Kimi öğrencilerin yeni öğretim yılına başlarken “Devletin sırasına” oturmak durumunda kaldıklarını basında hayretle okuduk!…
Devletin sırası ne demek allahaşkına?
Okullar Devletin değil mi?
Tabii, içindeki eşyalar da…
Neyse…
İstanbul’da bir okul müdürü, kayıt parası vermeyen öğren velilerinden birine;
“sizin çocuğunuz da devletin sırasında oturur ve sadece okuma yazma öğrenir!” diyor, diyebiliyor…
Kayıt parasını verenlerin çocukları, donanımlı sınıflarda, üst düzeyde bir eğitim alacaklardır demek istiyor müdür. Bunun için velilerin okula para yardımı yapmaları gerekiyor. Bu paralarla okulun her türlü noksanı tamamlanıyor.
Yani bir tür paralı eğitim-öğretim ortamı yaratılıyor.
Bunu yaratanlar okulun yöneticileridir.
Onlar, velilerin katkılarını öğrencilerin eğitim-öğretimleri için düzene koyuyorlar.
Bu yardımlara katılmayanlara da “ çocuğunuz Devletin sırasında oturur ve sadece okur yazar olur” diyorlar.
Diyebiliyorlar!…
Paralı eğitim-öğretim, tabii bir seçimdir.
Parasını verir, çocuğunuzu istediğiniz özel okulda okutabilir; ona her türlü olanağı sağlayabilirsiniz.
Bunun tek koşulu, bu olanağa sahip olmaktır.
Belki, bu olanağı kullanmak istemeniz de bir koşul olarak yine sizin seçiminize kalmaktadır.
Anayasasında, “temel eğitimin zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu” yazılı bulunan Türkiye’de, bir devlet okulunda para veremeyen velinin çocuğunun ikinci sınıf bir eğitim-öğretim ortamında okuyacağının, hem de devletin maaşıyla geçinmekte olan bir memur tarafından söylenmesi ve uygulanmasını anlamak hiç mümkün görünmüyor!…
Yürürlükteki yasalar karşısında bu kişinin ve bu kişi gibi davrananların yöneticilerin önce yöneticilik görevlerine hemen son vermek gerekiyor.
Çünkü bu insanlar anayasanın hükmünü çiğniyorlar!…
Gerçi, Bakanlığın okullara yeteri kadar ödenek göndermediği ve o nedenle de okulların tüm ihtiyaçlarının, öğrenci velileri tarafından karşılandığı biliniyor.
Bu gerçek ortada olduğu halde, her öğretim yılı başımda para toplamanın yasak olduğuna ilişkin genelgeler çıkarılmakta ve okullara sıkı sıkı tembihler yapılmaktadır. Ne ki para toplanması ö n l e n e m e m e k t e d i r.
Bu da bilinen bir gerçek!
Milli Eğitim Temel Yasasının 16. maddesinde bu para toplama konusu ele alınıyor. Konu, yasa çıktığından beri bir türlü bir çözüme ulaştırılamamış bulunuyor. Bakanlığın bu para toplama işi için 16.maddeye göre bir düzenleme yapması gerekiyor.
Bu düzenlemeyi bir türlü yapmıyor, yapamıyor.
Neden?
16. maddeye göre yapılacak düzenlemeyle öğrenci velilerinden alınacak yardımların bir havuzda toplanması ve o havuzdan ihtiyaç olan okullara dağıtılması mümkün olabilecektir.
Böylece olanaklar, eşit biçimde dağıtılabilecek ve kurumlar arasındaki denge de kurulabilecektir.
Devlet okullarının özel okulların sağladığı olanaklara bu yolla ulaşması mümkün olabilecektir.
Böyle bir uygulamanın, yoksul ve yoksun ailelerin çocuklarına başarılı bir eğitim hizmeti götürmek bakımından, önemi nasıl inkar edilebilir ki?
Öte yandan;
16. maddeyi uygulamaya koyacak olan iktidarın, politik riski baştan omuzlaması gerekiyor.
“Eğitimi paralı yaptılar!” suçlamasını kaldırabilecek bir genişlik içinde olmak durumundadırlar
Bu suçlamanın altında ezilmek de vardır…
Ne ki fırsat ve olanak eşitliği sağlamanın bir yolu da buradan geçiyor. Bunu görmezden gelemeyiz ve gerçekleştirmekten de kaçamayız.
Nüfusumuzun en az % 4 civarındaki bir grubu1-2 dolar düzeyindeki bir gelirle geçinmek zorundayken nasıl olur da bu kesime fırsat ve olanak eşitliğini sunmak için gerekli önlemleri almayız, alamayız?
Bunu anlamak mümkün görünmüyor.
Küreselleşmenin, gittikçe yoksulluğu ve yoksunluğu arttırdığı dünyamızda, bu denge kuran düzenlemeleri gözden uzak tutamayız, tutmamalıyız.