Muhsin Şener Rotating Header Image

Zihinsel Modernizm

 

Türkiye insanı modernizmi, çeşitli boyutlarda  gördü ve yaşadı. Yaşadıklarımıza modernite bağlamında yaklaştığımızda onları, algı düzeyinde değil  alımlama düzeyinde içselleştirdiğimizi  görüyoruz.

İçselleştirmenin  kimi boyutlarını alımlama olanağımız olmamıştır.

Modernite bağlamındaki  bu boyut, bireylerin ve giderek toplumun  değişim ve dönüşümü demektir. Davranışlarımızda oluşan  değişimin,  bilincimizdeki değişime yaslanmadan gerçekleşme olasılığı  bulunmadığına göre ana sorun, değişimi bilinçlerde gerçekleştirmektir.

Bu yapılanmaya zihinsel modernizm diyebiliriz.

Modernizmin ilke ve esaslarına uyan bir zihin önce dünyayı modernist bir yaklaşımla algılayıp alımlamalıdır.

 

Modernist yaklaşımın ilke ve esasları, ana çizgileriyle şöyle sıralanabilir:

 

  1. Modernizm, us çevresinde doğayı indirgeyen, özneden  önce  nesneyi  yücelten  bir bilinç durumudur. Bu bilincin gerçekliği, güncelliğindedir.
  2. Modern, tarihsel değildir. Ne ki sürekli  tarihselliği sorgular. Böylece tarihselliği güncelliğe taşır.
  3. Modernizmin sürekliliği, güncelin boşluklarını zaman yitirmeden doldurmak suretiyle gerçekleşir. Bu  mekanizma kurulamamışsa eğer, geleneksele dönük  özlemler zaman geçirmeden modernitenin yerini almaya başlarlar; yıkıcı yaratıcılık böyle oluşur.
  4. Modernizm, normatif episteme yerine, spekülatif epistemeyi önerir.
  5. Modernizm işlevseldir.
  6. Modernizm, çözümleme, ölçüp-biçme, ayna imgesi, kaçış, fantezi ve düş imgesidir.
  7. Modernizm, ya o  ya bu değil, hem o hem budur.

 

Modernist yaklaşım, dünyayı bu ilkeler içinde kavrar.

İnsan bilincinde düşünce oluşurken aynı ilkelerden yürünür. Yaşantılar ve giderek yaşam, modernist bir yapı içinde gerçekleşecektir.

 

Türkiye  insanı, zihinsel modernizmi hiç yaşamadı/yaşayamadı ne yazık ki…

İnsanımızın bilincini,  milliyetçilik olgusu biçimlendiriyor.

Bu olgu, kimlikle doğrudan ilişkilidir.

Kimlik, kanbağı ve inanç bağı yoluyla, ustan uzaklaşarak, doğrudan duygular, inançlar ve övme-övülme, beğenme, nefret etme, kıskançlık, düşmanlık, küçük görme-üstün görme….gibi bilimsel olarak açıklanamayan kimi duyguların  tutsağı olmayı dayatır. Dayatmaya karşı çıkmanın  bedeli çok ağır  oluyor.

 

Türkiye insanı moderniteyi  kıyısından köşesinden de olsa yaşamaya çalışırken gelenekselle ve  tarihselle  olan ilişkisini  hep diri tuttu.

Gelenekseli ve tarihseli  sorgulamadı; sorgulamayı da hiç düşünmedi… Aksine, onu savunmayı ve onunla  övünme kolaylığını  seçti. Bu tutumu onun gerçekliğinden çok şeyler yitirmesine neden olmuştur.

 

Öte yandan geçmişte, toplumsal ilişkilerimizde,  geleneksel değerlerin egemen olduğunu biliyoruz. Doğaüstü güçlere olan inanç, geniş ölçüde paylaşılıyor. Kentlerde ve kent sayılan yerlerde yaşayanların  önemli bir bölümü ile köylerde  yaşayanların  zihinleri genellikle hala  doğaüstü güçlerin  egemenliğine altındadır.

 

Bu tablo iç karartıyor!…

 

Oysa  modernist bilinç, usun egemen olduğu, diyalektik gerçekliğin işlediği, bilimin doğrularının egemen olduğu bir bilinç düzeyi…

Büyük kentlerimizde bile henüz bu düzeye ulaşabilmiş değiliz.

Eğitim programları temelde, us ve  bilimin egemenliğini benimsemekle  birlikte doğaüstü  güçlerin egemenliğine de pek  ses çıkarmayan  bir tutum içindedir.

 

Bu çerçeveyi kenarından köşesinden  küçük küçük çentiklerle yaralamak  ve giderek dağıtmak isteyenler  başlarına büyük işler  açmışlardır.

 

Oysa, o çerçeveye çentik atanlar, zihinsel modernizmi  yaşamak isteyenlerdi/ çevrelerinde yaşaması için çaba harcayanlardı…

 

Bu  bilinç düzeyinde tehlike görmenin  sıkıntısı, 21.yy başında, insan hak ve hukuku için yapılan çok sayıdaki düzenlemenin uygulama özürlü  olması/ bulunması  olarak yansıyor bugünlere…

 

İnsanımız, zihinsel modernizmi hiç bilmiyor ki / hiç yaşamadı ki…

Zihinsel modernizm, normatif ölçülerin değil, spekülatif ölçülerin egemen olduğu bir yapılanma.

Her normun(biçim) ulaşmak istediği bir sonuç vardır. O nedenle, normatif kalıplar istenen kimi sonuçları elde etmek için kullanılıyor.

 

Modernizm, kişi yaşamından toplumsal yaşamın her aşamasına değin, kimi bireysel ve toplumsal normlar uygulayarak,  kimi sonuçlara ulaşmak amacında olmadığından,  o normları  yokmuş gibi düşünüp bireysel ve toplumsal ilişkilerin  sürekli değişim ve dönüşümünü öne çıkaran bir  yapılanmayı öneriyor. Böyle bir yapılanma, insanların bilinçleri düzeyinde gerçekleşmiş olan değişim ve dönüşümün  sürekliliği ile geçerlilik kazanabiliyor.

Bilinç düzeyinde bir değişim ve dönüşüm  yapılanmasını gerçekleştirememiş toplumların,  moderniteyi yaşamaları mümkün olamıyor/mümkün olamayacak!…

 

Değişim ve dönüşümün  bilinç düzeyinde gerçekleşmesi, bilginin  değişim ve dönüşüm mekanizması içinde oluşması anlamına geliyor.  Bu epistemik  yapılanmanın,  ontolojik değişim ve dönüşüme yaslanması ise çok doğaldır. Varlığın oluşumu ve değişimi, modernizmin ilkeleri doğrultusunda kavranıp alımlanmaya başlandığında,  varlıkbilimsel ve bilgibilimsel değişim ve dönüşümün  gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.

 

Temelde  bulunan zihinsel modernizmi yaşayamamış; olanaklarından yararlanamamış olan Türkiye insanı , böyle bir yapısal değişimi gerçekleştiremediği için  iki kaygan yüzü bulunan bir zemin üzerinde  kah geleneksele, kah  moderniteye  dönerek yaşamını sürdürüyor!…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>