Muhsin Şener Rotating Header Image

‘İmlasız’ İçin

İmlasız  da  görevini yaparak  köşesine çekildi.

bu yazıda imlasızın şiirleri  üzerinde durmak istiyorum.

ancak derginin  tüm sayıları elimde yok. 1.,3. 4.,5.,6. ve 2.yıla ilişkin 7.,8.sayılar var elimde.

bu sayılarda bulunan şiirlerden yürüyerek  imlasız’ın bir  şiir değerlendirmesini yapmak  istiyorum.

 

İmlasız, adı üstünde   yazımda kurallara bağlı olmayan bir dergiydi. bu özelliği onun  içeriğini de belirliyor. dergideki yazıların önemli bir bölümü kuraldışı konuları ele alan yazılardı. bu durum  ufuk açıcı  bir etki yaptı. yeni konular ve yeni kültür-sanat konuları bu yolla ortaya getiriliyordu.

 

Yazımda büyük harf kullanmamak  imlası’zın  gündeme getirdiği  değişikliklerin başında geliyordu.  Ben de yazılarımda  büyük harf kullanmıyorum diye eleştirildim. Oysa bu benim bir yazım  tercihimdi. Zaman zaman kullanıyorum bu seçimimi. Aslında her zaman kullanmak istememe karşın  zorunluluktan ötürü bu kararımı kimi kez uygulayamıyorum. Ne ki   büyük harf kullanmadan  yazı yazmayı  hala sürdürüyorum.

 

İmlasız’ın  bu yanı benimle birebir örtüşüyor. O nedenledir ki kendimi onunla aynı yolda  giden arkadaş gibi gördüm her zaman.

Bu yazı biraz da böyle bir gönül yakınlığı ile  yazıldı.

 

Artık şiirlere geçebiliriz:

 

Birinci sayı:

Bu sayıda  h.peker, k.iskender, y.eradam, v.kemer, a.yüce, a.madanoğlu, m.ibakorkmaz,  t.cem, b.esmer, s.demirci,  i.demirkoçgir, o.akyıl’ın şiirleri yer alıyor. Demek ki on iki şiir var. Şiirlerin tümü henüz yeterli  düzeye ulaşamamış dizelerden oluşuyor.

Genel olarak kimi sosyal sorunlara ya da konulara  dokunulmak üzere yazılmış bulunan şiirler… Oysa sosyal konular ya da sorunlar  bağlamında şiir kurulamaz, kurulmamalıdır. Şiirin elden kolayca kaçırılmasına neden olan  bu  toplumsallık tercihi  giderek  şiiri bir kavganın aracı haline getiriyor.

 

“ ‘küreselleşme’ denilen  emperyalizmin en yeni ve uç örneklerinin sergilendiği bu dönemde şiir,  toplumsal olmayacaksa neye yarayacak ki?” diyenler doğal olarak haklıdırlar.  ne ki tam tersini düşünenlerin bulunduğunu, olabildiğini unutmamak gerekiyor. Yetmişli yıllarda  şiirimizin böyle bir ortamda birkaç yıl kullanıldığını biliyoruz ve  o döneminin şiire  çok ağır maliyetler ödettiğini unutmamalıyız.

 

Ben, şiirin   bir slogan aracı olarak kullanılmasına şiddetle karşıyım. Şiir, böyle bir ortamda kolayca elden çıkıyor ve bir propaganda aracı oluyor. Çevresinde oluştuğu  sorunsal çözüldüğünde şiirin   varlığı tartışılır hale geliyor. Çünkü  o sorundur onu var eden…

Artık sorun ortadan kalkmış ve şiire de ihtiyaç kalmamıştır.

Görüyor musunuz?

 

Şiir hiç böyle bir şey değildir ve böyle olmaya da  onu kimse zorlamamalıdır.

Kimsenin böyle bir hakkı yoktur, olamaz!…

 

Bu sayının şiirlerinden  rasgele  kimi örnekleri aşağıya alıyorum:

 

Şiir yaşanmışlığımızı köreltiyor

Yazma sebebimi imkânsızlaştıran

………………..

…………

…………

Şair intikamını  şiir ezberlenince  alır.

 

( v. Kemer/ takvimin kendini asmadan önceki muğlak sözleri)

 

Ağlama gül içimde

Yönünü şaşırarak bulan bir ırmak var

Titriyor, ürperiyor, korkuyorum

Yalnızlığımla denize karışmaktan

( m. İbakorkmaz ,sonrası yok)

 

 

Geri gel

En ağır konuşmak deniyor buna

Ağbiler akıyor ha bire bir

nehirler ile susuyor bu ülke

(t.cem/ gerilemeler)

 

İsteciliği keşfettim ahali esnemeyin

Malından mülküne taşınan şehrin,

Ala memleket dedikten sonra,

İşte fırsat yazıyor kapısında

(b.esmer/ evreka)

 

Yatağında bir bayram günü edepsiz

Sözlerin varmış meğer pencereyi açsan

Yeni bir hayat aynaya baksan yine sen

( o.akyıl/  )

 

 

bu örneklerin tümünde şiirleşememiş dizeler yer alıyor.

Böyle şiirleşememiş dizelerin bulunduğu ürünler, yayımlamamak gerekmiyor mu?

Hiçbir semantik çalışma yapılmadan dize kurulabilir mi?

Şiiri ezberlenen şair okuyucudan  intikam mı almış oluyor?!!

yorsa böyle ucuz bir espri için şiir araç mı edilmiştir?

 

İbakorkmaz, doğrudan ya da dolaylı olarak aşağı yukarı aynı anlama gelen  sözler söylemiş olmuyor mu yani?

 

Çok çok tutuk bir söyleyişi seçen  t. Cem   bu yolla şiire nasıl ulaşacak?

 

Baran esmer, oldukça iri bir konunun altına girerek şiir kurmaya çalışıyor. Bu iri konunun  dışavurumunda da  /isteyiciliği keşfettim ahali uyumayın/ gibi  iri lâflar ediyor tabiî…

Eski şiirin  yansımaları  bunlar…

Bir süreden beri şiirimizi  etkisi altına aldı bu  yansıma gittikçe de  derinlik kazanıyor.

 

o.akyıl, ne dediği ve neyi amaçladığı belli olmayan sözler ediyor.

 

Üçüncü sayı:

Bu  sayıda  13 şair yer almıştır. H.içli, h.peker, o.özmen, k.iskender,  e.akdamar, v.artunç, m.sadık kırımlı, ö.erdoğan, c.taş, n.duman, y.yakup, m.çarboğa, h.şafak’a ait şiirler var.

 

Hasan içli, yüz-göz başlıklı şiirinde;

Bense babasını  sevecek kadar az terk / derken, babasını çok az terk etmenin  onu çok sevmek mi olduğunu  söylemek istiyor ki?

Böyle mi söylenir bu?

 

Ve bu, şiir cümlesi mi ki?

 

/Ah tükürmeli bu yüzden yüzünüzün iyilik tiklerine/ dizesi de hiç şiire yakışmıyor.

 

/Ve hala intihar yüzlü çocuklar. Her şubatta  saklambaç oynamakta/ dizesindeki  /intihar yüzlü çocuklar/ söz grubu, çocukla nasıl da bağdaştırılabilmiştir anlamak mümkün değil!

 

Saçak altlarında  unuttuğum ey gök gürültülü yüzüm

Üzülme artık!

Dizelerinde biçim ile içerik arasında nasıl bir  uyum ilişkisi kurulabilmiştir?  “gök gürültülü” izlenimi veren  bir  “yüzün”,  ”üzülme”sinden mi sevinmesinden mi söz edilebilir? iyi değerlendirilmeli…

 

 

Olcay Özmen kızlarağası adlı şiirinde;

 

Yenilen her kadın üşüyen bir gelinciktir

Sabahlarımda ve başlamamış her aşk

Unutulan bir aşk gibi

Uzun ve ıslaktır bir şehrin koynunda

 

Derken  üzerinde çalışılmış  şiirselliği yakalamış dizelerle geliyor okuyucuya. Büyük lâflar falan etmeden…

 

Bu sayıda  depolar’dan başlıklı bir şiir ile yer almış olan k.iskender, çok pervasız bir söyleyişi seçmiştir. hemen her sayıda bir şiiri olan  k.iskender,  şiirin  balından  değişik  yöntemlerle okuyucuya  güzel dizeler sunuyor.

 

Emin Akdamar, dağ rüzgârı şiirinde  eski söyleyişini bırakmamış görünse bile en azından şiirin içinde devindiğini gösteriyor.

Emin, öteden beri yalın bir dil kurmayı hep önemsedi. Bu şiirinde de pırıl pırıl bir Türkçesi var. Böyle şiirlerin derinlik kazanması sorunu vardır. Emin bu sorunu çok kolay çözüyor.

 

Bana soru sorma

Sevdiğimi söylüyorum ya

Der gibi…

 

Özcan Erdoğan, acı ve mesel adını verdiği  şiirinde  belli bir düzeyi tutturmuş görünüyor.

 

Bulamazsın  hiçbir kitapta acısını  tanrının

 

dizesi gibi dizelerle örülüdür şiiri.

 

Aykırı dizeler’de cesim taş, özentili bir  üslup ile dizeler  sıralıyor.

Özenti, kimi kez çok uç noktalara ulaşıyor:

 

bir şehir yakar kara ışıklarını en acımasızlığında  köhneleşmişliklerin

 

dizesi galiba çok iyi bir örnek oldu.

 

Nurduran duman’ın  imlasız’ın birkaç sayısında şiiri var.

Bir düzey, nurduran doğan.

Dizelerinde özen görünüyor:

 

Kurutulmuş meyve köküyüm

Dizi dizi duvarlara asılı

Ben buralı değilim

 

Dizeleri,  ‘ben buralı değilim’ adlı şiirinden alınmış  özenli dizelerden…

 

 

Yunus Yakup, ‘gökten ağıt’ adlı şiirinde ;

 

Güneş gündelik yolculuğunu  tamamlarken

Kuşlar çığlık çığlığa terk ediyor maviliğini

nasıl da kararıyor sevgili gökyüzü

 

Dizelerinde görüleceği gibi, şiir yakalanamamış, ne ki  /çığlık çığlığa kuşlar- maviliği terk etme /gibi  sözcük düzenlemeleri,  sanki bu noksanlığı  gideriyormuş gibi algılama olanağı tanıyor.

Duygusal yük, şiiri eziyor…

 

Murathan çarboğa, ‘ucube güller’de  iyi düzeyde bir şiirle geliyor.

 

Halim şafak’ın  ‘bozuk imla’sı da  biraz uzun olmakla birlikte iyi şiir örneği olarak dergide yer alıyor.

 

Dördüncü sayı:

 

Bu sayıda on sekiz şiir var. Bu sayı öteki sayılara bakıldığında  dikkat çekiyor.  Galiba  yazı bulunamamış olmasından iler gelen bir durum bu. Ancak çok iyi düzeyde şiirler  var:

a.erhan, m.ibakorkmaz, t.cem, o.akyıl, b. Polat, s.özer, b.balcı, a.çakmak, ş.özüdoğru, m.met altun, d.delibaş, e.gümüşdoğan, a.süleymanoğlu, o.özmen, ö.zeybek, k.hakan, h.yağız, s.umutlu bu sayının ozanları.

 

Ahmet Erhan, iki şiirle yerini almış. ‘Şantör yakınması’ ve ‘kör’. Derginin en iyi şiirlerinden  ikisi.

 

Mustafa ibakorkmaz, tezer cem, Serkan özer, Ahmet çakmak, emra gümüşdoğan, sosyal konulardan ya da  toplumsal sorunlardan  kimilerini, ele alıyor ve bunlarla ilgili olarak  görüş ve düşünceleri  işliyorlar şiirlerde.

 

Şiiri, bir  konuyu, bir düşünceyi açıklamak için  araç olarak kullanmanın  öteden beri karşısında durdum ben. Bu yolla şiirin elden çıktığını söyleyerek geliyorum.

Böyle bir yol izleyerek iyi şiir yazılamaz.

Yazıldığına ilişkin örnekler de yoktur.

Çünkü şiir,  böyle sorunlar ve  toplumsal konular çevresinde,  o konuların açıklanmasına ve  yayılarak derinlik kazanmasına uygun bir araç değildir.

Şiir en az sözle, en derin ve geniş bir alanda  dolaşmağa uygundur. Böyle  sorunların  noksansız ele alınması ve kavranması için kullanılmaya uygun  değildir. Şiiri bu iş için kullananlar  şiir yazmış  olmuyorlar.  ele aldıkları o konu  için bu yolla bir şeyler söylemiş oluyorlar. oysa  şiiri değil, düzyazıyı bu iş için kullanmış olsalar daha  başarılı; daha açık, daha çok şey/şeyler söyleme olanağı elde etmiş olacaklardır.

Şiir için hiç vazgeçilemeyecek bir  ilkedir bu.

 

Baran Polat, … şiirinde;

 

İlk kez kuşanacaksın bütün’ü

……………..

………….

İnadına  hatırlatacak sana  sözcüklerin  bengiliğini

 

Gibi seçkin dizelerle geliyor.

 

şakir özüdoğru, !git!..’ adlı şiiriyle  iyi bir örnek vermektedir.

 

Aytaç süleymanoğlu, ‘ savaş ilanı’, Olcay Özmen ‘şeyh galip için şarkı’ başlıklı şiirlerde  düzey tutturamamışlardır.

 

Özgür zeybek ‘silahsız ve savunmasız’da,  üzerinde çalışılmış bir şiirle geliyor.

 

Benzer bir çaba da kemal hakan’ın ‘her düş sahibi ile kırılır’ adlı şiirde ve hasan yağız’ın ‘tılsımlı aynalar’ şiirlerinde  görülüyor.

 

Beşinci sayı:

Bu sayıda on dokuz şairin şiiri yer alıyor: R.yünlüel, o.kaymak, emin Akdamar, a.yüce, o.durmaz, t.öncül, e.saray, z.yalçınpınar, a.şevki, m.çarboğa, s.demirci, s.tunç, n.duran duman, h.yazıcı, n.kandemir, z,balcı, z.karaaslan, b.baysun, k.iskender.

 

Reha yünlüel, minifestosusta’lı çakı’da,  şiirden çok aforizmik  bir söylemi seçmiş görünüyor.

 

Emin Akdamar, sıcak dizeleriyle geliyor yine ‘evden ayrılmak’ adlı şiirinde.

 

ozan durmaz’ın ‘anneme’sinin  dizelerindeki sesler, sanki bir yerlerden  alınmış gibi sırıtıyor.

 

İlginç bir çalışma da  zafer yançınpınar’ın bir  ‘gel’ ve bir ‘git’i.

Sanki şarkı sözüdür bu şiirdeki dizeler.

 

Buna benzeyen şiir pek çok…

İmlasız için söylemiyorum, genel olarak söylüyorum. Hemen  alımlanabilecek, kolay söylenen ve kolay akılda kalan dizelerle örülmüş şiirlerdir bunlar. Bunlardaki duygusal ağırlık,  her zaman aldatıcılığını öne çıkararak  gerçek şiirin  yok olmasına  uygun bir ortam hazırlıyor.

 

Murathan çarboğa’nın ‘hayata gitmeli’ adlı şiiri böyle bir duygusallığı dile getiriyor.

 

A.şevki de  ‘karşı olmalıyım’ adlı şiirinde  şiir cümlesini hiç düşünmemiş görünüyor

 

Karşı olmalıyım

Anadolu’nun derin tarihinden şiirim

Baba ishak’ım, bedrettin’im, celali’yim

Şarkılar söylemeli, ıslık çalmalı

Anlamın yüreğinde çarpan  sözcüklerim

 

sevecen tunç,’ provasız bir şiir’de,  şiire özenti duyan birinin söylemini dile getirmiştir sanki.

 

Halim yazıcı, ‘kim dinler hitler bıyıklı ölümleri’ adını verdiği şiirinde;

 

/sessiz su adımları avcının / mızrağının  ucu pembe  tin ritmi/

 

gibi  şiirsel laflar pek çok ve şiir bu çizgiyi aşamamış…

 

 

Altıncı sayı:

Bu sayıda, s.umutlu, , t.cem, r.yünlüel, m. İbakorkmaz, d.delibaş, o.özmen, u.nikbay, e.ağın, r.ezgi çakıroğlu, k.turhan, a.gül, m.çelik, m.aksu, i.bora özcan’ın şiirleri yer alıyor.

 

Umutlu, cem, delibaş, sosyal konular ve sorunlar üzerinde şiir kurmaya çalışıyorlar.

 

Yünlüel;

Göze göz,dişe diş,hakan.

Mana sabırsız sabırsız olmasına ya,

Kendini koyacak yol bulamıyor

…………………

…………………

Dizelerinde şiir bulmak olasılığı var mı?

Aşkın yasalarını çiğniyerek

Yürüyorum hırpan ve dingin adımlarla

Varoluşumun varoş sokaklarında

 

Dizelerinde ibakorkmaz da aynı düzeyden seslenmektedir.

Olcay Özmen’in, /buna zül dediler ağrımızda  koyu bir ezan sesi/ gibi başarılı dizeleri var.

 

Ulaş nikbay,

g-

enç yüzler biriktirip

  aşık hünerlerden geçmekte

 

gibi  biçimden medet umarak şiir kurmanın da bir anlamı olmadığını  göremiyor.

 

Eren ağın;

 

İğdiş edilmiş sözler  kalıyor artan gözlerinden

……………………..

……………………..

Sonra karanfil kokuyor içlerin

 

Gibi başarılı dizeler  kurmaktadır..

 

İkinci yılın  yedinci sayısında,

ö.özüdoğru, e.özgür, r.yünlüel, t.cem, m.sadık kırımlı, a.madanoğlu, o.aykıl, h.şafak, a.yüce, h.ibrahim yıldız, v.şenkal, e.erçelik, balev, s.tunç, o. Kaymak, p.onat, n.duman, s.özer, g.alp, s.umutlu’nun şiirleri var.

 

Özüdoğru’nun;

Bir yapraklık esintide rakıya düşen kristal rakkas:

Yenilginin ramağında duran abes  his, salgın histeri

Gibi çalışılmış dizeleri var.

 

Madanoğlu’nun ve kırımlı’nın, o. Aykıl’ın, h.şafak’ın, h. İbrahim yıldız’ın  şiirleri iyi düzeyde…

 

Ahmet yüce’nin;

Matematik derslerinde avuçları terleyip

Korkan çocukların parmak kaldırma  inadında

Karatahtalara  teğet riyakarlık gibi kastedildi

Karaya boyanmış bir küreyle üzerindeki beyaz

 

Dizelerinin henüz  şiirleşmediği açıkça görülüyor.

 

volkan şenkalın şiiri de öyle…

 

/yağmur yine çiseliyor/ o günlerden bir gün bugün/

gibi şiirleşememiş dizeleri var  buğra alev’in.

 

Sevecen tunç;

Söktüğünü diken bahçemizde

Alıyor soluğu yazması solgun

Büyükannem

Dizelerinde  semantik bozma  yapmış görünüyor. Hem de bozmanın düzeyi oldukça yüksek.

Bilindiği gibi şiir anlamsal bozma yapmadan kurulamıyor.

Anlamı bozmanın  kalitesi,   şiirin  kalitesiyle ilişkili…

Ayrıca şairin de kalitesini gösterir.

Bu gerçek bilinince şiir yazımının kolaylaşacağı sanılmamalıdır. Çünkü anlamsal bozmanın  şiiri yakalaması  o kadar kolay olmuyor.

Yukarıdaki örnek bunu gösteriyor.

 

Ogün kaymak, sosyal sorunlar üzerinde   şiir kurmaya çalışıyor.  zaman zaman başarılı dizeler de yakalayabiliyor.

 

Polat onat’ın şiiri  düzey tutturamamış görünüyor.

 

Serkan özer, ‘neşeli masa’ ile iyi bir örnek koyuyor.

 

Sabahattin umutlu, sorunları işleyen bir şeyler söylemenin peşindedir.

 

İkinci yılın sekizinci sayısında;

a.müslüm küçük,

 /ey ummandan gelen /kadim tekrar/ey depdebeyle ürüyen/ zanlı iştah/

sözleriyle başlayan şiirinde yapay sözler içinde  yitiyor.

 

Reha yünlüel;

Şiirin mezurası olmaz

Uzunluğu kısalığı

Genişliği,havadarlığı

Doğaya nazır, tepiğe hazırlığı

……..

……..

Gibi sözleri sıralayarak  şiir kurulamadığını görmüştür diye düşünüyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>