktaları oluşturabilmek adına “savunma mekanizmaları” denilen bazı tekniklere başvurmayı öğrenir.<br />
Freud sonrası dönemde kuramın merkezinde bulunan bu üç psikolojik önerme çeşitli açılardan  tartışmaya açılmış hiç biri ancak tümüyle reddedilmemiş; hatta yeni geliştirilecek bir kişilik kuramının mantıksal tutarlılığa ve işlevselliğe sahip olmak kaydıyla bu önermelerin üçüne de yanıt vermesi gerektiği ileri sürülmüştür.(İnt.ten alıntı)</span></em></strong><strong>}</strong></li>
</ul>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Sigmund Freud ve onu izleyenlere göre libido, insan yaşantısının en önemli öğesidir. Libido yalnız cinsel yaşantıyla değil, tüm yaşantının birçok yönüyle ilgili bir kavramdır. Freudculara göre, cinsellik tüm insan davranışlarında çok önemli bir rol oynar. Bundan dolayı libido insan ilişkilerine ve etkinliklerine yön veren ana öğedir. Buna karşılık kimi ruhbilimciler ise libidoyu yalnız cinsel birleşmeye katılma dürtüsü olarak yorumlamaktadır. Bu yoruma göre, libido, herhangi bir insanın tamamen rastlantı sonucu ortaya çıkan cinsel birleşme olanağını kullanma dürtüsüdür.</span></span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="font-size: small;">            </span><em><span style="font-size: small;">Analitik psikoloji ile Freud’un psikanalizi arasındaki temel görüş ayrılığı libidonun niteliği ile ilgilidir. Freud’a göre libido cinsel ağırlıklı bir kavram, Jung’a göre ise; libido genelleştirilmiş bir hayat enerjisidir. Jung’a göre libidinal hayat enerjisi, kendini, gelişme, üreme ve birey için neyin önemli olduğuna bağlı olan başka faaliyetlerde de gösterir. Jung hayat enerjisini sadece cinsellikte ele almaz. Örneğin, 3-5 yaş arasını</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Freud, ilk cinsel belirtiler dönemi olarak algılarken, Jung’a göre cinsellik öncesi dönemdir. O’na göre libidinal enerji, gelişme ve beslenme işlevlerine hizmet eder. Jung ödipal süreci reddeder. Jung’a göre bu dönemde çocuk annesine olan düşkünlüğünü annenin yiyecek sağlayıcı işlevine bağlı bir doyum, ihtiyaç bağlılığı ve rekabet açısından ele almıştır. Jung’a göre libidinal enerji sadece ergenlikten sonra karşı cinse ilgi duyan bir şekle bürünür. O’na göre cinsellik libidoyu oluşturan birkaç dürtüden biridir. (İnt’ten alıntı)</span></em></strong>  </span></p>
<p align="left"><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4">[3]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> S.23</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhsin ŞENER</strong></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><em>muhsinsener@gmail.com</em></a></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitim-Yaşam ve Toplum</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:27:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Eğitilmiş insan denildiği zaman, aslında kastedilen insanın bilişsel yönden yetiştirilmesidir. Yine aydın insan, düşünen insan denildiğinde de aynı şeyden söz ediliyordur. Aydın ve düşünen insan her yönden tam bir gelişmişliği gösterir. Buna göre eğitim kavramı bireyde bedensel, ruhsal ve bilişsel yönlerden yetişmişliği gerçekleştirme çabalarını içerir.   “Eğitim” kavramı 1940’lardan beri, maarif, tedrisat, talim ve terbiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Eğitilmiş insan denildiği zaman, aslında kastedilen insanın bilişsel yönden yetiştirilmesidir. Yine aydın insan, düşünen insan denildiğinde de aynı şeyden söz ediliyordur. Aydın ve düşünen insan her yönden tam bir gelişmişliği gösterir. Buna göre eğitim kavramı bireyde bedensel, ruhsal ve bilişsel yönlerden yetişmişliği gerçekleştirme çabalarını içerir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Eğitim” kavramı 1940’lardan beri</span><strong>, maarif, tedrisat, talim ve terbiye</strong> <span style="font-size: small;">gibi sözcüklere karşılık gelecek şekilde kullanılmıştır. </span></p>
<p><strong>Terbiye</strong><span style="font-size: small;"> kavramıyla </span><strong>bakma, besleme, büyütme, ilim, edep öğretme, talim, yetiştirme, edep öğretme gibi anlamlar; </strong></p>
<p><strong>Maarif ve tedrisat</strong> <span style="font-size: small;">kavramlarıyla </span><strong>öğretim ve bilgilendirme</strong><span style="font-size: small;">; </span></p>
<p><strong>Talim </strong><span style="font-size: small;">kavramıyla da </span><strong>öğrenilenlerin yaşama geçirilmesi;</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">gibi anlamlar verilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Eğitim kavramı köken olarak, Türkçede eğ, eğmek, fiil kökünden </span></strong><span style="font-size: small;">türetilmiştir. </span><strong><span style="font-size: small;">Bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, ezmek, kırmak, yönlendirmek</span></strong><span style="font-size: small;"> gibi anlamlara gelmektedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Eğitim kavramının kökü olan eğ/eğmek fiilinden bir şeyin, bir nesnenin ya da bir insanın eğilmesi, bükülmesi, kontrol altına alınması ya da istenilen şekle sokulması anlamlarını çıkarabiliriz; yani eğitilen nesne ya da özne ‘eğitilerek’ istenen şekle sokulmaktadır. Demek ki ortada, eğilip- bükülmesi, istenilen biçimi alması istenen birileriyle, bir şeyleri, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">eğip, büken, biçim vermek isteyen birileri vardır. </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">Burada, kimin ya da nelerin, kim ya da kimler tarafından niçin ve nasıl eğildiğinin/eğitildiğinin, eğitilmek/eğilmek istendiğinin ortaya konması gerekmektedir</span></strong><span style="font-size: small;">. Birileri, eğitim/eğitme hak ve yetkisini, neye ve kime dayanarak almaktadır? Gerçekten bireyi eğip, büken, belli şekillere sokan, onu denetim altına alma edimi bir eğiltilme/eğitim olabilir mi? Veya böyle bir etkinliğe eğitim adı verilebilir mi?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu sorulara cevap ararken, eğitimi</span><strong><span style="font-size: small;"> ‘boyun eğdirme’, ‘belli bir biçim verme’, ‘denetim altına alma’ </span></strong><span style="font-size: small;">olarak gören anlayışın temele aldığı insan yaklaşımını analiz etmeliyiz. Böyle bir anlayışa göre insan, özünde yardım edilmeyi bekleyen, eksik, kendi başına kararlar alıp eyleme geçiremeyen, her zaman kötü eylemlere yatkın bir varlıktır. Dolayısıyla sürekli denetim altında tutulması, iyi olana yönlendirilmesi, yardım edilmesi, yön gösterilmesi, kısacası biçim verilmesi gereken bir hammaddedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Söz konusu anlayışı yönlendiren başka bir insan anlayışı da: Hobbes’un ileri sürdüğü gibi </span><strong><span style="font-size: small;">insan doğuştan kötü bir doğaya sahiptir, onun bu kötü yönünün törpülenmesi</span></strong><span style="font-size: small;"> gerekmektedir. İnsan, kendisine güvenilemeyecek bir yaratıktır; gözetim altında tutulması, sisteme, düzene uyumlu hale getirilmesi gerekir.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Tüm bunları yapılabilmenin yolu da insanın eğilip/bükülüp/eğitilip belli bir düzene sokulmasından geçiyordur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu çerçevede </span><strong><span style="font-size: small;">eğitimi herhangi bir otoriteye boyun eğmek anlamında alırsak, eğitimin, eğitici veya egemen iktidar karşısında eğitilenin saygı gösterip itaat etmesi olarak</span></strong><span style="font-size: small;"> anlaşılması gerekir. Eğitimi bu şekilde anlayan otorite veya egemen iktidarların kendi önceliklerini yasallaştırmak, güvence altına almak ve sürdürebilmek için insanları denetim altında tutmaları gerekir.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">İnsanları kontrol etmenin yolu egemen iktidarın ona istediği biçimi vererek, eğip bükmesi, emri altına almasından geçer. Kısacası iktidarların eğitim/eğitme bahanesiyle insanları egemenlikleri altına alma çabası eğitim olarak tanımlanmak istenir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böyle bir eğitim anlayışı etik açıdan oldukça tartışmalı ve kabul edilmesi zor bir anlayıştır.</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitim kavramı için bu açıklamaları yorum olarak da görsek yine de bir gerçekliği göz ardı edemeyiz: eğitim, bireyi amaçlanan hedeflere götürmeyi, en azından yöneltmeyi amaçlıyordur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hiçbir eğitim, amaçsız olamaz. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim ve Birey</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bireyi belirlenmiş bir amaca yönlendiren bir eğitimin totaliter olduğunu savlamanın çok saçma olduğunu düşünüyorum. Bilgi öğretme ve eski deyimle talim ettirerek davranışlar kazandırmak demek olan eğitim, belli ki kimi davranışları kazandırmayı ve onun yanında da kimi bilgiler vererek o bilgilerin, kazanılacak</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">davranışlar için</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bireye yardımcı olması</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">amaçlanmaktadır. Bireye kimi bilgiler vermeden ve kimi davranışlar kazandırmadan onu yaşama ve ilişkiler evrenine nasıl atacaksınız? Bireyin kendi istek ve arzularına uyarak bile olsa yine bir yönlendirme ve amaç güdülecektir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bu durumda, bireyin özgürlüğü mü çiğnenmiş oluyor? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlüğün, onu kullanabilme yeteneği ve yeterliliğine ulaşmayı istediğini unutmamalıyız. Özgürlük kullanılmak içindir. Kullanıldığında, önce bireyin kendisine ardından da çevresinde ilişki kuruduğu kişilere yarı olacaktır. Bu yarar onun kullanılmasıyla olasılık kazanıyor. Özgürlük, kullanılamıyorsa varlığı ile yokluğu arasında hiçbir ayrım olmayacaktır. Özgürlüğü kullanabilmek için onun neliğini ve nasıllığını iyi bilmek gerekiyor. Bu, sözü edilen </span><strong><span style="font-size: small;">nelik ve nasıllık</span></strong><span style="font-size: small;"> kavramlarının</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bilgilenmeye ve davranışlar kazanmayı kapsadığını gösteriyor. Bilgi ve davranışları</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">vermek gerekiyor. Verecek olanlar eğitmen olanlardır, öğretmen olanlardır. Onlar da bilgileri ve davaranışları eğitim otoritesinin saptadığı esaslar ve ölçüler içinde </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">vermektedirler. Bu ölçülere </span><strong><span style="font-size: small;">Müfredat Programları (Eğitim İzlenceleri) </span></strong><span style="font-size: small;">denilmektedir. Bu izlenceler her ülkenin sosyal, tarihsel, ekonomik özellikleriyle, evrensel bilgi ve bilimsel esas ve ölçüler içinde düşünülerek planlanır ve saptanır.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Uzman kurulların incelemelerinden ve eğitim otoritelerinin onaylarından sonra uygulamaya konur. Eğitmenler ve öğretmenler bu programlarda belirlenen davranış ve bilgileri öğrencilere vermeye çaba harcarlar. Bu çalışmaya eğitim-öğretim adı verilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünyanın her yanında bu</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">çalışma vardır..</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">İzlencelerin zamana ve uzama ilişkin boyutları olabilir. İçinde bulunulan zaman diliminin doğru değerlendirilmesi sonucunda yerel ve evrensel koşulları içeren</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">konuların saptanması esastır. Bunların kişisel gereksinimlere yanıt vermesi de istenir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüm bu saptayımları içinde taşıyan izlenceler artık ulusal ve evrensel insan yetiştirmeyi gösteren </span><strong><span style="font-size: small;">eğitim anayasası</span></strong><span style="font-size: small;"> diyebileceğimiz bir doküman olur ve onu uygulamak yasal bir zorunluluktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünya düzeyindeki eğitim uygulamalarının açıklanan bu yapısının, eğitim denen çabalarla kimse kimseyi “eyip bükemez! Öyle şey olmaz!” anlamına gelecek savlar ileri sürmenin bir anlamı olmadığı ortaya çıkıyor. Bireyin, bir başka bireyle ve ardından da katılacağı toplumla kuracağı ve kurmak zorunda olduğu ilişkilere “saldım çayıra, mevlam kayıra!” anlayışı ile bakmanın ve uygulamanın çok çok büyük sorumlulukları vardır, olmalıdır!</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ancak, bireyin eğilip bükülmesi olarak da anlatılabilecek olan </span><strong><span style="font-size: small;">bu çabaların siyasi, etnik, inanç ilişkilerinin, </span></strong><strong>yansız ve tarafsız</strong><strong><span style="font-size: small;"> bir biçimde kurulması gereği hiç gözden uzak tutulmamalıdır.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Çünkü </span></strong><strong>eğitim,</strong><strong><span style="font-size: small;"> uzun vadeli bir yatırım olduğundan, </span></strong><strong>siyasal, etnik ya da inançsal yanlılıkla yapıldığında,</strong><strong><span style="font-size: small;"> örneğin yirmi yıl sonra, insanların birbirlerine düşman olmuş ya da kendileri gibi düşünmeyenleri ezmeye azmetmiş insanlar yetiştirdiğine tanık olunacaktır. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Dünyada bunun çok örneği vardır!</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimin bireye kazandıracağı kendine güven duygusu yerine, </span><strong><span style="font-size: small;">yanlı olmaya, etnik, inançsal ya da siyasallığa yaslanan ve yasallığını da oradan alan bir eğitimle</span></strong><span style="font-size: small;"> karşılaşılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, bireyin yetişmesi demek değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yanlı ve taraflı adam yetiştirmek demektir ki bu çabanın doğru olan hiçbir yanı yoktur, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İnternet sitemizde yer alan bir makalede</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-size: small;"> konu, siyasal, etnik ve inançsal yanlı eğitimin nelere mal olacağı ve hatta halen ülkemizde nelere mal olduğu, tüm ayrıntılarıyla işlenmişti. Burada o ayrıntıları yinelemek istemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitim ve yaşam</strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşamın önce istenen ve arzulanan bir şey olması gerekiyor. “İnsan yaşamı istemeden yaşayabilir mi?” Sorusu kenara atılmamalıdır. İstemeden, sevmeden yaşayanlar için; “bir buhran içine girdi ve intihar etti!”; ya da “yaşamın</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">dolambaçlarına dayanamadı ve</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">intihar etti!”; “Bu davranışı onun direncini gösteriyor!” benzeri açıklamalar duyarız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimi yok olmaların ardından:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">”Onlara bakmayınız! Onlar, yokluklar karşısında, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">o yoksunlukları benimsemediklerini, kendi uslarına daha uygun buldukları bir ambalaja sarmaları gibi bir şeydir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşam sevinci, hem var olmanın hem de üretmenin ana kaynağıdır. Var olmadan ve yaşam sevinci duymadan üretmek olasılığı yoktur. Hele tüketim, tümden yaşama sevincine yaslanmaktadır. Yaşama sevinci ile dopdolu olan bir insanın ancak dünyayı değiştirme ve dönüştürmesi olasılığı vardır. Kişi, bu sevinçle yeni bir dünya oluşturmaya çaba harcıyordur. O çaba, üretirken ve tüketirken hep yeni bir dünya kurmak ve eskimiş ve köhnemiş olanları değiştirmek ve dönüştürmek görevini sırtına almıştır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">İnsan ürettikçe ve tükettikçe hep yeni ve güçlü olana doğru yönünü çeviriyor. Güçlü olmak denilen şey, ancak dünyayı ve şeyleri değiştirme ve dönüştürme gücü taşıyanlarındır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">O nedenledir ki üretim, tüketim ve değiştirip dönüştürme, yaşamın sürdürülebilmesi için esastır. Bu esası sözle anlatmamış olsanız bile, yaşam sevincinin size yükleyeceği görevin altından ancak böyle kalkılabilir; kalkılabiliyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu ayrıntıyı hiç kaçırmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşamın kendine özgü bir bilgisi vardır. O bilgi zaman ve uzama göre değişiyor. Şu zaman diliminde yaşayabilmenin olanaklılığı, ancak o zaman dilimindeki düşüncelere, duygulara, anlayışlara ve değerlere göre oluşuyor. Sonra gelen zaman diliminde, o yaşam bilgilerinin kullanımından vazgeçebiliyor. Çünkü zaman, değişimi getiriyor. O değişimin altındaki taban,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">geleneksellikle de ilişkili kurmakla birlikte, </span><strong><span style="font-size: small;">zamanın ruhuna </span></strong><span style="font-size: small;">karşı olan geleneksellikleri öteye itiyor, içine almıyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşam bilgisinin zamanın ruhu ile çok yakın bir ilişkisi vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öte yanda uzam, yaşam bilgisinin çerçevesini sınıflandıran öğelerden biridir. Batı Ortadoğu’da yaşayan insanların yaşam bilgileri, Doğu Ortadoğu’da yaşayan insanların gereksinim duyduğu/duyacağı yaşam bilgilerinden çok ayrıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Her uzamın coğrafi ve iklimsel özellikleri ve üretim biçimleri ile üretim araçlarının çeşitleri ve onların kullanılmasına ilişkin bilgiler, hep uzamın insana yüklediği yaşam bilgileridir. Bu bilgileri özümsememiş olanların vay haline…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Uzamın sosyolojik yapısının da önemli bir sınırlayıcı rolü oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte yaşayanlarla köyde yaşayanların gereksinim duyacakları yaşam bilgisinin aynı düzeyde olduğunu ya da aynı şeyler olduğunu, olacağını ileri sürmek olası değildir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Köyün, </span><strong><span style="font-size: small;">toprak ekonomisine</span></strong><span style="font-size: small;"> yaslanan bir yaşam bilgisi ve bilgi havuzu vardır. O havuzdaki bilgiler köyde yaşayanların ayrılmazı olmak zorundadır. O bilgileri özümsemeden köyde yaşamak olası değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte ise durum çok daha karışık ve çok daha ayrıntılı bir bilgi havuzuna gereksinim duyulmaktadır. Yolda yürümenin kurallarından başlayan ve giderek, zaman, ulaşım olanaklarına, ulaşım araçlarının bilgilerine, iş yerindeki çalışma biçimine, usta, işçi, patron, memur ve amir ilişkileriyle, giyim ve kuşam biçimlerine değin bir yığın bilgiye gereksinim vardır. Bunları öğrenmeden ve benimsemeden kentte yaşamanın olanağı yoktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentin yaşamında, değişim ve dönüşümün çok daha hızlı ve kapsamlı bir biçimde </span></p>
<p><span style="font-size: small;">geliştiğinin altını çizmeliyiz. Kent insanı bu tempoya uymak zorunluğundadır. Yoksa kenti terk etmek gerekir. Çünkü kent affetmez, affetmiyor. Direnmenin olanağı yoktur. Kimi zaman, kimi insanlar </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">“dayan ey İstanbul, ben geliyorum!” gibi çıkışlar yaparlar. Bu çıkışlar onların salt yiğitçe direnmelerinin ya da dirençlerinin bir göstergesi olabilir. Ne ki kent o direnmenin karşısına orduları ile çıkar ve o başarır. O nedenledir ki birey, kendini kentin olanaklarına ve sorunlarına uygun bir biçimde yetiştirmek, hazırlamak durumundadır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentin değişim ve dönüşümü içinde bocalamayacak bir bireyin oluşması gerekiyor. “İstanbul’un taşı toprağı altın!” diyerek kendini o ortama atıverenlerin çektikleri dillerdedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kent, onu bilenlerin ve onu tanımak için çaba harcayanların hizmetine kendini adıyor. Yoksa direniyor. O direnci atlamak da çok zor olabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte yaşatanlar için bilinçli olmak kadar ön açıcı bir durum olamaz. Kent yaşamı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bilinç üzerine kurulduğu için, o bilinci taşıyanların ya da oluşturanların ileriye ulaşma olanağı vardır. İleride yer almak, ileri geçebilmek, o denli kolay bir şey değildir. Benzerlerinizi aşmanız gerekir. Bu olanağı size,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">eğer bilinçli iseniz kent, cömertçe sunar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bilerek yaşamanın kentte, çok olanağa kavuşmayı getirdiğini, söylemeliyim. O nedenledir ki kentli birey bilinçli olmalıdır. Eğitim onu bu kent ortamına kolayca alışmasının ve oranın sağlayacağı olanakları elde etmesi için ilk koşuldur. Birey kente, tepeden düştüğünü varsayarak yaşamını sürdüremez. Ezilmesi, un ufak olması işten değildir. İnsan, tırnaklarıyla, kenttin insanı olmak zorundadır. Emek harcamak, bilgili olmak ve kentteki hızlı değişim ve dönüşüme kendini uydurmak olmazsa olmaz bir koşuldur kent insanı için.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir ara TV ‘de sık sık gösterilen bir reklam vardı. Bir Karadeniz’li, kırın düzüne bir ev yapmaya çalışıyor. O sırada yanına bir kadın sokulup soruyor:</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">“Temelum ne yabaysun?”</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Temel hemen:</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> “Ev yapayrum, biturunce bulut inşaata vereceğum.  </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kentleşiyruk da!”</strong> diye yanıtlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu görüntü gerçekten de  ilginç!. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye, son on yıl içinde çok hızlı biçimde yurdun her yanında ot gibi biten apartmanlarla donatılıyor ve bu görünüme ”kentleşme” adı veriliyor. Sektörün ardında çok yüksek gelirler var. Ve bu gelirler işsizlerin de bir yandan iş kapısını oluşturuyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne kadar oluşturuyor? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Nasıl oluşturuyor o, konumuz dışında şimdilik.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bina yapmakla kentleşildiğini ilk kez duyuyoruz! Dünyanın hiçbir yanında bina sayısını çoğaltarak <strong>kentleşilmiyor / kentleşilemiyor</strong>… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kentlilik, bir anlayış ve bir kavrayıştır, bir yaşayış biçimidir aslında</strong>. Neyi anlayacak ve kavrayacak da kentleşecek insan? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Önce kentin, <strong>köy olmadığını</strong>, oranın bir kültür düzeyi, bir asgari bilgiyi gerektirdiğini bilmelidir insan. Bu bilgi, kente özgü bilgi, kentin isteklerini karşılayacak bilgi olmalıdır. Bu bilgi, bir yandan da insanın o kentte rahatça yaşamasına/yaşayabilmesine de yardımcı olacaktır/ olmalıdır. Oturulan apartmanda, altta ve üste olanlarla duvarınızın bitişiğinde oturanları, çocuklarınıza ya da olur ya, eşinize kızdığınızda çıkardığınız seslerle rahatsız etmemelisiniz. Ben evimde istediğim gibi davranırım diyemezsiniz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kentli olmak bunu gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tutumunuzun altında insana karşı duyulan sevgi ve saygı vardır. Bu ise bir uygarlık düzeyini deyimler. O düzeye gelmeyi gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan,  kapınızın açılıp kapanması, çöplerinizi apartmanın kapıcısına teslim etme biçiminiz, mutfakta pişen yemeğin kokusunun apartman içine yayılmaması gibi önemli ayrıntılarda özenle birleşmeniz gerekir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belli bir gelir düzeyi sağlamakta zorluklarınız varsa, kentli olmak çok zordur.  Elektrik, su, doğal gaz, temizlik, kalorifer ve asansör giderleri öyle hemen kulak ardı edilecek gibi değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuklarınızın gideceği okullarda giyim-kuşamları, sizin iş yerinizdeki giyim kuşamınız ve özellikle temizliğiniz kentte çok önemle üzerinde durulması gereken ayrıntılardandır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">                                                 ***</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de son yıllarda daha hızlı olarak, köylerden kentlere göç hala önemli bir konu olarak karşımızdadır. Vatandaş köyde geçimini sağlayamayınca başka hiçbir şeyi göz önüne almadan kente göç edebiliyor. Kentte geçimin kolay olacağını düşünüyor. Kentte yaşamanın getireceği, onun için bir ayrıntı olarak görünen öteki konuların hiç önemi ve değeri olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hele bir de devletin arazileri üzerinde bir yer kapmak olanağını da ele geçirirse deme gitsin!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oraya bir gecekondu yapıp hemen içine giriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık erkekler ve kadınlar ve çocuklar para peşine düşmek zorundadırlar. Bu zorunluluk, insanların başka şeyleri düşünmelerini önlüyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Kültür, bilgi, aydınlık, uygarlık falan vız geliyor!</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Siyasa, bu köyden kente olan hızlı ve çok çok göçü, kentlerde birikmiş oy kaynağı olarak görüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne yazık ki böyle görüyor!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onların gecekondularının yanı başından geçireceği bir asfaltın, çalışan belediye otobüsünün ve giderek de dolmuş seferlerinin kurulması, bu insanlar için bulunmaz nimet oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ardından siyasa, bu insanların oylarını kolayca alabilmek için onlara yiyecek, giyecek vermekle ve dağıtmakla kalmıyor; kadınlara ve çocuklara her ay para yardımı da yapmaya başlayınca iş değişiyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık bu insanlar o siyasanın sanki tutsağı gibi ellerini ve avuçlarını verilenlere açmaktan başka hiçbir şey düşünmüyorlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Düşünemiyorlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir başka zaman siyasa, onların yasalara aykırı olarak kaptıkları ve kapattıkları gecekondu arsalarını ellerinden alıp onlara iki oda bir salon gibi <strong>kutucuk evler </strong>vermeye başlıyor…  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve kentleşme denilen şey, bu apartmanların yapılmasıyla ortaya dipdiri çıkıveriyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık bu insanlar çalışmadan ve üretmeden olanaklar elde ettikleri için buz gibi kentli vatandaş(!) olup çıkıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çalışmak ve kendilerini yetiştirmek gibi bir çabaları olmuyor. Çünkü geçinip gidiyorlar. Devlet organları onlara her an ellerini uzatıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onların, çalışmaya gereksinimleri de kalmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Caddelerde ve sokak başlarında kendilerine kredi kartı vermeye hazır banka yetkililerini de görmelerinden sonra iş tamamen değişiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O kartlarla bir ay içinde para vermeden alışveriş yapma olanağına da sahip oluyorlar. Harcadıkları bu paraların kime ait paralar olduğundan haberleri bile olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Zaten, böyle bir gereksinimi de duymuyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa bu paralar devlet yetkililerinin, gazete köşe yazarların kimilerinin “artık Türkiye’ye dışardan gelen paranın miktarı arttıkça artıyor!” gibi açıklamalar da olunca, kredi kartlarıyla harcamalar yapmanın keyfi ve zevki arttıkça artıyor(!)</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dönmekte olan dolabın, başkasının sırtından harcama ve başkasının  parasıyla caka satma olduğunu nasıl anlatmalı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Akan musluğun suyu kesilecektir. Bunu o kovasını doldurana nasıl anlatacaksınız?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dönen dolabın yatırımsız ve üretimsiz bir ekonomi demek olduğunu nasıl anlatacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anlatacak olduklarınız bunu anlayacaklar mı? Anlamaya yatkın olacaklar mı sanki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Okumak ve aydınlanmak onların işi hiç olmadı ve olmayacak da… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Karınları doyuyor ve güvendeler…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Daha ne istiyorsunuz onlardan?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir ekonominin böyle yürümeyeceğini insanların bilmesi gerekmiyor mu? Bunu anlatan, açıklayanların sözlerini dinlemeleri gerekmiyor mu? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne ki onlar bunu hiç önemsemiyorlar. Para dışardan geliyor ve dağıtılıyor; bu çark dönmeye devam ederek gelen para artıkça artıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çekildiği gün ortada bir şey kalmayacak&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aklımızı ne zaman başımıza alacağız Allah aşkına ?! </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitim ve Toplum </strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimli bireyin “öteki” ile ilişki kurması görece kolaydır, kolay oluyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimli birey, kurulacak ilişkinin ne olduğunu ve nasıl kurulabileceğini biliyor. Bilinçli olması ilişki kurmasını kolaylaştırır. Sonuçta ilişki, toplumsallığı getiriyor. Toplumun oluşması, bu ilişkiye bağlı görünmektedir. Toplum olmak, kimi çıkarların ortaklığı demektir. Bu ortaklık, bireyleri bencil olmaktan kurtararak bir üst düzeye çıkarıyor ve bireyler arasında ortak bir çıkar ilişkisi oluşuyor. Eğitim, bu ilişkinin kolayca yapılanmasını sağlıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çıkarın ortaklığı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bireyci davranmanın önünü kesiyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaptırımı ise, toplumsal olmanın içeriğindedir. Demek oluyor ki, toplumsal olmak kendini değil, “ötekini” de düşünmek demektir. Ulus olmaya giden asfalt yol da oradan geçiyor. Yoksa, örneğin her inanç grubu, her etnisite, salt kendi çıkarı doğrultusunda bir topluluk kurmaya kalkarsa, bu kez, o toplulukların bir aradalığı önemli bir sorun oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böyle sorunları çözmek çok zordur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ulusal birlik böyle bozuluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">21. yy. bu hastalıkla boğuşuyor. Etnik ve inançsal yapılanmaların direndiği bir yy.dır bu. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bunu, bir de </span><strong><span style="font-size: small;">özgürlük kılıfına sarıyorlar ki o zaman parçalanma, bölünme, yarılma </span></strong><span style="font-size: small;">hiçbir biçimde önlenemiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlük denince insanların, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">çok uzun süreler ve kan dökerek can vererek kazandıkları bir güç akla geliyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlüklere de karşı olunamıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ulusumuz böyle bir açmazın içindedir. İnsan özgürlüğünün, açıkça ortadan kaldırılması demek olan kadınların giyimlerine ilişkin uygulamalar, özellikle Müslüman toplumlarda çok yoğun olarak yaşanıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Örneğin, kadınların başlarını örtmeleri…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kadınların kahkaha atmalarının yanlış olduğu… </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hamile kadınların o halleriyle sokağa çıkmamaları gerektiği vb.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bunlar kadınların yaşam biçimlerini bir sınır altına almaktan başka nedir ki?</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Peki, bu sınırlar içinde yaşamayı benimsemek bir özgürlük olabilir mi? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, açık seçik, yaşamın bir yanını sınırlamaktan başka nedir ki? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne ki, yaşamın bir bölümüne ilişkin, </span><strong><span style="font-size: small;">inanca yaslanan yasaklardan söz edilerek ortaya çıkan bir yaptırım, </span></strong><strong>türban, başörtüsü, başını örtme yaptırımı </strong><strong><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">biçiminde </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">kadınların önüne konabiliyor.</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne yazık ki kimi kadınlar, bu yasağa, kendi istekleriyle uyduklarını söyleyebiliyorlar…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Etekleri yerleri süpüren kara kara giysiler içinde, başı ve boynu sarılı kadınların, (40) derece sıcaklığın boğuntusunu yaşarken,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">eşinin şortla, tişörtle, parmak arası terliklerle dolaşmasının yanında, bunaltı içindeki o kadının yaşamını, özgürce götürdüğü söylenebilir mi? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Söyleyebilir miyiz? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Peki, bu nedir? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, doğrudan doğruya erkeklerin karşı cinse uyguladıkları ve zabıtalığını da bizzat kendilerinin gönüllü olarak yaptıkları bir baskıdır ve </span><strong><span style="font-size: small;">bu baskıya kadınlar özgürlüğümüz diye ad takıyorlar.</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Adam önde, şortla ve omuzuna atılmış bir havlu ve ayaklarında parmak arası terliklerle saat 11.oo da denize gidiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Arkasında bir kadın&#8230; “Haşema” denilen, plastik bir kumaştan ya da bezden dikilmiş ve saçlarının ucundan, ayak başparmağına değin vücudunu sarmış, mavi renkli bir giysi içinde, iki küçük çocuk, küçük olmalarının avantajı ile mayolarını giymiş, annelerinin elinden tutarak, </span><strong><span style="font-size: small;">önde giden mağrur ve egemen babalarını</span></strong><span style="font-size: small;"> izliyorlar…</span><span style="font-size: small;">  </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bu görünümde erkek mi özgür oluyor, kadın mı ?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu hali, “özgürlüğümdür!” diye açıklayan çok kadın var! </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Oysa bu, yanlış bir tanımlama! </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, bir kısıtlamadır; erkeğin egemenliğinin altında bir zorunluluk yaşamaktır;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ve özgürlükle falan hiçbir ilişkisi yoktur ve olamaz/ olmamalıdır!</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimi siyasalar, bu durumları, açık seçik bir biçimde kullanarak, savunarak oya dönüştürüyor. Bu davranışı ve anlayışı da “inanç özgürlüğüdür” diye savunuyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Nasıl yapılabiliyorlar bunu?</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir şeyler söyleniyor, geveleniyor ya…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İyi çıkar sağlanabiliyor(!).</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu görünümler, açık olarak söylenmelidir ki insanları, etnik ya da inanç baskısı altında tutarak, eğitimin, değiştiren ve dönüştüren yanından yoksun kalmalarını sağlamaktan başka bir yararı yoktur, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu anlayıştan utanç duymaktan başka bir şey yapılabileceğini düşünemiyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çağdaşlığın önüne ancak, bu tutum ve davranışlarla geçebilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne ki bu tutum sizi ancak yıkıma ve yokluğa götürür, başka bir beklentiniz olmamalıdır…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong>Eğitim ancak;</strong></p>
<p><strong>Yaşam için;</strong></p>
<p><strong>Üretim, tüketim için;</strong></p>
<p><strong>Gelişme ve ilerleme için;</strong></p>
<p><strong>Birey ve toplum için;</strong></p>
<p><strong>Toplumsallık için ve doğru, sağlam ilişkiler kurabilmek için;</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p><strong>V A Z G E Ç İ L M E Z D İ R.</strong></p>
<p><strong>EĞİTİMİN HEM B İ Ç İ M İ,</strong></p>
<p><strong>HEM DE İ Ç E R İ Ğ İ, </strong></p>
<p><strong>BU AMACA HİZMET EDECEKTİR; </strong></p>
<p><strong>ETMELİDİR!</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Bu bölüm için, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Efdergiyyü.edu.tr Dr. Ahmet Yayla Eğitim Kavramının Etik Açıdan Analizi </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">yazısından yararlanılmıştır.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><strong><strong>[2]</strong></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="font-size: x-small;"> muhsinsener.name</span></strong><span style="font-size: x-small;"> sitesindeki </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Eğitim ve İdeoloji </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">başlıklı makaleye bkz.</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kentleşeceğuk, Kentleşiyiruk…</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/464/kentleseceguk-kentlesiyiruk%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/464/kentleseceguk-kentlesiyiruk%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:47:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[MUHSİN ŞENER muhsisener@gmail.com &#160; Bir ara TV ‘de sık sık gösterilen bir reklam vardı. Bir Karadeniz’li, kırın düzüne bir ev yapmaya çalışıyor. O sırada yanına bir kadın sokulup soruyor: &#160; “Temelum ne yabaysun?” Temel hemen:  “Ev yapayrum, biturunce bulut inşaata vereceğum.   Kentleşiyruk da!” diye yanıtlıyor.   Bu görüntü gerçekten de  ilginç!. Türkiye, son on [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: small;">MUHSİN ŞENER</span></strong></p>
<p>muhsisener@gmail.com</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: small;">Bir ara TV ‘de sık sık gösterilen bir reklam vardı. Bir Karadeniz’li, kırın düzüne bir ev yapmaya çalışıyor. O sırada yanına bir kadın sokulup soruyor:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: small;">“Temelum ne yabaysun?”</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Temel hemen:</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">“Ev yapayrum, biturunce bulut inşaata vereceğum. </span><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Kentleşiyruk da!”</span></strong><span style="font-size: small;"> diye yanıtlıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu görüntü gerçekten de</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">ilginç!. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Türkiye, son on yıl içinde çok hızlı biçimde yurdun her yanında ot gibi biten apartmanlarla donatılıyor ve bu görünüme” kentleşme” adı veriliyor. Sektörün ardında çok yüksek gelirler var. Ve bu gelirler işsizlerin de bir yandan iş kapısını oluşturuyor… Ne kadar oluşturuyor? Nasıl oluşturuyor o, konumuz dışında şimdilik.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bina yapmakla kentleşildiğini ilk kez duyuyoruzé! Dünyanın hiçbir yanında bina sayısını çoğaltarak </span><strong>kentleşilmiyor / kentleşilemiyor</strong><span style="font-size: small;">… </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Kentlilik, bir anlayış ve bir kavrayıştır, bir yaşayış biçimidir aslında</span></strong><span style="font-size: small;">. Neyi anlayacak ve kavrayacak da kentleşecek insan? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Önce kentin, </span><strong>köy olmadığını</strong><span style="font-size: small;">, oranın bir kültür düzeyi, bir asgari bilgiyi gerektirdiğini bilmelidir insan. Bu bilgi, kente özgü bilgi, kentin isteklerini karşılayacak bilgi olmalıdır. Bu bilgi, bir yandan da insanın o kentte rahatça yaşamasına/yaşayabilmesine de yardımcı olacaktır/ olmalıdır. Oturulan apartmanda,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">altta ve üste olanlarla duvarınızın bitişiğinde oturanları ne</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">konuşurken ve çocuklarınıza ya da olur ya, eşinize kızdığınızda çıkardığınız seslerle rahatsız etmemelisiniz. Ben evimde istediğim gibi davranırım diyemezsiniz. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentli olmak bunu gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu tutumunuzun altında insana karşı duyulan sevgi ve saygı vardır. Bu ise bir uygarlık düzeyini deyimler. O düzeye gelmeyi gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öte yandan,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">kapınızın açılıp kapanması, çöplerinizi</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">apartmanın kapıcısına teslim etme biçiminiz, mutfakta pişen yemeğin kokusunun apartman içine yayılmaması gibi önemli ayrıntılarda</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">özenle birleşmeniz gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Belli bir gelir düzeyi sağlamakta zorluklarınız varsa, kentli olmak çok zordur. </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">Elektrik, su, doğal gaz, temizlik, kalorifer ve asansör giderleri öyle hemen kulak ardı edilecek gibi değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çocuklarınızın gideceği okullarda giyim-kuşamları, sizin iş yerinizdeki giyim kuşamınız ve özellikle temizliğiniz kentte çok önemle üzerinde durulması gereken ayrıntılardandır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">                                                </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">***</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Türkiye’de son yıllarda daha hızlı olarak, köylerden kentlere</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">göç hala önemli bir konu olarak karşımızdadır. Vatandaş köyde geçimini sağlayamayınca başka hiçbir şeyi göz önüne almadan kente göç edebiliyor. Kentte geçimin kolay olacağını düşünüyor. Kentte yaşamanın getireceği, onun için bir ayrıntı olarak görünen öteki konuların hiç önemi ve değeri yoktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hele bir de devletin arazileri üzerinde bir yer kapmak olanağını da ele geçirirse deme gitsin!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Oraya bir gecekondu yapıp hemen içine giriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Artık erkekler ve kadınlar ve çocuklar para peşine düşmek zorundadırlar. Bu zorunluluk, insanların başka şeyleri düşünmelerini önlüyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Kültür, bilgi, aydınlık, uygarlık falan vız geliyor!</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Siyasa, bu köyden kente olan hızlı ve çok çok göçü, kentlerde birikmiş oy kaynağı olarak görüyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne yazık ki böyle görüyor!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Onların gecekondularının yanı başından geçireceği bir asfaltın, çalışan belediye otobüsünün ve giderek de dolmuş seferlerinin kurulması, bu insanlar için bulunmaz nimet oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ardından siyasa, bu insanların oylarını kolayca alabilmek için onlara yiyecek, giyecek vermekle ve dağıtmakla kalmıyor; kadınlara ve çocuklara her ay para yardımı da yapmaya başlayınca iş değişiyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Artık bu insanlar o siyasanın sanki tutsağı gibi ellerini ve avuçlarını verilenlere açmaktan başka hiçbir şey düşünmüyorlar…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Düşünemiyorlar…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir başka zaman siyasa, onların yasalara aykırı olarak kaptıkları ve kapattıkları gecekondu arsalarını ellerinden alıp onlara iki oda bir salon gibi </span><strong>kutucuk evler </strong><span style="font-size: small;">vermeye başlıyor…</span><span style="font-size: small;">  </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ve kentleşme denilen şey, bu apartmanların yapılmasıyla ortaya dipdiri çıkıveriyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Artık bu insanlar çalışmadan ve üretmeden olanaklar elde ettikleri için buz gibi kentli vatandaş olup çıkıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çalışmak ve kendilerini yetiştirmek gibi bir çabaları olmuyor. Çünkü geçinip gidiyorlar. Devlet organları onlara her an ellerini uzatıyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ve, ve.ve…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Onların, çalışmaya gereksinimleri de kalmıyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Caddelerde ve sokak başlarında kendilerine kredi kartı vermeye hazır banka yetkililerini de görmelerinden sonra iş tamamen değişiyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">O kartlarla bir ay içinde para vermeden alışveriş yapma olanağına da sahip oluyorlar. Harcadıkları bu paraların kime ait paralar olduğundan haberleri bile olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Zaten, böyle bir gereksinimi de duymuyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Oysa bu paralar devlet yetkililerinin, gazete köşe yazarların kimilerinin “artık Türkiye’ye dışardan gelen paranın miktarı arttıkça artıyor!” gibi açıklamalar da olunca, kredi kartlarıyla harcamalar yapmanın keyfi ve zevki arttıkça artıyor(!)</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dönmekte olan dolabın, başkasının sırtından harcama ve</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">başkasının</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">parasıyla caka satma olduğunu nasıl anlatmalı? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Akan musluğun suyu kesilecektir. Bunu o kovasını doldurana nasıl anlatacaksınız?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dönen dolabın yatırımsız ve üretimsiz bir ekonomi demek olduğunu nasıl anlatacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Anlatacak olduklarınız bunu anlama düzeyinde değiller zaten!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Okumak ve aydınlanmak onların işi hiç olmadı ve olmayacak da… </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Karınları doyuyor ve güvendeler…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Daha ne istiyorsunuz onlardan?</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir ekonominin böyle yürümeyeceğini insanların bilmesi gerekmiyor mu? Bunu anlatan, açıklayanların sözlerini dinlemeleri gerekmiyor mu? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne ki onlar bunu hiç önemsemiyorlar. Para dışardan geliyor ve dağıtılıyor; bu çark dönmeye devam ederek gelen para artıkça artıyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çekildiği gün ortada bir şey kalmayacak&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Aklımızı ne zaman başımıza alacağız Allah aşkına ?! </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/464/kentleseceguk-kentlesiyiruk%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Mutlak, Bir İdeolojisi Vardır; Olacaktır!</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:44:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ideolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin ŞENER Milli Eğitim Bakanlığı E.Müfettişi muhsinsener@gmail.com  İdeoloji[1], pratiğin düşünce, hayal ya da tasarım halidir. İnsanlıkla yaşıt bir kavramdır o. İnsan kendini ve çevresindeki şeyleri ve onların birbirleriyle ilişkilerini ve kendisinin o varlıklarla olan ilişkilerini düşündüğü ve bir yargıya vardığı anda oluşuyor. Düşünme ve us edimleri salt insana özgü olduğu için yeryüzündeki öteki canlıların ideoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Muhsin ŞENER</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli Eğitim Bakanlığı E.Müfettişi</span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">muhsinsener@gmail.com</span></em></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span><span style="font-family: Arial;">İdeoloji</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;">, <strong><em>pratiğin düşünce, hayal ya da tasarım </em></strong>halidir. İnsanlıkla yaşıt bir kavramdır o. İnsan kendini ve çevresindeki şeyleri ve onların birbirleriyle ilişkilerini ve kendisinin o varlıklarla olan ilişkilerini düşündüğü ve bir yargıya vardığı anda oluşuyor. Düşünme ve us edimleri salt insana özgü olduğu için yeryüzündeki öteki canlıların ideoloji ile ilişkisi yoktur. Kavramı ilk kez Pierre-Jean-George Cabanis’in kullandığı (1757- 1808),  Marx’ın bu tarihten elli yıl sonra bu kavram çevresinde düşündüğü ve yazdığı; Alman İdeolojisi’nde</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> konuyu özne, bireylerle bireyler ve bireylerle toplumlar arasındaki ilişkiler, aile ilişkileri, iş bölümü ve toplumsallık yönlerinden enine boyuna ele alıp incelediği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İdeoloji konusunda güvenilir kaynaklar arasında Etienne Balibar’ın</span><a title="" href="#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">, Jorge Larraın’in</span><a title="" href="#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"><strong><em>, </em></strong>Karl Mannheim’ın</span><a title="" href="#_ftn5">[5]</a><span style="font-family: Arial;">  eserlerini sayabileceğimizi düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ülkemizde hala uzantıları olan bir dönem bu kavramdan korkuluyordu. Bir düşünceye ideolojik damgası basılmaya görsün, artık o düşüncenin neliğini bir kenara atın, adını bile anamıyordunuz. Ceza Yasamızın kaldırılan 141. ve 142. Maddeleri ile ideolojiler en ağır yaptırımlara uğruyordu. Bu düşünceleri savunanlar da öyle.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Galileo’nin  “evren, matematiğin diliyle yazılmış bir kitaptır.” Sözü, evreni anlamanın görev olduğunu, bunun için de  matematiğin dilini bilmek gerektiğini ilk bakışta açıkça  anlıyoruz. Belki kavrayamıyoruz, ne ki anlıyoruz. Yani matematiğin dilini öğrenmeden evreni anlayamayamayacağımıza göre matematik mi öğrenmeliyiz? Bunu mu dayatıyor Galileo? Hayır, böyle bir şey değil. Söylenen evreni anlamak ve kavramak için çaba harcamalısınız, onu anlamak ve kavramak için bu çabaya gereksinim vardır, eğer böyle bir çabanız olmazsa evrenden yararlanamazsınız denmek isteniyor. Kaldı ki matematiğin  evrenselliği onun   usla olan ilişkilerini de önümüze koyduğu için usunuzu kullanma zorunluğunun da unutulmaması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İdeoloji kavramı,18.yy. Aydınlanmacılığının arka planını oluşturmuş, bu dönemin kültürel, felsefi ortamı </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">içinde üretilmiştir. Bu bağlam, kavramın usa en derin inancı gerektiren bir düşünceler bilimi ve eski düzene karşı eleştirel bir silah olarak ortaya çıkmıştır. İdeolojinin bu iki özelliği birbirine bağlıdır ve birbirlerinden ayrı olarak düşünülemez. Bu yapısı içinde Aydınlanmacılar akıldışı, metafizik ve dine yaslanan düşüncelerle eleştirel boyutlarda çatışma olanakları vermişlerdir. (…)ideoloji bir bilim olarak ilerleme, us ve eğitime güvenmeyi gerektiriyor ve insanların özgürlüğüne inanıyordu. (…) Usu savunmak ve ilerici olmayan tüm düşünceleri eleştirmek için kullanılan bir ifadeydi. (…) Modernizm,  maddi ilerlemedir; maddi şeylerin üretimdeki büyümesidir anlayışını kökleştirmiştir. Metafizik din ve mitoloji, doğayı kontrol altına almaya ve üretimi arttırmaya yetmemiştir. O nedenledir ki ideolojik biçimler olarak bunlara saldırmak gerekir.</span><a title="" href="#_ftn6">[6]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Marx,  egemenlik ve sömürünün eski ve yeni biçimlerinin maskesini düşürmek amacıyla ideoloji kavramını geliştirdi. İdeolojinin, toplumlardaki çelişkileri maskeleyerek sistemin kendini yeniden üretmesini sağlayan bir bilinç olduğunu gösterdi, anlattı. Kurtuluşa karşı çıkan ve ona engel olacak güçleri eleştirmek gerektiğinin de altını çiziyordu.</span><a title="" href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">L.Althusser, ideoloji kavramının içeriğinde bulunan maddi, manevi, fikri ve ideal varlıkların tanımlarını ve açıklamalarını yaparak konuya<strong>, ayrıntılarda</strong> açıklık getirdi. İdeolojinin oluşması için özne ile yani birey ile arasında somut bir ilişkinin olması gerektiğini; bu somut ilişkinin ise fikirsel, tasarımsal, düşünsel, yargısal olabileceğini; özne aracılığı ile bu somut ilişkinin uygulanabilir, reddedilebilir, benimsenebilir vb. vb. olabileceğini anlattı<strong>.  Değişim ve dönüşümün maddi biçiminin</strong> ideoloji olduğunu, o biçimin de fikirsel, tasarımsal, edimsel, bilinçsel vb. vb. olabileceğini ileri sürdü. Althausser, ideolojilerin ideolojik etkilerinin pratikte apaçık olduğunu ve izlenip görülebileceğini  ileri sürdü.</span><a title="" href="#_ftn8">[8]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Saffet Murat Tura’nın, Freud ve izleyicilerinin önemli kaynaklar arasında saydığı <strong>Rüyaların Yorumu</strong>’na benzeyen bir yapıtı yayımlandı</span><a title="" href="#_ftn9">[9]</a><span style="font-family: Arial;">. Tura bu yapıtta, Freud’un sözü geçen yapıtındaki çalışmaya benzer bir yöntemle, Cemal Kafadar tarafından yayımlanan <strong>Rüya Mektupları</strong> adlı yapıtta geçen 17.yy.da Üsküp’te yaşadığı anlaşılan Asiye Sultan’ın, kendisine Şeyh olarak seçtiği, o zaman diliminde Uziçe kasabasında yaşamakta olan Halvetiye Tarikatından Muslıhiddin Efendi’ye yazdığı mektuplarda, gördüğü  rüyaları  (bu rüyalarda Şeyhle arasında geçen olaylar yer alıyor) yorumlamasını ister. Bu yorumlamaların Asiye Sultan’ın Şeyhe karşı duyduğu cinsel yakınlığın da izleri vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şeyh ve Arzu</strong>’yu okurken kendimi,  birdenbire eğitim alanına sürüklenmiş ve bugün Türkiye’de eğitimin ideolojisine nasıl bakmak gerektiği konusunu düşünürken buldum. Eğitim konusunun ideoloji ile ilişkisi ve bugünün, ülkemizdeki Temel Eğitim ve özellikle Ortaöğretimin bu yönden durumunun tartışılması gerektiğini dayattığına tanık oldum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de eğitim, <strong>milli eğitim</strong> olarak tanınır ve bilinir. Milli olmak eğitimimizin ana ilkesidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli olmak ne demektir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli olmak, Atatürk’ün  <strong>“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir” </strong>tanımlamasındaki Türk Milleti kavramında içerilmiş olan neyse odur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Demek ki Türklük, öncelikle eğitimin amacından da ötede bilinç olmak durumundadır. Bilinç, bireyin öteki bireylerle, doğal ve toplumsal yapılarla kurduğu ilişkilerin belirlediği ve oluşturduğu, bedenleştirdiği neyse o dur. Bu bilincin içeriğinde ise önce <strong>Türk Olmak</strong> bir alan oluşturmaktadır. Bu alan bir tabandır. Bilinç, o tabanın üzerine oturtulacak öteki yapılarla birlikte ortaya çıkan bir tindir, evrendir. Türk insanının ontolojik yapısı, epistemik birikimi, bu cümleden olarak inançları, yaşayış biçimi yani kültürü ve tüm bunların gelenekle ilişkileri ile ortaya çıkan kocaman bir birikimdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Özet olarak tanımlamaya çalıştığımız bu birikimin adı <strong>Türk Olma </strong>bilincinden başka bir şey değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitimin önce, Türklük kavramı çevresinde kurulacak olan bir birlik oluşturma görevi olmalıdır. Bu görev bireyleri geçmişlerini öğrenme zorunluğu ile karşı karşıya getiriyor. Bireyler tarihlerini çok iyi bilmelidirler. Eğitim, en azından bu görevi yapabilmenin anahtarlarını vermek, kazandırmak  zorundadır.  Bu kazanım, bireylerin Türklük ve Türk olmak kavramları çevresinde bir el elelik, bir kucak kucağa olma, birbirine güvenme ve sarılma ve destekleme anlayışının oluşmasını sağlayacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada  ideoloji, <strong>Türklük ve Türk Olmak biçiminde</strong> karşımıza çıkıyor. Bu ideolojinin yönlendirmesine karşı olamayız, olmamalıyız. Onsuz olunamayacağı; birlik halinde olmadan yaşanamayacağı ve bir bilincin oluşturulamayacağı çok açıktır. Bu durum, tüm bireylerce bilinmeli ve benimsenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tam bu noktada, <strong>Türkçülük</strong> ve zamanın ruhuna uygun <strong>evrensellik</strong> kavramlarını anımsıyoruz. Geçmişteki Türkçülüğe mi döndüreceğiz eğitimle, çocuklarımızı? Evrensel insan, evrensel düşünce, dünya insanına ulaşmak istemiyor muyuz yoksa?&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu sorular hemen kıvrılıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkçülük akımlarına falan dönmek söz konusu olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bugün dünyanın her yanında iş bulan, çalışan ve üreten o denli çok Türk var ki…Bunları nasıl görmezden gelebiliriz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki tüm bu yaşamsal gerçekler bizi, <strong>Türk Olmak</strong> kavramından ve onun içeriğinden uzaklaştıramaz, uzaklaştırmamalıdır! Hatta bu bilinç içinde sayabileceğimiz, örneğin yiğitlik, güçlülük, Köroğlu gibi, Pir Sultan gibi olmak pratikleri evrensel ölçüler içinde yumuşatılarak bu kavramların ontolojilerinde bulunan <strong>sözüne güvenilirlik, yardımseverlik, adaletli olma</strong> gibi epistemik alanların  eğitim aracılığı ile kuşaklara benimsetilmesine de yardımcı olacaktır, olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, inançsal tinsel dünya içinde, özellikle dinin, örf ve adetlerin, gelenekselin… sürdürülme çabalarına, tutum ve davranışlara karşı dikkatli olmak gerekiyor.  Bu alan, zaman zaman ve yer yer kişisel ya da kimi toplulukların amaçları doğrultusunda çıkar ilişkileri için bile kullanılabilir; kullanılabiliyor… Eğitimin bu alanlardaki çalışmaları, bu çıkar ilişkilerini ortadan kaldırarak  yaşam pratiğini sağlam bir tabana oturtmak görevi vardır, olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ülkemizde <strong>eğitim üzerinde çok önemli yeni ve geriye götürücü uygulamalar</strong> yapılmaktadır. Cumhuriyetle birlikte Atatürk Devrimleri doğrultusundaki yenilikler ve değişikliklerle, <strong>Türk Olmak</strong> düşüncesinin tabanındaki alan düzene sokulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Örneğin, tarihimiz yeniden ele alınmış ve Türklerin tarihleri araştırılarak, incelenerek, Osmanlı’nın toplumsal artıkları üzerine kurulacak olan yeni Cumhuriyetin vatandaşının <strong>Türk Olmak</strong>’tan ne anlaması gerektiğine ilişkin bir ideoloji ortaya konulmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dil Devrimiyle bu ideoloji, fikirsel, bireyler arası ve toplumlar arası ilişkilerde verimi, verimliliği arttırmak üzere Türkçe konuşmak ve yazmak için yeni alfabe hazırlanmıştır. Toplumun çok az bir bölümü okuyup yazabildiği için, okuma-yazmayı kolay yoldan arttırmak üzere yapılan bu yenilenme çok kısa zamanda ürünlerini vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki bu yeniliklere daima bir karşıt görüş ve direnme oluşturularak bu bugünlere gelinmiştir. Türk<em> T</em>arihinin incelenmesini ve araştırılmasını <strong>kafatasçılıkla</strong> yaralamak ve suçlamak gibi bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır.  Bu ortamın oluşmasına,  zaman dilimi de yardımcı oldu. Almanya’da, İtalya’da faşist yönetimlerin ortaya çıkmış olması; tarih araştırmalarında, o zamanlar Gustave Le Bon’un çok tutulan yapıtları bu karşı olmaya yardım etmiştir. Bu gün ülkemizde Türkçülük bu öyküsü nedeniyle ideoloji konusuna <strong>Türk Olmak</strong> noktasından bakılmış olmasını bile hoş görmeyen kesimler vardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Zafer Toprak oldukça hacimli (615 sayfa) yapıtında</span><a title="" href="#_ftn10">[10]</a><span style="font-family: Arial;"> bu konuyu enine boyuna inceliyor:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Atatürk, yaşamının son on yılını yeni insanı kurgulamaya hasrediyor s.11”.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Dün ile bugün arasında teleolojik bir bağ kurma tarihçilerin geleneklerinden biridir. (…) günümüz değer formlarıyla geçmiş algılanmaya çalaışılıyor. Temel hak ve özgürlükler,  demokrasi ve katılım ve benzeri kaygılar sanki ezelden ebede varmışçasına geçmişe yansıtılıyor. (…) Türkiye çağdaş bilim ve eğitimi ancak 30’lu yıllarda yakalıyor.(…) Antropoloji, bir yandan kültür devrimini körüklerken öte yandan gizli sürdürülen bir ideolojik savaşta da saf tutuyor. Ari ırkı yücelten Nazi antropolojisi brakisefal tezlerle çürütülmeye çalışılıyor.Bu süreç Batıda  Türkiye insanı için tortusal önyargıların  giderilmesini de sağlıyor (s.13).”</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(…) “Atatürk’ün siyasal, toplumsal ve kültürel alanda gerçekleştirdikleri, Cumhuriyet Türkiyesinin insanına yeni bir kimlik arayışı, Batı’daki fikir hareketleriyle yönünü buluyor. Bu süreçte, J.J.Rousseau, ve Toplumsal Sözleşmesi adlı yapıtı, Montesquieu’nün ‘somut birey’,  ‘hürriyet’ ve ‘güçler ayrılığı’ ilkeleri yerini Rousseau’nun ‘soyut birey, milli egemenlik, güçler birliği’ ilkelerine bırakıyor s.14”.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“(…) 30’lu yıllarda artık Atatürk farklı bir ‘Aydınlanma’ya yöneliyor. Tarihin yerini arkeoloji, sosyolojinin yerini de antropoloji alıyor. Kültür alanında savunma hatları on binlerce yıl geriye çekiliyor. S.14”  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“ (…) Batı’nın aşağıladığı Türk ırkı, antropoloji ve arkeoloji sayesinde aklanacaktı. Batı’da modası geçmiş ( o zamana göre bile…) uhrevi trih anlayışı Türklere uygulanıyordu. Türklerin Nuh Peygamber efsanesi doğrultusunda Babil’den kopup Ortaasya’ya geldikleri, orada çoğalarak batı sayaya göç ettikleri ileri sürülüyordu. Türkler tarafından kurulan devlet ve uygarlık silsilesi ve Türklerin siyasi, medeni yaşayışları Batı literatüründe tahrifatla doluydu. S.150” </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yapıttan yapılmış bu alıntılar, Türk olmak konusundaki çalışmaların yaslandığı bilimsel tabanı açıkça ortaya koyuyor ve karşı koymaları da temelden çürütüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu topraklar üzerinde yaşayan insanların/ insanımızın <strong>olmak, var olmak</strong> anlamında ontik (varlıksal, var olmaklık)  açısından sağlam bir tabanı vardır. O derecede sağlam olan bir önemi de var. Bu sağlamlık ve önem bir felsefeye, bir tarih bilincine ve giderek bir geçerliliğe yaslanır.  Vatan dediğimiz, üstünde yaşadığımız bu topraklara savaşarak, insan kanı dökerek gelip yerleşmiş olan Türk Boyları, gittikçe büyüyen ve genişleyen bir imparatorluk kurmuşlar ve bu imparatorluğun altı yüzyıl bayrağını, Tuna Nehri kıyılarından ta Nil Nehri kıyılarına ve Mezopotamya ovalarına kadar götürmüşlerdir. Bu bölgelerde kurdukları egemenlik ilişkileri içinde yönetim, denetim, kültür ve uygarlık alanlarında  bir sürü yapıtlar yaratmışlardır.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geniş sınırlar içindeki dünyada, İslam anlayışına uygun bir kültürün egemenliğini sürdürmesi, öteki inanç toplumlarının o konulardaki hak ve özgürlüklerini hiçbir zaman çiğnemedi. Devlet olmak ve onun gücünü benimsetmek konusundaki <strong><em>dayatmaların</em></strong> dışında, herhangi bir baskıları olmamıştır. İnsan ilişkilerinin ortaya koyduğu bu varlıksal yapılanmanın geleneğe, kültüre, bilim ve bilgiye, askersel güce yaslanan bir yapılanma olduğu biliniyor. Bu gücün zayıfladığı yerde ve zaman diliminde dağılmanın ve parçalanmanın ortaya çıktığı da bir tarihsel gerçeklik olarak duruyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yanda, epistemik açıdan <strong>Arap-Acem -Türk ve müslüman</strong> bir cemaat halinde yaşayan  bir kültürün kurduğu ve bu yönde geliştirip zenginleştirdiği, yaydığı bir  epistemik taban da vardır. Bu bilgi birikiminin İslam anlayışı doğrultusunda bir yazın, İslami bilimler, tasavvuf alanlarında yapıtlar yaratılmasına ve tarihe mal edilmesine hizmet etiğini önemle vurgulamalıyız. Ne var ki,  salt sözü edilen alanlarda yapıtlar vermenin yetersizliği ve gelecek aydınlık günleri ve çağları muştulamadığını da hemen yanı başında söylemek durumundayız. Konunun bu yanı yazımızın kapsamı içinde olmadığı için ayrıntıya girmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu ontik ve epistemik birikimin yarattığı taban, imparatorluğun dağılma ve yıkılma dönemine değin sürmüş ve 20. yüzyılın başında, Anadolu’nun yabancılarca işgal edilmesi üzerine,  Anadolu insanının  büyük çabası  ile  başta Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşlarının önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ile  Anadolu toprakları kurtarılmış ve  Osmanlı Saltanatı yıkılarak yerine  Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Bu yepyeni devlet,  <strong>Devrimlerle</strong> köklü ve sağlam değişimlere gitmiş, yönünü dünya uygarlık ve kültürüne çevirerek canla başla çağdaş bir yapı kurmaya çalışarak bu günlere gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Cumhuriyet 100 yıla yaklaşan bu süre içinde, çağdaş yasalarla getirdiği hukuk düzeni içinde yeni bir vatandaş tipi gelişti. Bu tip, artık Osmanlı’nın <strong>“teb’a” </strong>diye adlandırdığı tip değildir, olmayacaktır da! “Teb’a”nın bağlanmak zorunda olduğu Padişahlık Kurumu, ortadan kalktığı ve onun yerine uygar insanların benimsediği <strong>vatandaşlık</strong> kurumu getirildiği için, kendi kendini yöneten ve kendini yönetecekleri de yine kendisinin seçtiği bir sistemin içinde yaşamaya ve “<strong>i n s a n”</strong> olmasının onurunu taşıyan bir birey olmaya doğru koşmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Teb’a artık, başka bir varlıksal yapı olmuştur, olmalıdır. O teb’a değil kendi kendisini yöneten bir bağımsız insan haline gelmiştir. Yaptıklarıyla, hakkı ve hukuku ile, güvenceleriyle insanlığından onur duyması istenmektedir ondan.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Teb’a’nın, tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak gördüğü ve benimsediği Padişah ortadan kalktığı için artık böyle bir bağımlılıktan söz edilemeyecek olması,  vatandaş olmanın bir gereği haline gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">devletin din buyruklarıyla değil, vatandaşın kendisinin seçtiği temsilciler tarafından yapılan yasaların buyruklarıyla yaşamın düzenlenmesi demek olan laiklik ile; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">tüm eğitim kurumlarının Eğitim Bakanlığının yönetimine verilmesiyle oluşacak olan eğitim birlik ve beraberliği ile; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">yeni ABC’nin getirdiğiolanaklar doğrultusunda kolayca okumak, yazmak gibi bir olanağa kavuşulması sonunda  bilgi ve görgüsünün artmasıyla; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">uygar ulusların giyim-kuşamlarına uygun bir giyim kuşam içinde yaşamak olanaklarıyla;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">yepyeni bir vatandaş ontolojisi ortaya çıkmıştır. Bu vatandaşın yaslandığı tin dünyası artık yaşama, doğaya ve toplumla, bireysel ilişkilere dayanan bir yaşam olacaktır. Böyle bir vatandaşın        </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Osmanlının kültürü ve bilgi birikimi, bilimi ile yaşamını sürdürmesi mümkün olamayacağı için  gelenekteki  birikimlerin gözden geçirilmesi gerekmiştir. Olabildiği ölçüde geleneksellikten ayrılarak evrenselliğe doğru yol alınacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık teb’a değil vatandaş vardır ve o vatandaşın yaslandığı varlıksal ve bilgisel taban çok farklıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Osmanlı toplumunun ontik ve epistemik yapısı, Türklerin binlerce yılda kurup yönettikleri devletlerden gelen yönetim ve devlet  kavramlarının İslam epistemesiyle yeniden yuğrulması sonucunda oluşmuştu. Bu yapılanmanın hamurunda İslami özelliklerin ağırlığı hem çoktur hem de vazgeçilemezdir. Bu ağırlıkların Cumhuriyetin kurulmasından sonra oluşturulan ve oluşturulması için uygun ortamın ortaya çıkmasının yarattığı ontik ve epistemik yapıda İslam epistemesinin artık ağırlığı olmayacaktır. Dinsel anlayış ve kavrayış ile devlet yönetilemeyecektir ve yönetilmemelidir. Eğer bu yoldan dönülemezse o zaman tekrar “teb’a” olmak gerekmektedir. Vatandaşlıkla teb’alık bir arada olamaz, olmamalıdır! O zaman insan onuru diye bir kavramdan söz edilemeyecektir. Çünkü o onur, teb’ya ait değildir, padişaha aittir. Oysa artık padişah ta yoktur, kovulmuştur!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada, Cumhuriyetle birlikte getirilmiş olan <strong>dünyevilik</strong>, dünya yaşamı kavramına da dokunmalıyız. Osmanlı Toplumunda  <strong>“dünyevilik”  değil “uhrevilik</strong>”  vardı.  Bu dünya değil, öteki dünya önemli ve gerçekti. Esas olan öteki dünyadır. Bu dünya öteki dünyayı kazanmak içindir. Bu anlayış uhrevilik anlayışıdır. Bu anlayış laiklikle yıkılmıştır. Bu anlayışın insanı, bir lokma bir hırka anlayışıyla yaşar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yahya Kemal’in, kendi işinde gücünde, etliye de sütlüye de karışmayan, tevekkül içinde yaşayan bir tip olarak tanımladığı Mehmet Efendi hayali vardır, düz yazılarından birinde geçer; işte tam o tipin ortamıdır uhrevilik. İçinde yaşanılan, üretilen ve tüketilen bu dünya, salt bir sınav yeri olarak anlaşıldığından geçici bir yaşam dilimi ve geçici yaşanılan bir yer olarak anlaşılmıştır ve benimsenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir anlayış, ancak bağımlı insanlar yetiştirmeyi getirir. Büyükler ve bizi yönetenler her şeyi bizden çok daha iyi bilirler ve onların dediklerini aynen yapmalı, karşı çıkılmamalıdır(!). Böylece kitleler ister istemez teb’a olmak zorunda kalırlar. Otorite onlara bakar. Onları doyurur, ihtiyaçlarını temin eder, onlar da otoriteye bağlılıklarını sürdürmeyi seçerek yaşamlarına devam ederler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuşakları böyle bir anlayıştan çıkarmak, zamanın ruhuna yanıt verebilecek bilgi ve yeteneklerle donatılmış; salt  tüketmeyen, önce üreten ve ürettiğini adil ölçüler içinde dağıtan, dinamik ve çalışkan insanlardan kurulu bir toplum olmak zorunluğu vardır. Bu zorunluğa uyan bir toplumsal yapılanma gerekmektedir. İnsanların özgür ve söz sahibi oldukları toplumlarda,  yani demokratik toplumlar ancak böyle toplumlar olabilirtler. Ya da böyle toplumlar ancak demokrasiler içinde oluşabilir. Bu toplumlarda insanlar kendilerini önce insan olarak tanımlarlar. Ardından Türk, Kürt, Alman, Fransız, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, sporcu, eğitici, esnaf, terzi, vb. vb. tanımlar gelir.  Bu toplumlarda önce eğitimci, sonra Türk; ya da önce terzi sonra hıristiyan, önce Müslüman, sonra Türk falan gibi tanımlar yapılamaz, yapılmaz. Bu tip tanımlar bir ve beraber yaşama anlayışını tahrip eder, yok eder. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa toplum halinde yaşarken yukarıdan beri yapılan açıklamalarda da görüleceği gibi, bir birlik ve beraberlik oluşturmak ve onun kural ve kuramlarını oluşturmak zorunluğu vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İki yüz yılı aşkın bir süredir, ülkemizde böyle bir demokratik toplum oluşturma gayretimiz vardır. Cumhuriyet, bu çabalarımızın en tepe noktası olmuş ve toplumumuz yüz yıla yakın bir süredir bu yapılanma içinde gelişmesini sürdürüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki,  21.yy.a girerken okullarda yapılmakta olan eğitim, hem biçimsel hem de içeriksel olarak tamamen değiştirilmiştir. Önce,<strong> eğitim birliği,</strong> yasaya karşın, edimsel olarak kaldırıldı. Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumları, özelliklerini yitirerek İmam Hatip Okullarına benzetilmeğe çabalanıyor.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Temel eğitimde, adı üzerinde, <strong><em>temel olarak, temele konması gerekenlerin verileceği yerler ve kurumlar olarak</em></strong>, ulusallık özelliği bir yana bırakılarak,  dini yanları da olan bir eğitime çevrildi. Okutulmakta olan din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri yanında Kur’an dersleri konuldu. Ayrıca, sosyal bilgiler ve tarih derslerinde yoğunluklu olarak okutulan  İslam tarihi ve Peygamberin Savaşları konularına karşın Siyer dersi konmuş oldu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm eğitim kurumlarında;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuran öğretilen;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İslam dininin hem teorik hem de uygulamalı olarak öğretildiği; uygulandığı;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">hemen hemen imam hatip liselerinde yetiştirilen çocuklara benzer kuşaklar oluşturularak dünyaya, yaşama, bilime, felsefeye, tarihe, vb. vb. dinsel ve inançsal bakış açısı ile yaklaşan insanlardan oluşmuş bir kuşak yaratma çabasına girilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunun yanında ulusallığımızı diri tutacak olan Ulusal Bayramların kutlanması ve yaşanmasının da oldukça kısıldığı ve salt, saygı duruşu ile savuşturulduğu bir ortama aktarılması tam teb’a yetiştirme düzeninin oluşması anlamından başka ne anlama gelmektedir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anayasasında Laiklik ilkesi olan Türkiye’de,  eğitimin dini ağırlıklı bir yapıya götürülmesini teb’a yetiştirmekten başka nasıl açıklayabiliriz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anayasasında Eğitimin birliği ilkesi yer alan ve bu konuda yasası da bulunmasına karşın eğitim kurumlarını dini yoğunluklu okullar olarak değiştirilmesi ve Diyanetin kontrol ve denetimindeki Kuran Kursları açmanın başka açıklaması yapılabilir mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Üniversitelerde okuyarak ülkemizdeki çeşitli iş kollarında görev alan insanlarımızın artık dini ağırlıklı bir eğitimden geçirilmesini, dini bütün insanlardan oluşan bir Türkiye  ve Türk toplumu yaratmak öte bir anlamı var mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şöyle bir soru ile karşılaşılıyor: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnsanların dinlerini okullarda öğrenmelerinde ne sakınca var ki? Bundan neden rahatsız olunuyor ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkler dünyanın en eski toplumlarından belki de en eskisi olan; binlerce yıl öncesinden beri  çok sayıda devlet kurmuş, yönetmiş, toplumsal organizasyonlar yapmış bir, zamanının uygarlık eserlerini yaratmış bir toplumdur. Osmanlı da bu devletlerden biri ve en büyüğüdür. Osmanlı, kuşaklarını inanç ve dini yoğunluğu olan bir eğitim içinde yetiştiriyordu. Kur’an ilimleri alanında eğitim ağırlık taşıyordu. Bu okullardan yetişen Osmanlı evlatları altı yüz küsur yıl yaşayan koca imparatorluğu <strong>zamanın ruhunu anlayamadıkları ve kavrayamadıkları için kurtaramadılar ve imparatorluk tarihe gömüldü.</strong> Onun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yüzyıla yaklaşan bir süre sonra tekrar Osmanlının eğitim düzenine dönüyor. Bunun nasıl bir açıklaması yapılabilir ki? Tarihin tekerrürünü mü bekleyeceğiz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Salt eğitim alanında değil, her alanda yönetim, İmam Hatip çıkışlı insanlar tarafından yapılıyor. Yönetim kademelerine atananların hemen tamamı İmam Hatip çıkışlı insanlardan oluşuyor. Kendi aralarında bu okullara kolej(!) demeye başlamışlardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ortaöğretim Kurumlarını İmam Hatipler ve Anadolu Liseleri olmak üzere ikiye ayırmışlar ve çocukların İmam Hatipte okullarında okumalarını bir zorunlu durum haline getirmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bakanlar Kurulunda çok sayıda imam hatip kökenli bakan vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bunlar eğitimin, ulusal ve  evrensel  kalitesinde çok alt düzeylere düşmesine neden olmaktadır  ve olmaya da devam edecektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyeti kurarken onun temeline Laiklik ilkesini koydular. Din alanı ile dünya alanının işlerini, birbirini etkileyen ve birinin ötekine etkinliğini ortadan kaldıran bir sistem getirmişlerdi. Şimdi o sistem yok olmuştur, yok sayılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Uhreviliğin</strong> öne alındığı bir eğitim sistemi yürürlüktedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Atatürk ve arkadaşları, eğitimin <strong>“ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirme” </strong>idealini eğitimin temeline koymuşlardı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi, <strong>naslarla*</strong> tartışılamayacak dini kurallarla hür düşünceli adam nasıl yetiştirilebilecektir? Yetiştirildiği söylense bile, bunun olanağı var mıdır?</span>**</p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dinin ve inançların önemli getirilerinden biri vicdandır. En azından vicdanın oluşmasında ve insan yaşamında işlerlik kazanabilmesinde inançların çok çok önemli etkisi bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnanca yaslanan bir eğitim sisteminde vicdanı hür olmak olasılığı var mıdır? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Vicdanın özgür olması, seçilen ve dayatılan inanç ağırlığı karşısında yenilmeye ve onun emrine girmeye zorunlu olmayacak mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>İrfan, bilme, anlama, kültür ve gerçeğe ulaştıran güç, seziş, vargı</strong> gibi anlamlar içeriyor. Din ve inanç esaslı bir eğitimle yetişen insanların yaşamı, dünyayı, olayları, insan ilişkilerin özgürce anlayıp, kavrayıp gerçeğe, gerçekliğe ulaşması mümkün müdür? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onları yönlendiren ve biçimlendiren özgürlük alanı değil,  tartışılamayan, tartışılmaması gereken inanç alanıyken o insandan hür bir irfan beklenebilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitim kurumlarında başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla din ve inanç özgürlüğü arasında yıllarca kurulmağa çalışılan ilişkiye yaslanarak, kıyafet yasasına karşın, başları örtük kızlarımızın ve kadınlarımızın artık özgür olduklarına mı sevinmeliyiz, yoksa bir inancın gereği olarak davranan ve biçim alan insanların çoğaltılmasıyla,  özgürlük adına ve  özgür  olmak için, onların bir inancın yayıcıları ve savunucuları olarak görünmelerine mi yanmalıyız?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">En azından başları açık olanların, hem başları hem de saçları temiz hava alarak daha rahat ve daha doğru düşünme ve davranma olanakları olduğu ne denli ortadayken hem de… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Felsefi açıdan varlık ve bilgi alanlarının üzerinde yine inancın ve dinin etkileriyle oluşan bir baskıdan söz etmeliyiz. Ontolojisini bilimsel verilerle açıklayabilen insanın artık  tartışılamayan ve bilimin içine konamayacak bir takım savlarla açıklanmaya çalışması mümkün olacaktır. Bu durum insanın  tevekküle sürüklenmesini, çevresini sarmış olan bulutu kovmasını ve onun içinden çıkarak etkin ve dinamik bir yapıyı ortaya koyup sürekli olarak değişim ve dönüşüme uğramasına olanak var mıdır? Değişim ve dönüşüm bize karşın, size karşın, ona karşın varken ve sürerken kendini ona uydurmayı değil, ona karşı çıkmayı önermenin bir anlamı olacak mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu konunun öte yanında epistemik (bilgisel)lik vardır. Bilgi artık iki boyutlu olarak insanın bilincini kurmaya başlayacaktır. İnanç ve dini ilke ve esaslarla oluşan bilgi evreni içinde insan artık doğruyu ararken naslara yaslanmak zorunluluğu karşısında bilincini nasıl özgürce oluşturabilecektir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de yaşam, 21.yüzyılın başından beri yepyeni ve bambaşka bir biçime ve içeriğe ulaşmış bulunuyor.  Zaman diliminin getirdiği bir yeni anlayış bu bambaşkalığa yardımcı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Posmodern bir anlayışın içine adeta atılıverdik. Türkiye toplumu postmoderni çok kolay benimsedi. Ayrımında olarak değil, kolayına geldiği için… Ne ki, bu kolay benimsemede bilgi birikim düzeyinin çok etkisi oldu. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü açıkça her yerde,r toplumumuz ilkokul dörtten terk düzeyinde bir eğitim birikimi olduğu her yerde yazılıp söyleniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu düzey kent yaşamını anlamaya ve kavramaya bile yetecek bir düzey değildir. Okuma- yazma sorunun en azından biçim olarak çözememiş olan toplumumuzda insanların biçimsel olarak yaşamlarını kente uygun hale getirebilmesi bile sorundur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Postmodernizm, ülkemiz insanına bir kolaylık, rahatlık getirdi: herkes istediğini yapmakta kendini serbest alımlamaya başladı. Postmodernizm bunu garanti ediyordu. Modernizmin sonrasına böylece herkes istediği bir damgayı basabiliyor ve kendini özgür alımlamaya olanak kazanıyordu. Oysa bu yeniden yapılanma biçimi yozluğu, yüzeyselliği  ve önemli ile önemsizi ayırma  ölçülerini darmadağınık etmiştir. Artık insanımız ciddi bir şey karşısında hemen sıkılıyor, herşeyi hazır istiyor, üretmeden yaşamanın yollarını arıyor, buluyor, uyguluyor; tüm bu edimlerin de özgürlük olduğunu düşünüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir yapılanma doğal olarak daha rahat, daha serbest bir yaşam demektir. Ne var ki bu yaşama uygun bir yönetim yapılanmasına olan ihtiyaç ortaya çıkmış o da 21.yüzyılın başından beri bu insan profilinin tam da üstüne rahatça oturabilen bir yönetim anlayışı gelmiştir. Kömürünü, ekmeğini, elektriğini, makarnasını, pirincini, yağını tuzunu….kapısına kadar getiren bir yönetim vardır artık. Çalışmadan, üretmeden en azından yaşam için zorunlu ihtiyaçlarının çoğunu sağlayan olanaklar  varken neden çalışsın ve üretsin?  Bu yönetim böyle devam etsin, yeter bana gibi bir anlayışın oluşması hem insanları tembelliğe yönlendirmektedir hem de büyük sosyal yaraların açılmasına neden oluyor. Hem toplumsal yönden hem de yönetimsel yönden. Bu yaraların kapatılması çok çok zor oluyor</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir başka nokta da velilerin eğitim-öğretim çalışmalarına doğrudan katılmalarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Veliler çocuklarının hangi dersleri alacakları konusunda söz sahibi olacaklardır. Veliler çocuklarının eğitimi ve öğretimi konusunda okul yöneticileriyle birlikte katılma ve karar alma olanaklaro getirilmiştir. Bu yeniliğin bir demokratikleşme gibi algılanması da basılan havalardan biri olarak görülmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bakanlık katında bir telefon numarası ayrılarak velilerin ve öğrencilerin okullarından, öğretmenlerinden bu telefon ile yakınmalarını Bakanlık katına duyurmalarının yolu açılmıştır. Bu yakınmaların Bakanlıkça hemen soruşturmalara dönüştürülmesine ilişkin birçok örnek vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tip uygulamaların açıklık, şeffaflık, demokratiklik falan filan laflarıyla allanıp pullanması bir aldatmacadan öteye bir anlam taşımıyor. Özellikle temel eğitim aşamasında demokratik olmak gibi bir sınırlılık olmaz, olamaz. Çünkü temel eğitim çocuğun ileriki yıllarda kendi iradesiyle seçeceği  programları izleyebilme yeterliliği içini ihtiyari olan değil,  zorunlu olan, pratikleri ve birikimleri alması gerektiğinden bunların alınıp alınmaması, verilme ağırlığı falan öyle velilerle, öğrencilerle birlikte saptanamaz. Temel eğitimde demokrasi olmaz, olamaz!  Temelin sağlam ve doğru olabilmesi için seçmeye değil zorunluğa dayanması gerekir. Öte yanı fantezi olur, çıkar…Temel eğitimde demokrasi olmaz, demokrasinin insan ölçüleri ve bireysel toplumsal yararlar gözetilerek nasıl olması gerektiği öğretilir, kavratılır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“İnsan beyninin önemli bir bölümünün rahim dışında, yani doğumdan sonra, gelişmektedir. İnsan yavrusunun erişkin yetenek ve becerilere ulaşabilmesi başka hiç bir türle mukayese kabul etmeyecek kadar uzun bir çocukluk, yani <strong>b a ğ ı m l ı l ı k</strong> dönemi gerektirir.”</span><a title="" href="#_ftn11">[11]</a><span style="font-family: Arial;">  Biyolojik olan bu bağımlılığı bir buyrukla kaldırma ve yok sayma olasılığı da yoktur, olamaz.     </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitimin mutlak anlamda bir ideolojisi olması gerektiğini söylemiştik.   Öyle sanıyorum ki, yukarıdan beri açıklamaya ve anlatmaya çalıştığımız bireysel ve toplumsal verilerle bu zorunluluk ortaya çıkmış bulunuyor. Kendini, çevresini ve toplumunu, bunlarla ilişkiler kurarak tanımaya, anlamaya çalışan; soru sormaktan korkmayan, o sorularla doğruyu, kendine, toplumuna yararlı olanı öğrenmeye ve kavramaya çalışan insanlar yetiştirmek için sözü edilen verilere uygun davranılmasının gereğinin altını çizelim. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireyin gittikçe egemen olduğu, kendini pazarlamak zorunda olduğu, rekabetin kıskacı içinde yaşamanın olanaklarına göre kendini yetiştirme dayatmasıyla karşı karşıya bulunduğu bir dünyada</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayakları yere sağlam sağlam basan insanlar yetiştirmek yönetimlerin olmazsa olmazıdır ve bunun başka yolu da yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Louis Althusser, <strong>İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları(DİA</strong>), İletişim y., 3.baskı, İstanbul 1995 s.46 ve ötesi</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><em><strong>[2]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> K.Marx- F.Engels<strong>, Alman İdeolojisi (Aİ)</strong>, Sol Y., Ankara 1992, 3.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref3"><strong><em><strong>[3]</strong></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> Marx’ın Fesefesi( MF)</em></strong><em>, Birikim y.,İstanbul 1996</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>İdeoloji ve Kültürel Kimlik(İKK) </strong>, Sarmal y., 1995</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>İdeoloji ve Ütopya(İÜ) </strong>, Epos y., İstanbul 1952, 3.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref6">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><strong><em>İKK</em></strong><em>, s.21-22</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref7">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy. s.23</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"> DİA, s. 46-64</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref9"><em><strong>[9]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>Şeyh ve Arzu</strong>, Metis y.,İstanbul 2008, 2.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref10">[10]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Zafer Toprak</em><span style="font-size: x-small;">,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><strong><em>Darwin’den Dersime Cumhuriyet ve Antropoloji</em></strong><span style="font-size: x-small;">, </span><em>Doğan y., İstanbul 2012, 1.baskı</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref11">[11]</a><span style="font-family: Arial;"><em>S.Murat Tura<strong>, Şeyh ve Arzu, </strong>Metis y., s.107</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VIII / Kültür ve Kimlik Çoksesli Şiiri Mi Dayatıyor?</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[özbudun]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[sibel]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Sibel Özbudun’un Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı[1] okuyorum. Yazar Küreselleşme ile kültür, kimlik ve sınıf kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.   Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Sibel Özbudun’un <strong><em>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı</em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"> okuyorum. Yazar Küreselleşme ile <strong><em>kültür, kimlik ve sınıf</em></strong> kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması olarak ortaya çıktı. Bu dayatma, kavramı, “yersen!” ile açıklanacak bir kavram, haline getirmiştir.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, toplumları ve kurumları yeni zaman ve mekân boyutunda birleştirip bütünleştiren evrensel bir süreçtir. </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tanımda geçen <strong><em>toplumlar </em></strong>kavramı tüm dünya uluslarını, devletlerini de kapsıyor. Doğal olarak o toplumların bireyleri, yönetimleri, bireysel ilişkileri, inançları ve düşünceleri, gelenekler, vb. bu kavram kapsamındadır. <strong><em>Kurumlar</em></strong> kavramı ise, hangi ulus, topluluk ve devlet olursa olsun onların tüm kurumlarını (merkez, taşra, resmi, sivil vb.) içine alıyor. <strong><em>Zaman</em></strong> kavramı da, bilinmeyen,  bilinemeyen, saptanamayan, üzerinde egemen olunamayan zaman anlamınadır. <strong><em>Mekân</em></strong> kavramı, her türlü organizasyonun ve yerleşimim yeri demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir tanımlamanın dışında ne kaldığını bana söyleyebilir misiniz? Çünkü geriye kalan hiçbir şey yoktur, bırakılmamıştır. Bunun anlamı, küreselleşmeyi istersen benimse, istersen benimseme o senin bileceğin bir şey; yersen! demektir!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu süreç, böyle bir yapılanma ile etkisi altına aldığı, tüm dünyanın ve toplumların güçlerini kırmayı ve küreselleşmeyi dayatanların istek ve arzularına uygun biçimde davranmak ve yaşamak zorunda olduklarını haykırıyor. Konunun, sosyolojik pek çok yaptırımları ve dayatmaları üzerinde durmak, bu yazının kapsamında olmadığından, salt konumuza yaptığı etkileri deşmeye ve açmaya çalışalım.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Kimlik</em></strong>, bireyin tanımlanması demektir. Kimliğin çok çeşitli ve içerikli yanları bulunuyor. Kimlik kişilik demektir. Kişiliğin oluşmasında küreselleşme denilen bu fırtınanın mutlak anlamda etkisi ve etkinliği altında ezilen kimliğin olduğu apaçık bir gerçekliktir.  Bireyin oluşması sırasında buyurganların isteklerine karşı duracak, karşı çıkacak bireylerin yetişmesinin/ yetiştirilmesinin olanağı yoktur. Yetişiyormuş gibi yapılabilmekte ise de bunun işlevsel bir olanağı olmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların isteklerine uygun bireylerin bulunduğu topluluklarda önce kendini kavrama, anlama, anlamlandırma ve ardından çevresini kavrama ve algılamanın yapılan bu kimlik oluşumu tanımına tamamen uygun olacağı apaçıktır. Toplumların biraz ileri gitmelerine olanak tanınmaması önemli bir sınır oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların istek ve arzularına uygun biçimde oluşan ve gelişen birey ve toplukların bu zengin ve gelişmiş buyurganların istek ve arzularına uygun düzenler ve yaşama biçimleri oluşturulmasına karşı bir tutum geliştirilememektedir. Çünkü buyurganlar önceden, tüm bunları düşünerek yeni bir yaşam anlayışı, kavrayışı ve pratiğini bireylere ve topluma yukardan bir afat halinde yağdırarak el aman dedirtene dek, o bireyleri ve toplumları etkisi altına almaktadır. Artık onların istediği bir kültür oluşmaktadır ve o kültür içinde, kültürü oluşturan öteki öğeler de bu genel yapıya uygun olarak etkinlikler göstermeye başlamaktadırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın, sanat, şiir, resim, müzik bireysel ve toplumsal yaşam biçimi hep bu tablonun içinde kurulur, oluşturulur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu duruma bir de  “evrensel olunduğu” havası basılınca, tablo tamamlanmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa bu evrensellik değildir. Evrensellik, dünyanın her yanında geçen ve geçerli olan bir kültüre verilen addır.  Yaşanan ise salt buyurganın etkilediği biçimden başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlik,  içinde soy, sop, aile, kabile, ulus, inanç, töre, gelenek, görenek gibi kavramlar ve kavramların kapsamındaki yapılanmaları da kapsıyor.  Buyurganların istediği biçimde oluşan kişiliklerin ve toplumların soylarına bağlılıklarını, aile bağlarının arttırılmasını, inançlarının serbestçe yenine getirilmesini ve geleneklerini, göreneklerini dilekleri gibi yaşatmalarını sağlayıcı yardım ve yasal olanakların sağlanması halinde ortaya, yepyeni ve çok sorunlu toplumsal ve bireysel yapılanmalar çıkıyor. Her yerleşim yerinde, her ailede, kabilede, her inanç grubunda yeni yeni toplumsal adacıklarla yaşamını sürdüren, sürdüreceğini sanan grupçuklarla oluşan bir kocaman kargaşa ile karşılaşılacaktır ki bu kargaşanın yürümesi ancak, bir başka ve daha büyük keşmekeşin ortaya çıkmasına bağlı ve bağımlı olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşmenin dayattığı bu yapılanmanın içinde şiirin yeri, ancak o soy, sop, aile ve gelenekleri ayakta tutabilecek gücün üretilmesi ile sınırlı olabiliyor.  Sanat alanında ortaya konan ürünlerin evrensel bir kapsayıcılığının olabilmesi için önce “kimliğinin” olması gerekiyor. Sonra da evrensel ölçütlerin içine bu “kimliği” koymamaya çaba harcamalısınız. Yoksa bugün çokça karşılaştığımız, “…gibi olan”ı yaratabiliriz ancak. Bu da bizi, sürekli olarak aldatıp, yanıltır!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlikleri parlatmaya yönelten anlayış ve kavrayışların, bir özgürlük savaşımı içinde olduklarını haykırmaları, bir aldatmacadan öteye geçemiyor. Çünkü Özgürlük daralmak değil genişlemektir, geniş alanlara çıkmaktır. Kimlik duvarlarının dışına çıkmamayı savunmak nasıl özgürlük olacaktır? Onu daraltan yapısıyla, nasıl bir özgürlük alanı olarak kabul edeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bugün şiirimizde kimliklere yaslanan çok sayıda ürün ve yapıt var. Geleneğin içinden geçerken, orada bir yerde durmayı ve o yerden seslenmeyi marifet sanan çok kişi var.   Kabilenin, soyun, dilini ve kavramlarını kullanarak kurulan bir şiir var ortada. Geleneği ayağa kaldırmak üzere kurulan bir şiir var. Bu gelenekselliğin şiiri zenginleştirdiğini söyleyeneler var. Bunlar Türk Dil Kurumunun kuruluşundaki temeli tümden değiştirerek gelenekselliği dil düzeyinde geçerli kılarak, bulundukları noktada durulmasında direnlerin davranışlarıdır.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Cumhuriyetle birlikte dünyaya açılırken kendi dilinizin, Türkçenin bilim, sanat, felsefe ve konuşma dili olarak kapsamını ve kaplamını genişletmekti Kurumun görevi. Bu konularda çalışmalar yaparak ön almak ve yol açmakla görevliydi. Ancak bugün bunu değil tam tersini yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın Dergileri sanatın ve özellikle şiirin nefes aldığı alanlardır. Çok sayıda şiir dergisi yayımlanıyor. Bunların yüzde doksanı geleneğe bağlı ve onu öne çıkarmaya çabalayan ve son yıllardaki hem parasal hem de kolaylaştırıcı yaklaşımlarla desteklenen dergiler. Şiirlerin önemli bir çoğunluğu geleneğe bağlı olanlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa örneğin şiir bu konuda mevcut dergilerle yepyeni bir yola girebilir, girmelidir. Ne var ki</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin böyle bir hamleye soyunabilmesinin gelenekle ve eski ile bağını koparması ve yeni bir yola girmesi gerekmektedir. Eskimiş, yıpranmış düşünce ve görüşlerin öne çıkardığı bir sanatın ve tabii şiirin en güzel örnekleri eskilerde duruyor. Onlardan daha üstününü şimdi ortaya koyamamanın ezikliği eskiye öykünme ile gideriliyor sanki.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>M.Bahtin’den SÖYLEŞİM ve Çokseslilik</em></strong> kavramlarını ve bunların kapsamlarını öğrendik. Bu iki kavramın yazında kullanılışına ilişkin en güzel örnekler Dostoyevsky’nin yapıtlarında var. Dostoyevsky, bir betim yaparken o betimin konusunun <strong><em>anımsattıklarını ve düşündürdüklerini</em></strong> de yazısına katıyordu. Bu yönteme<strong><em> söyleşim </em></strong>adını verdi Bahtin. Sanki, yapıttaki kişilerle o kişilerin ya da yazılan konunun anımsattıkları ile karşılıklı konuşmaları ve tartışmalar yapılıyordu yapıtta. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu yöntem şiire <strong><em>Çoksesli Şiir</em></strong> olarak yansımıştır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin yapılmış ve yayımlanmış başarılı çalışmalar da vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;">  Benim yapıtlarımda da bu konuda yazılar bulunmaktadır. Özellikle <strong><em>Şiiri Yeniden Düşünmek ve Yeniden Kurmak</em></strong> başlıklı yapıtımda bu konuya ilişkin yazılar vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiir konusunda felsefenin olanaklarını araştırmak önemli görünüyor. Konuyu enine boyuna ele alan yazılarım yayımlandı ve yayımlanıyor.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;">  Bu yazılarla konunun önemine dikkat çekmek istedim.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu konuya ilişkin bir tartışma ortamı oluşursa şiirimiz için çok ön açıcı olacaktır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli Şiir için önem taşıyan noktalar şunlar olabilir:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Çoksesli Şiir, ilk elde metafiziği öne çıkarıyor.  Metafiziğin, ontoloji ile çatışan yanları var. Varlık, varlığın algılanması, alımlanması, dışavurumu, sözcük seçimi, yerleştirme ve düzgü aşamalarında metafiziğin yer yer araya girdiğine tanık olunacaktır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Ozan, varlığın tanınması aşamasında madde ile ele ele olmak durumundadır. Bu işlem, ontolojik yapıyı kurmaya yarıyor. Ontolojik yapının metafizikle ilişkisi olamaz.
<p>&nbsp;</li>
<li>Algılama aşamasıyla alımlıma aşamalarında metafizik devreye girerek, ontolojik yapılanmadan başlanarak yeni, değişik ve değiştirip dönüştüren bir yapılanma oluşturulmalıdır. Ontolojik yapılanma kavranırken, maddeye değgin bilgiler ve verilerle karşı karşıya olan ozan, o verilerin ve niteliklerin bilincinde oluşan yansımaları saptamalı ve onların dışavurumu üzerinde yoğunlaşmalıdır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Bu yoğunlaşma, yeniden bir algı oluşturma ve o algının, alımlama düzeyine çıkarılması yani ozanın  malı haline getirilmesi, ardından da o yeni algı ve alımlanmış olanın dışavurumuna ilişkin sözcükler seçilip onlar arasında bir düzgü sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Bu düzgü kurulurken, diyalektiğin getirdiği olanakları kullanmak gerekiyor. Diyalektik, söylenmek istenene çok çeşitli boyutlan kazandıracaktır. Örneğin, <strong><em>Olumsuzlamanın Olumsuzlaması</em></strong>   kuramı söyleneceklere  yeni yeni boyutlar verecektir.
<p>Demek oluyor ki diyalektiği iyi kavramak, iyi şiir için ilk koşuldur.</p>
<p>&nbsp;</li>
<li>Diyalektik, doğru düşünmeyi sağlarken, doğru şeyler söylemeyi de gerçekleştirecektir. Şiirin,  <strong><em>Fuzuli’nin dediği gibi “elbette yalan”</em></strong> olmadığını sağlayan araçtır diyalektik.
<p>&nbsp;</li>
<li><strong><em>Şiir İçin Çıkarsamalar V.</em></strong> başlıklı yazımızda, Spinoza’nın Deleuze aracılığı ile yaşam kazanan görüşlerinin bu konuda yararlı olacağını düşünüyorum.
<p>&nbsp;</li>
<li>Çok seslilik, ozanlar için yeni ve çok olanaklı bir alan olacaktır. Bu alanda kendiliklerini daha güzel,  daha kolay ve daha yeni olarak ortaya koymaları mümkün olabilecektir.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin düşüncelerimizi pekiştirmeyi, Tozan Alkan, Harun Atak, Heves grubundan Ömer Şişman’dan örneklerle sürdürelim:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Öylesine çoktu ki yokluğun gerekçesi</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kokusu uykularıma sindi gece; barut</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Gömleğime sığınmış kanayan bir yaraydı.</span></em></strong></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Çeyiz Sandığı’m, Zaman ve Maske, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Barutun yaptığı etkiyi anımsatıyor beden.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Tozan Alkan’ın Çeyiz Sandığı’m</em></strong> başlıklı bu şiirinde önce başlığın düzgüsünde ortaya çıkan boyutluluk dikkatimizi çekiyor. “Çeyiz sandığı” sözcesi bir birikimi, biriktirilmişliği ya da biriktirilmiş olanları anımsatıyor.  Sözcenin sonuna eklenen (-m) iyelik eki, bu birikmişliğin bir yandan da birinci tekil kişiye ilişkin olduğunu gösteriyor. Doğal olarak çeyiz sandığı sözcesinin gerçek anlamını da unutmamalı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin öteki dizelerinde biriktirilememiş olmaya işaret ediliyor. Burada <strong><em>yokluk</em></strong> kavramı, anımsattıklarıyla düzgüde görev alıyor. Öte yandan birinci tekil kişiye ilişkin olan bu yokluğun, yoksulluğun, yani birikimsizliğin nedenlerinin çokluğundan söz ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluk ve yoksulluğun gerekçelere yaslanmasını seçmek ve bunu dışavurmak, kendini haklı çıkarmayı ve bir sorumluluk almamayı da anımsatıyor. Böyle düşünmenin gerekçesi, ikinci dizedeki /<strong><em>kokusu uykularıma sindi gecede/ </em></strong>düzgüsüne gizlenmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluğun ve birikimsizliğin nedenleri üzerinde düşünme olanakları bu dize ile elimizden alınıyor sanki. Barut sözcüğü sığınmayı daha da artırıyor. Öyle bir etkisi oluyor ki o biriktirememişliğin baskı ve yoğunluğu baştanbaşa ve bambaşka bir şey oluyor: Kanayan bir yaradır o artık, bedende!  Bedendeki  değişim <strong><em>koku</em></strong> kavramıyla verilmek istenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">T.Alkan bu dizelerde, <strong><em>çeyiz sandığı</em></strong> sözcesi ile ortaya konan varlığın, ontolojik yapısından çıkarak birikimsizliğin, biriktirememiş olmanın insanda oluşturduğu değişim ve dönüşüme doğru yürüyor. Burada sözü edilen birikimsizlik, biriktirememiş olmak gibi durumun, insan bedeni üzerindeki etkilerine doğru kanat çırpan bir düzgü ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin sonra gelen bölümlerinde bu değişim ve dönüşümün getirdikleri, pişmanlıkları, sıkıntıları…yine yepyeni bir yoldan gidilerek dile getiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Ten </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Simyasında</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bekliyoruz</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Başkalaşıyor</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">:</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Şair ve şiir</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Anlamın</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kesif pıhtısıyla</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Örtünüyor nesne.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Şairin Savaşımı, Gecel, s.19)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn6"><strong>[6]</strong></a><span style="font-family: Arial;">      </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Harun Atak’ın bu dizelerinde ozanın ve şiirin macerasından bir kesit var. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozan, insan varlığının ontolojisinde duruyor, bekliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın uğraşı budur, bu olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın durduğu bu yerde, hem kendisi hem de ürünü olan şiir değişiyor, dönüşüyor. Ancak anlamdan da bir türlü kopmuyor, kopamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Anlamı taşımayı sürdürüyor. Nesne anlamın üstünü örtüyor. Anlam görünmüyor. Ancak ondan da vazgeçilemiyor. Bu işi ozan ile nesne gerçekleştiriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Değişim ve dönüşüm de bu noktada gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, böyle oluşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin bir tanıtım, bir betim olmanın çok ötesinde bir yerde durduğunun, durması gerektiğinin altı birçok kez çizilmiştir. Benim bu sözcüklerimle değil, Atak’ın sözcükleriyle ve düzgülemesiyle de söylenmiş oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Yedilir gece. Anne zanneder.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">burçlanır çocuk.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">zanneder ki anne vardır içinde.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">başka kendinden neyi kurabiyedir.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bilmez kendiliğinden.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(çocuk, hata devam ediyor, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn7">[7]</a></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ömer Şişman’ın bu dizelerinde düzgü ile bir değişim dönüşüm gerçekleştiriliyor. Yeni ve değişik bir algılama, alımlama ve düzgüleme biçimidir Şişman’ın kullandığı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk, gece adım adım izlenir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuğun durumunu geceye uygun hale getirilmek için çırpınan anne…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk bu edimde çeşit çeşit boyutlar, burçlar edinir: uyur, işer, bağırır, mama ister falan…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geceyi anne sanır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gece, anne ile olur sanır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burçlanmayı bekler. Kendi kendine nasıl başka şeyler kursun ki çocuk, kuramaz ki… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tıpkı yetişkinlerin kurabiyeleri gibidir ona gece.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O kendiliğini bilmez. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendi kendine de bu durumun ayrımında olamaz. Kendiliğinden bunu duyumsayamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anne olmalıdır yanında.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukardaki açıklamalar şiirin anlattıklarıdır. Ozan, çocuğun gecelerdeki durumunu yaşıyor ve o algıyı şiirleştiriyor. Algı, çocuğun anne ile birlikte geceyi ancak yaşayabileceğine ilişkindir. Çocuğun ve annenin gecelerdeki edimlerini ozan, anne ve çocuk açılarından anlamlandırıyor. Çocuk, anne ile birlikte boyutlanmaktadır geceleri. Geceyi anne sanıyordur. Anne olmasa geceyi algılayamayacak ve o geceyi yaşayamayacaktır sanki. Anne olmadan olmuyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk ve anne ve tabii bir de gece işin içine girdiğinde oluşan manzara ortaya konuyor. Konuyor ya, bu ortaya konuş, gecenin yedilmesi, çocuğun burçlar kazanması, gecenin çocuk tarafından anne gibi alımlanması, onun yetersizlikleri, kendi kendisine yetemediği…gibi şeyler dışavuruluyor. Bu dışa vurumdan çıkan sonuç ise bambaşkadır. Bu kez değişim ve dönüşüm, bu yapı ile gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Çoksesli Şiirin</strong> dayatması söz konusu olamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne ki şiirin bu yola girmesi ve bu yönde çaba göstermesi gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, kendini yenilemelidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin kendini yinelemesine olanak tanınmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Estetikçi İsmail Tunalı Hoca, <strong>Sanat Ontolojisi</strong> adlı yapıtında:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Ontolojik yöntem, edebiyat eserini ses, ölçü, semantik, psikoloji, felsefenin ortak olarak araştıracağı ve onu bir kompleks (bütün) olarak kavramasıdır. Bu yöntem aynı zamanda objektif bir yöntemdir. Bu yöntemle edebiyat eserleri, şiir, roman vb. üzerinde yapılacak araştırmaların başarısına inanıyoruz. İnancımız, edebiyat eserinin ontik varlığından doğan bir inançtır. S.107-117</em></strong>” diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Dr. Yavuz Bayram</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"> :</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Eski yeni ayrımı yapmaksızın bütün Türk Şiirini bu yöntem aracılığı ile yeniden ele almak ve incelemek gerektiği inancındayız</em></strong>” demektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu akademik görüşler, bizim <strong>Çıkarsamalar </strong>üst başlığı altında yayımlamış olduğumuz ve yayımlamayı sürdüreceğimiz yazılarımızla yapmak istediklerimizin, akademik düzeyde de ele alındığını ve görüşümüzün paylaşıldığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirimiz, yeni bir boyuta doğru kanatlandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Sibel Özbudun, <strong>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik, Kültür Yazıları</strong>, Ütopya y. 343 s., Ankara 2010,</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Hayriye Ünal<strong>, Eşikteki Özgürlük, Çoksesli şiir,</strong> Hece y., 383 s.,Ankara  2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener, <strong>Şiiri Yeniden Düşünmek  Şiiri Yeniden Kurmak</strong>, Kurgu Kültür Merkezi y.,  478 s. Ankara 2013</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener<strong>, Şiir İçin  Çıkarsamalar I.II,III ,IV,V,VI,VII</strong>. (Eliz, Kıyı, Kurgu Kültür, Bireylikler, Ekin Sanat dergileri)</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Tozan Alkan, Zaman ve Maske, 3.baskı, Artshop y.,2007</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref6">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Harun Atak,<strong> Gecel, </strong>noktürn y., 2.basım ,İstanbul, 2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref7">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Ömer Şişman, <strong><em>hata devam ediyor</em></strong><em>,  2.baskı, Ömer Şişman, 160.Kilometre y., İstanbul,2012</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Dr.Yavuz Bayram, Ondokuz Mayıs Üni.Amasya Eğ.Fak. Öğretim üyesi<strong>,” Ontolojik Analiz Metodu ve Bir Ugulama”, (</strong>İnt.ten) başlıklı yazısına bkz.</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VII / “Şiir Satmıyor ki&#8230;&#8221;nin Üstüne Üstüne Gitmek</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Paz]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Wittgensitein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir. Wittgensitein &#160; Şiir satmıyor… Şiir yapıtları da satmıyor… Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki? Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki? Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!   Toplumların en zor zamanlarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><em>Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir.</em></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Wittgensitein</span></em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir yapıtları da satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Toplumların en zor zamanlarında ozanların ve şiirlerin ve onlara yol gösterdiği, öncülük ettiği dönemleri çoktan aştığımızı biliyoruz da şiirsel eylemin yaratıcı ürünlerini ve onları üretenlerin bu denli arkalarda bırakılmasını hem kolay kolay anlayamıyoruz hem de kolay kolay benimseyemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yetinmeyi hiç içimize sindiremiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yolumuzun aydınlanamayacağı gerçeği karşısında direnmek gerektiğini biliyor ve bu kartopunu hep birlikte yuvarlayarak büyük, büyük, çok büyük yapmak istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin kazandıracaklarından herkesin yeterince payını alması için çalışmak, aydınlatmak ve uyarmak gerektiğini hiç ama hiç unutmuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ayrıca böyle bir “nisyana” kapılmayı da insanlığa yedirmenin olanaksızlığını düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">    </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">                                             </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O.Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Doğal güzelliklerin, insanların ve olayların genellikle şiirsel yanları vardır. Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olduğu veya şairin yaratıcı arzusuna yabancı (olan) güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale geldiği an şiirselliğin içindeyizdir”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Diyerek şiir uğraşının sınırlarını kabaca çizerken, şiirin verilerini de işaret ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin, insanların, olayların şiirsel yanları….</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olarak ortaya çıkması…</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şairin yaratıcı arzusuna yabancı güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale gelmesi…</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirle, şiirsellikle ortaya konabileceğini iri iri sözlerle belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin ayrımında olmak için şiire ve şiirselliğe gereksinim vardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne olursa olsun gereksinim olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bireyler ve toplumlar bu gereksinimi şiddetle duymalıdırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Güzelliklerden habersiz ve güzellikleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yaşa</span></em></strong><strong><em>mama</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">nın</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> getirdiği/getireceği yozluğu, yüzeyselliği ve sevgisizliği duyumsamalıyız. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yaşamın, salt yeme- içme ve boşalma ve bunlar için çalışma- çabalama demek ol</span><strong>ma</strong><span style="font-size: x-small;">dığının ayrımına varmanın başka yolu yöntemi yok ki! </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarını bilmeyen, buna gereksinim duymayanların yozluğunu ne yapacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı, salt yararlanılacak ve kullanılacak bir güç olarak benimsemek değil midir bu algılama? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı böyle anlayanların kendi çıkarlarından başka bir düşünceleri olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Peki, nedir </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">insanın şiirsel yanları</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> denen şey?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Önce, yaşamdaki her şeyin onun eseri olması demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Onun çaba ve emeği ile oluşmuş, kullanılabilir ve insana yarayan her şeyin onun eliyle yaratıldığını benimsemek demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durum, insanı benimsemeyi ve ona kendin gibi önem ve değer vermeyi getirecektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Böyle bir yaklaşım insana özgüdür ve ardından yardımlaşmayı, merhametli olmayı, sevmeyi, korumayı, paylaşmayı, desteklemeyi ve daha neleri neleri kazandıracaktır…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsansız ve insana yaramayan; insanla oluşmayan ve onunla bütünleşmeyen her şeyin ötelere atılacağı bir ortamı öyle kurabilirsiniz. Bunun başkaca bir yolu yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsan için olan düzenlerde her şey onun için düşünüldüğünden zorluklar, sıkıntılar ve yaşam sevincinden uzaklaşmalar en az düzeye indirilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yönetenlerin atacakları her adım, insan yararına ve hizmetine ilişkin olur. İnsanını sıkıntılara sokan kararları almak o yönetimlerin yapabileceği bir şey değildir, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O yönetimler, insan için ve yine insanlarca oluşturulduklarından bu yoldan ayrılmanın yönetme denen şeyin yadsınması anlamına geleceği çok iyi bilinmektedirler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsanı bir yana atan, onu yoran, özgürlüklerini kısıtlayarak onu iğneli bir fıçının içine girmeye zorlayan; </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">önce kendisini düşünen, ötekini arkalarda bırakan ve bu davranış ve ilişkilerinin tam tersini bağıra çağıra söyleyen bir yönetimin insani olduğu savlanabilir mi?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yozlaşmayı ve yüzeyselliği öne çıkarmak, böyle yönetimleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">kişisel çıkar için çalışmak</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir çamura bulanmaktan başka bir çıkmaz sokağa çıkarmaz!</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olay denilince, en az bir nesne ile bireyin ya da bireylerle bireylerin ilişkilerini anımsıyoruz. Bu ilişkilerin içindeki </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">güzellikleri gören şiirsellik ortamına </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">olan gereksinimi ne yapacağız? Olayların şiirsel yanlarını hiç görmemek ve onların hiç ayrımında olmamak neler getirecektir bilmeye ve anlamaya gereksinimimiz yok mudur?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarını düşünerek onlara yaklaşmak, o olayları yaratan, içinde olan bireyler ve toplulukların şiirsel yanlarını düşünmek ve anlamak, olayları doğru anlamak ve doğru değerlendirmek anlamına gelir. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Doğru anlaşılan olaylara da doğru tanılar konabilir ve o tanılara göre önlemler alınabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne ki, böyle bir çabası olmayanların çoğalmasını durdurmak için ne yapılması gerekiyorsa, eldeki güçlerle onu yapmak ve bundan hiç ödün vermemek gibi insanı/insanları, toplumu/ toplumları içinden çıkamayacakları derin ve karanlık çukurlara itmeyi getirmektedir ki bu da her şeyin özündeki insani yanı hiç görmemekten kaynaklanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                                                                </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, ozanın görmezden gelinmesi, şiir yapıtlarının okunmaması yani, şiirsel ortamın yaşatılması ve yaşaması için hiç çaba ve anlayış gösterilmemesi…bu yoz ortamın oluşmasına hizmet ediyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Başka bir anlam içermiyor, taşımıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirsel ortama, birey olarak da toplum olarak da gereksinim duyulmalıdır. İnsanın insana, insanın doğaya, olaylara…bakışını ve onları anlamasını,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">kavramasını; değerlendirmesini gerçekleştirecek olan budur. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İstediğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar güçlü olun, olanaklarınız bol olsun böyle bir ortama yardımcı olmuyorsanız eğer; böyle bir ortamın oluşmasına ve yaşamasına hizmet etmiyorsanız; bu noktada bir çaba göstermeye gereksinim duymuyorsanız, tüm olanaklarınızı bir gün yitireceğinizi bilin! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Böyle,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">olumsuz bir ortamın oluşmaması, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">oluşturula</span></em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">sı,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız şiirsel ortamın ayrımında olmayı ve onun getireceği sevgi, anlayış, kavrayış, merhamet ve huzur isteği ile çırpınmaya bağlıdır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yoksa yozluklarla, yüzeyselliklerle iç içe ve kucak kucağa olmak kaderdir, yazıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiir, sözle yapılan bir çalışmadır. Şiiri kurarken ozan, sözcüğün ilk ve özgün anlamına geri döner. Düzyazıdaki gibi, sözcüğün özgün ya da yansımış anlamlarından salt birini almaz ve onu öyle kullanmaz. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Sözcüğü şiirine tüm anlam boyutları yayar, yatırır; artık o sözcük, </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">olgunlaşmış bir meyve</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olmuştur sanki. Sözcük, şiir cümlesi içinde hem uzam, hem derinlik olarak şiire boyut kazandırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Düzyazı ile şiir arasında, sözcüklerin kullanımları ve içinde bulundukları metinlere katkıları bakımından bu ayrım, çok önemli görünmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Düz anlamın yeğlendiği düzyazıda boyut yoktur. Orada </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">doğruluk, gerçeklik ve onun en açık biçimde anlatımı söz konusudur</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">. Oysa şiir okuyucusu, her okuyuşta şiirden yeni ufuklar kazanacağından, hem şiirin işlevi, hem de ozanın gücünü ortaya koyabilmesi bakımından böyle bir niteme gereksinim vardır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozan, algıladığı ham maddeyi, şiirinde neyin simgesi olarak kullanmak istediğine karar vermek durumundadır. Kararını verdiği andan başlayarak o ham madde alımlanmış yani ozanın malı olmuştur. Artık o, ham madde değildir; ozanın bilincinde evrilip çevrilerek neyi söylemek ve belki de anlatmak için o ham maddeyi kullanacağını düşünürken, o maddenin hangi sözcükle/sözcüklerle ortaya konulması gerektiğine de karar vermektedir. Şimdi, karşımızda ham maddenin kullanılacağı yere ve duruma göre alacağı biçimi gösteren bir söz/sözcük/ sözcük kümesi vardır. Ozan o sözü, algıladığı ham maddeyi anlatmak/göstermek/anımsatmak için okuyucunun önüne söz/sözcük/sözcük kümeleri koymuştur. Onları seslendirdiğinde en altta, tabanda yer alan algılamdaki ham madde, artık bu sözcüklere dönüşmüştür. Bu sözcüklerle yaşamaya başlamıştır. O ham madde değişip dönüşerek bu sözcüklerle yeni bir yaşama kavuşmuştur. ,</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu işlemler sırasında ozan karşımıza, bir yaratıcı olarak çıkar. Ozan, yeni bir yaşam, yeni bir dünya getirmiştir. Getirdiği o dünya, kendine ilişkin bir dünyadır ve tektir, benzersizdir (öyle olmalıdır), bir tanedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirin </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">değiştirme ve dönüştürme işlevi </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">böyle işliyor. Bu işleyişi kolaylaştıran öğeler vardır. Diyalektik, bunların başında yer alıyor. Diyalektiğin ilkeleri ve özellikle </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">olumsuzlama ve olumsuzlamanın olumsuzlanması ilkesi</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> çevresinde şiirin kurulumu</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir tür “inşa” halidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Ayrıca, sözün/sözcüğün/söz kümelerinin kullanılmasında, ozanın amaçladığı değişim-dönüşüm tasarımının önemli rolü vardır. Kullanılan sözel araçların söyleşime getireceği derinlik ve uzamsallık,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">her zaman dikkat noktasındadır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu konuda O.Paz’a kulak verelim:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“…madde şiirsel eylem sayesinde gerçek doğasına geri döner; madde, sanki özgürlüğüne kavuşmuştur. Sözcükler, sesler, renkler ve diğer maddeler şiirsel döngünün içine girer girmez bir dönüşüm başlar. Sözcükler bir başka şeye dönüşürler. Bu değişim ve dönüşüm, </span></em></strong><strong><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">’bir başka şey’in ‘aynı şey’</span><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olması demektir.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“….insanları oluşturan şiirdir. Ozan, dilin ardından giderek onu bulur ve bu berrak kaynaklardan içerek giderir susuzluğunu. Toplum şiirde, varoluşun temeli ile onun ilk sözcüğü ile karşı karşıyadır. “</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Umberto Eco, bu konuyu,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">biraz daha aydınlatıyor;</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Bir metnin gerçek anlamı yoktur. Tindall, bir sanat yapıtının bir aygıt olduğunu¸ yaratıcı da içinde olmak üzere, herkesin onu gönlünün istediği biçimde kullanabileceğini savunacak kadar ileri gidiyor.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kişinin, yaşamın her uğrağında değer- kuramsal bir konum belirlemesi ya da kendisini değerler bakımından konumlandırması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yaşamak budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Söz konusu olan </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">‘konumlandırma’ kişiyi estetik açıdan, bedenleşmiş uzam açısından ve bedenselleşmiş zaman açısından aktif hale getirmesi anlamına geliyor.</span></em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn6"><span style="font-size: x-small;">§</span></a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Bedenlleşme”, kavramını eşelediğimizde karşımıza değişim-dönüşüm işlevi çıkıyor. “Bedenleşen” bir uzam ile “bedenleşen” zaman, </span><strong><span style="font-size: x-small;">“ben” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le değil </span><strong><span style="font-size: x-small;">“biz” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le ilişkilidir.</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Bu ilişkinin parlatılması “evrenseliğe” giden yolun açılması demektir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durumda değişim ve dönüşümün “bedenleşmesi” tekilliği, benzersizliği getirirken, estetikle bütünleşince yeni bir dünya, yeni bir insan ve yeni bir yapı “inşa edilmiş” olmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bunu sağlıyor, gerçekleştiriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Baudelaire’in şu dizelerine bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ırk, ye, iç ve uyu,</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em><span style="font-size: x-small;">Gülümsüyor sana tanrının </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">hoşnutluğu.</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kabil ırkı, sürün çirkefte</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ve öl sefalet içinde</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn7"><strong>[6]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ve Kabil öyküsünü</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn8"><strong><span style="font-size: x-small;">*</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Baudelaire, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/tanrının hoşnutluğu/ </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">ve </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/çirkefte sürünmek/,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">sefil (olarak) ölmek/</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> sözcük kümeleri ile simgeliyor. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Habil ile Kabil birbirlerini öldürüyorlar. Onların öyküsü, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrının hoşnutluğu ve çirkefte sürünmek, sefalet içinde ölmek </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">biçiminde ortaya konan yeni bir yaşam oluyor. Bu yaşam yeni bir dünya kuruyor ve o dünya Baudelaire’e göre, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yiyen, içen, uyuyanlarla, sefalet içinde olanların yaşadığı </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">bir dünyadır. Bu dünyada birileri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrıyı hoşnut ederek mutlu olurken, diğerleri sefalet çukurlarında debelenmektedirler.</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> Artık</span><strong><em><span style="font-size: x-small;">,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> emperyalist sömürünün ağır mı ağır pis kokusu sarmıştır ortalığı…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bu dönüşümü, başarılı bir biçimde gerçekleştirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">H.Marcuse, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">şiirin değişim ve dönüşüm işlevine</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> şu açıklamalarıyla nokta koyuyor:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Şiiri severiz, ama anlamayı da isteriz. Bunu ancak, senin simgelerini, eğretilemelerini, imgelerini, dilin sıradan terimleriyle yorumlayabiliyorsak yapabiliriz. Şairin söyledikleri sıradan dilin terimleriyle söylenebilecek olsaydı, belki de herkesten önce bunu kendisi yapacaktı. Şunu diyecektir: Şiirimin anlaşılması tam olarak sizin şiirimi çevirip içine oturtmayı düşündüğünüz o söylem ve davranış evreninin çöküşünü ve geçersiz kalışını ön gerektiriyor. Benim dilim başka</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">herhangi bir dil gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">öğrenilebilir (gerçekte bu, sizin de öz dilinizdir.). O zaman görülecektir ki simgelerim, eğretilemelerim vb., simgeler eğretilemeler vb. değildirler. Ama tam anlamıyla söylediklerini demek istemektedirler.”</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn9">[7]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının da ayrımında olanlar şiirsellik ortamının ayrımında olanlardır ki onlar ozanlardır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">                                                              *</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, öyle göründüğü gibi bir metaın beğenilmemesi ve satılmaması gibi bir durum değildir, olmamalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsan, çevresindeki her şeyin, her durumun ve her olayın şiirsel yanını da görmek ve düşünmek zorundadır. Bu zorunluluğu duymamak, sevgi, saygı, merhamet, değer bilmek; sempati duymak ve empati yapmak gibi, insanı tanımlayan nitemlerden yoksun olmayı getirmektedir ki bu durum insanı yüzeyselliğin ve yozluğun ürküten karanlığına ve çıplaklığına mahkum etmek; hem yaygınlaşmasını hem de derinleştirerek, insanı ve onun bilincini görselliğin saniyelerle sınırlanan etkinliğine** tutsak etmek demektir.</span><span style="font-size: x-small;">            </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu tutsaklık kabul edilemez; şiddetle reddedilir ancak!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">_______________________</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">** </span><em><span style="font-size: x-small;">“Bana anlatıldığına göre, 1960’larda ortalama bir kamera hareketi- bir görüş alanı değişikliği, bir zoom, bir pan- 30”lik normal bir reklam filminde, her (7.5)”de bir kereden daha yüksek bir hızla yapılmazmış; bunun nedeni de insan algılamasının baş edebileceği optimum hız olarak görülmesi…</span></em></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Oysa şimdi bu hız, (3,5)”de bire yükselmiş. Ben, bir takım reklam filmlerinde zaman tuttum, bu değişikliğin (2)”de bir yapıldığını bile gördüm. Bu (30)”de (15) değişiklik demektir.”</span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>(Defter Dergisi, 17.sayı, s.11’dek,i Fredrik Jameson’la Anders Stephanson arasında yapılan görüşmeye ilişkin yazıdan  alıntı.</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">)</span></em></strong></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Muhsin Şener, <strong>Picasso’nun Güvercini</strong>,  Prospero y., Ank. 1994, s.39-40)</span></em></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;">  Oktavio Paz, <strong><em>Şiir Nedir? Yay ve Lir</em></strong>, Era y.,1995, s. 11</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy.,s.20 bkz.</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">Agy., s. 21 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy., s.40-41</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref5">[5]</a><span style="font-family: Arial;"> Umberto Eco, <strong><em>Açık Yapıt</em></strong>, Kabalcı y., s.19</span></p>
</div>
<div>
<ul>
<li><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref6">§</a><span style="font-family: Arial;"> M.Bahtin<strong><em>, Sanat ve Sorumluluk</em></strong>, Ayrıntı y., İst.2005, s.237’ye bkz.</span></li>
</ul>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref7">[6]</a><span style="font-family: Arial;"> Walter Benyamin, <strong><em>Pasajlar</em></strong>, YKY., s.101</span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p align="left"><em>*</em><em><span style="font-family: Arial;"> Çiftçi olan Kabil, Allah&#8217;a buğday ve meyve adar. Çoban olan kardeşi Habil ise bir koyun kurban eder. Allah Kabil&#8217;in adağını reddeder. Habil&#8217;inkini kabul eder.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil&#8217;i öldürür.</span></em></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman;"><em> Allah Kabil&#8217;e kardeşinin nerede olduğunu sorunca &#8220;Ben kardeşimin bekçisi miyim?&#8221; diye cevap verir. Habil&#8217;in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Allah, Kabil&#8217;i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkûm eder. Kabil, tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Allah, Kabil&#8217;e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle buyurur:<br />
&#8220;Her kim Kabil&#8217;i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun&#8221;<br />
Bunun üzerine Kabil </em>dünyayı<em> dolaşmak üzere yola çıkar. </em></span></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hakok&#8217;un adını verir.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa&#8217;dır.</p>
<p></span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref9">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Herbert Marcuse<strong><em>, Tek Boyutlu İnsan</em></strong>, İdea y., s. 170</span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar – VI / Schopenhauer, “Gençliğimizde Biz De Şiir Yazar, Şiir Okurduk” Ne Demektir? Açıklıyor</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2014 18:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin ŞENER muhsinsener@gmail.com Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk! Yani, “sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen?” gibi bir karşı koyma cümlesi… Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">Muhsin ŞENER</span></span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><span style="color: #0000ff; font-family: Arial; font-size: x-small;">muhsinsener@gmail.com</span></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: <strong><em>gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk!</em></strong> Yani, <strong><em>“sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen</em></strong>?” gibi bir karşı koyma cümlesi…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya koyan bir cümledir de. Yetişkinler şiir okumazlarmış gibi bir şey&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ya da en azından, yetişkinlerle şiir arasındaki ilgi ile gençlerle şiir arasındaki ilgi ve ilişkiyi karşılaştıramayız bile. Karşılaştırmak abes olur, demektir bu… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir yargının, şiirle ilgilenmenin getirilerinden yararlanmayı engellediğini hemen söylemeliyiz. Kimi kez, yetişkin olan birinin şiirle ilgilenmesini hoş karşılamayan ve onu bir çocukluk ya da gençlik rüzgarıymış gibi görenler de olabiliyor. Bu yaklaşım galiba Doğu kültürünün bir uzantısı&#8230; Doğu kültürü şiiri, <strong>ciddi</strong> bir iş olarak ya da <strong>ciddi </strong>bir alan olarak görmüyor. Galiba görmek de istemiyor. Şiirin <strong>ciddi </strong>bir iş olduğunu benimsediğinde değmeyecek bir şeyle ilgileniyormuş gibi geliyor Doğulu insana. Bu anlayışın altında belki de İslam toplumlarında şiirin yasaklar arasında yer alması da var. Bu yasağın “ayet”  olarak konmuş olması daha da güçlendiriyor bu ciddiye almama durumunu. Belki de şiirle ilgilenmenin, bir gençlik rüzgarı, çılgınlığı, deneyimsizliği, gençlerin, neyin ne anlama geleceğini bilemeyeceklerini falan filan söylemeye çalışan bir anlayış!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Peygamberin sağlığında, Arap toplumunun <strong>söze ve şiire verdiği değerin</strong> çok üst düzeyde olduğunu biliyoruz. <strong>Yedi Askı </strong>terimi, o zamanlara aittir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kutsal kitabın altı yerinde şiire ve şairlere değinildiği ve Şuara (şairler) adlı başlı başına bir surenin olduğunu düşünürsek, şiirin ne olduğuna ve şairlerin nasıl olması gerektiğine, kutsal kitap semantiği açısından gereklik olduğunu anlarız. Şiirin tek başına ne helal ne de haram olduğu, bunun o şiirin içeriği ile değişeceğini kavrarız. Aslında Peygamberin, şiire bakışı ile  Aristo’nun  şiire bakışı  arasında paralellikler de vardır.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn1"><strong><span style="color: #0000ff;">*</span></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirler, panayırlarda Kabe’nin duvarlarına asılır ve en çok beğenilenlerine ödüller verilirdi. <strong>Emre-ül Kays, </strong>bu şairlerin en ünlüsüdür. Daha çok kahramanlıkları, aşkı falan öven şiirlerdir bunlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda yaşanan bu durum, Peygambere kutsal kitabın ayetleri gelmeye başlayınca, o ayetlerdeki ifade ve sözcüklerin birbirleriyle oluşturdukları bağdaşıklıklarla ortaya çıkan şiir cümleleri, <strong>Yedi Askı’</strong>da şiirleri bulunan şairleri tedirgin etmiş, panayırların bu alandaki etkinliklerine engel olmaya başlamıştır. Birçok şair,  kutsal kitabın sözleri karşısında, kutsal kitaptakilere benzeyen bir tek söz ya da cümle söyleyemiyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir ortamda konan bir yasaktır o yasak…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğer sözü edilen yasak konmamış olsaydı, bu durumun yeni dinin yayılmasına önemli ölçüde olumsuz etkiler yapacağı açıktı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu önlenmiştir, o yasakla. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Peygamberi hicveden şiirler söyleyen o şairlerin, hiciv ve şiirlerini dinlemek üzere çevrelerine, o günkü Arap toplumunun en ilkel yaşayan ve düşünen insanları olan bedevilerin toplandığı; ayette geçen <strong>”şairlere gelince, onlara ancak azgınlar tabi olur.”</strong>  cümlesindeki <strong>“azgınlar”</strong> ın hicivleri ve şiirleri dinleyen bedeviler olduğu, ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…İki şair karşılıklı olarak birbirlerini hicvediyorlardı. Çevrelerinde bulunan insanlardan bir grubu bunlardan birini desteklerken, diğer bir grup ta ötekine destek veriyordu. İşte bu ayetler bunun üzerine inmiştir.”</span></em></strong><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn2"><strong><em><span style="color: #0000ff;">*</span></em></strong></a><strong><em>*</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“… bu ayetler üzerine bazı şairler, ağlayarak Peygambere geldiler ve  ‘ey Allah’ın elçisi, elbette Allah, bu ayeti indirirken bizim şair olduğumuzu biliyordu.’  diye sızlandılar. Bunun üzerine bu ayeti indirdi ve Peygamber de onları çağırarak ayeti okumuş ve inanların o azgınlar olmadığını söylemiştir</em></strong>.”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">*</span></a>**<span style="font-family: Arial;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu alıntılar, şiire ilişkin bir yasaktan söz edilmediğini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durum, şiire ilişkin bir ana yasak olarak da algılanmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda şiirin ne denli etkin olduğunun da altını çiziyor bu durum ne ki. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şiir, değiştiren ve dönüştüren bir etkinliğin adıdır.</strong> Değişim ve dönüşümden sıkıntı duyacaklar vardır, olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Yedi Askı</strong>’da yer alan ve beğenilen şiirlerin önemli bir bölümü <strong>aşka </strong>ilişkindir. Aşk temasının kadın cinsiyle olan ilişkisi, bu şiirlerde oldukça somut bir biçimde işleniyordu.                 </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşk konusunun en çok şiirde işlendiği ve işlene işlene sakız  olduğu da  biliniyor.  Aşkı dile getiren sözlerin, söz kümelerinin toplumumuzun önemli bir bölümünce şiir olduğuna inanılıyor. Hatta <strong>şiirlik’in </strong>aşk konusunu içeren bir şey oldsuğunu söyleyenler bile var. Bu kişilerce şiirin matematiğini anlamanın  bir önemi de yoktur. Olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yeter ki içinde aşk olsun! O, şiirdir işte!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sanki aşk konusu şiirin <strong>“neliği”dir.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Evet, aşk ve şiir ilişkisi ana çizgileriyle böyledir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Aşkın Metafiziği</strong>’ nde Scophenhauer, aşkı enine boyuna inceliyor ve değindiğimiz sorunlara yanıtlar buluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şöyle diyor filozof:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“….her aşk, daha belirlenmiş, daha özelleştirilmiş ve en dar anlamıyla  daha bireyselleştirilmiş bir cinsel içtepidir. Bu düşünceyi kabul eden bir kimse, günlük hayatta bütün çeşitlilikleriyle ve farklılıklarıyla bu içtepinin oynadığı rolü göz önünde tutarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hayata bağlılığın yanında en güçlü ve etkili bir eğilimi dile getirdiğini görürse; İnsanlığın gençlerden kurulu kalabalığının bütün düşünce ve güçlerinin en az yarısına sözünü geçirdiğini fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hemen hemen bütün insani çabaların biricik amacı olduğunu anlarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En önemli olaylar üzerinde ters bir etki yaptığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En ciddi işleri bozduğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Belli bir süre için en yüce zihinleri karıştırdığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Devlet adamlarının çalışmalarına ve bilim adamlarının incelemelerine burnunu soktuğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bakanların cüzdanlarına ve filozofların müsveddelerine güzel kadınların saçlarından kesilmiş lüleleri ve aşk mektuplarını sokmayı becerdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Her gün en feci ve karmaşık durumlar yarattığını;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En değerli bağlılıkları yıktığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En sağlam yakınlıkları hiçe indirdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kimi zaman, hayatın da sağlığın da zenginliğin de edinilmiş mevkiin de mutluluğun da kurban edilmesini istediğini;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">…kısacası yanıltıcı, bozucu, karıştırıcı ve yıkıcı bir şeytan gibi ortaya çıktığını fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">‘Bunca gürültü niçin?’ diye haykırmaz mı?”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn4"><strong><span style="color: #0000ff;">[1]</span></strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Diyerek nelere gücü yettiğini çok somut bir biçimde açıklıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunlara ekleyeceklerimiz olabilir; ne ki<strong><em> çıkarabileceklerimiz </em></strong>yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belki de bunlar az bile söylenmiştir, değil mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof ; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Bütün aşk maceralarının son amacı, gelecek kuşağın ortaya çıkarılması’ ndan başka bir şey değildir.</em></strong>”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a> Gibi bir kesin kanı ile sürdürüyor açıklamalarını. Ne ki  aşkın <strong>gelecek kuşaklar</strong>a uzanan yanını unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof açıklamalarına şöyle devam ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Eros</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn6"><strong><span style="color: #0000ff;">[3]</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"> ile bireyler arasındaki bağ, ölümsüzler ile ölümlüler arasındaki bağ gibidir. Erosun ilgilendiği şey sonsuz olandır. Bireyin ilgilendiği şeyse sonlu olan… Sadece bireylerin mutluluğunu-mutsuzluğunu ilgilendiren işlerin tümünden çok daha önemli işler yürüttüğünü bilen eros bu işleri, savaşların gürültü ve patırtısı, iş hayatının kargaşası, hatta örneğin veba gibi ortalığı kasıp kavuran hastalık(</span></em></strong><em><span style="font-family: Arial;">ların<strong>) yaşanması sırasında bile, yüce bir biçimde sürdürür ve gerekirse, manastırın ıssız hayatına bile sokar.”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn7"><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></a></strong></span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birey tüm bunları, savaşların gürültü ve patırtılarına, iş yaşamının kargaşasına, veba gibi çok çabuk yayılan ve kırıp geçiren bir felakete, yasakların en üst düzeyde olduğu ve uygulandığı sanılan manastırın karanlıklarına karşın, niye göze alabiliyor?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozofun yanıtı <strong><em>tür ruhu’dur.</em></strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yani,<strong><em> </em></strong>bireyin mutluluğu ile değil<strong><em>, insanlığın sürdürülmesiyle </em></strong>ilişkisinin altını çiziyor.  Erkek tarafından, yeterince tanınmamış olan bir karşı cinse duyulan yakınlığın, ancak aşkın derinden içerdiği <strong><em>türün devamı</em></strong> ile açıklanabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birbirlerine aşık olanların, aşk adını verdikleri duygusal yoğunlukla karşılıklı olarak fiziksel kusur ve eksikliklerini tamamladıkları unutulmamalıdır. Bu oluşum, <strong><em>türün devamıyla</em></strong> açıklanabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, erkek ile kadının, birbirlerine duydukları sevgiye karşın, erkeğin  kadını  aldatmasının, erkeğin bireysel yararı için değil, <strong><em>türün devamını sürdürmekten </em></strong>başka  bir şey olmadığı da vurgulanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca burada kadının, aldatılmışlık duygusu içinde yaşadıklarının, <strong><em>türün devamına </em></strong>herhangi bir engel oluşturmadığı; ancak kadının,  o sürekliliği sağlayan erkeği yitirmiş olmaktan ötürü, bir aldatılmışlık duygusu içine girdiği de ekleniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu iç yapılanmalar, insan bilincinde oluşuyor ve yaşanıyor. Yaşanmasına da kimse ve hiçbir şey engel olamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi tüm yapılan bu açıklamaların şiirle ilişkisine gelelim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, insan türünün devamına ilişkin aşkı, bireyin sözcüklerle dile getirmesinde en çok başvurduğu bir anlatım biçimidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireyin kişiselmiş gibi algılanan, karşı cinse duyduğu sevgi, <strong><em>türün sürdürülme</em></strong> <strong><em>içtepisinin</em></strong> baskısıyla, tüm karmaşalara, kargaşalara, sıkıntılara karşın, egemenliğini sürdürüyor. Bireyin, bilinçaltında kendi isteğiyle değil, ayrımına varmadığı, varamadığı, varamayacak olduğu içtepinin baskısıyla yaşadıklarının, <strong><em>türün sürdürülmesi</em></strong> duygusunun otoritesine yenik düşmüş olmasından ötürü duyduğu mutluluğu-mutsuzluğu en uygun sözcüklerle dışa vurmasıyla oluşuyor şiir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşkı işleyen şiirlerin çokluğu, bu mutluluk ve mutsuzlukların her bireyin yaşamına somut olarak yansımasıyla ilişkisi bulunduğunu düşünüyorum. Birey, <strong><em>yaşamın sürdürülme</em></strong> içtepisinden kaçamıyor, kendini onun otoritesine boyun eğmeğe koşullanmış görüyor. Bu duygunun egemenliğini, en çok gençken sürdürdüğü bilindiği için, <strong><em>“gençken biz de şiir yazar, şiir okurduk” </em></strong>demek bir alışkanlık haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu alışkanlık şiirle alışverişte bulunmamanın getireceği yüzeyselliklerin bir örtüsü oluyor.  Post-modern zamanlarda  bu örtü, yüzeysellikleri örtmek için bulunmayan bir Hint kumaşıdır. Sığlığı ve tembelliği sürdürmek, kolayı seçmek olduğundan, değişim ve dönüşüme karşı çıkılabiliyor. “Kullandığınız sözcük sayısı kadar etkiniz ve ağırlığınız vardır.”  diyen Wittgensitein, sözün insana  uzamsal ve derinlikli  bir dünya kazandıracağını söylemesinin  altında,  değinmiş  olduğumuz bu  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> <strong><em>y  o  z  l  u ğ  u n</em></strong>  bulunduğunu  hiç unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin gücünü ve verilerini birkaç yazıdır anlatmaya çabalıyorum.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunu sürdüreceğim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuşakların, şiirin hamurunda yoğrularak yetiştirilmelerinin, onları </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>i  n  s  a  n  l  a</em></strong><strong>  </strong>dolduracağını hep birlikte  haykırmak zorundayız! </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref1"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> Ekrem Sakar sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref2"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">*<span style="font-family: Arial;"> İnt.<em>ten <strong>Müsemma</strong></em> sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref3"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">**<span style="font-family: Arial;">AGS.bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref4"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  <strong><em>Aşkın Metafiziği</em></strong>, A.Scophenhauer, Oluş y.,1963, s.10</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  Agy.,s.11</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref6"><span style="color: #0000ff;">[3]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> B. Akarsu<strong><em>, Felsefe Terimleri Sözlüğü</em></strong>, s.72:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“Eski Yunanlıların sevgi tanrısı. Afrodit’in oğlu. <strong><em>Her türlü yaratmanın ana ilkesi.</em></strong> Platon’un Şölen ve Faidros diyaloglarında geliştirdiği, <strong><em>güzele duyulan ilgiyi belirten kavram</em></strong>. <strong><em>Bu ilgi haz duymak için değil, güzelde bir şey ortaya koymak, yaratmak içindir. Eros, aynı zamanda ölümsüz olana doğru</em></strong> <strong><em>yönelişin güdücüsü ve duyusal dünyadan ideler dünyasına doğru felsefi bir yükseliş tutkusudu</em></strong>r.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref7"><strong><em><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></em></strong></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>  Aşkın Metafiziği</em></strong>, s.33</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“<strong><em>Şiir İçim Çıkarsamalar” </em></strong>başlığı altında beş yazım yayımlandı. Galiba bir beş yazı daha yazacağım.<strong><em>  “Türkiye’de roman bitti”</em></strong> diyenlere, <strong><em>“ Şiir zaten çoktan bitmişti!</em></strong> ” diyerek katılmak istiyor ve bu yoklukların Türkiye insanına getireceği <strong><em><span style="text-decoration: underline;">yozlukların</span></em></strong> altını çizmeyi sürdüreceğim.</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
