levhalar
onbirinci levha
şakırım bir rakı kuşunun
aynalı bakışıyla
ruhum
bir sabotörün ruhudur
şiirim ustura çakar
onikinci levha
şu avutulmuş ahkam batağında
bir derine düşmüşlüğüm olur
parça parça şaşmışlığım olur/
eksik devrimler ormanında
trenler dolusu ellerim olur ki eyvah!
dokunurum deliliğin durağan çığlığına
onüçüncü levha
ey hayatı
yive sete yazan
külüstür mermi
kitaplar dolusu
küskün aldanış hey!
ondördüncü levha
hem baykuş bakışının
hışmıyla bak
şehvan tenine belkıs’ın
hem kudurmuş itin
salyasıyla gör süleyman’ı
hem ses al
yedi dağın
yedi kat demirle perçinli öfkesinden
hem ses ver
yedi gölün
yedi kat derin sükutuna
onbeşinci levha
dikkat!
katbekat itikata açılan
bir ümmi kapıda
bir şimşekle bile
ayartılabilir şiir
bir çırpıda
çırpılabilir
acem halısı hayatın.
Ramazan Macit
Heves’in altıncı sayısında Ramazan Macit’in Levhalar’ı çok dikkat çekiyor.
Beş bölümlük bu şiirin onbirinci levha ile başlaması, öncesi de olduğunu düşündürüyor.
Levhalar’ın öncesi nerde yayımlanmıştır bilmiyoruz.
Ramazan Macit, bu şiirinde toplumcu bir algılayışla geliyor.
“en kallavi kitaplar” bu algılama karşısında değersizleşebiliyor. Bunların, şairin algılayışına yaslanan kendi şiiri tarafından ustura çakar gibi kesip atılabileceği anlaşılıyor. Bu, toplumcu anlayışın bir devrimler ormanı yaratması da yetmiyor aslında. O orman hep eksik kalmıştır. Bir deliliğin çığlığı gibi bir şeydir bu süreç ve durağanlığı bir türlü üstünden atamamıştır.
Ramazan Macit’in toplumsala yaslanan algılaması, koskocaman bir ahkâm bataklığının içine oturmuştur. Bu geniş ve derin bataklık, devrimler ormanının eksik kalmasını getirmiş bulunuyor. Sonuçta, bir deliliğin çığlığı ile buluşur.
O bataklık, kitaplar dolusu bir aldanıştır da… Kitaplardan değil, o ahkâm bataklığından gelen…
Katbekat itikat’ın, şairin algılamasındaki toplumsallığa içerik ve biçimin verdiğine de tanık oluyoruz.
Sözü edilen algılamada birey çok uzakta değildir.
Şair onu göz ardı etmez. Hatta bireyin aynalı bakışına önem vermektedir. Buradan çıkarak, rakı kuşuna benzettiği kendisi üzerinden insanın ta derinliklerine iner. Yanılmışlığını, aldatılmışlığını hiç çekinmeden gündeme getirmesi, bireyi saklamadığını ve ondan hiç uzaklaşmadığını, aksine öne çıkardığını gösteriyor.
İnsan, biraz da öfke ile insandır.
Kin, insanı yapılandıran öğelerden biri olduğunu; şehvetli bir tutkunun derinliklerinde yine insanı aradığına tanık oluyoruz.
Ramazan Macit, şiiriyle kendini öne atıyor. Şiiri, yaşamında ona yardımcıdır.
Halı gibi silkelenen şairin yaşamıdır.
Yive sete yazılan bir yaşam…
Namlunun ağzındaki yaşamdır o. Namlunun ağzındaki bu yaşam, işe yaramadığının çok sonra ayrımına vardığını söylediği külüstür bir mermi eliyle oluşturulmuş bir yaşamdır.
İlginç bir tanımlama!…
Koskocaman bir ahkâm bataklığı içinde oluşan bir yaşamdan başka ne beklenebilirdi ki?
O ahkâm bataklığı ki, bir kaosun da üreticisi olarak duruyor orda. Bu kaosta kimin ne dediği hiç bilinemiyor; anlaşılıp kavranamıyor. Herkes bir şeyler söyleyerek atıveriyor ortaya. Bunlar, oluşturuyorlar ahkam bataklığını.
Şiiriyle bir hava, ortam oluşturmasını biliyor Ramazan Macit. Bu ortam, insanları içine alıyor. Etkiliyor ve okutuyor! Onun şiiri, böyle bir ortamdan da güç alan bir şiirdir.
Ramazan Macit, söze ve sese egemen bir şairdir.
Söze egemendir:
“rakı kuşu” yetmemiştir “şakıyan” sıfat-fiiliyle birlikte yepyeni bir sözel yapı oluşmuştur.
“rakı küpü” değil “rakı kuşu”!…
Rakı, onu kanatlandırıyor… Şakıması ondandır.
Bu yenilenme, aynalı bir bakış kazanmasına neden olmuştur.
Ayna, kendini tanıma olanağı verir. Bu, insanın derinliklerine dalma girişimidir.
“bir ben vardır bende benden içeru” diyen Yunus’la buluşur böylece…
Kendini sabote eden olarak sunması, şiirini tanımlamasına uygun bir zemin yaratıyor. O zemin üzerinde ustura gibi çakan bir şiirden söz eder. Ustura gibi çakan keskin bir şiir, sabote edebilir!
Bu, karşıt bir yapılanmadır.
Şiir, karşıtlıktır, çünkü…
Ahkâm bataklığının, bizim için acem halısı gibi önemli ve değerli ve önemli de olsa yaşamlarımızın bir halı gibi silkelenmesine neden olduğunu apaçık görüyoruz. Nelere mal olduğunu ise bilmeyen kalmamıştır.
Ne ki “ahkâm bataklığı” tamlamasının tam da bu durumu anlatabilecek kadar iyi düşünülmüş ve iyi düzenlemiş bir söz grubu olarak şiirde yer alması, azımsanmayacak bir çabanın ürünü olarak karşımızda bulunuyor.
Sese de egemendir Ramazan Macit:
“dikkat/ katbekat / itikat” sözcüklerinin bir arada oluşlarından ortaya çıkan “k” sesi egemenliği önemli görülmelidir. Bu sözcükler dizeye bir anlam derinliği verirken aynı zamanda “k” seslerinin oluşturduğu bir ortamı da yapılandırıyorlar. Hemen alt dizede bu kez “bir ümmî kapı”dan söz açılıyor. “k” seslerinin oluşturduğu rahatsız eden havanın bu sözü edilen “ümmî”liğe açılan kapıdan girdiğini düşünmeğe başlıyor insan Ramazan…
“rakı/şakı /kuş” sözcüklerinin yan yana kullanılmasının ortaya koyduğu “k” ve “ş” seslerinin korosu da benzer bir olanak kazandırıyor şiire.
Macit, sesi iyi kullanıyor şiirde.
Ramazan Macit şiirinde, değerlendirmeler de yapıyor ve sonuçlara varıyor:
Değerlendirmeleri şunlar:
- Bir ahkam bataklığı içinde bulunmanın sıkıntılarından söz ediyor.
- Ancak, şimdi ayrımına varılan aldanmışlıklar bulunduğunu söylüyor.
- Eksik devrimler ormanının hiçbir işe yaramadığını belirtiyor.
- Şiirinin, ustura gibi çakan bir şiir olduğunu vurguluyor.
- Yanıldıklarını açıklıyor.
Ulaştığı sonuçlar ise:
- Ahkâm bataklığından kurtulmak gerektiğini belirtiyor.
- Silâhlanmanın yararsızlığını söylüyor.
- Ümmîliğin neler götürdüğünü belirtiyor.
- İtikada bağlılığın neler götürdüğünü açıklıyor.
Ramazan Macit salt levhalarla bile çok etkileyici ve kalıcı olduğunu göstermiş bulunuyor.
Onu, çoğalan bir merakla izlemek benim için artık bir zorunluluk oldu.