iki bin dört’ün şiir yıllıkları yayımlandı. şirin durumu bu yıllıklarda çeşitli açılardan ele alınmış bulunuyor. Geçtiğimiz yılın şiirine ilişkin pek belirtilmemiş, belki de belirtilecek kadar dikkat edilmemiş kimi konuları ele almak istiyorum.
1. şiir artık herhangi bir eğitim düzeyi ve bir birikime ihtiyaç duymadan da yazılmaya başlandı. Şairlerin bu konularda hiçbir kaygıları olmadığı ortaya çıktı. bu durum sürüyor. Bir önceki yılda, eski şiire öykünen bir şiir türü üzerinde önemle durulduğu görülmüştü. Türkiye’nin yaşamakta olduğu yönetim ortamının bir yansıması olabilirdi bu. Kendini, geleneksel değerlere konumlayan bir partinin iktidarının üçüncü yılına yönelmesi, eskinin erdeminde birleşmede belki de şiire yol gösteren bir yansıma olmuştur.
Eski şiirin, kimi sözcüklerle, kimi imgeler alınarak, kimi şiir uçlarından çıkılarak yeniden ihya edilmeğe çalışılması, en azından yeryüzü ruhu denilen 21.yy anlayışına ters düşüyor. Şiirin, gözü kapalı olarak bir tür sayıklama gibi algılanıp yazıya aktarılması, çok yanlış olacaktır. Şiir, yaşanılan zamanın ruhunu yansıtmak durumundadır. Yeryüzü ruhu ile ters düşen bir şiirin yaşanırlığından kuşku duyulması çok doğal değil mi?
2. türkiye’de şiir, artık yüksek kültüre seslenmiyor… Onun bu durumu, bir birikim ve eğitime yaslanmamış olmasından geliyor. Türkiye halkının şiir geleneğinde, halk şiiri üzerinden, şiirle iletişim kurmak gibi bir özelliği var. Öyle sanıyorum ki halk şiirine yaslanan bu özellik yeniden diriltilerek yaşatılmaya çalışılıyor. 2004’ün şiiri böyle bir şiirdir: Açıktır ve okur okumaz kendini teslim eder. bu özelliğin diri tutulması, şiir dili açısından sığlıklara neden olabilmektedir. Şiir dili, yeni bir dil olmalıdır. o yenilik, düzgünün yenibaştan işlenmesine dayandırılmalıdır. Düzgünün işlenmesi sırasında dilbilimin en yeni verileri, şairin yolunu ve yönünü aydınlatmalıdır. Böyle yapılmıyor\ yapılamıyorsa eğer o zaman yazılan şiirin sığ kalacağından hiç kuşkunuz olmamalıdır.
Şiir, her okunuşunda yeni anlam ve çağrışım alanları açmak durumundadır. bu nitemi onun hem uzun ömürlü olmasını hem de boyutluluğunu gerçekleştirir. Şiir, ancak böyle bir şeydir.
Şiirle uğraşanların, bu gerçeğin getirdiği\getireceği zorlukları ve sıkıntıları en baştan sırtlanmış olmaları gerekiyor.
3. şiir, öncelikle muhalif olmak zorundadır. Bu nitem onun özünde vardır. Algılanması, alımlanması ve seçme ve yerleştirme aşamalarında bu muhalif rüzgâr, bir yönlendirici olarak şairin çabasını ardından sürükler. Böylece ortaya çıkan şiirin muhalifliği ilk özelliği olarak algılanacaktır. Kime karşı ve neye muhalifliktir bu? Her şeye ve herkese! Öyleyse şiir yepyeni ve değişik olmak zorunluluğundadır.
Oysa Türkiye ortamı muhalifliğin tümüyle karşısında olan bir ortamdır. İnsanımızın muhalif olması düzenin bir yanını değiştirmek anlamına geldiği için, kimilerini rahatsız etmektedir. Şiirin ve şairin gelensel İslama dayanan yersiz yurtsuzluğu ile organik bir bağ oluşturması, muhalifliğin geleneksel meşruiyetini ortaya koyuyor. Bu geleneksel meşruiyet zamanımızda arabeski beslemekten başka bir şeye yardım etmiyor.
Eskimiş algılama biçimlerinin, temcid pilâvı kavramların, içi boş imgelerin, benzetmelerin vb. yenibaştan kullanılmaya başlanması bir arabeskin canlandırılması değil de nedir?
Şiirimiz, arabesk bir şiir olarak sürdürülmek isteniyor 2004’lerde. Bu çok önemle altını çizmemiz gereken bir husustur. Şiirin, özellikle TV ekranlarında kullanılmasında bu arabeskin en uç örneklerine tanık olunuyor.
arabesk yaşayan Türkiye insanı, tabii şiiri de arabesk olsun isteyecek.
Türkiye insanı 80’li yıllardan bu yana artık orta alt ve orta tabakalarıyla birlikte kentlerde küçük-büyük burjuva oluştururken arabeski yaşamının bir ayrılmazı olarak bilincinde dipdiri tutuyor. Şiiri de dinlediği müziğe benzesin istiyor. Popülizm, her alanda alabildiğine kullanıldığı için şiirin yozlaşmasına kimse ses çıkaramaz olmuştur.
4. şair Hilmi yavuz’un, tüm şiir dergilerinde övülmesi, yayımladıklarının ne olduğuna bakılmaksızın göklere çıkarılması, bu arabeskin en ilginç örneği olarak karşımızda bulunuyor.
Hilmi yavuz türkiye’nin önemli şairlerinden biridir. Ancak gelenekçidir. Gelenekselliği tüm anlam ve önemiyle birlikte savunmaktadır. Şiiri, heidegger’in ona düzey kazandırıcı yaklaşımını bile o, şuara’daki yaklaşım ile ele almaktadır. Şiirimize yön vermiş ve ona içerik kazandırmış kimi şairlerimizi yanlı ve yanlış değerlendirmektedir. Çünkü kendisi gibi gelenekselliği savunmayan bu şairler onu tedirgin etmektedir.
Şiirimizin eski biçim ve içeriğinin yeniden denenmeye kalkışılmasında Hilmi yavuz şiirinin tercihleri önemli ölçüde etkili olmuştur.
Yaygınlığı oradan geliyor…
Şiirimizin tazeliği, ancak yeniliğiyle gerçekleşebilir.
eskiler alıp satmakla oyalanırsınız ancak…
dileyelim ki 2005 şiiri tüm yeniliklerle dolup taşsın!