İLENÇ
‘yıkımdan söz etme şair’ demek kolay
oysa şair sadece söz eder
bir yerlerde biri vurulsa
önce bir şair düşer
belki bunu bilir de vurdurturlar
kara infaz sultanları
ilenirim gece gündüz
şair olsun diye sultan çocuklar
aziz kemal hızıroğlu’nun tüm zamanlar yayınları arasından çıkmış sekiz tane şiir[1] yapıtı bulunuyor. bunların tümünden yapılmış bir seçki de var elimizde: seçme şiirler[2] adını vermişler. yazımızdaki metinler bu yapıttan alınmıştır.
hızıroğlu duygu yüklü bir ozan ve iki binli yılların ümit yaşar’ı. sanki ümit yaşar’ı okuyorsunuz…
uzun şiirler yazmakta hiçbir sakınca görmüyor. çocukluğumdan çıkmalıyım (12-19), (103) dize; kime demesem o anlar (59-67), (91) dize; hızıroğlu tarihindeki ilk yenilgi: ingiliz kemal ( 153-158), (70) dize gibi metinler buna örnektir.
bu ürünler kadar uzun olmamakla birlikte yine de kısa olmayan ve bir olayın, bir sorunun ya da bir sorunsalın ele alındığı; onunla ilgili olarak görüş ve düşüncelerin işlendiği kimi şiirlerini de burada anmak gerekiyor. bu şiirlerde, şiir kurmaktan çok, söyleyeceklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. hızıroğlu şiirinde, bir olay anlatmaktan ya da bir sorunu işlemekten yahut bir sorunsal çevresinde dolanmaktan hiç çekinmiyor. yapıtlarında çok olan bu şiirlerde yer yer şiiri de yakalamıyor değil. ne ki temanın ağırlığı ve kapsamı karşısında, şiiri bir yana kolayca itebiliyor. şiirin, bir şey anlatmak ya da bir şey söylemek gibi bir zorunluluğu olmadığını zaman zaman gözden kaçırabiliyor.
bir tema karşısında yenilmekten başka bir şey değildir bu.
oysa şiir, ancak bir izlekle birlikte varolabilen bir ürün olmadı hiç. şiir, başka şeylerin bir araya gelmesinden oluşan bir ürün. izleğin egemenliği şiiri yok ediyor.
galiba bu durum hızıroğlu’nu pek ilgilendirmiyor.
uzun şiirlerde şairin ‘şiirlik’i sürekli olarak kollaması mümkün olmayabiliyor. bir dizede bile sözcüklere ve söze egemen olmanın zorluğu ve bu zorluğun bilimin ve dilbilim verilerinin giderek artması karşısında daha çetrefil bir hal alması şiirde, dize sayısını belirleyen bir esas olmalı değil midir?
bu bilimsel gerçek, hızıroğlu’nu pek ilgilendirmiyor sanırım.
hızıroğlu, geneli yazmaktan da pek çekinmiyor.
oysa şiir, geneli yazmamalıdır. o, özeli yazmalı ve söylemelidir. şiir, öznelliğin yazılması ve söylenmesidir çünkü. dünyayı algılarken, alımlarken ve bunları söylerken, yepyeni ve salt şaire özgü bir öznel dünyayı oluşturmak gerekiyor. bu dünyanın ‘genellik’le ilişkisi olabilir mi?
yorgunluğun otağ kurduğu gülsüz masalar
*
başkasına ait üç beş yakın yalnızlık
*
karanlığın üstüme geldiği yıldızsız akşamlar
*
suların akmadığı susuz sabahlar
(sürekli gölge, s.134)
bu şiirde sözü edilen yorgunluğun, yalnızlığın, karanlığın ve sabahların belirginlikleri yoktur. hangi yorgunluk? hangi yalnızlık? hangi karanlık ? hangi sabah, sabahlar? diye sorarlar…size özgülüğü hemen görünmesi gereken bu olguların, şiirde rasgele sıralanması şiirin değerini düşürüyor.
çok şiirinde bir olay var ya da bir olayı anlatıyor. tema açısından bakıldığında bir öykünün anlatıldığı şiirlerdir bunlar. o şiirlerde kaçırılan ‘şiirsellik’in yerini öykü anlatma alıyor. ne ki şiirselliğin yakalandığı dizeler de var bunların içinde.
sorunların ya da bir sorunsalın, boylu boyunca uzandığı şiirler de az değil hızıroğlu’nda.
şimdi hızıroğlu’na özgü yanların ağır bastığı şiirlere gelelim:
kimsesizliğin kiracılarına
ben’in varoşlarına
….
….
posta koyuyor kabadayı karanlığıma
kaldırım taşlarında yığma sabır
zamk sürüyorum fısıltılarıma
(düş-s-es, 161-162)
kimsesizliğin kiracıları\ ben’in varoşları\ kabadayı karanlık\ yığma sabır\ fısıltılara zamk sürmek\ yeni sözcelerdir. bu sözceler, şaire özgülüğü de içlerinde taşıyorlar. hem kiracılık hem de kimsesizlik iki yanlı ve her yanıyla da derin bir sızıya giden yolları açan, derinleştiren iki kavram olarak dizede yerlerini alıyorlar. ben ile varoş arasında köprü
kurulmuştur. varoş’ un gelenekselliği, rasgele yaşamı ve yüzeyselliği öne alan yapısı ile şair arasında kurulan ilişki, hem cesurca hem de çok yeni bir yapılanma olarak çıkıyor karşımıza. karanlığın kabadayılığı, ilginç bir imge olarak geliyor önümüze. fısıltının insan ilişkisindeki rahatsız edici ne ki derin mi derin kuyusu, üstüne zamk sürülerek görülmemeye çalışılıyor mu demeliyiz bilmiyorum? ne ki yeni bir deyiştir bu; o kesin!
işte hızıroğlu’na özgü dizeler ve yeni dil!
iki binlerin ümit yaşar’ı
hızıroğlu’nun rahmetli ümit yaşar’ı anımsatması, bu coşkulu ozana öykündüğü anlamına alınmamalı. bu iki coşkulu ozanın benzerlikleri bir sevgi şiiri ile bir coşku çevresinde buluşmuş olmalarından ileri geliyor. hızıroğlu’nun ümit yaşar’a öykünmesi ve şiirinde onun izlerini yer yer görmek gibi bir durum değildir bu.
bu iki ozanı tekrar söylüyorum coşkuları yakınlaştırmış bulunuyor.
bahar gelmiş duydun mu
sokakların terini yıkıyormuş yağmur
unutulmuş türküler söylersin mesela
tutarsın elinden bir martının
balığa çıkarsınız birlikte simit yersiniz birlikte
(hava değişimi, s.23)
aşk
hüznün kıpırtısıdır
fazla heyecanlı
aşıksanız
çikolata siz yedikçe büyüyen
kakao ağacıdır
biraz acı
(aşk, s.75)
sen sevdiği şeyin içinde çalan
çaldığı ile süslenen beste
………….
…………….
gir içime sevdiğim
gir de saatimi ayarla
bu ülkeyi durdurmak yerine
içinde çala çala yaşa
(yerleşik göçerlik eskizleri\ ı, s. 132)
yağmurun sokakların terini yıkaması\ bir martının elinden tutarak balığa çıkmak\ yenilen çikolatanın içinizde ağaç olarak büyümesi\ içine girip saatini ayarlama\ sevgilinin sevdiği şeyin içinde çalan, çaldığı ile süslenen beste olması\ tanımlamaları, seven gönüllerin içlerindeki köpürmeyi ve onu dışavurmak için gösterilen dilsel çabayı simgeleyen sözlerdir, sözcük kümeleridir.
bir coşkunun kalın kalın altını çizen tanımlamalar…
sokakların teri sözcesi, bir dinamizmi içinde taşıyor ve yer aldığı dizeye bu dinamizmi olduğu gibi boşaltıyor. sözü edilen bu terleme eylemi, yağan yağmurla karşılaşıyor. bu yağmur da bir başka dinamizmi getiriyor dizeye. şimdi, şiirde bir karşıtlıklar çarpışması ile karşı karşıyayızdır. ne ki salt bir karşılaşma değildir bu; bu iki karşıtlık, bir yeni dinamizm yaratıyor: yağmurlar, sokakların terini yıkıyor! sözcüklerin teker teker ve dizedeki bağlamlarıyla birlikte bu çalkantıyı noksansız olarak ortaya koymak üzere yeni bir düzgü oluşturmaları gerçekten başarılı olmuştur.
bir martının elinden tutmak olağanüstü bir durumdur. martı ile insan bir sevinci paylaşmak için ya da bir coşkuyu göstermek için ancak böyle bir görünüm oluşturulabilirler. sonra da seke seke balık tutmağa gidilmektedir. coşku sürüyor…
hızıroğlu’nun aşağıya alınan dizeleri derinliği olan, coşku dolu ve içli şiirlerine örnek olacak dizeler:
giden biri yüzünden som aşk kalabilirim
saçlarımda yerini soğutmamış bir gülle
yeni kokuların bahçıvanlığına soyunabilirim
biri yüzünden yalnızlığımı silkebilirim
gülüş savurabilirim acıdan ve hayattan
eski serüvenleri yakamdan düşürebilirim
güneşi soğurabilirim biri yüzünden
göğsümde yitirme korkulu mağma cenin
eski dünyayı görmüş bir çağlaya sığdırabilirim.
(sıygaya çekilemeyen kiplik, s.145)