Muhsin Şener Rotating Header Image

Osmanlı’dan Kurtulmak

Osmanlı’nın 700. Kuruluş yılı nedeniyle yapılmış kutlama ve toplantıların   altında Osmanlı’ya bağlılık, onun uzantısı olmak düşüncesi yatıyordu. Zamanın Cumhurbaşkanı, Türkiye cumhuriyetinin Osmanlı’nın devamı olduğunu söylemekte hiçbir sakınca görmedi!…

 

Oysa bu anlayış ve kavrayış biçimi, bugün çekmekte olduğumuz  kimi toplumsal sıkıntıların da ana nedenlerinin başında gelmektedir.

 

Cumhuriyetin kurulmasıyla Osmanlı,  kalıntılarıyla birlikte bir kenara atılmıştır. Atatürk’ün sağlığında  ülkenin ve ulusun gelişmesi ve yükselmesi için alınmış bulunan tüm önlemlerin, çağdaş anlamda bir türk toplumu oluşmasını sağlamaktı.

 

Osmanlı’nın yaşamını yapılandıran ve ona biçim veren dindi. Din, dünyayı kavrama biçimiyle, Osmanlı’nın yaşamının tüm alanlarını  kapsamıştır.din insanın bu dünya ile öteki dünya arasındaki ilişkileri kurup yürütmekle sorumlu olan insanın açmazlarıyla dolu kocaman bir alan ortaya koyuyordu. Dinin gösterdiği ve emrettiği biçimde yapılanmış bir beynin, dünyayı değiştirmek ve ona  her gün  yeni bir  boyut vermek  için çalışan insan yerine, onunla yetinmeyi yeğleyen bir insan yapılanmaktadır.

Bu anlayış içinde yetişen insanın gelişim ve değişimi, ne anlaması ne de teşvik etmesi mümkündür.

Osmanlı böyle bir beyindi. Yüzyıllar  boyu dünyada oluşan değişim ve gelişimi kavrayamamış olmasının ve onun sonucunda da yıkılımasının ana nedeni buydu.

 

Ne yazık ki Osmanlı’nın ardından onun toprakları üzerinde  kurulmuş bulunan  modern türkiye, insanlarının önemli bir bölümü ile birlikte bu zihniyeti de içinde taşıyarak bugünlere gelmiştir.

Bugün yaşamımızdaki örneğin türban açmazının toplumsaldaki hemen herşeyi  kavramasının  bu zihniyetle ilişkisi apaçık ortada duruyor. Görmek istemeyenlerin  bu ilişkiyi görmesi  tabii mümkün olmuyor.

 

Türban sonuç itibariyle bir örtünme değil mi? Başı boynu ve yüzün bir bölümünü  şöyle veya böyle örtmek değil mi?  Örtmek, “korumak, görünmez duruma getirmek veya  gizlemek için  üstüne bir şey koymak”(Türkçe sözlük,2.cilt,s.1142) anlamına geliyor. Tabii başka anlamları da var, ne ki bu anlamlar ‘korumak, görünmez duruma getirmek, gizlemek…’ gibi anlamları ortadan kaldırmıyor; onların üstüne başka başka anlamlar da ekliyor. Demek oluyor ki baş, şu ya da bu  biçimde örtülerek  birşeylerden  ‘korunmuş, görünmez hale getirilmiş ve gizlenmiş’ oluyor.

 

Baş neden bu denli  gizleniyor, görünmez hale getirilerek korunmaya alınıyor? Çünkü  dinin bu yolda  emirleri olduğu söyleniyor. Baş şu ya da bu biçimde örtülürken  altında, hep bu emrin  gereğinin yapılması gibi bir durum bulunuyor. Yani dinsel bir kökenden kaynaklanıyor bu görünüm.

 

Türban bu durumuyla  kadını önce erkeğe göre geri atıyor açıkça. Onu ikinci sınıf vatandaş yapıyor. Kadın, başını ve boynunu şu ya da bu biçimde örterek  kimden saklıyor? Erkekten saklıyor!… Erkek onun saçlarını ve boynunu görerek  kadına karşı  tahrik(!) olmayacak  böylece. Ve tabii kadın da bu örtü sayesinde kendini erkekten korumuş olacak(!…).

 

Kadın ile erkek arasındaki  bu ilişki  dinin yapılandırdığı bir ilişki. Buradaki koruma/ korunma falan filan durumu hep dine ilişkin; dinsel kökenli ilişki biçimi.

 

Şimdi, önce  üniversetede okumakta olan türbanlı çocukların, tüm ısrarlara karşın, okullarıyla ilişkilerini kesmelerine değin uzanan  ‘türban çıkarmama’ davranışlarının altında yatan neden,  dinsel emirlerin yerine getirilme istek ve arzusu değil mi? Bu istek ve arzularını gerçekleştirmek için türbanı serbest bırakın demiş olmuyorlar mı?

Peki, bu istek ve arzularını  topluma  bir  kişisel özgürlük gösterisi olarak  sunarlarken  bu tutumlarının altında yatan  dinsel  temeli  kişisel  özgürlük için  bir kılıf olarak kullanmış olmuyorlar mı yani? Buz gibi kişisel istekleri için özgürlük kılıfını kullanıyorlar. Kullanırlarken de dinsel inançlarının gereğini yerine getirmek istediklerini ileri sürüyorlar ve bunda masum olduklarını söylüyorlar.

 

İnsanların inandıkları gibi yaşamak istemeleri çok  doğal. Ne var ki inanç  kişisel!…inandıkları gibi yaşamak isteyenler, başlarını  türban adını verdikleri bir örtme biçimiyle örterek  yaşamlarını  o görüntü içinde sürdürmeyi  inançlarının gereği olarak yapatıklarını söylerlerken  bir dinsel temele dayanıyorlar. O temel,  yaşamı düzenleyen  ilişki biçimine  ters düşüyor. Yaşamı düzenleyen kuralların   altında  Cumhuriyetle birlikte  artık din bulunmuyor. Hukuk bulunuyor.

 

Din, insanların vicdanlarındadır. Onların kişisel yaşamlarıyla ilişkilidir. Kişisel yaşamlarında diledikleri gibi  ve diledikleri şeylere inanabilirler. Ne ki toplumsalla ilişkilerini kurarlarken  bu inançlarını gösteren, ileri süren tutum içinde olamazlar. Olurlarsa o zaman,  toplumsal yaşamın temelden  değişmesi gerektiğine inandıklarını göstermiş olmaktadırlar. Bu ise onların,  yaşamın ana felsefesiyle çeliştiklerini apaçık göstermektedir.

 

Hem  demokrasi ile yönetileceksiniz, hem de demokratik olmakla hiç ilişkisi olmayan/bulunmayan  inanç sisteminizi  topluma egemen kılma isteğinize anlayışla yaklaşılmasını isteyeceksiniz; bu olmaz!…

 

Bu anlayış Osmanlı’dan gelmektedir. Osmanlı böyle bir ikilem içinde yaşadı. Ve bu ikilemin neye mal olacağını bir türlü anlayamadan yıkıldı gitti. Gitti ama, zihniyeti hala sürüyor ve o zihniyet direniyor.

 

Siyasal partiler, türbana hep ‘oy kaygısı’ ile yaklaşmışlardır. Onların bu anlayışları konunun giderek  derinlik kazanmasına  yarayarak  içinden çıkılmaz bir hale gelmesine neden oldu. AKP, çoğunluğu elinde bulundurduğu halde bu sorunu parlamento düzeyinde çözmekte isteksiz davranırken, muhalefet salt ‘çoğunluk sizde, çözün de görelim!…’ anlayışını seçmiş görünüyor.

Ne hazin!…

 

Köşe yazarı gülay göktürk gibi kimilerinin ileri sürdüğü gibi türban takanların  başlarını ve boyunlarını türban denilen  biçimle örtmelerinin, annelerine, ablalarına…göre ileri bir  modernite  olduğu ve o nedenle de anlayışla karşılanarak  türbanın serbest bırakılması gerektiğini söylemek, temelden yanlış bir yaklaşım…  Türban,  onu kullanan çocukların annelerine ve ablalarına…göre daha moderniteye uygun bir biçim olabilir; hatta belki de tam öyledir. Ne ki bu durum onun altında yatan  temel düşüncenin din kökenli olmasını ve bu yapısıyla da  yaşamı din esasına dayandırmak isteğini  ortadan kaldırmıyor ki!… Hatta bu,  ‘bir tür –uydurulmuş- modernite biçimiyle’  buz gibi  irtica!…Yani din esaslı bir yaşam önermiş oluyor.

 

Cumhuriyet,osmanlının süreği değil ki…

Hem Osmanlı hem de çağdaş olunamayacağı ise  gün gibi aşıkar!…

.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>