Muhsin Şener Rotating Header Image

Sayfalar Arasında

 

ÖZÜN  Dergisinin sayfaları arasında  dolaşırken  bir başka şiirimi daha gördüm.  Haziran  1972  14.sayısı. Demek ki şiir  33 yıl önce yayımlanmış.

 

Uzun bir başlığı var:

 

herhangi bir ahmet’in kocaman sorusuna yine  kendisinin yanıtıdır.

 

O yıllarda  özellikle geçenlerde  yitirdiğimiz  rahmetli Attila İlhan’ın böyle uzun başlıklı şiirleri çok revaçtaydı. Kim bilir, belki de  onun etkisiyle bulunmuş bir başlıktı? Şimdi anımsayamıyorum.

 

Şiir, bir geneli  işaret ediyor.

O genel içinden biri, örneğin Ahmet, (başka biri de olabilirdi), kendine bir soru soruyor. Bu soru, onun yaşamını  temellendiriyor.

Bu soru onun, yaşamdan ne anladığını, ne beklediğini, neler umduğunu falan  gösteren, anlatan bir sorudur.

 

Şiirde bu soru açıkça sorulmuyor, “bilseydim açar mıydım kapıyı?” sorusunun  içeriğindeki bir soru olarak ortaya çıkıyor.

 

“bilseydim açar mıydım kapıyı?”

sorusu, kişinin dünyaya gelişiyle ilişkili bir soru.

Sanki, “böyle olacağını, bunları göreceğimi, yaşayacağımı bilseydim gelir miydim dünyaya?” gibi bir karşı oluşu, bir tepkiyi dile getiriyor.

 

Şiir, aslında,  bir karşı oluştur. Bu yapısal niteliği onun,  diyalektikle olan ilişkisini de  açıklıyor.

 

İşte, kısaca değindiğim bu şiiri aşağıya alıyorum:

Beğeniyle okumanız dileğiyle…

 

herhangi bir ahmet’in

kocaman sorusuna

yine kendisinin yanıtıdır

 

 

bir çizgicek gideriz

kalın- ince

 

oluşumuzdaki kocaman sorudur o dörtnala giden

durmadan

aktır o ta ilerlerde koştuğumuz

kocaman sorularda gizlenen

 

bir döner develer tellal olur ve pireler berber

           ben babamın beşiğini sallarım

bir döner yollar kapanır elif bacı doğuramaz

           erzurum’un bir köyünde

           insanlar ölür açlıktan bir yerlerde

bir döner aya çıkarım, yürüyesim gelir boşlukta

           bakarım oralardan dünyaya

            gülerim

 

kocaman sorular bölünürler binlere

uçarlar uçarlar

koşarım:

 

 

-  saat beşti oturduğumuzda inan

   üç zon bağlayana dek sekiz

   ne yapalım yani

   yetmiyor mu yirmi beş lira verdiğimiz

   hele ezilmişliği

   çarparak bakmaları

 

   ak tespih tanelerini toplayalım dedik akça

   koptukça koptu

 

 

 

- çekelim mi seninle  ışıklı geceleri karanlık odalara

  aklanalım

  amma da aklanalım

  ağustosları bilirsin değil mi

  yüze vurulan  bir avuç buz gibi su

  çekelim mi

 

_koluma seni asayım mı

  var mısın

  vitrinler bize bize

  ve yollarda bir yaprak ille de yeşilden

yeter mi yeter mi insan kardeşim

söylesene ha

 

yaşamını iki şak etmişler ahmet’in

vermişler eline

ak’a koşmuş koşmuş  koşmuş

karaya itmişler

-biraz da kendi istemiş-

ne yapsın

yuvarlanıvermiş karalar ak üstüne

 

ağaçların yeşili sarmıştı bizi

gölgeleri ağustoslardan

şarkılar hep güne değgin

öyle sanmıştık.

tohum dilediğimizce boylanacaktı

öyle sanmıştık

 

kuşlar vardı yataklarımızda

ve bir çember ortasında ben

o çember dönüyordu

bizce sanmıştık

ne bileceksin

bilseydim açar mıydım kapıyı.      

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>