CHP Kurultayı, gergin ve kavgalı dövüşlü yapıldı ve bitti.
Bitti ama Türkiye’de, hem ailesinden gelen bir yakınlıkla hem de düşünceleri bakımından sosyal demokrasiye inananların tüm ümitlerini de kırarak, dökerek bitti.
Çünkü CHP’ye ailesel bağları olanlarla ona inananlar, sosyal demokrasinin temsilcisi olarak sunulan ve öyle gösterilmeye özel bir dikkat harcanan CHP’nin, hiçbir bakımdan sosyal demokrat olmadığını gördüler. ‘Sosyal’inden vazgeçmeye hazırdılar, keşkeDemokrat olabilseydi. Birbirini eleştirmeye bile yatkın olmayan, karşı olduğunu sanki düşman gibi gören bir anlayışın, insanlarını sandalyelerle yumruklarla karşılayıp başlarını, yüzlerini-gözlerini kana boyamakta hiçbir sakınca görmediler.
Kurultay, bir tür namus savunması arenası olarak geçti tarihe.
Birilerinin namuslarını ölçmek için toplanmış bir GALİLEO komisyonu gibi, suçlama ve savunmaya davet ile savunma stratejilerinin yumruklardan ve havada uçan sandalyelerden bulabildiği fırsatlarda yapılabildiği bir kurultay oldu.
Siyasetin bile çok az süreler içinde göründüğü bu kurultayda, daha çok ahlâkın sözü ve tartışması öne çıktı. Bir siyasî partinin şu tipteki ahlâkı taşıyanları içinde barındırmaması gibi bir sorunsalı çözmek için CHP, artık bir kurultay toplama ihtiyacı duyar hale getirilmiş bulunuyordu.
CHP’ye inananlar, kurultaylarda yurt ve dünya sorunlarının en yeni sosyal ve teknolojik bilim esasları çerçevesinde ele alınarak tartışıldıklarına çokça tanık olmuşlardı. Bu kurultaydaki gibi ahlâka ilişkin bir durumun baştan sona kadar kurultayı işgal ettiğine ise hiç tanık olunmamıştı.
Oysa Türkiye’nin Ana Muhalefeti olarak Mecliste bulunan CHP’nin bu kurultayında örneğin yapılmakta olan Irak seçimlerine ilişkin bir tek sözcük konuşulmamıştır. Orada bulunan soydaşlarımızın haklarına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek sorunlar karşısında, duyarsız kalınamayacağı Sayın Başbakan tarafından ifade ediliyor.
Nedense bu durum CHP’yi hiç ilgilendirmez görünmüştür.
Kıbrıs konusunda ne düşünüldüğüne ihtiyaç duyulan bu kurultay günlerinde, bu konuya hiç yer verilmemiştir.
Irak seçimleri nedeniyle kuzey Irakta ortaya çıkacak bir Kürt egemenliği karşısında Türkiye’nin duyarlılığını da aşacak olan böyle bir ortamın neler düşündürdüğüne ilişkin hiçbir şey demiyor CHP kendi Kurultayında.
Gazeteler açlık sınırının 560 YTL düzeyine çıktığını yazarlarken CHP kurultayında bu konuda bir sözcük bile söylenmiş değildir.
AB görüşmelerini yürütecek kurulun oluşturulma aşamasında olan Türkiye’de CHP Kurultayında bu konuya ilişkin hiçbir şey söylenmiyor.
CHP’nin, dış güçler tarafından yok edilmek üzere hazırlanmış bir plânın ortaya çıkarıldığı bir ortam üzerine toplandığı ifade edilen bu kurultay, yine bir ‘dış güçler fobisi’ üzerine kurulmuş bir tuzağa dayandırılıyordu. Öteden beri böyle tuzaklara alışkın olan Türkiye insanı, doğrusu bu söylem karşısında da hiç irkilmedi.
Ne ki Dış tuzağın ABD ile ilişkilendirilmesini tebessümle karşıladı.
Kurultayın “namuslular-namussuzlar” gibi bir parti içi soruna dayandırılmasının bir dış uzantısı olmalıydı bu durum.
Nitekim öyle de ifade edilmiştir.
Bu kurultayla artık CHP’nin milliyetçi görüş ve düşüncelere ağırlık tanıyacağı,
“önce bizim gibi düşünmeyenleri temizleyelim sonra öteki konuları görüşürüz” ölçeğinde bir anlayışa mahkûm olduğu,
Demokrasi ile hiçbir alışverişinin olmayacağı,
Yoksul ve yoksun kesimlerin hiçbir sorunu ile ilgisinin olmayacağı-bulunmayacağı,
Ve
Kurultayla birlikte koskoca CHP’nin de sona erdiği,
Görülüyordu.
CHP’yi bu duruma düşürenlerden bunun hesabı sorulmayacak mı?