Muhsin Şener Rotating Header Image

Aydınlar ve Türkiye

Son günlerde,  aydın kavramı üzerinde  tartışmalı bir ortamın oluştuğu ve  bu ortam çerçevesinde  kimi  açıklamaların ve   basında  da  yorumların yapıldığını  herkes biliyor.

 

Geleneksel olarak Türkiye’de aydın,  devlete hizmet birimlerinin içinden geçerek oluşmuştur. Yani aydın, bürokrasi içinden yetişip gelir. Böyle olunca  devlete bağlılığı, devletin tutumuna destek olması son derecede  doğal olan bir durumdur. Ali Paşa’nın, “ devletin zaafını millete söylemeyi  vatanperverlik eseri bulmam” ( Prof.Hanioğlu, Aydınlar ve Devlet makalesi) sözü bu gerçeğin altını çiziyor.

 

Türkiye’de aydına bu pencereden bakılıyor.

 

Aydının, doğrudan, bilimden yana olan  tutumunu  görmek istemeyenlerin sayısı azımsanabilir mi?

Azımsanamaması bu düşüncenin doğruluğuna  tanık olabilir mi?

 

Aydın, doğrunun, gerçeğin ve bilimsel olanın yanında yerini almak durumundadır.

Aydın, kitlelerin  yanında ve onların desteğinde yerini almalıdır.

Aydın, kitleleri ileriye götürecek ve onları yükseltecek  tasarımların kimi kez hazırlayıcısı, kimi kez de destekçisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Seksenli yılların başından beri Türkiye  halkı postmodernizmin  yaygın biçimde etkisi altındadır. Yönetim  de kimi tutum ve davranışlarıyla   yaygınlık ve gittikçe derinlik kazanan  bu durumun,  popülerlik biçimindeki görüntüsüne destek vermiştir.

Sonraki yıllarda,  açıkça böyle bir destek verilmemiş  olmakla birlikte,  mevcut desteğin yanında yer alındığını gösteren  tavırlar da sergilenmemiş değildir.

Bu durum,  aydın kavramını  da popüler kültür içinde ele almayı; yaygınlık ve derinlik kazanmış  popüler anlayışın devamını  sağlamıştır.

 

Bugün,  aydın kavramının  geleneksel yapısı içinde  değerlendirilmesi  bu yaklaşımdan kaynaklanıyor.

 

Aydının tabii, her konuda bir tavrı  olacaktır.

Onun bu tavrını ortaya koymasını  eleştirmek,  toplumsal  hayatın  gelişmesini ve  demokrasinin yaygınlık ve derinlik kazanmasını  engeller. Demokrasiyi, biçimsel olarak salt seçimlere bağlamanın  altında yatan mantık işte böyle bir mantıktır ve sakattır, eksiktir. Bireylerin,  yaşadıkları en yakın çevreden başlayarak  yurt yönetimine değin kendilerini doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen ya da etkileyecek olan tüm konularda düşünceleri olmalıdır ve bu düşüncelerini  söyleyip tartışabilmelidirler.

Demokrasi böyle oluşur; böyle gerçekleşir.

 

 

Devlet bürokrasisinde  uzun yıllar hizmet verenler  sivil yaşamın  verileri ile yüz yüze ve iç içe yaşamaya başladıklarında, sivil yaşamın  hiç de o uzun yıllarını verdikleri  bürokrasideki gibi olmadığını  katı biçimde görüyorlar. Kendilerini  bu yaşama  uydurmak isteyenler gerçekten çok zorluk çekiyorlar. Bu zorluğun içinde   bürokrat gibi değil, sivil gibi düşünmek çok ağırlıklı bir yer alıyor.

Sivilleşmek isteyen kafanın bu dönüşümü  çok zor oluyor. İşte bu zorluk, geleneksel  bakışla ve geleneksel aydın anlayışıyla çok yakından ilişkili.

 

Bürokrasi içinden gelerek aydın olmanın  sivil yaşamda hiçbir karşılığı yoktur. Eğer varsa yanlışlık var demektir. Çünkü bireyin  kendine özgülüğü söz konusudur…

 

Birbirinin aynı görüş ve düşünceleri paylaşan  bürokratlar  sivil olduklarında herkesin de  kendileri gibi olmasını istemek ne kadar  tuhaf değil mi?

 

Kimilerinin, “Avrupa Birliği  rüyası; Avrupa Birliği modası…” gibi sözlerle küçümseyerek dile getirmek istedikleri  Avrupa  düşüncesi, aydının,  demokrasinin  bekçisi, koruyucusu ve sürdürücüsü olarak  hep yanında ve desteğinde  olmuş bir düşünce olduğu için,  Türkiye  ona sahip olmaya çabalıyor…

 

Sayın  Başbakanın, “Ankara kriterleri ile devam ederiz” sözündeki gerçek de  bunu işaret ediyor.

 

Aydınları, karşı bir kitle olarak görmemeli.

Aydının bürokrasiden  yetişme  devri bitti artık.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>