Muhsin Şener Rotating Header Image

Çevre Kirliliği

AB – Türkiye görüşmelerinde en önemli konunun, çevre olduğu ileri sürülüyor.

Hatta tarım konusunun bile çevre  karşısında  çok gerilerde kalacağı  ifade ediliyor.

 

Cem Duna, Ayşe Düzel’e verdiği röportajda  (Radikal, 19 Eylül 2005), bu iş için 90 milyar dolara ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bu rakam çok büyük bir rakamdır.

Öte yandan, bu rakam aynı zamanda  konunun önemini ve ağırlığını da gösteriyor.

 

Türkiye’nin çevre kirliliği, salt  denizlerin kirliliği değildir.

Bu, çok ciddi bir konu.

Ne ki  pis ve atık su ile ilgili olarak kanalizasyon konusu,  Türkiye’nin hemen hemen en geniş ve her noktada karşımıza çıkan çevre sorunu.

 

Hava kirliliğini bir yana koyuyorum.

Köylerdeki pis ve atık su ile ilgili kirliliği de bir yana bırakıyorum.

Salt kentlerin  pis ve atık su ve kanalizasyonu konusu bile Türkiye’nin kolayca altından kalkabileceği bir konu  olmaktan çok uzaktır.

 

Yetmişli yılların sonlarında,  Türkiye’de başlayan  yazlık  edinme furyası,  sahillerimizi  çok sayıda yazlık sitelerle  dolup taşırdı. Çevrenizde  geçimini güçlükle sağlayabilen, oturacak bir evi bile olmayan çok ailenin bu yazlıklardan edindiğini göreceksiniz.

 

Yazlıklar, alıcılarının ekonomik durumlarına uygun olarak, “şipşak!” yapılmış uydurma yapılardan oluşmuştur.

Hemen tümünün alt yapısı yoktur ve pis ve atık suları  fosseptiklerde toplanmaktadır. Bu yöntem,  sitelerin eskimeleriyle orantılı olarak  toprağın  kirlenmesini getiriyor. Sitelerin bulunduğu bölgelerde her taraf  pislik kokar. Bunun  önlenmesi mümkün değildir. Açık yerlerde kurulmuş bulunan bu sitelerde  bu açıklık nedeniyle  sorun büyümüyor.

Ne ki artık bıçak kemiğe dayanmış bulunuyor.

 

Bu kirlilik  dışında  insanımızın,  bulunduğu çevreyi temiz tutma ya da en azından kirletmeme gibi bir alışkanlığı da sağ olsun henüz yoktur…

Yediği mısırın koçanını,  çekinmeden  üzerine yattığı kumun  içine  saklar… Çocuğunun bezini,  plajın kumlarına gömen insanlar o kadar çok ki!..

Yediği elmanın  artığını,  sokağa atmakta hiçbir sakınca görmez!…

İçtiği sigaranın izmaritini yola atar…

Özellikle ramazan aylarında asfalta, sokağa…. boğazındaki balgamı tükürür!…

Ve bundan hiç çekinmez.

Burnunu eliyle temizlediğini sanarak, elini pantolonunun kenarına siler…

 

Kentlerin sokaklarında ve caddelerinde başınızı kaldırdığınızda   telefon, elektrik tellerinin birbiri içinde,  havada bir karmaşa oluşturduklarını görmemek mümkün müdür?

Telefonların  evlere ve iş yerlerine bağlantı yerlerinin,  arapsaçı olmuş kablolarına bakarak bunlarla nasıl görüşme yapılabildiğine şaşmamak olanaksız!…

Akarsu ve derelerin, göllerin, mutlaka bir sanayi artığı ile  dolu olduğunu  görmeyen bilmeye-n var mı ?

Çocukluğumuzda  tertemiz derelerde yüzdüğümüzü düşünüyorum…

Şimdi, hangi dereye girebilirsiniz?

 

Denizlerimiz  sanki insanlarımız tarafından kirletilmeye azmedilmiş yerlerdir.

 

Doğa kendini hor kullananları hiç af etmiyor.

Bir bakıyorsunuz bir sel felaketi  evleri, sokakları, mahalleleri yerle bir etmiş.

 

Büyük ve zengin devletler, dünyanın kirlenmesini önleyecek  önlemlerin alınmasından önce sorumludurlar.

Temiz hava solumak, her insanın en doğal hakkıdır.

G8’lerin en yaşamsal görevi bunu sağlamak olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>