CHP’de, Şişli Belediye Başkanı Mustafa SARIGÜL ile Genel Başkan arasında açık açık bir bir kavgası yapılıyor.
Kimin haklı kimin haksız olduğu şimdilik konumuz dışında dursun. Biz bu tartışmaya başka bir noktadan bakmak istiyoruz.
CHP, ana muhalefet partisidir. Önce gönlümüzü, en az kırk yıldır da oyumuzu verdiğimiz bir parti.
AKP iktidarına karşı dişe tırnağa gelir bir muhalefetini, ne ona oy verenler ne de basın ve görsel medyanın hala görmediği; görsel medyanın ve basının onun muhalefetini belki de görmekte pek ihmalkar davrandığı bir parti. Bu tutum karşısında kendine başka kanallar açmayı hiç düşünmeyen/ düşünmediği anlaşılan bir muhalefet partisi…
İktidar partisine karşı iktidar alternatifi olabileceğini gösteren hiçbir projesini görmediğimiz/göremediğimiz, duymadığımız/duyamadığımız; ne ki bulunduğunu da hiç düşünmediğimiz bir parti.
Muhalefeti, salt demeç muhalefetiyle sınırlandırmakta mahir olan bir parti. Basın toplantılarında muhalefetini sözle sınırlandırmakta usta bir parti doğrusu…
CHP bir türlü iktıdara gelemiyor. Öyle anlaşılıyor ki gelmeyi de istemiyor. Bugün yaşanmakta olan sıkıntıların hangisini çözebilecek ki iktidara gelmek istesin?…Türkiye’nin, halkı ile bütünleşmek; vatandaşlarını eşit ve dengeli bir yapılanma içinde yaşama olanaklarına kavuşturmak gibi bir ana sorunu var.
Çokkültürlü bir yapımız var. 21.yy’da bu tarihsel ve sosyal yapının dayattığı hak ve hukuk sorunları dipdiri duruyor. CHP’nin bu konularda maşaallah hiçbir diyeceği yoktur…Devletin yanında yer almayı yeğliyor. Çok kültürlülüğün dayattığı insan hakları bağlamında, halkı ile bütünleşen bir muhalefet partisinin bu çokkültürlülüğün sorunlarının çözümünde halkının yanında olması gerekirken, bu parti devletin yanında yer almakta hiçbir sakınca görmüyor.
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesine karşı çıkarak, iyi çalışmadığı sigortalı tüm işçilerce haykırılmasına karşın, sanki halkı yalanlıyormuş gibi bir tumumu benimsemişgörünüyor. Sendikalar yasasında yapılması düşünülen değişikliklerin yanında değil karşısında yer alarak, sendika ağalığının sürmesine sanki destek veriyor.
Ramazanda, gazetelere yansıyan haberlere göre, salt İstanbul’da günde en az kırkbin insana yemek yardımı yapıldığı söylenmiş yazılmışken, bu konu üzerinde hiçbir muhalefet yapılmadan seyirci kalınmaktadır. Bu yardım yapma işi gittikçe yaygınlık ve derinlik kazanıyor. Oysa sosyal devlet böyle bir devlet değildir!… Vatandaşın işsiz güçsüz dolaşmasına rıza gösterilirken akşamları ona kurufasulye -pilav dağıtarak yardımda bulunmak çok ilkel bir yoldur ve hiçbir çözüm içermiyor. İktidar bunu yaparken CHP’nin bu konuyu gündemine alıp, büyük kitlelerle çözüm önerilerini tartışması onu iktidara götürecek yollaradan biridir.
İşsizliğin alıp yürüdüğü Türkiye’de, muhalefetin bukonudaki sesi hiç duyulmuyor.
Bu nasıl muhalefettir?…
Eğitim, Türkiye’nin belli başlı önemli bir sorunu olarak dipdiri duruyor.
Ortaöğretim sistemi çökmüştür.
Okul sistemi çökmüştür.
Gençlerimiz liselerden hiçbir şey beklemedikleri için dershanelere koşuyorlar. Sanki liselerin yerini dershaneler almıştır.
Lise, çocuklara hiçbir şey vermiyor. Üniversitenin yolu dershaneden geçiyor. Bu bir zorunluluktur ve yüzde yüze yakın bir oranda geçerlidir.
Böyle eğitim sistemi mi olur?
Muhalefetin bu sisteme alternatifi nerdedir?
Bu alternatifi nerde, ne zaman, halkın önüne çıkarıp kitlelere mal etmiştir?
Böyle muhalefet olur mu?
İnsan yetiştirme sorunumuz vardır.
Türkiye, dünyanın en büyük imparatorluklarından birisinin yerine kurulmuştur. Osmanlı ile altan alta tarihsel ve kültürel ilişkileri sürüyor/sürdürülüyor…İlişkiler, çağdaşlaşmasında sürekli olarak karşısına çıkan ve geleneksellik olarak tanımlanan kimi engelleri oluşturuyorlar.
Bu sorunun çözümünde yeni insana duyulan gereksinim apaçıktır.
CHP’nin buna ilişkin bir hazırlığı olmuş mudur? Bu konuyu ne zaman kitlelerle paylaşmıştır?.
Türkiye’nin eğitim sistemi öğretmen gereksinimini hiçbir zaman karşılayamayacaktır. Bundan 6-7 yıl önce İstanbul’un 100 bir öğretmene gereksimi vardı. Bugün bu sayı 120-130 binlerdedir. Yani sayı azalmamış artmıştır. Hangi nedenle olursa olsun artmıştır. Öğretmen yetiştiren kurumlar üniversiteler olup onların öğretmenlerin bağlı bulunduğu Eğitim Bakanlığı ile ilişkisi salt protokol olarak vardır. Böyle olunca Bakanlık, gereksindiği kadar öğretmen yetiştirme olanaklarını elinde bulundurmuyor.
Muhalefet bunun için ne yapmıştır? Ne yapmaktadır?
Yönetim, küreselleşme, ekonomi, tarım, gıda konuları, hayvancılık, ulaşım vb.vb.vb…binlerce konu var daha…
CHP, Şişli Belediye Başkanının, Anadolu’nun birçok yerinde büyük kitlelere (son Mersin mitinigine 40 bin kişinin katıldığı söyleniyor ve yazılıyor) söylevler vererek onlarda bir heyecan dalgası yattığını görünce parti yönetiminin, yerinden olabileceği kuşkusu ile (bunun başka bir açıklaması olamaz!) bu kişiyi partiden ihraç etmeyi hedefleyen hazırlıklara girmiş bulunuyor.
Sayın Baykal ile Sarıgül’ün, ne deneyimi, ne birikimi, ne bilimsel yeterliliği ve yetenekleri Baykal’la karşılaştırılması eşyanın tabiatına aykırı olmaz mı?
Öyleyse bu telaş niyedir?
Yoksa muhalefet edememenin ayrımında olan parti yönetimi, bu eksiğini mi örtmeğe çalışıyor?
Yolunuz açık olsun!!!…