Muhsin Şener Rotating Header Image

Solun Yeni Dili

DİSK’in başlattığı, Bolu Toplantısından sonra İstanbul’da yapılan  toplantı ile ilerleme  kaydeden  sol siyasal hareketin  yenibaştan ele alınması sürüyor.

 

“Yenibaştan ele alınma durumu”,  hangi konu olursa olsun, temelden tepe noktasına kadar, konunun yeniden düşünülmesi, planlanması ve o yolda uygulamaya konulması gibi bir zorunluluğu da getiriyor.

 

Türkiye’de sol hareketin yeni baştan ele alınarak düşünülmesi, planlanması ve uygulanması onun, yeni bir dil ile  ortaya konulmasını gerektiriyor.

Yoksa, eski algılamalara dayanan ve “sol olduğu” ileri sürülen  söylemlerin, o eski sol denilen söylemlerden  hiçbir farkının olmadığı öteden beri biliniyor.

 

Bu dilin eskidiği,  21. yy ile birlikte anlaşılmaya başlanmıştır. Çünkü 21.yy’ın  getirdiği algılama, kavrama ve anlatım  değişiklikleri bir zorunluluk olarak dayatmıştır. Gerçi bu zorunluluğun ayrımında o l a m a y a n geniş bir kesim bulunuyor. Bu kesim hala o eskimiş ve giderek de köhneleşen  algılama, kavrama ve anlatım  biçimini sürdürmekte direniyor.

Bu direnmenin  AB’ye girme konusundaki tutum ve davranışlarda  çok belirgin   örneklerini görüyoruz.

 

Evet, solun bir yeni dili olmalıdır.

Bu dil, emek-sermaye çelişkisini 21.yy’ın  yapısı içinde nasıl anladığını çok açık olarak anlatabilmeli ve kavratabilmelidir.

Emeğin vazgeçilemezliğini öne sürmenin yetmediği biliniyor artık.

Sermayenin de önem ve değeri, en az emek kadar önde ve önemde olmak durumundadır.

Kavrayış, ta temelde bu noktadan başlamalıdır.

 

Artık, sermayenin emeği belirlediğine  de tanık olunuyor. Bu tanıklığımız  giderek yaygınlık  kazanıyor.

Küreselleşmenin ve  Pazar Ekonomisinin,  paylaşımı dengeleyeceği düşünülürken,  tam aksine,  dengesizliği gittikçe arttırdığı anlaşılıyor!…

Bu gidişle,  küreselleşme ile birlikte  Pazar Ekonomisi  paylaşımı, sermayenin lehine artırmayı sürdürecek  gibi görünüyor.

Yani artık, emek-sermaye  çelişkisinin, alenen emeğin aleyhine döndüğüne tanık olan sol düşünce,   bu konudaki kavrayışını temelden değiştirmek zorundadır. Direnmesinin ne anlamı vardır, ne de yararı.

 

Emek- sermaye çelişkisinde emek, belirleyici değildir; sermaye de belirleyicidir artık.  Bu yeni kavrayış, yeni anlayışları, o anlayışlar da yeni politikaları  getirecektir. Kavrayıştaki bu temel değişim, emeğin  sermaye tarafından ezilmemesi için,  emeğin serbestçe kendini pazarlayabilme olanaklarını getirmesi ve bu yapının desteklenmesi için de emekler arasında dayanışma birliklerinin kurulması  gerekecektir.

 

Öte yandan sermayenin sınırsız denebilecek ölçüde serbest dolaşımı karşısında emeğin  de serbestçe dolaşımı desteklenmeli ve buna ilişkin  uluslar arası  uygulanabilir hukuk geliştirilmeli ve desteklenmelidir.

 

 

 

Görüleceği gibi bu yaklaşım, temelden bir değişimi  anlatıyor.

 

Emek, sermaye karşısında kendini serbestçe pazarlayabilmeli; sermayenin  taleplerine uygun bir yapı ve esneklik içinde olmalıdır. Bunun için de emeğin eğitimi değişen bu koşullara uygun olarak  yapılmalıdır. Eğitimin  üretimi artırıcı vasfının, çok belirginleştirilmiş olması gibi bir özelliği taşıması gerekiyor. Bu yapılanma,  insana dönük ve insanın mutluluğuna  yardım eden, onun mutluluğunu artıran bir alan olarak varlığını sürdürmelidir.

 

Böyle algılayabilen bir sol, artık  “Kahrolsun  sermaye!” diyebilir mi?

Bu dili değiştirmek zorundadır.

Düşmanlığı ve sürekli kavgayı öneren bu kavrayışın, her iki yanı da aynı değerde gören bir yaklaşımdan yana olması gerekiyor.

Sermayeyi de kendi kadar önemli ve işlevsel olarak kavrayan böyle bir anlayış,  üretim araçlarını kendi malı gibi koruyup kollamayı  ihmal etmez. Söyleye-anlata bitirilemeyen,  Japonların  çalıştıkları fabrikaları  ve o fabrikaların  alet –edevatını korumaları  gibi bir ortam o zaman kendiliğinden gerçekleşebilecektir. Gerçi, Japonların bu özelliği biraz da geleneksel  yapılarından gelmektedir ya; ne olursa olsun önemli olan yanı yapıcılığı teşvik etmesidir ki bu da  az şey değildir.

 

Sermaye noktasından bakıldığında, emeğin hakkı ile artık üretimle elde edilecek kazanç arasında  da bir denge aranması gerçeği hem meşru yollarla hem de yeni kavrayışın getirdiği  ortamla birlikte gerçekleşme olanağına kavuşabilecektir.

 

Sol düşünce olmadan, sol düşünce egemen olmadan, ne bu kavrayış biçimi ortaya çıkabilir ne de böyle bir kavrayışın söylemi gerçekleşebilir ve uygulamaya konabilir. O nedenledir ki yeni bir sol  harekete çok ihtiyaç var…

 

DİSK’in bu konudaki çalışmalarını desteklemeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>