Sayın Rahşan Ecevit, “Din elden gidiyor!” demiş…
Demokratik Sol Parti’nin bir zamanlar genel başkanı ve sonra da genel başkan yardımcısı olmakla birlikte perde arkasındaki her şeyi olan birinin, böyle bir söylemle ortaya çıkması, gerçekten şaşırtıcı!
Hem söylemin sahibi açısından hem de adında SOL sözcüğü bulunan
Demokratik Sol Parti açısından…
Rahşan hanımın “din elden gidiyor!” söylemini, AB’ye gireceğiz diye artık apartmanlar da bile kiliseler açılmasına ve Hıristiyan propagandası yapanların çoğalmasına ve din değiştirenlerin artmasına bağlaması gerçekten ilginçti. SOLDA olduğunu söyleyen bir partinin kurucusu ve bu partinin iktidarda olduğu dönemlerde partinin her şeyi olan birinin, dinin elden gitmesine feryat etmesi gerçekten anlaşılması zor bir şey…
Toplumsalı etkileyecek her türlü dinsel girişimlere hem parlamentoda hem de bir çok tutum ve davranışında karşı olmuş bir parti şimdi, din elden gidiyor diye feryat ediyor.
Tabii hiç de inandırıcı gelmiyor.
Şu açıklamalara bakalım:
“Kültürel erozyon sonucunda Türk gençleri için Müslüman olmak, Türk olmak, bu toprakların insanı olmak artık tatmin edici gelmiyor. Başka yerlerde arıyor tatmini. 11 Eylülden sonra Müslüman olmak evrensel anlamda övünülesi bir olgu olmaktan çıktı. Gençler problem yığını olarak karşılarına çıkan bir dini benimsemek istemiyorlar artık. Dolayısıyla gençlerin din değiştirmesi, dini tercihten ziyade yaşam tarzını değiştirmektir. Hıristiyan olmak kişinin zihninde yeşil karta sahip olmak gibi bir önem arz ediyor.” (Prof. Dr Ali KÖSE, Din Sahiden Elden Gidiyor mu? ZAMAN Gazetesi,Yorum sayfası, 4 Ocak 2005)
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi olan bir bilim adamının konuya bakışıyla, bir politikacının bakışı ve kavrayışı arasındaki farkı görüyor musunuz?
AB’ye girmek üzere görüşme tarihi almış Türkiye’nin her geçen gün daha çok dünya devleti olmaya doğru koşması, siyasi partilerin tümünü çok ürkütmüş görünüyor. Biliniyor ve anlaşılıyor ki bu kesimdekiler hala, 20.yy.ın kavramlarıyla düşünmeye ve dünyayı kavramaya çalışıyorlar. Oysa artık 21.yy içinde bulunuyoruz.
Dünya çok hızlı bir biçimde küreselleşiyor.
Sermaye çok hızlı bir biçimde yer değiştirebiliyor.
Üretim araçları hızla özelleşiyor. Bu yolla birey ortaya çıkıyor.
Hukuk bireyin haklarını, devlete ve sermayeye karşı koruyacak önlemleri almaya çaba harcıyor.
Değişim ve dönüşüm aşağıdan yukarıya doğru hızla gerçekleşiyor. Artık yukarıdan aşağı bir değişim ve dönüşümü düşünmek bile olası değil.
Her türlü değişim ve dönüşümün sonuçta yaşanarak kültür haline gelmesi gündemdedir. Değişim ve dönüşüm, üstümüzden akan bir giysi olmayacak artık. Onu sağlayan birey olduğu için kendi malını yaşamış olacak…
Hızlı gelişim ve değişim içinde insan, sekülerliği yaşamının bir ayrılmazı olarak yanı başında ve kendisinin ayrılmazı olarak görmek istiyor. İnancını bu kapsam içinde yaşamak istiyor. Vicdanı ile kendi başına yaşarken dışardan hiçbir karışma istemiyor.
Bu talepler, kimsenin dinine falan karışılamaz anlamına gelmektedir. İsteyen istediği gibi inanır ve onun gereklerini yerine getirir. Bu kimseyi ilgilendirmemelidir. Eğer “din elden gidiyor!” gibi bir sloganla çıkılıyorsa ortaya o zaman birileri, birileri adına dini korumaya falan kalkıyorlar demektir ki, kimsenin böyle bir hakkı olmamak gerekir.
Olmamak gerekir çünkü, bu yoldan yürünerek siyasal çıkar sağlayan o kadar çok parti, kişi, grup olmuştur ki bizde ve tabii dünya siyasetinde…
Elde edilen bu çıkarların sonra ekonomiyi\ekonomileri nasıl altüst ettiğine ilişkin o kadar çok örnek var ki…
Bu tutum, o tutum sahiplerinin temsil ettiklerini ileri sürdükleri görüşlerinin siyaset sahnesinden çekilmekte olduğunu göstermektedir. Sosyal demokrasinin temsilcisi olarak görünen iki partiden biri “din elden gidiyor!” diye haykırırken diğeri de Sarıgül’ü dolamış parmağına…
Elden giden din değil, sosyal demokrat siyaset…
Oysa Türkiye, sosyal demokrat bir iktidara o kadar ihtiyaç duyuyor ki!