Muhsin Şener Rotating Header Image

Sanat ve Mit

Mitler, insan ruhunun yaratıcı eylemlerle yaptığı sıçramaları, nesiller boyunca  canlılığını koruyan, ileriye açık kazanımlar  şeklinde  yansıtmaktadır.

(M.Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci,  s.7)

 

 

İnsan, dünyayı mitlerle açıkladığı bir zaman dilimi geçirdi.

O dönemlerde doğanın güçlerine kendi kol gücü ve giderek us gücü yetmeyince  doğa olaylarının açıklamasını  mitlerle yapmaya koyuldu. Mitler onun  dayandığı  gücü gösteriyordu.  O güç her toplumda başka adlarla açıklanmıştır.  “insanların bilinçleri üzerinde etki eden maddî ve manevî, entelektüel ve dinsel güçlerin bileşkesi”  olarak tanımlanan ve  uygarlık denen şeyden başkası değildir bu.

(Lucien Febvre, Rönesans İnsanı, çev: M.A.Kılıçbay, İmge y., Ank. 1995, s. 27)

 

Bu kavrayış biçiminin uzantısında  kahramanlar vardır. Mitlerin egemen olduğu çağlar kahramanların çağlarıdır. Kahramanlara dayanan  toplulukların yaşam savaşları belki bir tarihselliğin yatağında oluşur.  Topluluğun kişileri oradan güç alırlar. Oraya yaranmaya çalışırlar;  o kahramanlar gibi olmaya özenirler ve onlarla sürekli olarak  iftihar ettiklerini söylerler.

 

Rönesans’la başlayan düşünsel dönüşüm,  giderek mitlerin  silinmeleri sonucunu getirdi. Çünkü us egemenliği öne çıktı. Aydınlanma ile  dünyanın gizlerinden kurtulması programlanmıştır. Mitler parçalanarak ham hayaller bilgi aracılığı ile alaşağı edilecektir. Safdillilik, kuşkulanmaya karşı isteksizlik, düşüncesizce verilen yanıtlar, bilgisizlik taslamak, karşı çıkmaktan çekinmek, çıkarcılık, araştırmalarda savsak davranmak, söz fetişizmi, kısmi bilgilerle yetinmek …

(M.  Horkheimer- T.W.Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği, I.Cilt, Kabalcı Y., İst. 1995, S.19).  Görüleceği gibi, dünyayı anlama ve alımlamada usun yeri giderek artırılmıştır. İnsan kol ve us gücünün yetmediği  yer  kalmasın istenmiştir.  Böylece dünya insanın bakış ve kavrayış açılarıyla yeniden kuruldu.

Bu yenidünya insan esaslı bir dünya idi. İnsana göre idi. Çünkü onu  insan aklı kurmuştu.

 

Bu yeni bakış açısı, tabiî mitleri tümden silip süpüremedi.  İnsanın kendini değiştirme  çabasının zorluğu, mitlerin egemenliğinin sürmesine yaradı. İnsanoğlu  zorlandığında hemen mitlere sarılmakta hiçbir  sakınca görmedi. Onları aradı, hatta. Onların egemenliğinin altında yatan  gerçeği görmenin olanağı bulunmadığından  bu bağlılık,  gözleri kapalı olmayı  ödüllendirmek oluyordu bir bakıma… İşin içine us girince  bu gözleri kapalılık  bir kurnazlığın öne çıkmasına neden oldu.

 

Artık İnanmak, usla çarpışan bir alan olarak ortada dolaşmaya başladı.

 

21.yy.a girerken hala sürüyor bu  yapılanma ve  giderek de pompalanıyor.

 

Yazarlar dünyanın her yanında mitlerden yararlanmışlar; onları eğip bükerek  okuyucunun daha kolay bir biçimde etkilenmesini sağlayacak bir zemin  hazırlayıp yapıtlarını o zemin üzerine oturtmuşlardır. Bu, yazarlara önemli ölçüde kolaylıklar sağladı. Çünkü  yapıtlarının üzerinde durduğu yeri mitlere dayandırdığınızda, okuyucuya usla kolay kolay açıklanamayan şeylerden söz etme olanağını kazanmış oluyorsunuz. Buna kimi kez kimliklerle ilgili bir renk ve anlam da yüklediğinizde daha etkin bir alan oluşturabileceksiniz demektir.

 

Yaşar Kemal hep böyle bir zemin üzerinde çalıştı.

Çukurova’nın  çok eski olan geleneksel  toplumsallığının altında yatan mitleri  dinleyerek büyüdüğünü sık sık söylüyor. Onları Sarı Defterlere yazdığından da söz ettiğini okumuşsunuzdur.  Bunları yenibaştan kurgulayıp işliyordu, sanki…

 

Örneğin İnce Memed, bir eşkıya miti üzerine kurulmuştur.  İnce Memed’in  eşkiyalığınının ayrıntılarında, toprak ağalığının yarattığı eşitsizlikleri hemen yakalarız.

Orta Direk/Yer Demir Gök Bakır/ Akçasızın Ağaları/ Yusufçuk Yusuf/ Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı  romanlarında  çok sayıda mitin  yer aldığını ve bunlar üzerinde kurulu bir yapılanmanın oluşturulduğunu görüyoruz. Mitlerde yer alan  tipler örneğin Zeyno Karı(Teneke), Kürt Memed Ali (Yusufçuk Yusuf/ Orta Direk), Meryemce  (Yer Demir Gök Bakır/ Demirciler Çarşısı Cinayeti), yaşamla ve haksızlıklarla yürüttükleri savaşım güçlerini, folklordan ve törelerden alan  köy tipleri olarak çıkarlar karşımıza. Böylece bir yanlarıyla  mitlere yaslanmış olurlar.

 

Yine bu yönleriyle,  okuyucuyu romana bağlayan bir atmosferin oluşmasına yardım etmektedirler.  Örneğin,  İnce  Memed’in   bir görünüp bir yok oluşunun  dinsele dayandırılarak anlatılması, zor olan ve usla kavranamayan ne ki köylü toplumsalının bilincindeki yanlış kavrama ve alımlamanın  doğru bir  tanımı yapılarak  kullanılmıştır.

Bu çaba ona, sanki roman yazmıyor da bir mit anlatıyormuş gibi  bir dil kullanma olanağını sağlamıştır.  C.Costarıadıs’in  “yanlış bilinç”*  diye tanımladığı  durumdur bu. Gelenekselliğin musallat olduğu bir bilinç ve dinsel dozu biraz ağır bir geleneksellik… Ne ki böyle bir yapıdan yürüyen zemin ve dil, gerçekten  okuyucuyu kavrayan bir dil olarak ortaya çıkıyor.

 

Yaşar Kemal, öteki yapıtlarında  bu yöntemin başka yanlarını kullanıyor.

 

Köylünün dönüşümünü ele alırken,  onun zeminindeki geleneksel yapılanmayı dinsel, kimliksel ve feodal boyutları içinde ortaya koyarken, öteki yapıtlarında da  bu geleneksel, dinsel ve kimliksel zemini,  yapıtın ele aldığı zaman dilimi ile paralel olarak kullanmayı  sürdürüyor.

Bu yöntem ona dili, şiirsel bir yapılanma içinde kullanabilme olanağını sağlamaktadır.

 

Yaşar Kemal’in romancılığının bu noktasının  gereği gibi ortaya konmadığını düşünüyorum.

___________________________________________________________________

*Bilinç, çoğu zaman yanlış bilinç olabilir ve öyle olur; mitoslaştırılır, içeriği ideolojiktir.

 (C.Costarıadıs, Marksizm Ve Devrimci Kuram,  Çev.Hülya Tufan, İletişim Y. s.38)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>