ücra’cıların dergilerinde ele aldıkları konularla ilgili olarak düşünmeyi sürdürüyorum:
x. bilme, şiirin içinde çözümlenmeli diyor keçeli.
bilgi şiir için önemli. bilinen şiirleştirilmelidir. wittgensteın, ’bilmediğinizi söylemeyiniz’ derken sanki bunu söylüyor.
ücra’cılar, bilginin sürekli bir değişim içinde olmasının ayrımındadırlar. bu nitelik, dünyanın kavranmasında kullanılacak bilginin şiire de böyle yansıması sonucunu getiriyor. değişim ve dönüşüme paralel bir şiirdir aranan. değişen düşünce karşısında boşlukta kalan bir şiir istenmiyor…
doğru bir çizgidir bu.
şiiri kendi haline bırakarak bir yere varılamayacağının ayrımında olmuşlardır ücra’cılar. ileride yeni bir şiirbilim tanımı ve ardından bu yeni şiirin kavramlarını getireceklerdir.
onları tartışmaya hazır olmalıyız.
x. ücra’cılar mistisizme yatkındırlar. bunu hep söyleyip geliyorlar. metafizik ile şiir arasında sağlam ve geniş köprüler kuruyorlar.
a.oktay’ın aforizmaları ve metaforu öne çıkaran düzyazılarının da metafiziği önerdiğini söylüyorlar (ücra,18.sa,m.üstübal).
giderek heidegger’in, hölderlin şiiri için yorumlarının da [1] ünlü filozofun kendilerini desteklediğini gösterdiğini ileri sürüyorlar.
bu arada hilmi yavuz’un yanlarında olduğunu belirtmeyi ihmal etmiyorlar.
mistisizm, türkiye şiiri için, her zaman diliminde ele alınmış ve gündemde tutulmaya çaba harcanmış bir konu. kültürel yapımızın bir parçası olduğu için görmezden gelinemiyor. sonra şiirin, özellikle söyleyişinden gelen bir giz yanı var. bu gizi çoğaltmak, örneğin mehmet erte’nin suyu bulandıran şey’i ile seyithan kömürcü’nün hasar ayini’ndeki şiirlerle[2] somutlaştırdığı eski şiirimizdeki gize/gizlere değin uzanabiliyor.
ne ki mistisizme yaslanılarak şiir kurmanın artı bir kazancı yoktur.
Mistisizm, şiire yenibaştan bir şiirlik kazandırmaz.
şiir, usla doğrudan ilişkili bir alan. çünkü dille ilişkili. üstelik de yeni bir dil… şiirle dilin, yeni bir dil olarak somutlanması, diyalektik ilişkilerle oluşuyor. bu ilişkiler keçeli’nin, yukarıda değinilen (ücra,18.sa) bilinmeyenlerin şiirde çözülmesi olarak söylediğinin, şiirin hammaddesini algılarken edinilenlerin niteliklerini belirlemeye değin geliyor.
o nedenledir ki diyalektiğe yaslanmadan şiir kurulamaz denilmiştir.
wittgensteın;
“mantıkla çelişen bir şeyi dilde ortaya koymak, yapılamayacak bir şeydir. tıpkı, geometride uzam yasalarıyla çelişen bir şekli, koordinatlarıyla ortaya koymak ya da varolmayan bir noktanın koordinatlarını vermek gibi.”[3]
şiir, ancak bunlarla ‘doğru kurulmaya’ aday olabiliyor.
şair buralardan geçerek yeni bir dili oluşturabilir ve yeni bir şiir getirebilir.
o şiir bizi, diyalektikle karşı karşıya getirir.
okuyucu onun aracılığı ile dünyaya bakışını, dünyayı kavrayışını değiştirir.
bu değişimde, yeni olan dilin de çok ağırlıklı bir yeri olacaktır.
o dil, değişik algılanmış olan dünyayı somutlamaktadır.
o yeni dil, beynin anlatım olanaklarını arttırır.
anlama ve yorumlama alanını genişletir.
böylece şiir üzerinden bir değişim ve dönüşüm gerçekleşmiş olur insanda.
şiir, insan içindir ve şiiri insan kurar ve bu nedenlerle kurar.
mistisizm, bu şiire ne ekleyebilir?
artık o, çoktan eskimiştir ve hiç de yeniden kullanılabilecek bir yanı kalmamıştır/yoktur.
x. üstübal, sürrealistlerin ve dadacıların da mistik olduklarını düşünüyor. (ücra, 18.sa.)
a.breton’un, daktilonun tuşlarına rasgele basılmasıyla beyaz kağıt üzerinde oluşan lekelerin insanın içini olduğu gibi dışavurduğunu söylemesine bakarak mistisizm ile ilişki kurmak çok yetersiz olur.
pierre reverdy:
“imge, zihnin katkısız bir yaratısıdır. imge bir karşılaştırmadan değil, birbirinden azçok uzak iki gerçeğin yaklaştırılmasından doğar. yaklaştırılan gerçekler birbirlerinden ne kadar uzak ve yerindeyseler imge, o kadar güçlü olur. şiirsel gerçekliği ve heyecansal gücü o kadar artar”[4] diyor.
en az iki g e r ç e ğ i karşı karşıya getirip onların çarpışmasından ortaya çıkacak bir üçüncü gerçeğin şiire imge olarak konulması diyalektikten başka neyin ürünü olabilir ki?
böyle olunca mistisizmin, giderek düş’ün ve sayrı halinin (bunların ikisi de mistiklikten başka bir şey değildir) şiire katabileceği ne olabilir ki?
seyhan erözçelik’in gül ve telve’sindeki[5] şiirlerin bir düş, bir sayrı halinin dışa yansıması gibi alınmasının yanlış olmayacağını, aksine şiirin bir fal gibi değerlendirilmesine olanak sağladığını söylemek, olasılık içine girmektedir. bu bakış ve böyle bakmayı davet eden dışavurum, tabii ki doğru değildir.
ve şiir böyle bir şey de değildir!
[1] m.heidegger, patikalar,haz. h.ü.nalbantoğlu,imge y.,
[2] m.erte,suyu bulandıran şey,şiirler,varlık y,ist. 2003; s.kömürcü,hasar ayini,şiirler,varlık y.,ist.2003.
[3] l.wittgensteın, tractatus, bfs y.,ist. 1985,s.27
[4] gerçeküstcülük,(surrealisme) haz: s.hilav,e.ertem,e.kutlar,de y., ist. 1962, s.24