Modern Şiir
paul de man, ‘iyi modern şiir’ ve ‘iyi olmayan modern şiir’ tanımlamaları yapıyor.
‘iyi modern şiir, temsilin şiiridir’ diyor.
diğeri içinse, ‘mimetik olmayan şiir’ tanımlamasıyla yetiniyor.
yeats’ın ‘ruh’ dediği şeye karşıt olan, çelişkileri ayırabilen modern şiir, rimbaud referansı ile ‘bir okuyucu ile ilgilenmeyen, anlaşılmak istemeyen, ışıklar saçan ve kuruntu yaratan, öznesiz bir kasırga…’ biçiminde tanımlanıyor.(modernizmin serüveni, s.372-373).
w.benjamin şiirde, ‘algısal öğe’ ile ‘idrak edilen öğe’ arasındaki karşılıklı ilişkinin yoğunluğu, şiir yorumcusunun ana ilgi alanı olmalıdır’ diyor(aynı yazı).
yorumcu, algılanan ile alımlanan arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin boyutlarını, doğruluğunu, gerçekliğini, yanlışlığını vb.vb… saptayabilmeli ve gösterebilmelidir.
benjamin açıklamalarını, ‘bu, anlam ile nesne arasında varsayılan tekabüliyetin sorgulandığını gösterir’ (ag yazı,s.374) diye sürdürüyor.
stierle, temsil dilinden, alegorik dilden ve figürsel dilden söz etmektedir(ag yazı,s.379).
temsil dili,benjamin’in ‘tekabüliyet’inden söz ettiği dildir.
alegorik dil, şiirde sözlerle ve sözler arasındaki ilişkilerle oluşan dildir.
figürsel dil ise, imgelerin oluşturduğu dil demektir.
bu üç tanımın birleştiği ortak nokta, dildir.
ihtiyaç ve edebiyat dergileri
füsun akatlı, doğan hızlan’la birlikte ’varlık’ta kendileriyle yapılan söyleşide, ‘edebiyat ve edebiyat dergileri ihtiyaç yaratmıyor’ diyor.
bu saptama bana çok doğru gelmiyor.
ihtiyaç yaratmayan edebiyat dergileri nasıl oluyor da hem bir kitap oylumunda yayımlanabiliyor hem de gün geçtikçe sayıları ve çeşitleri artıyor?…
bunlar, bir gereksinime yanıt olmuyorlarsa niye çıkıyorlar ve nasıl yaşıyorlar?…
hele hele, bir kitap oylumunda yayımlanan edebiyat ve eleştiri, e, yasakmeyve, hatta varlık…,üzerinde düşünülmesi gereken yazılarla dopdolu. bu yazılar tabii bir gereksinime yanıttırlar.
bu dergiler kimi yapıtları okumayı da dayatıyorlar.
yasakmeyve’nin 6. sayısında doğudan zuhur eden şiirler; türkçe yazan kürt şairler…
dosyasındaki sezai sarıoğlu’nun eşikte ve öte bölgede yazılan şiirler başlıklı yazısında ve metin kaygalak ve mehmet butakın ile yaptığı söyleşide öyle noktalar üzerinde durulmaktadır ki bu noktaların aydınlanabilmesi için mutlaka kimi yapıtlara gidilmelidir. örneğin butakın’ın sözünü ettiği ‘mistisizmin evrenselliği’ kavramı… popüler kültürün mistisizm ile ilişkileri ve bu ilişkinin şiire yansımaları konusunda, enine boyuna ve özellikle postmodern bağlamında incelenmesi gerekiyor.
butakın’ın ‘melez şiir dili’ tanımlamasının, anlaşılması, açıklanması ve anlatılması için kimi kaynaklara gitmek gerekiyor.
kaygalak’ın, yazın öğretmeni olan metin altıok’un şiirinden söz ederken ‘onun temiz türkçesinin kendisini rahatsız ettiği…’ yargısının, postmodern kültür ve şiir bağlamında kavranması için bu alanın incelenmesi ve öğrenilmesi gerekiyor.[1]
akatlı’nın yargısına katılmıyorum.
yazın dergilerinin çeşitliliği böyle bir yargıyı açık açık yalanlıyor.
salt şiir yayımlayan on beşe yakın şiir dergisi var. bunlar, beşyüzbin kadar olduğu varsayılan şiir okuyucusu ve meraklısı için çok değil mi? yetmiş milyona varan nüfusumuzun en az elli milyonu içinde şiir okuyanların sayısı böyle beşyüzbin gibi bir sayı ise eğer, işte budur üzerinde durulacak olan. şiir dergisi sayısındaki bu çokluk, meraklı okuyucu sayısını biraz daha artırmayı amaçlıyor. ve tabii bu dergiler şiir konusunudaki gereksinimi karşılamayı hedeflemektedirler. başarıp başaramadıklarını söylemek için elimizde yeterli veri bulunmuyor. şiir dergileri bağlamında, akatlı’nın yargısını değerlendirdiğimizde, dergi sayısına değil, gereksinime yanıt verip veremediklerine bakılması gerekiyor ki bu, doğallıkla dergi sayısını azaltıcı bir etki yapacaktır. işlevsel hiçbir yararı olmayan bir yaklaşım olurdu bu.
bırakalım çok dergi çıksın ve özellikle şiir, okunmaya devam edilsin.
şiir okunarak, dilin dünyayı ve insanı yeniden yaratmasındaki giz anlaşılsın ve o giz dalga dalga insan bilincinde yayılarak derinleşsin ve dünyanın bilinçlerde yeniden kurulması sağlansın.
bu, hem varlıkbilimsel açıdan hem de bilgibilimsel açıdan dünyayı ve onun üzerinde yaşayanların ilişkilerini, yenibaştan öğrenmek ve kavramak gibi değişim ve dönüşümün gerçekleşmesine yarayan bir yeni yapılanmayı dayatacaktır ki istenilen de budur.
varlık’ta yayımlanan ve füsun akatlı ile doğan hızlan’ın katıldıkları, bomboş ve uzun söyleşinin işte bu konu çevresinde yapılması çok daha yararlı olurdu.
‘yazın ve yazın dergileri ihtiyaçlara yanıt vermiyor’ gibi, havada kalan bir soruyu ortaya atmanın ve altını çizmenin hiç de bir marifet olmadığı meydandadır.
emir kipi söylemi
hilmi yavuz, zaman’da necip fazıl’ın şiiri için iki yazı yayımladı.[2]
o yazılarda, necip fazıl’ın şiirinde emir kipini kullanmasının altında yatan nedenleri araştırılıyor. sonuçlar sıralanıyor:
yavuz, emir kipi kullanılmasının, kuran’ın nahl suresi kırkıncı ayetindeki “ol!” emrinin bir tür varyantı olduğunu söylüyor. necip fazılın bu yola, ahmet arvasi ile tanıtığı 1934 yılından sonra girdiğini açıklıyor.
yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, sakarya!
diz çök zorlu kader, önümde diz çök
bir şey dinleme, çağır, vur, sal!
gibi örnekler veriyor emir kipi kullanımlarına ilişkin.
necip fazıl’ın, insanla tanrı arasında bir yerde olduğuna inandığı şiirin, o nedenle tanrısal söyleme benzediğini ifade ediyor.
bir başka ana nokta, necip fazıl’ın, şiirde soyutlamayı, somutlama için yaptığı gerçeğinin altını çizmesidir.
necip fazıl’da somutlaşan ve kalın çizgilerle belirtilen bu çerçevenin içinde şiir kurmanın dayandığı temel, inanç üzerinde yükselen bir algılama ve alımlamanın şiire yansıyan biçimiyle ilgilidir. dünyanın varlıkbilimsel yapılanmasını metafizik esaslara bağlamak ve değişim ve dönüşümün bu metafizik ölçüler ve yapılanmalar içinde oluşabileceğini kabul etmek anlayışıdır bu anlayış.
böyle bir kavrayışın bireyi olamaz.
bireyleşmesi olamaz…
insan özgürlüğünden söz etmek mümkün olamaz…
insan özgürlüğünden söz edilemeyince, özgürlüğü kullanmak söz konusu olamaz…
şiir, belki patrimonyal ilişki içinde düşünülebilir.
dünya bu ilişki içinde ne kadar ve nasıl algılanabilmişse o kadar yer alabilir. onun değişim ve dönüşümü değil, sürdürülmesi esastır.
böyle bir şiirin bilinçlere ekleyeceği, olabildiği kadar metafizik yapılanmayı sağlamlaştırmaktır. öyle bir yapılanma da ise ne usun ne de bilimin yeri olabilir!…