Muhsin Şener Rotating Header Image

Şiiri Yenibaştan Düşünmek Şiiri Yenibaştan Kurmak – 2

ücra’cıların dergilerinde ele aldıkları konularla ilgili olarak  düşünmeyi sürdürüyorum:

 

x. bilme, şiirin içinde çözümlenmeli diyor keçeli.

bilgi şiir için önemli. bilinen şiirleştirilmelidir. wittgensteın, ’bilmediğinizi söylemeyiniz’ derken sanki bunu söylüyor.

ücra’cılar, bilginin sürekli bir değişim içinde olmasının ayrımındadırlar. bu nitelik,  dünyanın kavranmasında kullanılacak bilginin  şiire de böyle  yansıması sonucunu getiriyor. değişim ve dönüşüme paralel bir şiirdir aranan. değişen düşünce karşısında  boşlukta kalan bir şiir istenmiyor…

doğru  bir çizgidir bu.

 

şiiri kendi haline bırakarak bir yere varılamayacağının ayrımında olmuşlardır ücra’cılar. ileride yeni bir şiirbilim tanımı ve ardından bu yeni şiirin  kavramlarını  getireceklerdir.

onları tartışmaya hazır olmalıyız.

 

x. ücra’cılar mistisizme yatkındırlar. bunu hep söyleyip geliyorlar. metafizik ile şiir arasında  sağlam ve geniş köprüler kuruyorlar.

a.oktay’ın  aforizmaları ve  metaforu  öne çıkaran düzyazılarının da  metafiziği önerdiğini söylüyorlar (ücra,18.sa,m.üstübal).

giderek heidegger’in, hölderlin şiiri için  yorumlarının da [1]  ünlü filozofun kendilerini desteklediğini   gösterdiğini ileri sürüyorlar.

 

bu arada hilmi yavuz’un yanlarında olduğunu belirtmeyi ihmal etmiyorlar.

 

mistisizm, türkiye şiiri için,  her zaman diliminde ele alınmış ve gündemde tutulmaya çaba harcanmış bir konu. kültürel yapımızın bir parçası olduğu için  görmezden gelinemiyor. sonra şiirin,  özellikle söyleyişinden gelen bir  giz yanı var. bu gizi  çoğaltmak,  örneğin mehmet erte’nin suyu bulandıran şey’i ile seyithan kömürcü’nün  hasar ayini’ndeki şiirlerle[2] somutlaştırdığı eski şiirimizdeki gize/gizlere değin uzanabiliyor.

 

ne ki mistisizme yaslanılarak  şiir kurmanın  artı bir kazancı yoktur.

Mistisizm, şiire yenibaştan bir  şiirlik kazandırmaz.

şiir, usla doğrudan ilişkili  bir alan. çünkü dille ilişkili. üstelik de yeni bir dil… şiirle dilin, yeni bir dil olarak  somutlanması,  diyalektik ilişkilerle  oluşuyor. bu ilişkiler  keçeli’nin, yukarıda değinilen (ücra,18.sa) bilinmeyenlerin şiirde çözülmesi  olarak  söylediğinin, şiirin hammaddesini  algılarken  edinilenlerin niteliklerini  belirlemeye değin geliyor.

o nedenledir ki diyalektiğe yaslanmadan şiir kurulamaz denilmiştir.

 

wittgensteın;

“mantıkla çelişen bir şeyi dilde ortaya koymak, yapılamayacak bir şeydir. tıpkı, geometride uzam yasalarıyla çelişen bir şekli, koordinatlarıyla ortaya koymak  ya da varolmayan bir noktanın koordinatlarını vermek gibi.”[3]

 

şiir, ancak bunlarla ‘doğru kurulmaya’  aday olabiliyor.

şair buralardan geçerek  yeni bir dili oluşturabilir ve  yeni bir şiir getirebilir.

o şiir  bizi, diyalektikle karşı karşıya getirir.

okuyucu onun aracılığı ile  dünyaya bakışını, dünyayı kavrayışını değiştirir.

 

bu değişimde,  yeni olan dilin de çok ağırlıklı bir yeri olacaktır.

o dil, değişik algılanmış olan dünyayı somutlamaktadır.

o yeni dil,  beynin anlatım olanaklarını arttırır.

anlama ve yorumlama alanını genişletir.

böylece şiir üzerinden  bir değişim ve dönüşüm  gerçekleşmiş olur insanda.

şiir, insan içindir ve şiiri insan  kurar ve bu nedenlerle kurar.

 

mistisizm, bu  şiire  ne ekleyebilir?

artık o, çoktan eskimiştir ve hiç de yeniden kullanılabilecek bir yanı kalmamıştır/yoktur.

 

x. üstübal, sürrealistlerin ve dadacıların da mistik olduklarını düşünüyor. (ücra, 18.sa.)

 

a.breton’un, daktilonun  tuşlarına rasgele basılmasıyla beyaz kağıt üzerinde oluşan lekelerin insanın içini olduğu gibi dışavurduğunu söylemesine bakarak mistisizm ile ilişki kurmak çok yetersiz olur.

pierre reverdy:

“imge, zihnin katkısız bir yaratısıdır. imge bir karşılaştırmadan değil, birbirinden azçok uzak iki gerçeğin yaklaştırılmasından doğar. yaklaştırılan gerçekler birbirlerinden ne kadar uzak ve yerindeyseler  imge, o kadar  güçlü olur. şiirsel gerçekliği  ve heyecansal  gücü  o kadar artar”[4] diyor.

 

en az iki g e r ç e ğ i  karşı karşıya getirip onların çarpışmasından ortaya çıkacak bir üçüncü gerçeğin şiire imge olarak konulması diyalektikten başka neyin ürünü olabilir ki?

böyle olunca mistisizmin, giderek düş’ün ve sayrı halinin (bunların ikisi de mistiklikten başka bir şey değildir) şiire katabileceği ne olabilir ki?

 

 

seyhan erözçelik’in gül ve telve’sindeki[5] şiirlerin  bir düş, bir sayrı halinin  dışa yansıması gibi alınmasının yanlış olmayacağını, aksine  şiirin bir fal gibi değerlendirilmesine olanak  sağladığını  söylemek, olasılık içine girmektedir. bu bakış ve böyle bakmayı davet eden dışavurum, tabii ki doğru değildir.

ve şiir böyle bir şey de değildir!

 



[1] m.heidegger, patikalar,haz. h.ü.nalbantoğlu,imge y.,

[2] m.erte,suyu bulandıran şey,şiirler,varlık y,ist. 2003; s.kömürcü,hasar ayini,şiirler,varlık y.,ist.2003.

[3] l.wittgensteın, tractatus, bfs y.,ist. 1985,s.27

 

[4] gerçeküstcülük,(surrealisme) haz: s.hilav,e.ertem,e.kutlar,de y., ist. 1962, s.24

[5] seyhan erözçelik, gül ve telve, şiirler, yky, ist, 1997

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>