Şiirin yenibaştan düşünülmesi ve yenibaştan kurulması sırasında, Gilles Deleuze’ün alana ışık tutan felsefî yaklaşımlarını görmezden gelemeyiz..
Önce bir ana ilkeden söz etmeliyiz:
deleuze, bilginin icat etme ve yaratma olanağı verdiğini; bu yolla yaşamı dönüştürme gibi insanı var edecek olan bir eylemin gerçekleşeceğini söylüyor.
Şiir, önce bu ana ilke çevresinde hemen kendine bir yatak buluyor.
Bu deleuze’cü yaklaşımla, şiirin temel özelliği olan şiiri yeniden düşünerek kurma yaklaşımını açıklamak olanak kazanıyor.
Dünyayı ve ilişkileri yepyeni bir açıdan görebilmenin düşünsel olanaklarına eğilmiş bulunuyor deleuze.
İnsanın dış dünyasının kendi deneyimlerinden üretilmiş bir kurmaca olduğunu söylüyor deleuze.
Şiirin, kendine özgülüğü, bu felsefî yaklaşıma bağlandığında daha bir güven veriyor.
Oluş, deleuze’cü felsefenin temel kavramlarından biridir.
insanın yaşamını, kendi deneyimleriyle kendi kendine kurması ve böylece yeni ve ötekilere benzemeyen birinin ortaya çıkışı böyle bir oluştur.
Deleuze’cü oluşun nüanslı ve katmanlı bir anlamı vardır.
Oluş böyle bir özellik taşıyor. Bu yaklaşım biçimi, söz dağarının yenibaştan kurulmasına, en azından anlam çeşitliğine olanaklar sağlamasına yardım ediyor.
Şiirin tümünün ya da her dizesinin her okunuşunda, yeni ve değişik anlamlara doğru kanatlandırması bu deleuze’cü düşünceyle açıklık kazanıyor.
Ne ki bu yaklaşım, deleuze’nin okunmasının zorluğuna da işaret ediyor. Yaşamın karmaşasını da yansıtan bu yaklaşımın doğruluğuna dolaylı olarak vurgu yapılıyor. Yaşamın her alanı sürekli olarak yenileniyor ve değişip dönüşüyor.
Yaşamın, sürekli olarak değişip dönüşen ve böylece çoğalan bir bağlantılar bütünü olduğunu görmek gerekir. Bu yaklaşım, bir benliğe ya da daha genel bakılacak olursa, bir yasaya bağlı olmayan; akan ve aktıkça gelişen, değişen bir oluşa ulaşır.
Böylece bir yeni yaklaşım ve bir yeni dışa vurum oluşur.
Yaşama böyle yaklaşan bir anlayışın şiiri, hem özü hem de biçimi bakımından yepyeni ve hiç görülmemişi getiriyor.
Ücra’cıların şiire yaklaşımlarında ve şiirlerinde bu yolu seçtiklerini görüyoruz. Onun içindir ki şiirleri önce tedirginlik yaratıyor.
Dayanakları bilinmediği için tedirginlik yaratıyor.
Yaşamı, gelişen ve dönüşen; dönüştükçe de değişen bir süreç olarak algılayan bu yaklaşımın şiiri de değişen ve dönüşen; o dönüşmüş haliyle de yeni anlam katmanları sunan bir şiir olarak çıkıyor karşımıza.
Deleuze simulakra’nın, ardında hiçbir dayanağı ya da yaslanacağı olmayan kendi başlarına görüntüler olduğunu söylüyor. Bu yaklaşım biçimi, yenibaştan düşünülmeğe çalışılan ve yenibaştan kurulan şiirin sözcüklerden oluşan görünüşlerinin, dünyanın bir tür görüngüleri olduğunu ve bunların dünyayı algılamak ve yorumlamak için çok uygun ve çok doğru imgeler olduğunu söyleyebilme olanağı veriyor.
Bu imgelerle kurulan her yeniliğin yeni bir dünya demek olduğu; böylece yeni ve taze bir şiir oluşturma olanağının ele geçirilebildiği söylenebiliyor.
Deleuze’e yaslanan bu yaklaşım biçiminin sonuçta, şiir için durağan olmayan, değiştirici ve dönüştürücü; giderek de bu yönde kışkırtıcı birçok sorunun sorulmasına olanak sağladığı ortaya çıkıyor.
Bu soruların şiiri ileriye doğru taşıyacağı apaçıktır.
Deleuze’cü yaklaşımdan sonra şiirin yenibaştan düşünülmesini ve yenibaştan kurulmasını daha doğru olarak anlayabileceğimizi sanıyorum.