Muhsin Şener Rotating Header Image

Pop Kültür ve Şiir

 

21 Mart  Dünya Şiir Günü’nde  İzmir’de yapılan toplantıda  şair Orhan Tekelioğlu’nun  pop ile  şiiri karşılaştıran bir konuşma yaptığını  Haydar Ergülen’in  Radikal’deki 23 Mart 2005 günlü pop-şiir başlıklı yazısından öğreniyoruz.

 

2004’ün şiirinde görülen  niteliklerle  pop kültürün nitelikleri  sanki çakışıyor.

 

Yüksek bir kültür istemeyen;

 

Seçkinci olmayı eliyle iten;

 

Yeni ve derinliği olan  bir dili değil, doğduğu gibi olan bir dili, hemen anlaşılıveren bir deyişi  seçen;

 

Betimlemeyi öne çıkararak  anlatımcı bir  şiiri  yaymaya çalışan;

 

Ekonomi ile ilişkilendirilmiş  bir yapı ile  kitlelerin içinde yaşadıkları acılı ve sancılı  yaşam pratiklerinin  düz bir çizgi içinde  anlatılmasıyla oluştuğu sanılan kimi metinlere şiir diyen;

 

Gösterişli olabileceği sanıldığı için eski sözcükleri, eski sözcüklerden  oluşmuş söz gruplarını; kimi  mitolojik, tarihsel, dinsel ve etnolojik kökenli kavramları  şiire  boca ederek bunların görkeminden  bir tür görsellik  oluşturmaya  çalışan;

 

Bir anlayıştır bu anlayış.

 

Pop kültür, algılanmasındaki kolaylık, kitle tüketimi ve gündelik yaşamla kurduğu ilişkilerle  burjuva kültürünün  önüne geçebiliyor.

Burjuva kültürü,  kanonik (klâsiklere dayanan) bir kültür olduğundan,  pop kültüre karşıymış gibi algılanabiliyor.[1]  Bu algılama, popüler kültürün kitle kültürü ile karıştırılmasından ya da  bu kültürün kitle kültürünün  baskısı altında  kalmasından\ bulunmasından ötürü   ortaya çıkıyor.

 

Kitle kültürü, popüler kültüre göre yazılı olmayan, geleneklere bağlı, antropolojik ve etnografik nitelikleri olan bir kültür. Üretildiği  ortamdan ve çevreden etkiler taşıyan, onlarla yoğrulmuş ve otantik, anonim  özelliklerle birlikte gelişen ve oluşan bir kültür… Sanayi tarafından üretilen ve geniş kitleleri  büyülemeyi, esir almayı  öngören bir yanı da var.

 

Bu özelliklerle oluşan yapı,   burjuvayı tedirgin ediyor. Popüler kültürle kitle kültürü arasında  kalınca  bir çizgi çizmenin çoğu zaman olanağı bulunamıyor. O nedenle de  karıştırılıyor ve  kitle kültürünün ağırlığı ve etkisi kolaylıkla ayırt edilemiyor.

 

Türkiye’de pop kültür,  toplumun  ve toplumsallığın, içinde oluşup geliştiği  kamucu anlayışla  çok zaman ayrımında olunamayan  bir iç içelik ve ondan beslenmişlik özelliğini taşır.  Bu durum, Türkiye toplumsalının bir niteliği olarak pop kültürün oluşmasına yardımcı oluyor.

 

Popüler kültür, toplumcu yapısını  sözü edilen kamucu anlayıştan alırken seçkinci olmayan  bir yapılanmayı da yanında getiriyor.  Seçkinci olan birey kültürüne olanak tanımamayı  öneriyor âdeta.  Bireyci anlayış,  belki de o nedenle Türkiye kültürü içinde  verimli bir zemin  bulamıyor.

Kitle kültürü ve pop kültür bir arada,  birey kültürüne olanak tanımıyorlar.

 

Ali Akay’ın belirttiği gibi, popüler kültürün  anlayışları birleştirmeyi, tek dille ve  aynı biçimde düşünmeyi önermesi de[2] bu duruma yardım ediyor.

 

David Rowe, popüler kültürün, rock, spor ve fanzinlerden oluşturduğunu  belirtiyor.[3] Rowe, bu kültürün İngiltere’de  Thatcher’den sonra,  akademik kültüre bir tepki olarak doğduğunu söyler. Bu kültür,  halkla iktidar arasında,  halka ilişkin olandan yana  yönelme olarak ortaya çıkıyor. Haz verici biçimler, anlamlar ve pratikler olarak yaygınlaşıyor. Böyle bir yapı ve kültür, kültürel ekonomiye uygun olarak aylaklıkları hoş gösteren, hazzı öne çıkaran, üslûbu önemseyen ve  kimlikleri içeren  biçimlerle ortaya çıkabilmektedir.

 

Popüler kültürün yanıltıcılığı da içeren  bağlayıcılığı, buralardan  geliyor.

 

 

Göçlerle  kalabalıklaşan  özellikle büyük kentlerde, kente ve kentliye özgü  yaşam pratikleri göz ardı edilerek,  kentlere gelenlerin,  alışkanlıklarında var olan kırsal  yaşam pratikleri ve gelenekleri öne çıkmaya  ve yaşanırlık kazanmaya başlamıştır.

 

Öte yandan  kentlere gelenlerin  yarattıkları ekonomik olanakların  kendilerini  çabucak burjuvaya dönüştürmesi bir hayal olduğu için onlar,  kendilerine göre bir modernite  oluşturmaya  başladılar.  Arabeski sesiyle  ve içeriği ile  kendilerine daha yakın buldular. Getirdikleri yerel kültür ile arabeski besleyip ona yeni ekonomik olanaklarının  sağladığı öteki yeni yaşam  pratiklerini de eklemeğe başladılar. Pop şiir  işte, bir yanıyla arabeske, bir yanıyla da  halk kültürüne  yaslanan  bu yeni tip yaşamın  şiiri olarak  ortaya çıktı.

 

Ergülen yazısında,  “ şiir eğlendirmez, şiirin eğlendirmek, güldürmek gibi bir amacı yoktur. Şiir rahatsızlıktır, rahatsız olma durumundan doğar” diyor.

Diyor ya, o eğlence programları içinde  sözüm ona şiir okumak üzere  mikrofonun karşısına geçen ve  bir elini ileri doğru uzatarak sesine bir  yapay  acı, sızı falan gibi  bir renk vererek,  kimi sözcükleri biraz uzatıp, kimi sözcükleri de  yüksek ya da  alçak sesle okuyan; biraz dikkat edildiğinde  söylediklerinin, bayağı konuşma  tümcelerinden hiç farkı olmayan şeyler olduğu anlaşılacak olan  sözler şiir diye dolaşıma giriyor!

 

Şiiri poplaştıran ve onu bir eğlence aracı haline getiren tutum bu tutumdur!

 

Şiirin popu olur mu?

Pop şiir olabilir mi?

Şiir, şiirdir çünkü!!!

 



[1]  H.Bülent Kahraman,  Kültür Tarihi Affetmez, agora y., İst.2004s. 338, 339

[2] Ali Akay, Kapitalizm ve Pop Kültür, Bağlam y., İst. 2002, s.193

[3] David Rowe, Popüler Kültürler, Ayrıntı y., İst 1996.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>