ücra’cılar 19.sayıya ulaşan dergilerinde murat üstübal ve bülent keçeli’nin tartışmalarıyla ve öteki yazar çizerleriyle de örnekler yayımlayarak şiiri yenibaştan düşünmek ve kurmak için çaba harcıyorlar.
önemli bir uğraştır bu!
zor bir uğraştır!
ne ki yenilik ve değişim ancak bu gençlerin izlediği yol ile olacaktır.
ücra’cılar şunları söylüyorlar:
.şiir dizgesini değiştireceğiz diyorlar.
bu konuyu, her sayıda derginin arka kapağında tartışıyorlar. düşüncenin oluşumunu ve bilinci yönlendiren düşünce biçimlerini de ele alıp irdeliyorlar.
felsefi ve sanatsal birikimin gözden geçirilmesi bile olsa saygı değer bir çabadır bu.
şiir dizgesi, bir dil dizgesidir. dil dizgesinin, şiirde bir iletişimi gerçekleştirdiği biliniyor. bu iletişimin bir bildiri olması söz konusu edilebilir mi acaba? eğer şiir bir bildirim ise o zaman anlamın mutlak gözetilmesi gerekecektir.
bu konunun şiirimizde yeteri düzeyde tartışıldığını hiç sanmıyorum…
ücra’cılar, anlama yaslanmadan şiir dizgesi kurmayı tartışıyorlar.
sözcükleri sıralayarak ya da sesleri değiştirerek yeni bir dizge kurma çalışmaları yapıyorlar.
sözcüklerin ardardına sıralanması ya da sözcüklerin kimi seslerini dönüştürerek/değiştirerek bir tür yeni söyleyiş biçimi yakalamaya çalışmak çaba olarak saygı değerdir de estetiğin anlama değil biçime yüklenmesi gibi bir yanıyla yapısal, öteki yanıyla da biçimsel bir sorunun çözülmesi gerekiyor.
adam sanat’ın mayıs 2004 sayısında efe murat ve cem kurtuluş’un arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları madde akımı manifestosu’nun yanında oldukları anlaşılıyor ücra’cıların. şiirin, “için dışa bir oyunu” olduğunu somutlamaya çalışıyorlar.
şairin, içini dışa yansıtırken duyumsadığı maddelerden yararlanarak bu maddeleri kendine dönüştürüp ya da onlarla bütünleşip şiirini oluşturduğuna inanıyorlar. o nedenledir ki bu biçeme madde akımı deniliyor.[1]
oysa, efe murat ve cem kurtuluş’un örnek şiirlerinde anlam dipdiridir ve sözcüklerle bir anlam dizgesi oluşturulmuş bulunuyor.
m.üstübal ve b.keçeli: “ salt dizgeye bakarak şiir eleştiriliyor; şiir çözümleniyor” diyorlar (ücra 19.sa).
bir gerçekliği vurguluyorlar.
şiir dizgesi, anlamın oluşmasına birincil etkendir; dilin oluşmasına aynı zamanda…
yeni bir dil olan şiir ancak, dizeyi irdeleyerek ve çözerek eleştirilebilir.
eleştirinin geçerli olan bu mantığını 21.yy.da tabanından değiştirmek mümkün olabilecek midir? bilmiyorum?
anlamın, salt sesler üzerinde çalışılarak da öne çıkarılabileceğini düşünüyorum.
buna ilişkin çeşitli örnekler vermiştim eski yazılarımda.
. görüntüyü şirden defetmek’ten söz ediyorlar.
şiiri temelden yok eden bir biçemdir bu.
görüntü, tabii bir öyküyü de getiriyor. o zaman, sözcük ağırlığına yaslanmak zorunlu oluyor. anlam derinleştikçe derinleşiyor.
bir şeyler söylemek durumundadır artık şiir…
şiiri bu kılçıktan temizlemek, tv ekranlarına yapışmış insanımızla nasıl gerçekleştirilebilecektir?…
. üstübal, “eleştirinin mantığını yıkan bir mücadeledir bizimkisi”(ücra,19.sa.) diyor. bu yargı kulağa çok hoş geliyor.
egemen eleştiri mantığı nedir?…
şiirde sözcüğü, dizgeyi, sesi ve biçemi ele alarak şiirliği ortaya çıkarma çabasıdır bu mantık.
bu mantığı yıkınca sözcük, dizge, ses ve biçem ele alınamayacak demektir. ya da bunlar şiirde olmayacak, bulunmayacaktır.
ne ile kuracağız şiiri?…
belirgin değildir…
iç insanı, bütünleştiği madde ile dışlaştırmak, bunlarsız çok kolay olmayacaktır.
kolay gelsin ücra’cılar!…
saygıdeğer devinimler içindesiniz…