Muhsin Şener Rotating Header Image

Etkim Muhalefet

Modern dünyada siyasal alanın, siyaset/ yönetim/ siyasa arasındaki  ilişkileri içerdiğini söylüyor  Fuat Keyman (Radikal İKİ,4.12.2005,Türkiye, Sol ve Gelecek).

 

Kısaca, siyaset; siyasal aktörler arasındaki  etkileşimi;

Yönetim, bu etkileşimin çerçevesini;

Siyasa da, siyasetin temel referansları ifade ediyor.

 

Gerek siyaset, gerek yönetim ve gerekse siyasa salt ulusal yapılanmalar içinde gerçeklik kazanmıyorlar. Evrensel koşullarla  konjonktürel koşulların  hem de önemli ölçüde etkisi altında kalınıyor.

Küreselleşme denilen  dalgalanmanın  tüm etkinliklerde  ağırlığını duyumsamamak mümkün  müdür?

 

Bu noktalardan bakıldığında Türkiye, yeni bir siyaset anlayışını,siyaset yapma biçimini benimsemek zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Hatta  AB macerası bu zorunluluğun ta kendisi değil mi?

 

Bugün dünyada Blair’in uyguladığı ve  üç seçim kazandığı  ekonomik /sosyal programın  yani üçüncü yol adı verilen sol programın,  uygulanmasına  şiddetle ihtiyaç var. Böyle bir programı Türkiye ortamına indirebilmek ancak sol partilerin işi. Oysa sol partiler, sağdaki  partilerle, özellikle  geleneksel  siyaset konularında adeta yarış halindeler.

 

Üçüncü Yol, önemli ölçüde Sayın Kemal Derviş’in uygulamaya koyduğu ve halen uygulanan ekonomik  programla  biliniyor. Türkiye’deki sol partiler, bu  programa zaman zaman karşı çıktılar.

Sağdaki partiler ise  hiç anlamak istemediler Üçüncü Yol’u.

 

Bilindiği gibi Üçüncü Yol, eşitlik, ihtiyaç sahiplerinin korunması, özerklik bağlamında özgürlük, sorumluluk yoksa hak da yok, demokrasi yoksa otorite de yok, kozmopolit çoğulculuk, felsefi muhafazakarlık konularını içeriyor (A.Giddens, Üçüncü Yol, Birey Yayıncılık, s.77).

 

Siyasetin, yönetimin ve siyasanın bu alanlarda  çalışması gerekiyor.

Konular,  sol  siyasetin alanı içindeki konulardır. Sol yaklaşımları benimsemiş olan bir yönetim anlayışının  önce anlayabileceği ve sonra da toplumsala indirip uygulayabileceği konulardır bunlar. Siyasa,  sözü edilen bu alanları  temel  referanslar olarak  ileri sürmek zorunluluğunda olduğunu  göstermelidir.

Yani nerden bakarsanız bakın  bu alanlar, sol yaklaşımın  baş edebileceği alanlar olarak ortaya çıkıyor.

 

Şimdi Türkiye’de  Üçüncü Yol’un savunucuları ve uygulayıcıları  olarak örneğin henüz kongresini yeni yaptığını gazetelerde okuduğumuz CHP olabilecek midir?

AB’ye  giriş için tarama  görüşmelerinin yürütüldüğü bilindiği   halde CHP,  AB konusuna  “bizi almayacaklar ki !” noktasından yaklaşıyor ve bu gün Türkiye’nin, bu AB sayesinde,  insan hakları ve Hukuk alanında aldığı mesafeye hiç mi hiç dokunmuyor bile…O mesafeyi görme ihtiyacını bile duymuyor…

Türkiye’nin AB sayesinde dışa açılmasını,  galiba anlamaya hiç ihtiyaç duymuyor. Kendisi ise, içe dönüklüğünü gittikçe güçlendiriyor.

Tarımın  durumunu ele alırken bile,  Türkiye’de  tarımla uğraşanların sayısının ve oranının  AB düzeyine çekilmesinin gerçekten bir  yaşamsal zorunluluk olduğunu  söylemiyor bile.

Tarımda uğraşanların   mutlak olarak  sayısının  azaltılması  ve bu alanla uğraşanların ekonominin öteki alanlarına kaydırılması gerektiğini bile bile bunları söylüyor.

Türkiye’nin nüfusu kalabalık  ülkeler gibi olmakla baş başa kalacağı gerçeğini bile bile bunları söylüyor.

 

AKP’nin;

Son zamanlarda  yoğunluğu gittikçe artan içki yasağı konusundaki  tutumuna, Dokunulmazlıklara  dört elle sarılmış olmasına,

Seçimlerde halka verdiği sözleri tutmamış bulunmasına,

Zaman zaman  türbanı rahatlıkla  kullanmasına,

Halkın içindeki   anlayış ve kavrayışın, giderek  sağa kaymayı sürdürerek derinleşmesine,

Son zamanlarda yapılan  anketlerde AKP’nin liberallerden aldığı oyların hızla azalmasına ve sağ tutucu oyların oranının tehlikeli biçimde artmasına vb.vb… değişim ve dönüşümlere karşın,  fiilen  gerçekleştirdikleri karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo gerçekten,  AKP’nin üçüncü yol  politikalarına daha  çok sahip çıkan  bir sağ parti olduğu anlaşılıyor.

 

İktidarın karşısına çıkacak etkin bir muhalefete  Türkiye’de çok ihtiyaç var.

Yapılacak olanlarla gidilecek olan yol ortada.

Türkiye, geçmişte yaşadıklarını  tekrar yaşama  lüksüne sahip değil.

Artık bireylerin tek tek hak ve hukukunun öne alındığı, hukukun geçerliliğini sonuna kadar  koruduğu ve egemen olduğu bir  yönetim anlayışının ve  siyaset etme biçiminin  başka bir seçeneğe heba edilmesi mümkün olmamalıdır.

 

Tüm bu gerçeklikler karşısında,  Türkiye’de yine de bir etkin sol muhalefetin  canlanacağına inanmak  istiyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>