Son günlerde yazılı ve görsel basında AB ile ilgili olarak ilginç tartışmalar yapılıyor.Tartışanların bir bölümü “Avrupa bizi istemiyor ki!..” diye hiddetle ve şiddetle haykırıyor.
“Avrupa bizi istemiyor ki!..” diyenler, AB ülkelerinin bizi istemediğini, bizim kendi kendimize gelin güveyi olduğumuzu söylüyorlar.
Ne demektir “Avrupa bizi istemiyor ki !..” demek?
Önce, AB bizimle birlikte olmak istemiyor; oysa biz onlara bizi de içinize alın diye yalvarıyoruz, böyle şey olur mu? demektir…
Oysa, Türk halkının AB konusuna böyle hiçbir yaklaşımı olmadı ve olmayacaktır.
Kaldı ki AB’nin ilk kurucularından biridir Türkiye. Öyleyse “AB bizi isitemiyor ki !..” gibi bir sav ileri sürmenin hiçbir hukuksal ve sosyal dayanağı yoktur. Olmayacaktır da zaten.
“ AB bizi istemiyor ki !..” savını ileri sürenler bilerek ya da bilmiyerek şunları da söylemiş oluyorlar:
1.
AB ülkelerinde kişi başına düşen ulusal gelir 15000- 20000 dolar düzeyindedir. Bizde ise bu düzey 2500- 3000 dolar dolayıınıda geziniyor. Bugün bu düzeyin 2000 dolar kadar olduğu söyleniyor. İrlanda, AB’ye girmeden önce bizim düzeyimizde bir ülke iken bugün gelir düzeyi 11.000 dolara çıkmış bulunuyor
“AB bizi istemiyor ki !..” diyenler, bizim bu düzeyde bir zenginliğe kavuşmamıza karşı çıkmış oluyorlar. Dolayısiyle daha rahat, daha huzurlu ve daha düzeyli yaşayan insanlar olmamıza karşı çıkmış oluyorlar.
Tabii bu düzeyde bir zenginliğin sahibi olabilmenin getireceği birçok yük var. O yükleri taşıyabilir durumda olmak zorundadır halkımız. Başta uygar yaşamın kuralları ve kurumları toplumun tüm kesimlerine yayılarak uygulanmaya başlanacaktır. Böyle bir yapılanma bugünkü yaşayış biçimimizi tümden değiştirecek. Yaşamlarını devletin olanaklarını kullanma ve onları pazarlayabilme üzerine kuranlar artık böyle bir olanak bulamayacaklar. Bu, onların borularının ötmemesi demektir.
Onun içindir ki “AB bizi istemiyor ki !..” diyorlar.
2.
AB, bir özgürlükler dizgesidir. Bu özgürlükler birey özgürlüğüne dayanmaktadır. Oysa bizde özgürlükler kamusal tabanlıdır. Bizde birey yoktur. Birey kendini kamu için varsayar. O nedenledir ki örneğin Tansu Çiller zaman zaman “herkes elini taşın altına koymalıdır” diye söyleyebilmektedir. Oysa bu toplumun köylüsü, işçisi, memuru, esnafı….öteden beri elini hep taşın altında tutmaktadır ve artık o elin ne parmağı ne de elliği kalmıştır !.. Ne var ki hala onun elinin taşın altında olması gerektiği anlayışı geçerlidir. Çünkü kamudur önemli olan.
AB ile birey hakları öne çıktığında artık kimse göz göre göre haksız bir istekte bulunamayacaktır. Hesaplarını bu halk üzerine yapanların çeşmelerinin suyu kesilmiş olacağından “AB bizi istemiyor ki !..” diye haykırmakta kendi hesaplarına haklıdırlar.
3.
AB ülkelerinde işsiz olanlara sistem, insan gibi yaşayabilme olanaklarını sağlar. Oysa bizde sigortalı olan bile insan gibi bakılıp korunamamaktadır. Bu kesim üzerine hesaplar yapanlar yıllarca onların oylarıyla bir yerlere geldiler. şimdi ya onlar iş bulur ve artık rahata kavuşurlar da bu kesimleri dinlemezlerse ne olacaktır?..O nedenledir ki “AB bizi istemiyor ki!..” diye bağırmalarında önemli ölçüde yararları vardır o kesimlerin.
4.
AB içindeki her genç dilediği gibi onurlu bir eğitim alabilmekte ve kendi yeteneklerini sonuna değin kullanabileceği bir düzeye çıkabilmektedir. Eğitimden sonra ise iş bulma konusunda herhangi bir sıkıntısı olmadan insan gibi yaşayabileceği bir gelir düzeyi sağlayan işlere girebilme olanaklarına sahiptir. AB ülkelerinden birinde okul temizliği ile uğraşan bir kamu görevlisinin yazın örneğin Antalya’da tatil yapabilme olanağı vardır.
Bizde ise durum hiç iç açıcı değildir. Geçtim bir temizlik görevlisinin yaz tatili yapmasından, ülkenin en kaliteli ve en zor üniversitelerini bitiren gençlerimizin geçinebilecekleri kadar para kazanacakları iş alanları bulmakta büyük zorlukları vardır. Vardır ki bunlardan çok önemli ibir bölümü geçen yıl yurt dışına çıkmışlardır ve bu çıkış hala sürüyor. “AB bizi istemiyor ki!..” demek, bu durumun sürmesine razı olmalısınız demektir!..
5.
“AB bizi istemiyor ki!..” diyenler, “onlar bizi bölmek istiyorlar, PKK’nın istekleri doğrultusunda istekler ileri sürüyorlar; kürt kimliğini destekliyorlar; idamı kaldırmamızı istiyerek Apo’yu asmamızı önlemeye çalışıyorlar; anarşi nedeniyle yitirdiğimiz 30 bini aşkın gencimizin kanının yerde kalmasını istiyorlar….” diyerek bu savlarını güçlendiriyorlar. Oysa durum hiç de böyle değil
AB,’nin bir kimlik anlayışı var. O anlayışta bireyin özgürlükleri önde yer alıyor. Ne olursa olsun birey özgürlüğü esas alınıyor. Giyim, din, düşünce ve konuşma özgürlükleri bunun aslını oluşturuyor. O nedenledir ki bizimle çatışan, en azından çelişen bir durumla karşılaşılıyor. Konuşma, yazma ve yayın konularında AB ülkeleriyle çelişen durumların altında bu kimlik kavrayışları yatıyor. Onu iyi anlamak zorundayız. O anlayış rönesanstan bu yana, yani 15. ve 16.yy’dan beri gelen bir birikimin sonucudur. Ne yazık ki biz bir rönesans yapamadık ve yapmayı da şiddetle reddettik. Bugün içine düşülen açmazın önemli nedenlerinden biridir bu. “AB bizi istemiyor ki!..” diyenler, yaşanan durumun sürmesini isteyenlerdir.
6.
AB, Atatürk’ün sözünü ettiği çağdaş uygarlık düzeyidir. ABD de bu tanım içine giriyor. Batı diye adlandırılan bu çember içinde birey öznedir. Herşeyin ölçüsü odur. Birey maddi düşünür. Mistik düşüncenin yaşamını yönlendirmesine izin vermez. Öyle düşünmenin yaptırımı olmadığından gemisini yürütenin/yürütenlerin kaptan olmaya devam edeceklerini; bunun da ikiyüzlü insanların bulunduğu bir toplum yaratacağını bilmektedir. İşte AB ile böyle bir anlayış ve zihniyetin içine girileceğinden dünyayı kavrama ve alımlama tümden değişecek ve somut veriler yaşamamıza eğemen olacaktır. “AB bizi istemiyor ki!..” diyenler bunu çok iyi biliyorlar. Bu yeni birey zihniyetinden korkuyorlar.
7.
“AB bizi istemiyor ki!..” diyenler, eğer Türkiye AB’ye giremezse AB’nin bir hıristiyan külübü olmanın ötesine geçemeyeceğini Avrupalıların bildiğini unutuyorlar.
Böyle bir yapılanmanın dünyanın hem yakın hem de uzak geleceğini olumsuz etkileyeceğini ve gelişmişlik düzeylerini sürekli baltalayan bir öğe olarak dipdiri duracağını bilyorlar Avrupalılar. O nedenledir ki Türkiye’nin laik yapısı içinde ve yine AB kriterleri ile örtüşen özellikleri içinde kendileriyle birlikte olmasına sıcak bakıyorlar.
Tabii Türkiyenin katılmasını istemeyenler de var. Fransanın eski Cumhurbaşkanı bunlardan biri. Kohl bunlardan biri…Ne var ki bunlar azınlığı oluşturuyorlar. Türkiye’siz bir Avrupa hiçbir şey ifade etmiyor/etmeyecek!..
Bunu onlar çok iyi biliyorlar.
“Avrupa bizi istemiyor ki!..” diyenler de bunu çok iyi biliyorlar. Ne ki bu aşamada bile AB’ye girilmesine engel olunmasında yararları bulunduğunu da çok iyi biliyorlar.