DİSK’in başlattığı, Bolu Toplantısından sonra İstanbul’da yapılan toplantı ile ilerleme kaydeden sol siyasal hareketin yenibaştan ele alınması sürüyor.
“Yenibaştan ele alınma durumu”, hangi konu olursa olsun, temelden tepe noktasına kadar, konunun yeniden düşünülmesi, planlanması ve o yolda uygulamaya konulması gibi bir zorunluluğu da getiriyor.
Türkiye’de sol hareketin yeni baştan ele alınarak düşünülmesi, planlanması ve uygulanması onun, yeni bir dil ile ortaya konulmasını gerektiriyor.
Yoksa, eski algılamalara dayanan ve “sol olduğu” ileri sürülen söylemlerin, o eski sol denilen söylemlerden hiçbir farkının olmadığı öteden beri biliniyor.
Bu dilin eskidiği, 21. yy ile birlikte anlaşılmaya başlanmıştır. Çünkü 21.yy’ın getirdiği algılama, kavrama ve anlatım değişiklikleri bir zorunluluk olarak dayatmıştır. Gerçi bu zorunluluğun ayrımında o l a m a y a n geniş bir kesim bulunuyor. Bu kesim hala o eskimiş ve giderek de köhneleşen algılama, kavrama ve anlatım biçimini sürdürmekte direniyor.
Bu direnmenin AB’ye girme konusundaki tutum ve davranışlarda çok belirgin örneklerini görüyoruz.
Evet, solun bir yeni dili olmalıdır.
Bu dil, emek-sermaye çelişkisini 21.yy’ın yapısı içinde nasıl anladığını çok açık olarak anlatabilmeli ve kavratabilmelidir.
Emeğin vazgeçilemezliğini öne sürmenin yetmediği biliniyor artık.
Sermayenin de önem ve değeri, en az emek kadar önde ve önemde olmak durumundadır.
Kavrayış, ta temelde bu noktadan başlamalıdır.
Artık, sermayenin emeği belirlediğine de tanık olunuyor. Bu tanıklığımız giderek yaygınlık kazanıyor.
Küreselleşmenin ve Pazar Ekonomisinin, paylaşımı dengeleyeceği düşünülürken, tam aksine, dengesizliği gittikçe arttırdığı anlaşılıyor!…
Bu gidişle, küreselleşme ile birlikte Pazar Ekonomisi paylaşımı, sermayenin lehine artırmayı sürdürecek gibi görünüyor.
Yani artık, emek-sermaye çelişkisinin, alenen emeğin aleyhine döndüğüne tanık olan sol düşünce, bu konudaki kavrayışını temelden değiştirmek zorundadır. Direnmesinin ne anlamı vardır, ne de yararı.
Emek- sermaye çelişkisinde emek, belirleyici değildir; sermaye de belirleyicidir artık. Bu yeni kavrayış, yeni anlayışları, o anlayışlar da yeni politikaları getirecektir. Kavrayıştaki bu temel değişim, emeğin sermaye tarafından ezilmemesi için, emeğin serbestçe kendini pazarlayabilme olanaklarını getirmesi ve bu yapının desteklenmesi için de emekler arasında dayanışma birliklerinin kurulması gerekecektir.
Öte yandan sermayenin sınırsız denebilecek ölçüde serbest dolaşımı karşısında emeğin de serbestçe dolaşımı desteklenmeli ve buna ilişkin uluslar arası uygulanabilir hukuk geliştirilmeli ve desteklenmelidir.
Görüleceği gibi bu yaklaşım, temelden bir değişimi anlatıyor.
Emek, sermaye karşısında kendini serbestçe pazarlayabilmeli; sermayenin taleplerine uygun bir yapı ve esneklik içinde olmalıdır. Bunun için de emeğin eğitimi değişen bu koşullara uygun olarak yapılmalıdır. Eğitimin üretimi artırıcı vasfının, çok belirginleştirilmiş olması gibi bir özelliği taşıması gerekiyor. Bu yapılanma, insana dönük ve insanın mutluluğuna yardım eden, onun mutluluğunu artıran bir alan olarak varlığını sürdürmelidir.
Böyle algılayabilen bir sol, artık “Kahrolsun sermaye!” diyebilir mi?
Bu dili değiştirmek zorundadır.
Düşmanlığı ve sürekli kavgayı öneren bu kavrayışın, her iki yanı da aynı değerde gören bir yaklaşımdan yana olması gerekiyor.
Sermayeyi de kendi kadar önemli ve işlevsel olarak kavrayan böyle bir anlayış, üretim araçlarını kendi malı gibi koruyup kollamayı ihmal etmez. Söyleye-anlata bitirilemeyen, Japonların çalıştıkları fabrikaları ve o fabrikaların alet –edevatını korumaları gibi bir ortam o zaman kendiliğinden gerçekleşebilecektir. Gerçi, Japonların bu özelliği biraz da geleneksel yapılarından gelmektedir ya; ne olursa olsun önemli olan yanı yapıcılığı teşvik etmesidir ki bu da az şey değildir.
Sermaye noktasından bakıldığında, emeğin hakkı ile artık üretimle elde edilecek kazanç arasında da bir denge aranması gerçeği hem meşru yollarla hem de yeni kavrayışın getirdiği ortamla birlikte gerçekleşme olanağına kavuşabilecektir.
Sol düşünce olmadan, sol düşünce egemen olmadan, ne bu kavrayış biçimi ortaya çıkabilir ne de böyle bir kavrayışın söylemi gerçekleşebilir ve uygulamaya konabilir. O nedenledir ki yeni bir sol harekete çok ihtiyaç var…
DİSK’in bu konudaki çalışmalarını desteklemeliyiz.