<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhsin Şener &#187; şiir</title>
	<atom:link href="http://www.muhsinsener.name.tr/tag/siir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhsinsener.name.tr</link>
	<description>Şiir Yazılarına Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Şizoanaliz Işığında Neo Kapitalizmi Anlamak</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Şizoanaliz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[Şizoanaliz,  epistemolojik-psikolojik eleştiriyi olduğu kadar, toplumsal eleştiriyi de içerir: Şizoanaliz, psikanalizi  metafiziksel olarak mahkum ederse, aynı zamanda o, kapitalizmin bir yansıması ya da izdüşümü olarak  da mahkum edilecektir; tarihsel- materyalist bir psikiyatri olarak şizoanaliz, bilinçdışının sentezlerine uymak için yalnızca psikanalitik öğretiyi değil, ancak genel olarak  toplumsal ilişkileri de talep edecektir. Bu yüzden şizoanaliz, marxsist anlamda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz,  epistemolojik-psikolojik eleştiriyi olduğu kadar, toplumsal eleştiriyi de içerir: Şizoanaliz, psikanalizi  metafiziksel olarak mahkum ederse, aynı zamanda o, kapitalizmin bir yansıması ya da izdüşümü olarak  da mahkum edilecektir; tarihsel- materyalist bir psikiyatri olarak şizoanaliz, bilinçdışının sentezlerine uymak için yalnızca psikanalitik öğretiyi değil, ancak genel olarak  toplumsal ilişkileri de talep edecektir. Bu yüzden şizoanaliz, marxsist anlamda devrimcidir; oysa psikanaliz değildir…..Toplumsal ideal proletaryanın(ya da bir bütün olarak insanlığın)çıkarlarını en iyi temsil eden şey değil ancak, bilinçdışının ‘mantık’ı ile ve onun sentezlerini canlandıran  aktif bedensel güçlerle  en az çelişen şeydir. Devrimci toplum da  bu bilinçdışı  süreçlere uymak zorunda kalacaktır.Aksi takdirde bastırıcı olarakj mahkum edilecektir.”                                                                                                                                                </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">                                                                                                                                                                                                           EugeneW.Holland,                                                                                                                                                                Deleuze ve Guattarı’nin  Anti-Oidipus’u, Şizoanalize Giriş, s.45)</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz</span></strong><span style="font-family: Arial;"> kavramı eleştiri yazınımızda yeni bir kavram. Bir düşünce deneyimi olarak tanımlanıyor.</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şizo:</strong> Yunanca <strong>shizein</strong> sözünden geliyor<strong>. Bölünmek, parçalanmak, yarılmak</strong> gibi anlamları var.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizo, bir üretim biçimidir. Hem bireyin hem de toplumun şizoları vardır, olacaktır. Bir üretim olarak ele alındığında şizoların pazarlanmasından doğal olarak söz etmek olasılığımız yoktur. Çünkü bireye ve topluma ilişkin olan şizoların  bir yarılma, bir parçalanma, bir bölünme halini  içerdikleri düşünüldüğünde  olumlu yönde bir durumun anlatılmasından söz edilemeyeceği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireylerde ve toplumlarda oluşan çatlaklıkların, yarıkların ve bölünme, parçalanmaların nedenleri üzerinde çalışan bilim alanları gelişmiştir. Bireylere ilişkin bu durumlara <strong>psikoz </strong>deniyor.  Psikoz, kişinin tin dünyasıyla ilişkisi oluyor. O dünya her birey için ayrı olduğundan ve dayandığı alanların bireylere göre değişmesi nedeniyle bu alanlarının genişlik ve derinliğinin her bireye göre değişiklik gösterdiğini biliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Psikanaliz bilimi psikozları inceliyor ve değerlendiriyor.  Şizoları inceleme yöntemini psikanaliz belirliyor. Bu yöntem, tin dünyasının değerlendirilmesinde kullanılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu yönteme hangi nedenle gereksinim duyuluyor? Sorusu geliyor hemen.  Bu yöntem izlenerek yazın ürünleri derinliğine ve genişliğine değerlendirilebiliyor. <strong>Propp’un Masalın Biçimbilimi</strong> adlı yapıtında masal incelemelerinin biçimine ilişkin yönteme benzeyen bir yöntemdir şizoanaliz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yöntemi ortaya atan ve kullanan Gilles Deleuze’dür. Sonradan, psikanaliz konusunda çalışan arkadaşı Guattarı ile birlikte bu yöntemi kullanarak yapıtlar hazırlamışlardır.</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> Deleuze bu yöntemle Spinoza, Bergson, Nietzsche’yi incelemişti. Bu yapıtlar şizoanalizin en güzel örnekleridir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">17. yy.da yazılmış, Üsküp’lü bir üst düzey kadının mektuplarını S.Murat Tura aynı yöntemle </span><a title="" href="#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">  inceleyerek değerlendirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu arada bir kavram daha çıkıyor karşımıza: <strong>şizofreni.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu kavram, <strong>shizein (şizo</strong>) ve <strong>pheren(fren)</strong> sözcüklerinden oluşuyor. Yarılmaların, bölünmelerin, parçalanmaların ruh, tin dünyası anlamına geliyor. Şizofreni, psikanalizde bir hastalık adıdır. Yani bir nevrozdur. Şizofrenlerin yarılmış ve parçalanmış tin dünyalarının nedenlerini saptayıp o nedenleri olabildiği kadar bir yana iterek normal bir yaşama kavuşmaları için çaba harcıyor psikanaliz bilimi. Uyguladığı yöntem ise şizoanaliz yöntemidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizoanalizde önce mevcut olan nevroz hakkında bilgi elde ediliyor. Bu bilgi, psikozun göstergelerini saptamakla ediniliyor. Ardından bu göstergelerin kümelenmesi, ayrılması aşamasına geçiliyor.  Sonra bu göstergelerin neyi ve nasıl temsil ettiği saptanıyor. Bu aşama, bir üretim olarak karşımıza çıkıyor. O üretim pazarlanacak bir üretim değil, bireye ilişkin bir nasıllığın, neliğin tanınmasıdır. Böylece tanımlama aşamasına geçilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu üç aşama şizoanalizin ana çizgilerini ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şizoanaliz, bilinçdışı olayları somut biçimde karşımıza getirmede çok işe yarıyor.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un şizolarını konu edinen Deli Dumrul’un Bilinci</span><a title="" href="#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"> adlı yapıtta  halen Türkiye’de yaşanmakta olan ve küreselleşme denilen  illetten güç aldığı haykırılan, hem bireysel hem de toplumsal boyutlarda olumsuz değişim ve dönüşümlere bakmak için bilimsel ipuçları olduğunu düşünüyorum. O nedenledir ki, Dumrul’un öyküsünden başlamak istiyorum.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Öyküyü anımsayalım:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, kuru bir çay üzerine köprü yaptırmış. Geçenden otuz üç akçe alır, geçmeyen döve döve kırk akçe alıyormuş. “Benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın; benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın!” diye övünürmüş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bir gün köprüsünün yanına bir bölük oba konmuş.  Obada bir iyi güzel yiğit hastalanmış ve ölmüş.  Obadakiler, kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağlayarak dehşetli kara feryat koparmışlar. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişmiş “ Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz?” deyince; “ Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz…” karşılığını vermişler.. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, ”yiğidinizi kim öldürdü? Diye sorunca, “ Vallah bey yiğit, Allah Taala&#8217;dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı!” demişler. Deli Dumrul,” Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail&#8217;i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın!” diyerek evine dönmüş.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul&#8217;un sözü Tanrıya  hoş  gelmemiş. “Bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu  dergahımda  gezsin, benlik eylesin” diyerek kızmış ve “ Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, canını hırıldat al!” emrini vermiş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka gelmiş. Onu  ne çavuş görmüş ne kapıcı! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Birden bire Azrail’i gören Dumrul’un görür gözü görmez, tutar elleri tutmaz olmuş. Dünyası kararmış ama yine de Azrail’e,  </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> “Bre ne </span><span style="font-family: Arial;">heybetli ihtiyarsın söyle bana<br />
Kazam belam dokunur bugün sana!”</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Diyerek seslenmiş.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Azrail:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Bre deli kavat övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin?” karşılığını vermiş ona.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Bre, al kanatlı Azrail sen misin? Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun? Bre Azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime geçtin. Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım!” diye bağırmış ve ardından, kara kılıcı ile saldırmış Azrail’e. Azrail bir güvercin olup pencereden uçup gitmiş. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini, eline vurmuş ve kah kah gülmüş. “Yiğitlerim, Azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca!” diyerek atına binmiş, doğanını eline almış, ardına düşmüş. Evine gelirken Azrail, </span><a title="türklerde at" href="http://www.cokbilgi.com/yazi/turklerde-tarih-ve-kulturunde-at/"><span style="color: #0000ff; font-size: small;">atına</span></a><span style="font-size: small;">görünmüş; at ürkmüş ve Dumrul’u kaldırıp yere vurmuş. Başı bunalmış, darda kalmış! Azrail bastırmış. Dumrul,</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Baki kalan settar Tanrı<br />
</span><span style="font-size: small;"> Benim canımı alacaksan sen al<br />
</span><span style="font-size: small;"> Azrail’e almağa bırakma!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Diye yalvarmağa başlamış. Deli Dumrul’un sözü Tanrıya hoş gelmiş ve Azrail’e “madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun!” diye buyurmuş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dumrul önce babasına, sonra anasına ve en sonunda da eşine gitmiş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Babası: </span><a href="http://www.cokbilgi.com/"><span style="font-size: small;">ÇokBilgi.Com</span></a></p>
<p><span style="font-size: small;">“Dünya tatlı can aziz<br />
</span><span style="font-size: small;"> Canımı kıyamam belli bil<br />
</span><span style="font-size: small;"> Benden aziz benden sevgili anandır<br />
</span><span style="font-size: small;"> Oğul anana var!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Anası:<br />
</span><span style="font-size: small;"> “Yaman yere varmışsın varamam</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünya tatlı can aziz</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Canımı kıyamam belli bil!”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eşi ise:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar?”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Karşılığını vermiş. Tanrı Azrail’e,” Deli Dumrul’un babasının, anasının canını al!” diyerek, o iki helalliğe yüz kırk yıl ömür vermiş ve</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Azrail anasının ve babasının canını almış, onlar da uzun ömür sürmüşler.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öykü böyle bitiyor.</span><a title="" href="#_ftn5">[5]</a></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi, Dumrul’un şizolarını ele alalım. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">1.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul, güce de yaslanarak her şeye ve herkese “posta koyan” bir yiğittir. Köprüsünden geçenden otuz akça, geçmeyenden de “neden geçmiyorsun?” un hesabı için döve döve kırk akçe almaktadır. Kendini bir yiğit olarak düşünmekte ise de o bir eşkıyadır. Deli Dumrul’u bu bakış açısından değerlendirmek gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">2.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnsanın ölüm karşısındaki çaresizliğinden kaynaklanan bir korkusu var. Bu korku karşısında ezildiği açıkça görülüyor. Tanrının, canı verdiği gibi, alabileceğini biliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">3.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendisinin varlığını borçlu olduğu anasını ve babasını harcayabiliyor. Ne ki, ona can veren Tanrının yüce gücü karşısında eğilmekten başka yolu yoktur. Çünkü annesi ve babası onu sevmektedirler ve onun büyümesi yetişmesi ve iyi bir yaşan sürmesi için çokça özveride bulunmuşlardır. O özverileri düşündüğünde anasından ve babasından aziz canlarını kendisi için feda etmelerini istemek gibi bir doruk bencillik yolunu seçebiliyor.  Bir başka yarılma da burada karşımıza çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anası ve babası canlarını vermeyince bu kez Deli Dumrul eşine gidiyor. Ondan canının istiyor. Eşi tereddüt etmeden canının onun için veriyor. Oysa eşi,  anası ve babasına göre “ötekidir.” Kendi canları onu geri çevirmişlerdir ne ki eşi geri çevirmiyor. Burada aileye ve aile ocağının hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemi ve değeri ortaya çıkarken bencilliğin neyi yok ettiği de dikkatimizden kaçmıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eşin özverisi baba ve ananın özverisi ile karşılaştırıldığında eş yanı ağır basıyor. Ana ve baba eşin özverisi karşısında tutumlarından ötürü hiçbir sıkıntı duymuyorlar. Bunu, bir çözüm sunmamış olmalarından anlıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu noktada Tanrı, Dumrul’a ve eşine uzun bir ömür bağışlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">4.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul’un Azrail’e karşı çıkacak değin yüksek dozlu bir paranoyası var. Bu paranoya hem davranışlarına hem de sözlerine yansıyor. Azrail ile konuşmalarında söyledikleri bir paranoyadan başka bir şeyin ürünü olamaz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dumrul Tanrıyı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">İslam’ın tanımladığı gibi değil, kendisinin anladığı gibi biliyor. Onunla bire bir pazarlık yapıyor adeta. Azrail ile ise, bir insanla olan ilişkiyi yaşıyor sanki. Bu durum onun İslam’ı köklü biçimde değil, salt biçimsel olarak kavradığının göstergesidir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Saydam yapıtında, bu konuda;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Times New Roman;">“Deli Dumrul Boyunda Azrail&#8217;in, Allah&#8217;ın buyruğundaki &#8220;Ölüm Ulağı&#8221; sıfatıyla kahramanımızın karşısına çıkmasına koşut bir gelişimi, pagan ve &#8220;kâfir&#8221; Türkleri kılıç zoruyla İslamiyet&#8217;e sokma kararlılığını çöldeki Arapların zor kullanmasında görebiliriz. Dumrul ümitsizce Azrail&#8217;i aradan çıkararak Allah&#8217;la doğrudan ilişkiye geçmeye çalışırken, Allah Dumrul&#8217;la yalnızca Azrail aracılığıyla konuşmaktadır. Bu du­rum bir dil ayrılığının (Arapça-Türkçe) yansıması olarak da görülebilir. &#8220;Görklü Tanrının” buyruğu ve bağışlayıcılığı, henüz yeni konu­muna yabancılaşma içindeki Türk&#8217;e, ancak Kuran dilinin sahibi Araplar aracılığıyla iletilmektedir. &#8220;Mârifetullah&#8221;</span></em></strong><a title="" href="#_ftn6"><strong><em><span style="color: #0000ff;">§</span></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Times New Roman;"> yani &#8220;gnosis&#8221;le Türklerin tanışması, İslam&#8217;ın dolaysız yaşanması ve içselleştirilmesi, özümsenmesi ancak daha ileri aşamalarda tasavvuf üzerinden olacak, Hoca Ahmed Yesevi&#8217;lerin, Hacı Bektaş Veli&#8217;lerin, Yunus Emre&#8217;lerin gönül ve zihin açıklığını, &#8220;yaratıcı&#8221; eylemlerini bekleyecektir.”</span><a title="" href="#_ftn7"><strong>[6]</strong></a></em></strong><span style="font-size: small;">diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“ İslamiyet, eril ilkenin ön plana çıkartıldığı, tek tanrılı bir dindir.</span><a title="" href="#_ftn8"><strong>[7]</strong></a><span style="font-family: Arial;"> Doğayı, yani dişil ilkeyi, yaşamı belirleyici güç olarak kabul eden animist-göçebe Türklerin İslamlaşma süreci, çok zor ve sancılı olmuş; bazı efsanelere de dayanarak resmi tarihin öğretegeldiğinden farklı gelişmiş; çok kan ve gözyaşı dökülmüştür. Başlangıçta sert bir kayaya çarptığını gören, Arap-İslam gücünün ısrarcılığı ve ince politi­kasının meyvelerini vermesi, çok uzun bir zamana gereksinim duy­muştur (Akmnar 1993, Avcıoğlu 1985, Aydın 1994, Çamuroğlu 1992, (İnan 1968). /Burada üzerinde çalışacağımız konu, Türklerin İslamlaş­ma sürecinin, toplumsal-kültürel ve daha çok bireysel-ruhsal karşılık­ları olacaktır”</span></em></strong><em><span style="font-family: Arial;">. </span></em><span style="font-family: Arial;">diye ekliyor.</span><a title="" href="#_ftn9">[8]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Çünkü değinilen bu serüven, Türklerin toplum olarak yeni, değişik, derinliği olan bir inanç alanına girmeleri sırasında yeni şizolar oluşturmuştur.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca:</p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>“İslam&#8217;ın, anacıl-animist Türklere sunduğu önemli bir olanak vardı: Babacıl (tinsel) inanç sistemine &#8211; zorlayarak da olsa- bir kapı açıyor­du. Babacıl yaşam felsefesi, dişil ilkeden, doğa bağımlılığı, kan ve soy bağından uzaklaşma, özerkleşme, bireyselleşmeyi içerir: Allah karşısında tek başına sorumlu olmanın gerektirdiği inanç ve ibadetin belirleyeceği bireysel kimlik, aile ya da boy kimliğinin; &#8220;din kardeşli­ği&#8221;, &#8220;kan kardeşliği”nin yerine geçecektir. Yapılan dini ibadetler ancak onu yapan içindir; ne başkasına şefaat, ne de onun günahını yüklenme vardır&#8230; Şahıs, varlığın, benlik ile benlik olmayanı birbirinden ayıran hudutların açıkça şuuruna vardığı, toplumun fertlerinin birbirine bağlılığında kendi irade serbestisi; münasebetini objektif olarak kavradığı bir tekâmül anıdır  (Lahbabi 1972).” </strong></em>Olduğu da unutulmaması gereken  noktadır.<a title="" href="#_ftn10">[9]</a></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>“Dişil ilkenin belirleyiciliğindeki kan bağı olgusu, eril ilkenin bas­kınlığında, milliyet, cins, ırk gözetilmeden, tinsel öğenin insanlar ara­sındaki tek bağlantı öğesi olduğu doktrini ile yer değiştirecektir. Sos­yal olaylardaki ve şamanistik ritüellerdeki grup yaşantısı ve sorumlu­luğunun yerine, İslami ölçütler içindeki Allah-insan bağlantısı, inancın/duanın/ibadetin bireyselliğiyle (ancak bu bireysel eylemliliğin, birlikteliği vurgulayan &#8220;ümmet kolektivizmi&#8221; ne katkısıyla da) sağlamaktadır. Herkes kendi eyleminden sorumludur; her koyun kendi bacağından asılacaktır.”</strong><a title="" href="#_ftn11"><strong>[10]</strong></a></em><em><strong>­</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un oba halkı, <strong>pagan inançlarına</strong> sahip bir topluluktur.</span><a title="" href="#_ftn12">[11]</a><span style="font-family: Arial;">  Toprağa dayalı bir kültürün ürünü olarak pagan inancı, doğa güçlerinin inanç konusu olarak öne çıkmasını dayatmıştır. İnsanlar, toprak, su, ağaç, gök gürültüsü, güneş, ay vb. nesnelerde kimi gizil güçlerin saklı olduğuna inanmışlardır.</span><a title="" href="#_ftn13">[12]</a><span style="font-family: Arial;"> Onlar, bu güçlerin kendilerinin yaşamını yönlendirdiğini sanmaktadırlar. Oysa 8.yy.dan itibaren Türkler Araplarla karşılaştıklarında, İslamiyet&#8217;i kabul etmeleri için Arapların, onları sıkıştırdıklarına tanık olmaya başladılar. İslamiyet, tek tanrılı bir din olarak Türkleri en azından<strong> ilkler</strong> açısından epeyce sarsmış olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çok tanrılı bir dinden tek tanrılı bir dine çağırıldıklarını görüyorlar. Önce kendi inançlarında direnmeleri çok doğaldı. Ne var ki, Araplar savaş güçleriyle bastırıyorlar. Bu baskının öyle böyle bir baskı olmadığı anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">5.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Türkler, 751 yılında Çinlilere karşı </span></em></strong><a href="http://musluman.nedir.com/"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">Müslüman</span></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> </em></strong><strong><em>Araplarla </em></strong></span><a href="http://ittifak.nedir.com/"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">ittifak</span></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> </em></strong><strong><em>ettiler. Bu tarihi olaydan sonra İslam’a yönelmeye başladılar. 751 Talas Meydan Muharebesi sonunda; İslamiyet’i yakından gören, inceleyen Türkler, Müslüman olmakla şereflendiler ve yıllarca İslam dininin bayraktarlığını yaptılar.”</em></strong></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8221; Batıya doğru göç eden Türkler ile kuzeye doğru çıkan Arapların karşılaşmaları çok kanlı geçmiştir. &#8220;Resmi Tarih&#8221; e bakarsanız 751 yılındaki Talas Savaşı&#8217;nda Türkler, Çinlilere karşı Araplara yardım etmişlerdir, Araplar bu sayede savaşı kazanmışlar, sonra da Türkler zaten eski inançları olan Şamanizm e çok yakın ilkeler içeren Müslümanlığı gönüllü olarak benimsemişlerdir. Türklerle Araplar, Talas Savaşı&#8217;ndan çok daha önce karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma ne yazık ki çok kanlı sayfalarla yazılmıştır. Bu durum Ne Türklerin ne de Arapların suçudur; o dönemin tarihsel gerçekliğidir sadece.”  </span></em></strong><a title="" href="#_ftn14"><strong><em><span style="color: #0000ff;">*</span></em></strong></a></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, pagan inancındaki toprak</span><a title="" href="#_ftn15">[13]</a><span style="font-family: Arial;">, doğuran, üreten, çoğaltan ve doyuran bir güç olarak yaşamın kılcal damarlarına dek işlemiş ve toprak dışındaki tüm doğa güçlerini temsil eden ve tek tanrıda bu güçleri toplamış bulunan İslamiyet’le karşılaşmışlardır.  İslamiyet, onların anacıl (üreten, bakan, yetiştiren, çoğaltan güç olarak) inançlarının tersine eril bir inanç olarak karşılarına çıkıyor ve onları gerçekten kararsızlık ortasında bırakıyordu. Bu yeni inanç kaynağı, doğaya ve onun güçlerine olan bağlılığı ve inancı öte yana itiyor ve yerine bir babacıl inanç</span><a title="" href="#_ftn16">[14]</a><span style="font-family: Arial;"> getiriyordu. İslamiyet, Tek tanrıya doğanın tüm güçlerini de koruyan, üreten, yetiştiren, bakan,  güç olarak öne çıkıyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir baba ve ona inananlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca bu inanç alanı insanlara aynı inanca, aynı biçimde inanan, dayanışma halinde olan bir topluluk olarak bakılması gerektiğini de söylüyordu. Bu, toplum olmanın yeni ve güçlü bir biçimiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu yeni inanç sistemi, yaşamın tümünü kapsıyor ve kimi kurallar koyuyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Örneğin eşkiyalık yapılmamalıydı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yapanların öteki insanlara zarar vermelerinden ötürü cezalandırılmaları gerekiyordu. Buradan hak ve hukuk kavramlarına doğru gidilmekteydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu inanç sistemi, kişisel ve toplumsal ilişkilere de kimi kurallar getiriyordu. Artık tek bir gücün, Tanrının egemenliğinden söz edilecekti. Öyle kişisel, etniksel ve inançsal gücüne yaslanarak hiç kimse hiçbir kimseye güç gösterisi, baskı ve kötülük yapamayacaktı. Böyle davranmayanlar cezalandırılacaklardı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul öyküsünde anlatılanlar, bu baskıların, Türkler arasındaki yansımalarından salt bir bölümüdür.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un artık istediği gibi eşkıyalık yapması söz konusu olmayacaktı. Hanlığını, egemenliğini kendi gücüne ve obasının gücüne göre sürdüremeyecekti.  Yaslandığı gücün elinden kayıp gitmesi karşısında bir şeyler yapması gerekiyordu. Ancak kendisine can veren Tanrının o canı geri alabileceğine de inanıyordu. Tanrının emri ile insanların canını alan da kim oluyordu ki? Onunla eski hanlığı, egemenliğinin kendisine verdiği pervasızlıkla, savaşmayı ve ona haddini bildirmeyi denemekten de kaçmıyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dumrul’un tam bu noktada ortaya çıkan şizolarından biri, Tanrıya karşı çıkamayacağını bildiği için onun Azrail’ine karşı çıkması olayında görünüyor. Onun parçalanmışlığı, bölünmüşlüğü, yarılmışlığı bu noktada ortaya çıkıyor. Bu parçalanmışlıktan çıkabilmek için seçtiği yol,  öteden beri bildiği ve uyguladığı kılıcına ve kendi gücüne inanması ve gereğini yerine getirmesi gerektiğiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki bu kez karşısına başka bir inişli çıkışlı bir dünya çıkıyor. Saldırdığı Azrail güvercin oluveriyor. Güvercini Doğan’ı ile avlamak istiyor ya, o da olmuyor. Yani onun kullandığı hiçbir araç ve yol, karşılaştığı inişli çıkışlı dünyasını düzeltmeye yetmiyor. Bu kez Tanrıya yalvarıyor. Canına bir can bulması karşılığında bağışlanacağı söyleniyor. Bu haberi ise öldürmek istediği Azrail getiriyor. Doğal olarak tin dünyası karmakarışık oluyor ve babasına, anasına ve eşine giderek onlardan canına karşılık can istiyor. Fakat yeni bir parçalanma ve bölünme ile karşılaşıyor. Babası ve anası canlarını vermiyorlar. Son çare olarak eşine gidiyor ve eşi canını vermekten çekinmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi Dumrul yeni bir tin dünyası içindedir.</span><a title="" href="#_ftn17">[15]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O dünyada eşi ve çocukları ile uzun yıllar yaşayacağı bir ömür verilmiştir ona. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">6.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada aile ocağının hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemi ve değeri ortaya çıkarken, bencilliğin neyi yok ettiği de dikkatimizden kaçmıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eşin özverisi, baba ve ananın özverisi ile karşılaştırıldığında eş tarafı ağır basıyor. Ana ve baba eşin özverisi karşısında tutumlarından ötürü hiçbir sıkıntı duymuyorlar. Bunu, bir çözüm sunmamış olmalarından anlıyoruz.</span><a title="" href="#_ftn18">[16]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arapların Türklerle yaptıkları savaşların, Türk insanın tin dünyasındaki altüst olmaları getirdiğini görüyoruz bu öyküde.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türklerin bu altüst olan tin dünyalarında İslamiyet&#8217;i derinliğine ve genişliğine tanımadan, bu inanç alanına girdiklerini simgeliyor Dumrul’un serüveni. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onun karmakarışık tin dünyası İslam Coğrafyasında hala sürüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de de bu altüst olmuş tin dünyasını yaşıyoruz. Geniş “çokluklar” içinde,. Dumrul’un yaşadığı parçalanmışlık, bölünmüşlük, yarılmışlıklarla tanımlanabilecek karmaşa dünyası “çokluklarda” aynen yaşamını sürdürüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çokluklar”, hala düze çıkamıyor. Neo kapitalizmin tuzağında kıvranıp duruyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sanki  Dumrul’un şizoları…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çoklukların” da şizoları var.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Onlar, “çoklukların” tin dünyalarını sarmalamış ki…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sorma gitsin!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Çokluklar” inançları, kimi doğru olmayan yorumlara dayanarak benimsediklerinden, aldatıldıklarının, yanıltıldıklarının ayrımında olamamışlardır. Tıpkı, Dumrul’un düze çıkınca onu bu düzlüğe çıkaran gücün derinliğini düşünmeden, araştırmadan  yeterince ilgilenmeden söylenenlerle  yetinmesi gibi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze’ün işaret ettiği ve kazandırdığı şizofreniyi yaşıyor “çokluklar.” </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yarılmalar, parçalanmalar, bölünmeler, tin dünyalarını altüst etmesine karşılık hiçbir şey yapamıyorlar/yapılamıyor! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu karmakarışık dünyanın yaratıcıları da bu dalgalarla boğuşan “çokluklardan”  çok mu farklı ki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hiç değil!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Savaş kapıda!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluk ve yoksulluk ortadan kaldırılmadıkça bu karmaşa sürecek!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu şizoların, <strong>savaş, yokluk, parçalanmışlık, kişiliksizlik, akla yaslanmamak, toplumsallığı bozmak, düşmanlık ve kin yanlarıyla değil, özel çıkarlarla ilgileniliyor.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deli Dumrul’un Azrail’e karşı çıkacak değin yüksek dozlu bir paranoyası var.</span><a title="" href="#_ftn19">[17]</a><span style="font-family: Arial;"> Bu paranoyanın yansımaları hem davranışlarında hem de sözlerinde vardır. Azrail ile konuşmalarında söyledikleri bir paranoyadan başka bir şeyin ürünü olamaz. Konuyu toplumsalla ilişkilendirdiğimizde kapitalizmle karşı karşıya geliyoruz. Derinlikleri altüst eden neo kapitalizm kirizması, toplumsal katmanlarda öyle yarılmalar ve parçalanmalar yaratıyor ki onların sözü edilen yöntemle ele alınıp değerlendirilmesi, bu durumun somutlanmasını sağlıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze,  içinde bulunduğumuz ve çok çok etkilendiğimiz bu neo’lu kapitalizmin insan için ve toplumlar için nelere mal olduğunu ortaya koymak ve çözümleri saptamak, uygulamak için felsefe kazanının içindeki çorbayı kocaman bir kepçe ile altüst etmeyi denemektedir şizoanalizle. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Neo’lu  kapitalizmin yok ediciliğinden kurtulmanın yolunda, koca koca dikenler ve koca koca taşlar var!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kapitalizm, sayısal pazar hesaplarıyla toplumun temelini oluşturan anlamın, inanç sistemlerinin yerini kolaylıkla alabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hele bir de neo soslu ise!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Para hesapları, çıkar hesapları, toplum olmanın anlamını yok ederken; inanç sistemlerinin de o hesapların hem birey hem de toplum için, olabildiği kadar çıkar elde etmek üzere istismar edilmesini getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Para, borç yaratmak ve ödeme yoluyla suçu teşvik ediyor; ayrıca suçun hafifletilmesini de sağlıyor. Çünkü ihtiyaçlar var. Onlar giderilmeden ayakta durulamıyor. Yaşamanın ilk koşulları bile sağlanamıyor. O zaman insanlar ve dolayısıyla toplum bu ihtiyaçları sağlamak üzere çabalara giriyor.  Bu çabaların kimisi ya da bir bölümü suç yaratıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gayrimeşruluk budur!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Paranın çok <strong>önde ve değerde olduğu</strong> zaman dilimleri, neo’lu kapitalizm yayıldıkça ve derinleştikçe çok yoğunlaşıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gerek ihtiyaçların sağlanması, gerekse onların bedellerinin ödenmesi sırasında çok çok suç oluşuyor. Öte yandan, kapitalizmin neo’lu olmasından ötürü kazanç ve çıkar sağlayanların suçlarının hafifletilmesi de gözlerin içine baka baka, pekala ve pek güzel sağlanabiliyor! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İşte tam bu dönemlerde, yoğun nevrozlarla karşılaşılıyor. Gerek bireylerde gerekse Toplumda, yarılmaların, çöküntülerin, parçalanma ve bölünmelerin, “bini bir para” bile  etmiyor!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu nevrozlar,  psikanalizi ister istemez gündeme getiriyor. Şizoanaliz bu noktada da yolumuzu aydınlatıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Doğru yolu bulmamıza hizmet ediyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.17</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><em><strong>[2]</strong></em></a><span style="font-family: Arial;"><em>  Gilles Deleuze</em><span style="font-size: x-small;">, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Kapitalizm ve Şizofreni I.,II.;</span></em></strong></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> S.Murat Tura</span><strong><span style="font-size: x-small;">, Şeyh ve Arzu, Metis y.</span></strong></span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4">[4]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> M.Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, Metis y.</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref5">[5]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> S.Murat Tura</span><strong><span style="font-size: x-small;">, Şeyh ve Arzu</span></strong><span style="font-size: x-small;"> adlı yapıtında bu öykü ile ilgili olarak şunları söylüyor;</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Dumrul’un İslamlaşması Azrail korkusuna dayandığı ölçüde vicdanı ketlenmiş, dolayısıyla dünyeviliği aşmayı başaramamıştır.”….”Deli Dumrul boyu, gerçekten de Türklerin İslamlaşmasını  temsil ediyorsa, bu sonucun, Türklerin İslamı  yaşayışları ile ilgili sonuçları olması gerekir.”  “….boyda Arapların, Azrail’i simgelemesi kuvvetle muhtemeldir. Kılıç zoruyla gelen bir din, doğası gereği dinin kendinde taşıdığı, vicdanı şeyleştiren öğeleri ne şekilde etkiler?” </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<ul>
<li><a title="" href="#_ftnref6"><strong><span style="color: #0000ff;">§</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong> </strong><strong><em> Bilme, tanıma. Tanrıyı tanımak. Devirlere  ,insanlara ve mekana göre değişmeyen ilim. Ezeli ve ebedi bilgi  .Mutlağa ait bilgi.(Yaşar Nuri Öztürk)</em></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref7">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">M.Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, s.154</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref8"><strong><em><strong>[7]</strong></em></strong></a><strong><em></em></strong><strong><em>Agy.,s.158</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8220;Ve tek tanrılı dinlerin sonuncusu olarak paganlığa karşı son derece uzlaşmasızdır. Nitekim, İslamiyet öncelikle Arap tanrıçalarını (Lat, Menat ve Uzza) ortadan kaldırır &#8230; onları içi boş, güçten yoksun kılınmış sözcüklere indirger&#8221; (Berktay 1996). </span></em></strong></p>
<p align="left"><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref9"><strong><em><strong>[8]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref10"><strong><em><strong>[9]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref11"><strong><em><strong>[10]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Deli Dumrul…,s.158</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref12">[11]</a><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> İnt.ten alıntı</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizm kökenleri dünyanın kadim doğa dinlerine uzanan spirtüel bir yaşam tarzıdır. Temelde kökleri Avrupa’nın eski dinlerindedir. [Burada kasıt yakın doğuyu da içine alan kültür dairesinedir, ancak elbette ki aslen tüm bir coğrafyayı kapsar.] Ancak takipçilerinin bir kısmı diğer ülkelerin yerel inançlarına da büyük önem ve değer verirler. Her şeydeki kutsallığa dair bir inanç dünyanın heryerinde bulunabilir. Paganlar bunu mirasları ve kökenleri olarak görüp, bunların modern yaşama uyumlu olacak şekilde adapte edilmiş formlarıyla, öncüllerinin inanç ve değerlerini korurlar. Doğanın kutsallığını kutlar ve her şeyde var olan ilahiliğe -evrenin içinden akan ve hem görülebilen hem de görülemeyen</span></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">bilinemez tine– saygı duyarız.<br />
Paganlar ilahi [lahuti diye de geçer, burada lahuti ve latuhi denebilir de.çn] olanı, eril veya dişil olan kutsal bütünün parçaları olarak her yönüyle onurlandırırlar. Her erkek ve kadın bir pagan için güzel ve eşsiz bir varlıktır. Çocuklara da sevgi ve saygı duyulur ve kuvvetli bir toplum bilinci mevcuttur. Tabiatın vahşi hayvan ve kuşlara yuvalık eden açık alanları ve ormanlarına derin ve içten bir sevgi besleriz. Paganizm, bireysel ruhani deneyimin önemini vurgular ve paganlar sıklıkla bu deneyimi sevdikleri doğal dünya ile kurdukları ilişki aracılığı ile yaşarlar. İlahi olanla birleşmeyi kendimizi doğanın gelgitlerine uyumlayarak ve içsel benliğimizi keşfederek gerçekleştirmeyi amaçlar ve bu ikisinin birbirinde yansıtıldığını görürüz. İlahi olanla bir aracının yardımı ile dolaylı olarak değil de kendi deneyimimiz içinde yüz yüze karşılaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bazı yollarda rehber ve öğretmenler bulunsa da, bu kişiler kendi bilgelik ve deneyimlerini sorumlulukları altındaki kişilerin ilahi olanla ilgili kendi anlayış ve yorumlarını keşfetmeleri için sunan birer hızlandırıcı rolü üstlenirler. Ritüellerimiz doğal döngüler ile uyum içinde olmamıza yardımcı olurlar, bu nedenle sıklıkla mevsimlerin dönüm zamanlarında, ay ve güneşin safhalarında ve yaşamımızın dönüm noktalarında gerçekleştirilirler.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizmin geniş spektrumu içinde çok çeşitli gelenekler bulunmaktadır. Bu bizim manevi deneyimlerimizin kapsamını yansıtır. Çünkü herkesin eşsiz olduğuna ve dolayısıyla herkesin manevi deneyiminin aynı biçimde eşsiz olması gerektiğine inanırız. Bazı paganlar isimleri Avrupa folkloru ve mitolojisinden de tanıdık olabilen çok sayıda tanrı ve tanrıçaların izinden giderken, diğerleri cinsiyeti belirgin olmayabilen [metaforik düzlemde.çn.] tek bir yaşam gücüne odaklanırlar ve yine başkaları kendilerini kozmik bir çifte adarlar – Tanrıça ve Tanrı veya Hanım ve Efendi Çeşitliliğimizi kutlarız çünkü herkesin kendi maneviyatını kendi özünün içsel sesi uyarınca bulması gerektiğine inanırız. Bu nedenle bu içtenlikte olan tüm inançlara saygı duyar, misyonerliğe karşı çıkar ve insanları kendi inançlarımıza döndürmeye çalışmayız. Diğer inançlar ve genel olarak toplumdan tek beklentimiz toleranstır.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Çevreyle ilgili kaygıların arttığı ve ekolojik farkındalığın yaygınlaştığı günümüzde paganlar sıklıkla yeşil farkındalık hareketinin  ekolojik duyarlılığı tanımlayan bir kavramdır.] ön saflarındadırlar. Her gelenekten paganlar; insan, hayvan, bitki veya taş yaşayan her şeyin varlığına saygı duyar. İster düşünce, ister eylem yoluyla olsun, neden sonuç ilişkilerinin dünyanın canlıları üzerindeki etkilerinin her zaman farkındayız. Özgür düşünce, yaratıcı imgelem ve insanların pratik yaratıcı zekasını destekleriz, çünkü yaşamımızın doğal dünyanın ritmleriyle uyum içinde sürmesinde, bunların temel bir rol üstlendiklerine inanıyoruz.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Paganizm dogmatik değildir ancak belirli pagan inançları vardır ki değişmez, ilahi uyumun, tanrıça suretinde olduğuna inanmak gibi. Sadece Odin ve Mithra’ya bağlı eski Nordik inançlarında tanrı (male god) kavramı vücut bulmuştur ancak oradaki pagan inanışlarda dahi tanrıça inancı mevcuttur. Bazı paganlar tanrı ve tanrıçaların tıpkı bir insan topluluğu gibi bireylerden oluştuğunu savunurlar, İsis ve Osiris’in takipçileri ve doğu paganları ise çoğunlukla tüm tanrı ve tanrıçaların tek bir tanrı ve tanrıçanın suretleri olduğuna inanırlar ki Anadolu’da da bu inanış yaygındı. kesin olan şudur ki içinde tanrıça kavramını barındırmayan bir inanışı pagan diye niteleyemeyiz. zaten örgütlü tek tanrılı dinlerin en eski zamanlardan beri burada sayamayacağımız kadar çok örneğiyle kadını kötülemesi bu açıdan da çok ilginçtir. ayrıca pagan inanışları tüm dünyayı kaplayan tek bir yol değil insanların yaşadıkları yerler ve tarihlerinin ve atalarının getirdikleriyle değişkenlik gösteren ruh birliğidir. Paganizmde mesih inancı yoktur, her şeyin düz bir çizgi gibi, hayatın diğer yaşam için bir sınav olduğunu savunan tek tanrılı inanca karşılık paganizm, fiziksel ölümden sonra yaşamaya ve yeniden doğmaya devam eden ruh ile tam bir daire şeklinde, her şeyin birbirini tamamladığı sonsuz bir döngüye sahip düşünce biçimini tanır. </span></em></strong><em><br />
<span style="font-family: Arial;"> <strong>Her pagan için ortak olan şudur ki, toprak ana, gaia, yaşamın ve var olmamızın sebebidir ve ona aitiz Paganizm doğayı temel alır ve doğaldır. Yeryüzünün ve kişinin gelişimi, değişimi ve dengesi hayati derecede önemlidir.</strong></span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref13"><strong><em><strong>[12]</strong></em></strong></a><strong><em><span style="font-family: Arial;"> Agy.,s,159</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em>*</em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;"> İnt.ten alıntı.</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><strong>[13]</strong></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">  Agy.,s.160</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Göçebe-Çoban toplumlarda… hayatın ilk ve tek kaynağı doğadır. İklimiyle, coğrafyasıyla ve hayvanlarıyla ve bitki örtüsü ile. Ne ki bu doğa oynaktır, belirsizdir. İnsanın iradesine kalmaksızın bazen bereket getirir, bazen afet saçar…</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Hayatın biricik kaynağı olan doğa olaylarındaki bu öngörülemezliktir ki, onu insan gözünde bilinmez kılar. Bu bakımdan bütün göçebe toplumlarda doğa bilinmeyen alanına girer. Yani, acunsal ve duygusal olayları kapsayan doğa, bilinmeyene indirgenebilir ama onun kendisi indirgenmezdir. Çünkü bu gibi toplumlarda bunu dağıtıp acunsalı sağlayacak tek erk sadece bilinmeyenin iyeliğindedir.(Divitçioğlu,1987)</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><strong>[14]</strong></em></strong><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.160</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Babacıl dünya görüşü, göçebe düzenden yerleşik düzene geçmenin de bir ön şartıydı. Bilinç doğadan farklılaşıyor, onu kendinden ayrı bir nesne niteliğiyle görmeye başlıyordu. Toprak ananın yalnız verdiklerinin kabulü söz konusu olmayacaktı; ekilip biçilecek, neyin, ne kadar vereceği, eril öğenin döllenmesine bağlanacaktı.</span></em></strong></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref17">[15]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> Agy.,s.233</span></p>
<p align="left">
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">&#8220;Eski Yunan&#8217;da, genç kızlar evlendirilirken babalarının ya da vasilerinin geleneklere uygun olarak söylemek zorunda oldukları sözler, &#8216;tohum ve toprak&#8217; metaforunun yalnızca İslam&#8217;a, Doğu&#8217;ya özgü olmayıp bütün ataerkil toplumlarda geçerli bir anlayış olduğunu ortaya koymaktadır: &#8216;Bu kadını sana veri-yorum ki, onun tarlasını sürüp meşru çocuklar edinesin&#8217;&#8230; &#8216;tohum ve toprak&#8217; benzetmesi, ilk bakışta masum bir benzetme olsa bile, çok güçlü ataerkil anlamlarla yüklüdür. Birliktelikleri son derece doğal gibi görünen bu iki öğe, kategorik olarak birbirlerinden farklıdırlar, hiyerarşik bir düzen içinde farklı değerlere sahiptirler. Erkeğin canlı öğeye, tohuma sahip olduğu varsayılarak onun yaratıcı yaşam kıvılcımını sağladığı düşünülürken, kadının -tıpkı toprak gibi- bu yaşayan özü besleme işlevini yerine getiren cansız maddeyi sağladığına inanılır&#8221; (Berktay 1996). , </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p align="left">/</p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref19">[17]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Paolo Virno. </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Çokluğun Grameri</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, Otonom y.</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…çokluk, politik düşüncenin merkezi bir kategorisidir.(s.53) “; “…çokluğun yüzergezer bir kategori olduğunu söyleyelim. s.57”; “Çokluğun arkasındaki birlik genel zeka ile, türlere mahsus dilbilimsel-bilişsel becerilerle, zihnin ortak yerleriyle oluşturulur. O, açık bir şekilde devletinkine benzemeyen bir birlik/evrensellikle ilgilidir. S.47”.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/479/sizoanaliz-isiginda-neo-kapitalizmi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendiliğin Şiiri</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[kendiğin şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[libido ve şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=472</guid>
		<description><![CDATA[“Dıştan bir belirlenme ile değil, kendi kendine olan etkinlik; doğrudan doğruya kendi iç itilimiyle etkin olmaya yeteneği, duyarlığın alıcılığına karşı anlığın etkin oluşu” biçiminde tanımlanıyor kendilik, kendiliğindenlik.[1]   Kohut, bu alandaki yapıtlarıyla[2] konuya önce açıklık ve derinlik getirmiş, sonra da yeniden yapılanması konusundaki düşüncelerini olaylara ve kendinin yürüttüğü deneylere dayanarak kendiliğin sorunsallığının yeniden yapılandırılmasına ilişkin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span>“Dıştan bir belirlenme ile değil, kendi kendine olan etkinlik; doğrudan doğruya kendi iç itilimiyle etkin olmaya yeteneği, duyarlığın alıcılığına karşı anlığın etkin oluşu”</span></em></strong><span style="font-family: Arial;"> biçiminde tanımlanıyor <strong><em>kendilik, kendiliğindenlik.</em></strong></span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kohut, bu alandaki yapıtlarıyla</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> konuya önce açıklık ve derinlik getirmiş, sonra da yeniden yapılanması konusundaki düşüncelerini olaylara ve kendinin yürüttüğü deneylere dayanarak kendiliğin sorunsallığının yeniden yapılandırılmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu kavramı <strong><em>libido, libidinal gelişme</em></strong> kavramları ile ilişkilendirerek anlamlandırmaktadır.</span><a title="" href="#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">§</span></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Kendiliğin</em></strong><strong> </strong>tanıtılmasında, kişinin örneğin rüyalarının yorumlanması, o rüyalardan yürünerek yaşamının altında yatan tabanı oluşturmuş pratik yaşam artıklarının ortaya konmasıyla, o çerçeve içinde dünyanın yeniden kurulması, değiştirilmesi ve dönüştürülmesiyle yepyeni ve kişinin kendi alımlamasının ürünü olan ya da yansıması olan bir anlatım birliği kurulabiliyor. Bu anlatımın <strong><em>sesle, çizgi ile kitleye biçim vermekle ya da sözcüklerle</em></strong> yapılması, değiştirilen ve dönüştürülen dünyanın ortaya konulmasından başka bir şey değildir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu çabalar sonucunda ortaya konacak olan ürünün önce <strong><em>kendiliğin </em></strong>bir yansıması olması nedeniyle ve salt bu yanıyla bile sanat ürünü olduğunu kabul etmek zorunluluğu vardır. Ürünün sözcüklerle oluşturularak şiirin belirivermesi olasılığı çok çok yüksektir. Bu ürünün içtenliği, kendiliğin yansıması olmasından ötürü garanti altına alınmış olmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Konunun, yaşamla bağlantısı sözcüklerle yapılırken bireysellik kendiliğe yaslandığından şiirin oluşması da sağlanmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin şiirde öne çıkması onun şiir olmasını sağlayamaz ama o ürünün şiir olmasının önündeki engelleri ortadan kaldırarak o alandayer almayı dayatır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu, az şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin aşkınlıkla doğrudan olan ilişkisi,  konunun ontolojisini değil, öznelliğini de gösterecek biçimde ortaya konmasını sağlayarak, şiirin oluşması için uğranılmak zorunluğu olan duraklardan geçerek olgunluğa ulaşmasını gerçekleştiriyor. Bu yapılanma, edilginliği de içermektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, değiştirme ve dönüştürme işlevini böyle gerçekleştiriyor. Bunu çok kez söyledik ve yazdık.  Kendiliğin bu çabada içrek olması ve şiirin, ona yaslanarak kökleri ve dalları, yaprakları, meyvalarıyla donanmış  bir ağaç haline gelmesi başlı başına bir değişim ve dönüşümü göstermektedir zaten.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendilik, en çok bu değişim ve dönüşümün işlevselliğini sağlamaya yarıyor. Kendilik tabanı üzerine oturmuş olmasa şiir, bu işlevini yerine getirmemiş olacak; öznellik, bireysellik ve kişisellik nitemleri de  gerçekleşemeyecektir.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozan, sözü edilen bu işlerliğin ayrımında olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendiliğin şiire katkılarını önceden hesaba katmak gerekiyor. O katkıyı bilmek ve görmek bu işlevin en önünde yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yine dönüp dolaşıp aynı yere geldiğimizi sanıyorum. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne diyorduk,  <strong>Şiir İçin Çıkarsamalar</strong> üst başlıklı yazılarımızda?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Evet, yine tam oraya geldik: Felsefeyi enine boyuna kavrama zorunluğumuz vardır. Kendiliğin yolu da oradan geçiyor. Filozofların şiire katkılarını olabildiği kadar aktarmaya çalışmamız da bu gerçekliğin bir gereğiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi, kendiliği de o alana ekliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendilik alanından geçen yolun, şiire kestirme bir yol olduğunu söylemeliyim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> H.Kohut K<strong>endiliğin Çözümlenmesi’</strong>nde</span><a title="" href="#_ftn4">[3]</a><span style="font-family: Arial;">;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;">”hasta yeryüzünden uzakta, dünyanın çevresini dolanan bir rokettedir. Ancak, denetimini yitirip uzaya fırlamaktan, yörüngesinin merkezinde bulunan yeryüzünün, görünmeyen ama güçlü çekimi sayesinde korunmaktadır” </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Biçiminde bir durumu aktarıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durumun içinde yaşamakta olan kişinin, kendiliğindenliğinin içeriğinde dünyaya, insanlara, güzelliklere-çirkinliklere, kişisel ve toplumsal ilişkilere ….. bakışı ne olurdu acaba diye düşünmenin önemine işaret etmeye çalışıyorum. Kendiliğin bu örnekte ne denli geniş ve derin bir dünya yarattığını düşünmenizi istiyorum. Bu dünya uzaya fırlama korkusu içindeki bu bireyin dünyasını çevreleyen bir doğadır sanki. O doğanın kendine özgü yasaları ve kuralları, ilişki biçimleri ve bunun o ürkü içindeki insanda oluşturduğu değişim ve dönüşümün  “neliği”ni aramak gibi ilginç bir çalışmadan söz ediyorum. Şiir için bu durumun çok önemli bir olanak getirdiğini düşünüyorum.  Çiğneye/çiğnene çürük sakız haline gelmiş bir karmakarışık alanda çalışmanın yanında, bu yeni alanın üzerinde durmak ozana çok yeni ve değişik olanaklar sağlayacaktır diye düşünüyorum. Bu olanakların şiir için ufuk açıcı ve ufuk genişletici yanını ozanların değerlendirmelerine bırakmak istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Deleuze’ün Türkçeye iki cilt halinde <strong>Kapitalizm ve Şizofreni </strong>adıyla çevrilen yapıtında, “şizofreni“ kavramından çıkarak, sanatın kaynağına nasıl ulaştığını görüyoruz. <strong>Şiir İçin Çıkarsamalar V. </strong>üst başlıklı yazımızda, konuya ilişkin açıklamalarda ve yorumlarda bulunulmuştu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kendiliğindenlik, kendilik </strong>kavramları çerçevesinde yeni şiirler kurulmasını beklemeliyiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Prof.B.Akarsu, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Felsefe Terimleri Sözlüğü</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, s.115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Heinz Kohut,, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Kendiliğin Çözümlenmesi, Kendiliğin Yeniden Yapılanması</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">, Metis Yayınları.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<ul>
<li><strong><span style="font-size: small;">§</span></strong><strong><span style="font-family: Arial;"><em><span style="font-size: small;">Cinsel istek ya da dürtü. </span></em></span></strong><strong><span style="font-size: small;">{</span></strong><strong><span style="font-family: Arial;"> <em>Güdülenim kuramı</em></span></strong><strong><em><span style="font-family: Arial;">, ruhsal işlevlerin sürdürülebilmesi için gerekli görülen enerjinin kaynağını, dolaşımını ve dönüşümünü inceler. Libido adı verilen bu enerji temelde “cinsel bir enerjidir”. “Haz ilkesi” temelinde cinsel dürtüler doyuma ulaşmaya çalışır. Ancak büyüme ve uygarlaşma süreci esnasında karşılaşılan engeller, çocuğa bazı kereler (kendi çıkarları gereği) “haz ilkesi”nin çabuk doyuma ulaşma arzusuna tümüyle veya kısmen karşı çıkması gerektiğini öğretir. Yapısal kuramda ortaya konulan “ego” isimli işlevsel kompartımanın şekillenmeye başladığı yer de tam burasıdır. Ego, doyumun gerçekleşmesi halinde  uğranılacak zararı gözeterek arzuyu bekletebilir. Giderek, tehlike karşısında “sinyal anksiyetesi” denilen haberci mekanizmayı harekete geçirerek, potansiyel tehlikeye dikkat çekmeyi başarır. Bu mekanizma tehlikeyi bertaraf etmek üzere ego’nun önderliğinde organizmayı faaliyete davet eder. .Üst ben  yani ahlaki ben ile arzular arasında uzlaşma noktaları oluşturabilmek adına “savunma mekanizmaları” denilen bazı tekniklere başvurmayı öğrenir.<br />
Freud sonrası dönemde kuramın merkezinde bulunan bu üç psikolojik önerme çeşitli açılardan  tartışmaya açılmış hiç biri ancak tümüyle reddedilmemiş; hatta yeni geliştirilecek bir kişilik kuramının mantıksal tutarlılığa ve işlevselliğe sahip olmak kaydıyla bu önermelerin üçüne de yanıt vermesi gerektiği ileri sürülmüştür.(İnt.ten alıntı)</span></em></strong><strong>}</strong></li>
</ul>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Sigmund Freud ve onu izleyenlere göre libido, insan yaşantısının en önemli öğesidir. Libido yalnız cinsel yaşantıyla değil, tüm yaşantının birçok yönüyle ilgili bir kavramdır. Freudculara göre, cinsellik tüm insan davranışlarında çok önemli bir rol oynar. Bundan dolayı libido insan ilişkilerine ve etkinliklerine yön veren ana öğedir. Buna karşılık kimi ruhbilimciler ise libidoyu yalnız cinsel birleşmeye katılma dürtüsü olarak yorumlamaktadır. Bu yoruma göre, libido, herhangi bir insanın tamamen rastlantı sonucu ortaya çıkan cinsel birleşme olanağını kullanma dürtüsüdür.</span></span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="font-size: small;">            </span><em><span style="font-size: small;">Analitik psikoloji ile Freud’un psikanalizi arasındaki temel görüş ayrılığı libidonun niteliği ile ilgilidir. Freud’a göre libido cinsel ağırlıklı bir kavram, Jung’a göre ise; libido genelleştirilmiş bir hayat enerjisidir. Jung’a göre libidinal hayat enerjisi, kendini, gelişme, üreme ve birey için neyin önemli olduğuna bağlı olan başka faaliyetlerde de gösterir. Jung hayat enerjisini sadece cinsellikte ele almaz. Örneğin, 3-5 yaş arasını</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Freud, ilk cinsel belirtiler dönemi olarak algılarken, Jung’a göre cinsellik öncesi dönemdir. O’na göre libidinal enerji, gelişme ve beslenme işlevlerine hizmet eder. Jung ödipal süreci reddeder. Jung’a göre bu dönemde çocuk annesine olan düşkünlüğünü annenin yiyecek sağlayıcı işlevine bağlı bir doyum, ihtiyaç bağlılığı ve rekabet açısından ele almıştır. Jung’a göre libidinal enerji sadece ergenlikten sonra karşı cinse ilgi duyan bir şekle bürünür. O’na göre cinsellik libidoyu oluşturan birkaç dürtüden biridir. (İnt’ten alıntı)</span></em></strong>  </span></p>
<p align="left"><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4">[3]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> S.23</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhsin ŞENER</strong></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><em>muhsinsener@gmail.com</em></a></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/472/kendiligin-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VIII / Kültür ve Kimlik Çoksesli Şiiri Mi Dayatıyor?</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[özbudun]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[sibel]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Sibel Özbudun’un Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı[1] okuyorum. Yazar Küreselleşme ile kültür, kimlik ve sınıf kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.   Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Sibel Özbudun’un <strong><em>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı</em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"> okuyorum. Yazar Küreselleşme ile <strong><em>kültür, kimlik ve sınıf</em></strong> kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması olarak ortaya çıktı. Bu dayatma, kavramı, “yersen!” ile açıklanacak bir kavram, haline getirmiştir.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, toplumları ve kurumları yeni zaman ve mekân boyutunda birleştirip bütünleştiren evrensel bir süreçtir. </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tanımda geçen <strong><em>toplumlar </em></strong>kavramı tüm dünya uluslarını, devletlerini de kapsıyor. Doğal olarak o toplumların bireyleri, yönetimleri, bireysel ilişkileri, inançları ve düşünceleri, gelenekler, vb. bu kavram kapsamındadır. <strong><em>Kurumlar</em></strong> kavramı ise, hangi ulus, topluluk ve devlet olursa olsun onların tüm kurumlarını (merkez, taşra, resmi, sivil vb.) içine alıyor. <strong><em>Zaman</em></strong> kavramı da, bilinmeyen,  bilinemeyen, saptanamayan, üzerinde egemen olunamayan zaman anlamınadır. <strong><em>Mekân</em></strong> kavramı, her türlü organizasyonun ve yerleşimim yeri demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir tanımlamanın dışında ne kaldığını bana söyleyebilir misiniz? Çünkü geriye kalan hiçbir şey yoktur, bırakılmamıştır. Bunun anlamı, küreselleşmeyi istersen benimse, istersen benimseme o senin bileceğin bir şey; yersen! demektir!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu süreç, böyle bir yapılanma ile etkisi altına aldığı, tüm dünyanın ve toplumların güçlerini kırmayı ve küreselleşmeyi dayatanların istek ve arzularına uygun biçimde davranmak ve yaşamak zorunda olduklarını haykırıyor. Konunun, sosyolojik pek çok yaptırımları ve dayatmaları üzerinde durmak, bu yazının kapsamında olmadığından, salt konumuza yaptığı etkileri deşmeye ve açmaya çalışalım.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Kimlik</em></strong>, bireyin tanımlanması demektir. Kimliğin çok çeşitli ve içerikli yanları bulunuyor. Kimlik kişilik demektir. Kişiliğin oluşmasında küreselleşme denilen bu fırtınanın mutlak anlamda etkisi ve etkinliği altında ezilen kimliğin olduğu apaçık bir gerçekliktir.  Bireyin oluşması sırasında buyurganların isteklerine karşı duracak, karşı çıkacak bireylerin yetişmesinin/ yetiştirilmesinin olanağı yoktur. Yetişiyormuş gibi yapılabilmekte ise de bunun işlevsel bir olanağı olmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların isteklerine uygun bireylerin bulunduğu topluluklarda önce kendini kavrama, anlama, anlamlandırma ve ardından çevresini kavrama ve algılamanın yapılan bu kimlik oluşumu tanımına tamamen uygun olacağı apaçıktır. Toplumların biraz ileri gitmelerine olanak tanınmaması önemli bir sınır oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların istek ve arzularına uygun biçimde oluşan ve gelişen birey ve toplukların bu zengin ve gelişmiş buyurganların istek ve arzularına uygun düzenler ve yaşama biçimleri oluşturulmasına karşı bir tutum geliştirilememektedir. Çünkü buyurganlar önceden, tüm bunları düşünerek yeni bir yaşam anlayışı, kavrayışı ve pratiğini bireylere ve topluma yukardan bir afat halinde yağdırarak el aman dedirtene dek, o bireyleri ve toplumları etkisi altına almaktadır. Artık onların istediği bir kültür oluşmaktadır ve o kültür içinde, kültürü oluşturan öteki öğeler de bu genel yapıya uygun olarak etkinlikler göstermeye başlamaktadırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın, sanat, şiir, resim, müzik bireysel ve toplumsal yaşam biçimi hep bu tablonun içinde kurulur, oluşturulur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu duruma bir de  “evrensel olunduğu” havası basılınca, tablo tamamlanmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa bu evrensellik değildir. Evrensellik, dünyanın her yanında geçen ve geçerli olan bir kültüre verilen addır.  Yaşanan ise salt buyurganın etkilediği biçimden başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlik,  içinde soy, sop, aile, kabile, ulus, inanç, töre, gelenek, görenek gibi kavramlar ve kavramların kapsamındaki yapılanmaları da kapsıyor.  Buyurganların istediği biçimde oluşan kişiliklerin ve toplumların soylarına bağlılıklarını, aile bağlarının arttırılmasını, inançlarının serbestçe yenine getirilmesini ve geleneklerini, göreneklerini dilekleri gibi yaşatmalarını sağlayıcı yardım ve yasal olanakların sağlanması halinde ortaya, yepyeni ve çok sorunlu toplumsal ve bireysel yapılanmalar çıkıyor. Her yerleşim yerinde, her ailede, kabilede, her inanç grubunda yeni yeni toplumsal adacıklarla yaşamını sürdüren, sürdüreceğini sanan grupçuklarla oluşan bir kocaman kargaşa ile karşılaşılacaktır ki bu kargaşanın yürümesi ancak, bir başka ve daha büyük keşmekeşin ortaya çıkmasına bağlı ve bağımlı olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşmenin dayattığı bu yapılanmanın içinde şiirin yeri, ancak o soy, sop, aile ve gelenekleri ayakta tutabilecek gücün üretilmesi ile sınırlı olabiliyor.  Sanat alanında ortaya konan ürünlerin evrensel bir kapsayıcılığının olabilmesi için önce “kimliğinin” olması gerekiyor. Sonra da evrensel ölçütlerin içine bu “kimliği” koymamaya çaba harcamalısınız. Yoksa bugün çokça karşılaştığımız, “…gibi olan”ı yaratabiliriz ancak. Bu da bizi, sürekli olarak aldatıp, yanıltır!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlikleri parlatmaya yönelten anlayış ve kavrayışların, bir özgürlük savaşımı içinde olduklarını haykırmaları, bir aldatmacadan öteye geçemiyor. Çünkü Özgürlük daralmak değil genişlemektir, geniş alanlara çıkmaktır. Kimlik duvarlarının dışına çıkmamayı savunmak nasıl özgürlük olacaktır? Onu daraltan yapısıyla, nasıl bir özgürlük alanı olarak kabul edeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bugün şiirimizde kimliklere yaslanan çok sayıda ürün ve yapıt var. Geleneğin içinden geçerken, orada bir yerde durmayı ve o yerden seslenmeyi marifet sanan çok kişi var.   Kabilenin, soyun, dilini ve kavramlarını kullanarak kurulan bir şiir var ortada. Geleneği ayağa kaldırmak üzere kurulan bir şiir var. Bu gelenekselliğin şiiri zenginleştirdiğini söyleyeneler var. Bunlar Türk Dil Kurumunun kuruluşundaki temeli tümden değiştirerek gelenekselliği dil düzeyinde geçerli kılarak, bulundukları noktada durulmasında direnlerin davranışlarıdır.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Cumhuriyetle birlikte dünyaya açılırken kendi dilinizin, Türkçenin bilim, sanat, felsefe ve konuşma dili olarak kapsamını ve kaplamını genişletmekti Kurumun görevi. Bu konularda çalışmalar yaparak ön almak ve yol açmakla görevliydi. Ancak bugün bunu değil tam tersini yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın Dergileri sanatın ve özellikle şiirin nefes aldığı alanlardır. Çok sayıda şiir dergisi yayımlanıyor. Bunların yüzde doksanı geleneğe bağlı ve onu öne çıkarmaya çabalayan ve son yıllardaki hem parasal hem de kolaylaştırıcı yaklaşımlarla desteklenen dergiler. Şiirlerin önemli bir çoğunluğu geleneğe bağlı olanlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa örneğin şiir bu konuda mevcut dergilerle yepyeni bir yola girebilir, girmelidir. Ne var ki</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin böyle bir hamleye soyunabilmesinin gelenekle ve eski ile bağını koparması ve yeni bir yola girmesi gerekmektedir. Eskimiş, yıpranmış düşünce ve görüşlerin öne çıkardığı bir sanatın ve tabii şiirin en güzel örnekleri eskilerde duruyor. Onlardan daha üstününü şimdi ortaya koyamamanın ezikliği eskiye öykünme ile gideriliyor sanki.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>M.Bahtin’den SÖYLEŞİM ve Çokseslilik</em></strong> kavramlarını ve bunların kapsamlarını öğrendik. Bu iki kavramın yazında kullanılışına ilişkin en güzel örnekler Dostoyevsky’nin yapıtlarında var. Dostoyevsky, bir betim yaparken o betimin konusunun <strong><em>anımsattıklarını ve düşündürdüklerini</em></strong> de yazısına katıyordu. Bu yönteme<strong><em> söyleşim </em></strong>adını verdi Bahtin. Sanki, yapıttaki kişilerle o kişilerin ya da yazılan konunun anımsattıkları ile karşılıklı konuşmaları ve tartışmalar yapılıyordu yapıtta. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu yöntem şiire <strong><em>Çoksesli Şiir</em></strong> olarak yansımıştır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin yapılmış ve yayımlanmış başarılı çalışmalar da vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;">  Benim yapıtlarımda da bu konuda yazılar bulunmaktadır. Özellikle <strong><em>Şiiri Yeniden Düşünmek ve Yeniden Kurmak</em></strong> başlıklı yapıtımda bu konuya ilişkin yazılar vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiir konusunda felsefenin olanaklarını araştırmak önemli görünüyor. Konuyu enine boyuna ele alan yazılarım yayımlandı ve yayımlanıyor.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;">  Bu yazılarla konunun önemine dikkat çekmek istedim.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu konuya ilişkin bir tartışma ortamı oluşursa şiirimiz için çok ön açıcı olacaktır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli Şiir için önem taşıyan noktalar şunlar olabilir:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Çoksesli Şiir, ilk elde metafiziği öne çıkarıyor.  Metafiziğin, ontoloji ile çatışan yanları var. Varlık, varlığın algılanması, alımlanması, dışavurumu, sözcük seçimi, yerleştirme ve düzgü aşamalarında metafiziğin yer yer araya girdiğine tanık olunacaktır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Ozan, varlığın tanınması aşamasında madde ile ele ele olmak durumundadır. Bu işlem, ontolojik yapıyı kurmaya yarıyor. Ontolojik yapının metafizikle ilişkisi olamaz.
<p>&nbsp;</li>
<li>Algılama aşamasıyla alımlıma aşamalarında metafizik devreye girerek, ontolojik yapılanmadan başlanarak yeni, değişik ve değiştirip dönüştüren bir yapılanma oluşturulmalıdır. Ontolojik yapılanma kavranırken, maddeye değgin bilgiler ve verilerle karşı karşıya olan ozan, o verilerin ve niteliklerin bilincinde oluşan yansımaları saptamalı ve onların dışavurumu üzerinde yoğunlaşmalıdır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Bu yoğunlaşma, yeniden bir algı oluşturma ve o algının, alımlama düzeyine çıkarılması yani ozanın  malı haline getirilmesi, ardından da o yeni algı ve alımlanmış olanın dışavurumuna ilişkin sözcükler seçilip onlar arasında bir düzgü sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Bu düzgü kurulurken, diyalektiğin getirdiği olanakları kullanmak gerekiyor. Diyalektik, söylenmek istenene çok çeşitli boyutlan kazandıracaktır. Örneğin, <strong><em>Olumsuzlamanın Olumsuzlaması</em></strong>   kuramı söyleneceklere  yeni yeni boyutlar verecektir.
<p>Demek oluyor ki diyalektiği iyi kavramak, iyi şiir için ilk koşuldur.</p>
<p>&nbsp;</li>
<li>Diyalektik, doğru düşünmeyi sağlarken, doğru şeyler söylemeyi de gerçekleştirecektir. Şiirin,  <strong><em>Fuzuli’nin dediği gibi “elbette yalan”</em></strong> olmadığını sağlayan araçtır diyalektik.
<p>&nbsp;</li>
<li><strong><em>Şiir İçin Çıkarsamalar V.</em></strong> başlıklı yazımızda, Spinoza’nın Deleuze aracılığı ile yaşam kazanan görüşlerinin bu konuda yararlı olacağını düşünüyorum.
<p>&nbsp;</li>
<li>Çok seslilik, ozanlar için yeni ve çok olanaklı bir alan olacaktır. Bu alanda kendiliklerini daha güzel,  daha kolay ve daha yeni olarak ortaya koymaları mümkün olabilecektir.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin düşüncelerimizi pekiştirmeyi, Tozan Alkan, Harun Atak, Heves grubundan Ömer Şişman’dan örneklerle sürdürelim:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Öylesine çoktu ki yokluğun gerekçesi</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kokusu uykularıma sindi gece; barut</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Gömleğime sığınmış kanayan bir yaraydı.</span></em></strong></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Çeyiz Sandığı’m, Zaman ve Maske, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Barutun yaptığı etkiyi anımsatıyor beden.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Tozan Alkan’ın Çeyiz Sandığı’m</em></strong> başlıklı bu şiirinde önce başlığın düzgüsünde ortaya çıkan boyutluluk dikkatimizi çekiyor. “Çeyiz sandığı” sözcesi bir birikimi, biriktirilmişliği ya da biriktirilmiş olanları anımsatıyor.  Sözcenin sonuna eklenen (-m) iyelik eki, bu birikmişliğin bir yandan da birinci tekil kişiye ilişkin olduğunu gösteriyor. Doğal olarak çeyiz sandığı sözcesinin gerçek anlamını da unutmamalı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin öteki dizelerinde biriktirilememiş olmaya işaret ediliyor. Burada <strong><em>yokluk</em></strong> kavramı, anımsattıklarıyla düzgüde görev alıyor. Öte yandan birinci tekil kişiye ilişkin olan bu yokluğun, yoksulluğun, yani birikimsizliğin nedenlerinin çokluğundan söz ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluk ve yoksulluğun gerekçelere yaslanmasını seçmek ve bunu dışavurmak, kendini haklı çıkarmayı ve bir sorumluluk almamayı da anımsatıyor. Böyle düşünmenin gerekçesi, ikinci dizedeki /<strong><em>kokusu uykularıma sindi gecede/ </em></strong>düzgüsüne gizlenmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluğun ve birikimsizliğin nedenleri üzerinde düşünme olanakları bu dize ile elimizden alınıyor sanki. Barut sözcüğü sığınmayı daha da artırıyor. Öyle bir etkisi oluyor ki o biriktirememişliğin baskı ve yoğunluğu baştanbaşa ve bambaşka bir şey oluyor: Kanayan bir yaradır o artık, bedende!  Bedendeki  değişim <strong><em>koku</em></strong> kavramıyla verilmek istenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">T.Alkan bu dizelerde, <strong><em>çeyiz sandığı</em></strong> sözcesi ile ortaya konan varlığın, ontolojik yapısından çıkarak birikimsizliğin, biriktirememiş olmanın insanda oluşturduğu değişim ve dönüşüme doğru yürüyor. Burada sözü edilen birikimsizlik, biriktirememiş olmak gibi durumun, insan bedeni üzerindeki etkilerine doğru kanat çırpan bir düzgü ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin sonra gelen bölümlerinde bu değişim ve dönüşümün getirdikleri, pişmanlıkları, sıkıntıları…yine yepyeni bir yoldan gidilerek dile getiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Ten </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Simyasında</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bekliyoruz</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Başkalaşıyor</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">:</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Şair ve şiir</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Anlamın</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kesif pıhtısıyla</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Örtünüyor nesne.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Şairin Savaşımı, Gecel, s.19)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn6"><strong>[6]</strong></a><span style="font-family: Arial;">      </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Harun Atak’ın bu dizelerinde ozanın ve şiirin macerasından bir kesit var. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozan, insan varlığının ontolojisinde duruyor, bekliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın uğraşı budur, bu olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın durduğu bu yerde, hem kendisi hem de ürünü olan şiir değişiyor, dönüşüyor. Ancak anlamdan da bir türlü kopmuyor, kopamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Anlamı taşımayı sürdürüyor. Nesne anlamın üstünü örtüyor. Anlam görünmüyor. Ancak ondan da vazgeçilemiyor. Bu işi ozan ile nesne gerçekleştiriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Değişim ve dönüşüm de bu noktada gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, böyle oluşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin bir tanıtım, bir betim olmanın çok ötesinde bir yerde durduğunun, durması gerektiğinin altı birçok kez çizilmiştir. Benim bu sözcüklerimle değil, Atak’ın sözcükleriyle ve düzgülemesiyle de söylenmiş oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Yedilir gece. Anne zanneder.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">burçlanır çocuk.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">zanneder ki anne vardır içinde.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">başka kendinden neyi kurabiyedir.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bilmez kendiliğinden.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(çocuk, hata devam ediyor, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn7">[7]</a></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ömer Şişman’ın bu dizelerinde düzgü ile bir değişim dönüşüm gerçekleştiriliyor. Yeni ve değişik bir algılama, alımlama ve düzgüleme biçimidir Şişman’ın kullandığı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk, gece adım adım izlenir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuğun durumunu geceye uygun hale getirilmek için çırpınan anne…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk bu edimde çeşit çeşit boyutlar, burçlar edinir: uyur, işer, bağırır, mama ister falan…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geceyi anne sanır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gece, anne ile olur sanır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burçlanmayı bekler. Kendi kendine nasıl başka şeyler kursun ki çocuk, kuramaz ki… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tıpkı yetişkinlerin kurabiyeleri gibidir ona gece.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O kendiliğini bilmez. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendi kendine de bu durumun ayrımında olamaz. Kendiliğinden bunu duyumsayamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anne olmalıdır yanında.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukardaki açıklamalar şiirin anlattıklarıdır. Ozan, çocuğun gecelerdeki durumunu yaşıyor ve o algıyı şiirleştiriyor. Algı, çocuğun anne ile birlikte geceyi ancak yaşayabileceğine ilişkindir. Çocuğun ve annenin gecelerdeki edimlerini ozan, anne ve çocuk açılarından anlamlandırıyor. Çocuk, anne ile birlikte boyutlanmaktadır geceleri. Geceyi anne sanıyordur. Anne olmasa geceyi algılayamayacak ve o geceyi yaşayamayacaktır sanki. Anne olmadan olmuyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk ve anne ve tabii bir de gece işin içine girdiğinde oluşan manzara ortaya konuyor. Konuyor ya, bu ortaya konuş, gecenin yedilmesi, çocuğun burçlar kazanması, gecenin çocuk tarafından anne gibi alımlanması, onun yetersizlikleri, kendi kendisine yetemediği…gibi şeyler dışavuruluyor. Bu dışa vurumdan çıkan sonuç ise bambaşkadır. Bu kez değişim ve dönüşüm, bu yapı ile gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Çoksesli Şiirin</strong> dayatması söz konusu olamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne ki şiirin bu yola girmesi ve bu yönde çaba göstermesi gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, kendini yenilemelidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin kendini yinelemesine olanak tanınmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Estetikçi İsmail Tunalı Hoca, <strong>Sanat Ontolojisi</strong> adlı yapıtında:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Ontolojik yöntem, edebiyat eserini ses, ölçü, semantik, psikoloji, felsefenin ortak olarak araştıracağı ve onu bir kompleks (bütün) olarak kavramasıdır. Bu yöntem aynı zamanda objektif bir yöntemdir. Bu yöntemle edebiyat eserleri, şiir, roman vb. üzerinde yapılacak araştırmaların başarısına inanıyoruz. İnancımız, edebiyat eserinin ontik varlığından doğan bir inançtır. S.107-117</em></strong>” diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Dr. Yavuz Bayram</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"> :</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Eski yeni ayrımı yapmaksızın bütün Türk Şiirini bu yöntem aracılığı ile yeniden ele almak ve incelemek gerektiği inancındayız</em></strong>” demektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu akademik görüşler, bizim <strong>Çıkarsamalar </strong>üst başlığı altında yayımlamış olduğumuz ve yayımlamayı sürdüreceğimiz yazılarımızla yapmak istediklerimizin, akademik düzeyde de ele alındığını ve görüşümüzün paylaşıldığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirimiz, yeni bir boyuta doğru kanatlandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Sibel Özbudun, <strong>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik, Kültür Yazıları</strong>, Ütopya y. 343 s., Ankara 2010,</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Hayriye Ünal<strong>, Eşikteki Özgürlük, Çoksesli şiir,</strong> Hece y., 383 s.,Ankara  2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener, <strong>Şiiri Yeniden Düşünmek  Şiiri Yeniden Kurmak</strong>, Kurgu Kültür Merkezi y.,  478 s. Ankara 2013</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener<strong>, Şiir İçin  Çıkarsamalar I.II,III ,IV,V,VI,VII</strong>. (Eliz, Kıyı, Kurgu Kültür, Bireylikler, Ekin Sanat dergileri)</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Tozan Alkan, Zaman ve Maske, 3.baskı, Artshop y.,2007</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref6">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Harun Atak,<strong> Gecel, </strong>noktürn y., 2.basım ,İstanbul, 2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref7">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Ömer Şişman, <strong><em>hata devam ediyor</em></strong><em>,  2.baskı, Ömer Şişman, 160.Kilometre y., İstanbul,2012</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Dr.Yavuz Bayram, Ondokuz Mayıs Üni.Amasya Eğ.Fak. Öğretim üyesi<strong>,” Ontolojik Analiz Metodu ve Bir Ugulama”, (</strong>İnt.ten) başlıklı yazısına bkz.</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VII / “Şiir Satmıyor ki&#8230;&#8221;nin Üstüne Üstüne Gitmek</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Paz]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Wittgensitein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir. Wittgensitein &#160; Şiir satmıyor… Şiir yapıtları da satmıyor… Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki? Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki? Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!   Toplumların en zor zamanlarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><em>Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir.</em></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Wittgensitein</span></em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir yapıtları da satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Toplumların en zor zamanlarında ozanların ve şiirlerin ve onlara yol gösterdiği, öncülük ettiği dönemleri çoktan aştığımızı biliyoruz da şiirsel eylemin yaratıcı ürünlerini ve onları üretenlerin bu denli arkalarda bırakılmasını hem kolay kolay anlayamıyoruz hem de kolay kolay benimseyemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yetinmeyi hiç içimize sindiremiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yolumuzun aydınlanamayacağı gerçeği karşısında direnmek gerektiğini biliyor ve bu kartopunu hep birlikte yuvarlayarak büyük, büyük, çok büyük yapmak istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin kazandıracaklarından herkesin yeterince payını alması için çalışmak, aydınlatmak ve uyarmak gerektiğini hiç ama hiç unutmuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ayrıca böyle bir “nisyana” kapılmayı da insanlığa yedirmenin olanaksızlığını düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">    </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">                                             </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O.Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Doğal güzelliklerin, insanların ve olayların genellikle şiirsel yanları vardır. Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olduğu veya şairin yaratıcı arzusuna yabancı (olan) güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale geldiği an şiirselliğin içindeyizdir”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Diyerek şiir uğraşının sınırlarını kabaca çizerken, şiirin verilerini de işaret ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin, insanların, olayların şiirsel yanları….</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olarak ortaya çıkması…</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şairin yaratıcı arzusuna yabancı güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale gelmesi…</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirle, şiirsellikle ortaya konabileceğini iri iri sözlerle belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin ayrımında olmak için şiire ve şiirselliğe gereksinim vardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne olursa olsun gereksinim olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bireyler ve toplumlar bu gereksinimi şiddetle duymalıdırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Güzelliklerden habersiz ve güzellikleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yaşa</span></em></strong><strong><em>mama</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">nın</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> getirdiği/getireceği yozluğu, yüzeyselliği ve sevgisizliği duyumsamalıyız. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yaşamın, salt yeme- içme ve boşalma ve bunlar için çalışma- çabalama demek ol</span><strong>ma</strong><span style="font-size: x-small;">dığının ayrımına varmanın başka yolu yöntemi yok ki! </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarını bilmeyen, buna gereksinim duymayanların yozluğunu ne yapacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı, salt yararlanılacak ve kullanılacak bir güç olarak benimsemek değil midir bu algılama? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı böyle anlayanların kendi çıkarlarından başka bir düşünceleri olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Peki, nedir </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">insanın şiirsel yanları</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> denen şey?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Önce, yaşamdaki her şeyin onun eseri olması demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Onun çaba ve emeği ile oluşmuş, kullanılabilir ve insana yarayan her şeyin onun eliyle yaratıldığını benimsemek demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durum, insanı benimsemeyi ve ona kendin gibi önem ve değer vermeyi getirecektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Böyle bir yaklaşım insana özgüdür ve ardından yardımlaşmayı, merhametli olmayı, sevmeyi, korumayı, paylaşmayı, desteklemeyi ve daha neleri neleri kazandıracaktır…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsansız ve insana yaramayan; insanla oluşmayan ve onunla bütünleşmeyen her şeyin ötelere atılacağı bir ortamı öyle kurabilirsiniz. Bunun başkaca bir yolu yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsan için olan düzenlerde her şey onun için düşünüldüğünden zorluklar, sıkıntılar ve yaşam sevincinden uzaklaşmalar en az düzeye indirilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yönetenlerin atacakları her adım, insan yararına ve hizmetine ilişkin olur. İnsanını sıkıntılara sokan kararları almak o yönetimlerin yapabileceği bir şey değildir, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O yönetimler, insan için ve yine insanlarca oluşturulduklarından bu yoldan ayrılmanın yönetme denen şeyin yadsınması anlamına geleceği çok iyi bilinmektedirler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsanı bir yana atan, onu yoran, özgürlüklerini kısıtlayarak onu iğneli bir fıçının içine girmeye zorlayan; </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">önce kendisini düşünen, ötekini arkalarda bırakan ve bu davranış ve ilişkilerinin tam tersini bağıra çağıra söyleyen bir yönetimin insani olduğu savlanabilir mi?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yozlaşmayı ve yüzeyselliği öne çıkarmak, böyle yönetimleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">kişisel çıkar için çalışmak</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir çamura bulanmaktan başka bir çıkmaz sokağa çıkarmaz!</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olay denilince, en az bir nesne ile bireyin ya da bireylerle bireylerin ilişkilerini anımsıyoruz. Bu ilişkilerin içindeki </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">güzellikleri gören şiirsellik ortamına </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">olan gereksinimi ne yapacağız? Olayların şiirsel yanlarını hiç görmemek ve onların hiç ayrımında olmamak neler getirecektir bilmeye ve anlamaya gereksinimimiz yok mudur?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarını düşünerek onlara yaklaşmak, o olayları yaratan, içinde olan bireyler ve toplulukların şiirsel yanlarını düşünmek ve anlamak, olayları doğru anlamak ve doğru değerlendirmek anlamına gelir. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Doğru anlaşılan olaylara da doğru tanılar konabilir ve o tanılara göre önlemler alınabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne ki, böyle bir çabası olmayanların çoğalmasını durdurmak için ne yapılması gerekiyorsa, eldeki güçlerle onu yapmak ve bundan hiç ödün vermemek gibi insanı/insanları, toplumu/ toplumları içinden çıkamayacakları derin ve karanlık çukurlara itmeyi getirmektedir ki bu da her şeyin özündeki insani yanı hiç görmemekten kaynaklanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                                                                </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, ozanın görmezden gelinmesi, şiir yapıtlarının okunmaması yani, şiirsel ortamın yaşatılması ve yaşaması için hiç çaba ve anlayış gösterilmemesi…bu yoz ortamın oluşmasına hizmet ediyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Başka bir anlam içermiyor, taşımıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirsel ortama, birey olarak da toplum olarak da gereksinim duyulmalıdır. İnsanın insana, insanın doğaya, olaylara…bakışını ve onları anlamasını,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">kavramasını; değerlendirmesini gerçekleştirecek olan budur. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İstediğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar güçlü olun, olanaklarınız bol olsun böyle bir ortama yardımcı olmuyorsanız eğer; böyle bir ortamın oluşmasına ve yaşamasına hizmet etmiyorsanız; bu noktada bir çaba göstermeye gereksinim duymuyorsanız, tüm olanaklarınızı bir gün yitireceğinizi bilin! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Böyle,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">olumsuz bir ortamın oluşmaması, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">oluşturula</span></em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">sı,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız şiirsel ortamın ayrımında olmayı ve onun getireceği sevgi, anlayış, kavrayış, merhamet ve huzur isteği ile çırpınmaya bağlıdır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yoksa yozluklarla, yüzeyselliklerle iç içe ve kucak kucağa olmak kaderdir, yazıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiir, sözle yapılan bir çalışmadır. Şiiri kurarken ozan, sözcüğün ilk ve özgün anlamına geri döner. Düzyazıdaki gibi, sözcüğün özgün ya da yansımış anlamlarından salt birini almaz ve onu öyle kullanmaz. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Sözcüğü şiirine tüm anlam boyutları yayar, yatırır; artık o sözcük, </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">olgunlaşmış bir meyve</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olmuştur sanki. Sözcük, şiir cümlesi içinde hem uzam, hem derinlik olarak şiire boyut kazandırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Düzyazı ile şiir arasında, sözcüklerin kullanımları ve içinde bulundukları metinlere katkıları bakımından bu ayrım, çok önemli görünmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Düz anlamın yeğlendiği düzyazıda boyut yoktur. Orada </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">doğruluk, gerçeklik ve onun en açık biçimde anlatımı söz konusudur</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">. Oysa şiir okuyucusu, her okuyuşta şiirden yeni ufuklar kazanacağından, hem şiirin işlevi, hem de ozanın gücünü ortaya koyabilmesi bakımından böyle bir niteme gereksinim vardır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozan, algıladığı ham maddeyi, şiirinde neyin simgesi olarak kullanmak istediğine karar vermek durumundadır. Kararını verdiği andan başlayarak o ham madde alımlanmış yani ozanın malı olmuştur. Artık o, ham madde değildir; ozanın bilincinde evrilip çevrilerek neyi söylemek ve belki de anlatmak için o ham maddeyi kullanacağını düşünürken, o maddenin hangi sözcükle/sözcüklerle ortaya konulması gerektiğine de karar vermektedir. Şimdi, karşımızda ham maddenin kullanılacağı yere ve duruma göre alacağı biçimi gösteren bir söz/sözcük/ sözcük kümesi vardır. Ozan o sözü, algıladığı ham maddeyi anlatmak/göstermek/anımsatmak için okuyucunun önüne söz/sözcük/sözcük kümeleri koymuştur. Onları seslendirdiğinde en altta, tabanda yer alan algılamdaki ham madde, artık bu sözcüklere dönüşmüştür. Bu sözcüklerle yaşamaya başlamıştır. O ham madde değişip dönüşerek bu sözcüklerle yeni bir yaşama kavuşmuştur. ,</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu işlemler sırasında ozan karşımıza, bir yaratıcı olarak çıkar. Ozan, yeni bir yaşam, yeni bir dünya getirmiştir. Getirdiği o dünya, kendine ilişkin bir dünyadır ve tektir, benzersizdir (öyle olmalıdır), bir tanedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirin </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">değiştirme ve dönüştürme işlevi </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">böyle işliyor. Bu işleyişi kolaylaştıran öğeler vardır. Diyalektik, bunların başında yer alıyor. Diyalektiğin ilkeleri ve özellikle </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">olumsuzlama ve olumsuzlamanın olumsuzlanması ilkesi</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> çevresinde şiirin kurulumu</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir tür “inşa” halidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Ayrıca, sözün/sözcüğün/söz kümelerinin kullanılmasında, ozanın amaçladığı değişim-dönüşüm tasarımının önemli rolü vardır. Kullanılan sözel araçların söyleşime getireceği derinlik ve uzamsallık,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">her zaman dikkat noktasındadır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu konuda O.Paz’a kulak verelim:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“…madde şiirsel eylem sayesinde gerçek doğasına geri döner; madde, sanki özgürlüğüne kavuşmuştur. Sözcükler, sesler, renkler ve diğer maddeler şiirsel döngünün içine girer girmez bir dönüşüm başlar. Sözcükler bir başka şeye dönüşürler. Bu değişim ve dönüşüm, </span></em></strong><strong><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">’bir başka şey’in ‘aynı şey’</span><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olması demektir.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“….insanları oluşturan şiirdir. Ozan, dilin ardından giderek onu bulur ve bu berrak kaynaklardan içerek giderir susuzluğunu. Toplum şiirde, varoluşun temeli ile onun ilk sözcüğü ile karşı karşıyadır. “</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Umberto Eco, bu konuyu,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">biraz daha aydınlatıyor;</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Bir metnin gerçek anlamı yoktur. Tindall, bir sanat yapıtının bir aygıt olduğunu¸ yaratıcı da içinde olmak üzere, herkesin onu gönlünün istediği biçimde kullanabileceğini savunacak kadar ileri gidiyor.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kişinin, yaşamın her uğrağında değer- kuramsal bir konum belirlemesi ya da kendisini değerler bakımından konumlandırması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yaşamak budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Söz konusu olan </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">‘konumlandırma’ kişiyi estetik açıdan, bedenleşmiş uzam açısından ve bedenselleşmiş zaman açısından aktif hale getirmesi anlamına geliyor.</span></em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn6"><span style="font-size: x-small;">§</span></a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Bedenlleşme”, kavramını eşelediğimizde karşımıza değişim-dönüşüm işlevi çıkıyor. “Bedenleşen” bir uzam ile “bedenleşen” zaman, </span><strong><span style="font-size: x-small;">“ben” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le değil </span><strong><span style="font-size: x-small;">“biz” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le ilişkilidir.</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Bu ilişkinin parlatılması “evrenseliğe” giden yolun açılması demektir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durumda değişim ve dönüşümün “bedenleşmesi” tekilliği, benzersizliği getirirken, estetikle bütünleşince yeni bir dünya, yeni bir insan ve yeni bir yapı “inşa edilmiş” olmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bunu sağlıyor, gerçekleştiriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Baudelaire’in şu dizelerine bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ırk, ye, iç ve uyu,</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em><span style="font-size: x-small;">Gülümsüyor sana tanrının </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">hoşnutluğu.</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kabil ırkı, sürün çirkefte</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ve öl sefalet içinde</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn7"><strong>[6]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ve Kabil öyküsünü</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn8"><strong><span style="font-size: x-small;">*</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Baudelaire, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/tanrının hoşnutluğu/ </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">ve </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/çirkefte sürünmek/,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">sefil (olarak) ölmek/</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> sözcük kümeleri ile simgeliyor. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Habil ile Kabil birbirlerini öldürüyorlar. Onların öyküsü, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrının hoşnutluğu ve çirkefte sürünmek, sefalet içinde ölmek </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">biçiminde ortaya konan yeni bir yaşam oluyor. Bu yaşam yeni bir dünya kuruyor ve o dünya Baudelaire’e göre, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yiyen, içen, uyuyanlarla, sefalet içinde olanların yaşadığı </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">bir dünyadır. Bu dünyada birileri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrıyı hoşnut ederek mutlu olurken, diğerleri sefalet çukurlarında debelenmektedirler.</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> Artık</span><strong><em><span style="font-size: x-small;">,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> emperyalist sömürünün ağır mı ağır pis kokusu sarmıştır ortalığı…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bu dönüşümü, başarılı bir biçimde gerçekleştirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">H.Marcuse, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">şiirin değişim ve dönüşüm işlevine</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> şu açıklamalarıyla nokta koyuyor:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Şiiri severiz, ama anlamayı da isteriz. Bunu ancak, senin simgelerini, eğretilemelerini, imgelerini, dilin sıradan terimleriyle yorumlayabiliyorsak yapabiliriz. Şairin söyledikleri sıradan dilin terimleriyle söylenebilecek olsaydı, belki de herkesten önce bunu kendisi yapacaktı. Şunu diyecektir: Şiirimin anlaşılması tam olarak sizin şiirimi çevirip içine oturtmayı düşündüğünüz o söylem ve davranış evreninin çöküşünü ve geçersiz kalışını ön gerektiriyor. Benim dilim başka</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">herhangi bir dil gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">öğrenilebilir (gerçekte bu, sizin de öz dilinizdir.). O zaman görülecektir ki simgelerim, eğretilemelerim vb., simgeler eğretilemeler vb. değildirler. Ama tam anlamıyla söylediklerini demek istemektedirler.”</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn9">[7]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının da ayrımında olanlar şiirsellik ortamının ayrımında olanlardır ki onlar ozanlardır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">                                                              *</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, öyle göründüğü gibi bir metaın beğenilmemesi ve satılmaması gibi bir durum değildir, olmamalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsan, çevresindeki her şeyin, her durumun ve her olayın şiirsel yanını da görmek ve düşünmek zorundadır. Bu zorunluluğu duymamak, sevgi, saygı, merhamet, değer bilmek; sempati duymak ve empati yapmak gibi, insanı tanımlayan nitemlerden yoksun olmayı getirmektedir ki bu durum insanı yüzeyselliğin ve yozluğun ürküten karanlığına ve çıplaklığına mahkum etmek; hem yaygınlaşmasını hem de derinleştirerek, insanı ve onun bilincini görselliğin saniyelerle sınırlanan etkinliğine** tutsak etmek demektir.</span><span style="font-size: x-small;">            </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu tutsaklık kabul edilemez; şiddetle reddedilir ancak!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">_______________________</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">** </span><em><span style="font-size: x-small;">“Bana anlatıldığına göre, 1960’larda ortalama bir kamera hareketi- bir görüş alanı değişikliği, bir zoom, bir pan- 30”lik normal bir reklam filminde, her (7.5)”de bir kereden daha yüksek bir hızla yapılmazmış; bunun nedeni de insan algılamasının baş edebileceği optimum hız olarak görülmesi…</span></em></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Oysa şimdi bu hız, (3,5)”de bire yükselmiş. Ben, bir takım reklam filmlerinde zaman tuttum, bu değişikliğin (2)”de bir yapıldığını bile gördüm. Bu (30)”de (15) değişiklik demektir.”</span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>(Defter Dergisi, 17.sayı, s.11’dek,i Fredrik Jameson’la Anders Stephanson arasında yapılan görüşmeye ilişkin yazıdan  alıntı.</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">)</span></em></strong></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Muhsin Şener, <strong>Picasso’nun Güvercini</strong>,  Prospero y., Ank. 1994, s.39-40)</span></em></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;">  Oktavio Paz, <strong><em>Şiir Nedir? Yay ve Lir</em></strong>, Era y.,1995, s. 11</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy.,s.20 bkz.</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">Agy., s. 21 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy., s.40-41</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref5">[5]</a><span style="font-family: Arial;"> Umberto Eco, <strong><em>Açık Yapıt</em></strong>, Kabalcı y., s.19</span></p>
</div>
<div>
<ul>
<li><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref6">§</a><span style="font-family: Arial;"> M.Bahtin<strong><em>, Sanat ve Sorumluluk</em></strong>, Ayrıntı y., İst.2005, s.237’ye bkz.</span></li>
</ul>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref7">[6]</a><span style="font-family: Arial;"> Walter Benyamin, <strong><em>Pasajlar</em></strong>, YKY., s.101</span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p align="left"><em>*</em><em><span style="font-family: Arial;"> Çiftçi olan Kabil, Allah&#8217;a buğday ve meyve adar. Çoban olan kardeşi Habil ise bir koyun kurban eder. Allah Kabil&#8217;in adağını reddeder. Habil&#8217;inkini kabul eder.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil&#8217;i öldürür.</span></em></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman;"><em> Allah Kabil&#8217;e kardeşinin nerede olduğunu sorunca &#8220;Ben kardeşimin bekçisi miyim?&#8221; diye cevap verir. Habil&#8217;in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Allah, Kabil&#8217;i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkûm eder. Kabil, tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Allah, Kabil&#8217;e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle buyurur:<br />
&#8220;Her kim Kabil&#8217;i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun&#8221;<br />
Bunun üzerine Kabil </em>dünyayı<em> dolaşmak üzere yola çıkar. </em></span></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hakok&#8217;un adını verir.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa&#8217;dır.</p>
<p></span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref9">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Herbert Marcuse<strong><em>, Tek Boyutlu İnsan</em></strong>, İdea y., s. 170</span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar – VI / Schopenhauer, “Gençliğimizde Biz De Şiir Yazar, Şiir Okurduk” Ne Demektir? Açıklıyor</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2014 18:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin ŞENER muhsinsener@gmail.com Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk! Yani, “sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen?” gibi bir karşı koyma cümlesi… Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">Muhsin ŞENER</span></span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><span style="color: #0000ff; font-family: Arial; font-size: x-small;">muhsinsener@gmail.com</span></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: <strong><em>gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk!</em></strong> Yani, <strong><em>“sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen</em></strong>?” gibi bir karşı koyma cümlesi…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya koyan bir cümledir de. Yetişkinler şiir okumazlarmış gibi bir şey&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ya da en azından, yetişkinlerle şiir arasındaki ilgi ile gençlerle şiir arasındaki ilgi ve ilişkiyi karşılaştıramayız bile. Karşılaştırmak abes olur, demektir bu… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir yargının, şiirle ilgilenmenin getirilerinden yararlanmayı engellediğini hemen söylemeliyiz. Kimi kez, yetişkin olan birinin şiirle ilgilenmesini hoş karşılamayan ve onu bir çocukluk ya da gençlik rüzgarıymış gibi görenler de olabiliyor. Bu yaklaşım galiba Doğu kültürünün bir uzantısı&#8230; Doğu kültürü şiiri, <strong>ciddi</strong> bir iş olarak ya da <strong>ciddi </strong>bir alan olarak görmüyor. Galiba görmek de istemiyor. Şiirin <strong>ciddi </strong>bir iş olduğunu benimsediğinde değmeyecek bir şeyle ilgileniyormuş gibi geliyor Doğulu insana. Bu anlayışın altında belki de İslam toplumlarında şiirin yasaklar arasında yer alması da var. Bu yasağın “ayet”  olarak konmuş olması daha da güçlendiriyor bu ciddiye almama durumunu. Belki de şiirle ilgilenmenin, bir gençlik rüzgarı, çılgınlığı, deneyimsizliği, gençlerin, neyin ne anlama geleceğini bilemeyeceklerini falan filan söylemeye çalışan bir anlayış!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Peygamberin sağlığında, Arap toplumunun <strong>söze ve şiire verdiği değerin</strong> çok üst düzeyde olduğunu biliyoruz. <strong>Yedi Askı </strong>terimi, o zamanlara aittir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kutsal kitabın altı yerinde şiire ve şairlere değinildiği ve Şuara (şairler) adlı başlı başına bir surenin olduğunu düşünürsek, şiirin ne olduğuna ve şairlerin nasıl olması gerektiğine, kutsal kitap semantiği açısından gereklik olduğunu anlarız. Şiirin tek başına ne helal ne de haram olduğu, bunun o şiirin içeriği ile değişeceğini kavrarız. Aslında Peygamberin, şiire bakışı ile  Aristo’nun  şiire bakışı  arasında paralellikler de vardır.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn1"><strong><span style="color: #0000ff;">*</span></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirler, panayırlarda Kabe’nin duvarlarına asılır ve en çok beğenilenlerine ödüller verilirdi. <strong>Emre-ül Kays, </strong>bu şairlerin en ünlüsüdür. Daha çok kahramanlıkları, aşkı falan öven şiirlerdir bunlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda yaşanan bu durum, Peygambere kutsal kitabın ayetleri gelmeye başlayınca, o ayetlerdeki ifade ve sözcüklerin birbirleriyle oluşturdukları bağdaşıklıklarla ortaya çıkan şiir cümleleri, <strong>Yedi Askı’</strong>da şiirleri bulunan şairleri tedirgin etmiş, panayırların bu alandaki etkinliklerine engel olmaya başlamıştır. Birçok şair,  kutsal kitabın sözleri karşısında, kutsal kitaptakilere benzeyen bir tek söz ya da cümle söyleyemiyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir ortamda konan bir yasaktır o yasak…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğer sözü edilen yasak konmamış olsaydı, bu durumun yeni dinin yayılmasına önemli ölçüde olumsuz etkiler yapacağı açıktı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu önlenmiştir, o yasakla. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Peygamberi hicveden şiirler söyleyen o şairlerin, hiciv ve şiirlerini dinlemek üzere çevrelerine, o günkü Arap toplumunun en ilkel yaşayan ve düşünen insanları olan bedevilerin toplandığı; ayette geçen <strong>”şairlere gelince, onlara ancak azgınlar tabi olur.”</strong>  cümlesindeki <strong>“azgınlar”</strong> ın hicivleri ve şiirleri dinleyen bedeviler olduğu, ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…İki şair karşılıklı olarak birbirlerini hicvediyorlardı. Çevrelerinde bulunan insanlardan bir grubu bunlardan birini desteklerken, diğer bir grup ta ötekine destek veriyordu. İşte bu ayetler bunun üzerine inmiştir.”</span></em></strong><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn2"><strong><em><span style="color: #0000ff;">*</span></em></strong></a><strong><em>*</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“… bu ayetler üzerine bazı şairler, ağlayarak Peygambere geldiler ve  ‘ey Allah’ın elçisi, elbette Allah, bu ayeti indirirken bizim şair olduğumuzu biliyordu.’  diye sızlandılar. Bunun üzerine bu ayeti indirdi ve Peygamber de onları çağırarak ayeti okumuş ve inanların o azgınlar olmadığını söylemiştir</em></strong>.”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">*</span></a>**<span style="font-family: Arial;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu alıntılar, şiire ilişkin bir yasaktan söz edilmediğini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durum, şiire ilişkin bir ana yasak olarak da algılanmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda şiirin ne denli etkin olduğunun da altını çiziyor bu durum ne ki. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şiir, değiştiren ve dönüştüren bir etkinliğin adıdır.</strong> Değişim ve dönüşümden sıkıntı duyacaklar vardır, olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Yedi Askı</strong>’da yer alan ve beğenilen şiirlerin önemli bir bölümü <strong>aşka </strong>ilişkindir. Aşk temasının kadın cinsiyle olan ilişkisi, bu şiirlerde oldukça somut bir biçimde işleniyordu.                 </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşk konusunun en çok şiirde işlendiği ve işlene işlene sakız  olduğu da  biliniyor.  Aşkı dile getiren sözlerin, söz kümelerinin toplumumuzun önemli bir bölümünce şiir olduğuna inanılıyor. Hatta <strong>şiirlik’in </strong>aşk konusunu içeren bir şey oldsuğunu söyleyenler bile var. Bu kişilerce şiirin matematiğini anlamanın  bir önemi de yoktur. Olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yeter ki içinde aşk olsun! O, şiirdir işte!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sanki aşk konusu şiirin <strong>“neliği”dir.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Evet, aşk ve şiir ilişkisi ana çizgileriyle böyledir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Aşkın Metafiziği</strong>’ nde Scophenhauer, aşkı enine boyuna inceliyor ve değindiğimiz sorunlara yanıtlar buluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şöyle diyor filozof:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“….her aşk, daha belirlenmiş, daha özelleştirilmiş ve en dar anlamıyla  daha bireyselleştirilmiş bir cinsel içtepidir. Bu düşünceyi kabul eden bir kimse, günlük hayatta bütün çeşitlilikleriyle ve farklılıklarıyla bu içtepinin oynadığı rolü göz önünde tutarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hayata bağlılığın yanında en güçlü ve etkili bir eğilimi dile getirdiğini görürse; İnsanlığın gençlerden kurulu kalabalığının bütün düşünce ve güçlerinin en az yarısına sözünü geçirdiğini fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hemen hemen bütün insani çabaların biricik amacı olduğunu anlarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En önemli olaylar üzerinde ters bir etki yaptığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En ciddi işleri bozduğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Belli bir süre için en yüce zihinleri karıştırdığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Devlet adamlarının çalışmalarına ve bilim adamlarının incelemelerine burnunu soktuğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bakanların cüzdanlarına ve filozofların müsveddelerine güzel kadınların saçlarından kesilmiş lüleleri ve aşk mektuplarını sokmayı becerdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Her gün en feci ve karmaşık durumlar yarattığını;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En değerli bağlılıkları yıktığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En sağlam yakınlıkları hiçe indirdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kimi zaman, hayatın da sağlığın da zenginliğin de edinilmiş mevkiin de mutluluğun da kurban edilmesini istediğini;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">…kısacası yanıltıcı, bozucu, karıştırıcı ve yıkıcı bir şeytan gibi ortaya çıktığını fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">‘Bunca gürültü niçin?’ diye haykırmaz mı?”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn4"><strong><span style="color: #0000ff;">[1]</span></strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Diyerek nelere gücü yettiğini çok somut bir biçimde açıklıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunlara ekleyeceklerimiz olabilir; ne ki<strong><em> çıkarabileceklerimiz </em></strong>yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belki de bunlar az bile söylenmiştir, değil mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof ; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Bütün aşk maceralarının son amacı, gelecek kuşağın ortaya çıkarılması’ ndan başka bir şey değildir.</em></strong>”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a> Gibi bir kesin kanı ile sürdürüyor açıklamalarını. Ne ki  aşkın <strong>gelecek kuşaklar</strong>a uzanan yanını unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof açıklamalarına şöyle devam ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Eros</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn6"><strong><span style="color: #0000ff;">[3]</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"> ile bireyler arasındaki bağ, ölümsüzler ile ölümlüler arasındaki bağ gibidir. Erosun ilgilendiği şey sonsuz olandır. Bireyin ilgilendiği şeyse sonlu olan… Sadece bireylerin mutluluğunu-mutsuzluğunu ilgilendiren işlerin tümünden çok daha önemli işler yürüttüğünü bilen eros bu işleri, savaşların gürültü ve patırtısı, iş hayatının kargaşası, hatta örneğin veba gibi ortalığı kasıp kavuran hastalık(</span></em></strong><em><span style="font-family: Arial;">ların<strong>) yaşanması sırasında bile, yüce bir biçimde sürdürür ve gerekirse, manastırın ıssız hayatına bile sokar.”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn7"><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></a></strong></span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birey tüm bunları, savaşların gürültü ve patırtılarına, iş yaşamının kargaşasına, veba gibi çok çabuk yayılan ve kırıp geçiren bir felakete, yasakların en üst düzeyde olduğu ve uygulandığı sanılan manastırın karanlıklarına karşın, niye göze alabiliyor?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozofun yanıtı <strong><em>tür ruhu’dur.</em></strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yani,<strong><em> </em></strong>bireyin mutluluğu ile değil<strong><em>, insanlığın sürdürülmesiyle </em></strong>ilişkisinin altını çiziyor.  Erkek tarafından, yeterince tanınmamış olan bir karşı cinse duyulan yakınlığın, ancak aşkın derinden içerdiği <strong><em>türün devamı</em></strong> ile açıklanabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birbirlerine aşık olanların, aşk adını verdikleri duygusal yoğunlukla karşılıklı olarak fiziksel kusur ve eksikliklerini tamamladıkları unutulmamalıdır. Bu oluşum, <strong><em>türün devamıyla</em></strong> açıklanabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, erkek ile kadının, birbirlerine duydukları sevgiye karşın, erkeğin  kadını  aldatmasının, erkeğin bireysel yararı için değil, <strong><em>türün devamını sürdürmekten </em></strong>başka  bir şey olmadığı da vurgulanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca burada kadının, aldatılmışlık duygusu içinde yaşadıklarının, <strong><em>türün devamına </em></strong>herhangi bir engel oluşturmadığı; ancak kadının,  o sürekliliği sağlayan erkeği yitirmiş olmaktan ötürü, bir aldatılmışlık duygusu içine girdiği de ekleniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu iç yapılanmalar, insan bilincinde oluşuyor ve yaşanıyor. Yaşanmasına da kimse ve hiçbir şey engel olamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi tüm yapılan bu açıklamaların şiirle ilişkisine gelelim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, insan türünün devamına ilişkin aşkı, bireyin sözcüklerle dile getirmesinde en çok başvurduğu bir anlatım biçimidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireyin kişiselmiş gibi algılanan, karşı cinse duyduğu sevgi, <strong><em>türün sürdürülme</em></strong> <strong><em>içtepisinin</em></strong> baskısıyla, tüm karmaşalara, kargaşalara, sıkıntılara karşın, egemenliğini sürdürüyor. Bireyin, bilinçaltında kendi isteğiyle değil, ayrımına varmadığı, varamadığı, varamayacak olduğu içtepinin baskısıyla yaşadıklarının, <strong><em>türün sürdürülmesi</em></strong> duygusunun otoritesine yenik düşmüş olmasından ötürü duyduğu mutluluğu-mutsuzluğu en uygun sözcüklerle dışa vurmasıyla oluşuyor şiir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşkı işleyen şiirlerin çokluğu, bu mutluluk ve mutsuzlukların her bireyin yaşamına somut olarak yansımasıyla ilişkisi bulunduğunu düşünüyorum. Birey, <strong><em>yaşamın sürdürülme</em></strong> içtepisinden kaçamıyor, kendini onun otoritesine boyun eğmeğe koşullanmış görüyor. Bu duygunun egemenliğini, en çok gençken sürdürdüğü bilindiği için, <strong><em>“gençken biz de şiir yazar, şiir okurduk” </em></strong>demek bir alışkanlık haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu alışkanlık şiirle alışverişte bulunmamanın getireceği yüzeyselliklerin bir örtüsü oluyor.  Post-modern zamanlarda  bu örtü, yüzeysellikleri örtmek için bulunmayan bir Hint kumaşıdır. Sığlığı ve tembelliği sürdürmek, kolayı seçmek olduğundan, değişim ve dönüşüme karşı çıkılabiliyor. “Kullandığınız sözcük sayısı kadar etkiniz ve ağırlığınız vardır.”  diyen Wittgensitein, sözün insana  uzamsal ve derinlikli  bir dünya kazandıracağını söylemesinin  altında,  değinmiş  olduğumuz bu  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> <strong><em>y  o  z  l  u ğ  u n</em></strong>  bulunduğunu  hiç unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin gücünü ve verilerini birkaç yazıdır anlatmaya çabalıyorum.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunu sürdüreceğim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuşakların, şiirin hamurunda yoğrularak yetiştirilmelerinin, onları </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>i  n  s  a  n  l  a</em></strong><strong>  </strong>dolduracağını hep birlikte  haykırmak zorundayız! </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref1"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> Ekrem Sakar sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref2"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">*<span style="font-family: Arial;"> İnt.<em>ten <strong>Müsemma</strong></em> sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref3"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">**<span style="font-family: Arial;">AGS.bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref4"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  <strong><em>Aşkın Metafiziği</em></strong>, A.Scophenhauer, Oluş y.,1963, s.10</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  Agy.,s.11</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref6"><span style="color: #0000ff;">[3]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> B. Akarsu<strong><em>, Felsefe Terimleri Sözlüğü</em></strong>, s.72:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“Eski Yunanlıların sevgi tanrısı. Afrodit’in oğlu. <strong><em>Her türlü yaratmanın ana ilkesi.</em></strong> Platon’un Şölen ve Faidros diyaloglarında geliştirdiği, <strong><em>güzele duyulan ilgiyi belirten kavram</em></strong>. <strong><em>Bu ilgi haz duymak için değil, güzelde bir şey ortaya koymak, yaratmak içindir. Eros, aynı zamanda ölümsüz olana doğru</em></strong> <strong><em>yönelişin güdücüsü ve duyusal dünyadan ideler dünyasına doğru felsefi bir yükseliş tutkusudu</em></strong>r.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref7"><strong><em><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></em></strong></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>  Aşkın Metafiziği</em></strong>, s.33</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“<strong><em>Şiir İçim Çıkarsamalar” </em></strong>başlığı altında beş yazım yayımlandı. Galiba bir beş yazı daha yazacağım.<strong><em>  “Türkiye’de roman bitti”</em></strong> diyenlere, <strong><em>“ Şiir zaten çoktan bitmişti!</em></strong> ” diyerek katılmak istiyor ve bu yoklukların Türkiye insanına getireceği <strong><em><span style="text-decoration: underline;">yozlukların</span></em></strong> altını çizmeyi sürdüreceğim.</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; V / Spinoza&#8217;dan Şiire&#8230;</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2014 18:38:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[spinoza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[Şiir İçin Çıkarsamalar’ın IV.yazısı Filozofların Şiirle Ne İlişkisi Olur ki? başlığını taşıyordu. Bu yazımızda ise Spinoza’dan söz açmak istiyoruz. Bir önceki yazımızda filozofun Duyumsamanın Mantığı’dan duyumsamanın öznellikle ilişkisine örnekler verilmişti. Öznellik konusunda Spinoza’ya başvurma zorunluğu vardır. Çünkü o, öznellik konusunu “arzu insanın özüdür” diyerek “…her şey kendinde kaldığı sürece varlığını sürdürür” diye de ekliyordu. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şiir İçin Çıkarsamalar’ın </strong>IV.yazısı <strong>Filozofların Şiirle Ne İlişkisi Olur ki?</strong> başlığını taşıyordu. Bu yazımızda ise Spinoza’dan söz açmak istiyoruz. Bir önceki yazımızda filozofun <strong>Duyumsamanın Mantığı</strong>’dan <strong>duyumsamanın öznellikle</strong> ilişkisine örnekler verilmişti.</p>
<p>Öznellik konusunda Spinoza’ya başvurma zorunluğu vardır. Çünkü o, öznellik konusunu “arzu insanın özüdür” diyerek “…her şey kendinde kaldığı sürece varlığını sürdürür” diye de ekliyordu. Bu açıklama, bireyin kendini öne çıkarmasını ve kendi varlığını korumasındaki tutumunu ortaya koyuyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn1">[1]</a> Bu arada “istenç” ile “arzu” arasındaki ayrıma da dikkat çekerek, beden ile ruh arasındaki birliğin,  bütünlüğün önemine ve gerekirliğine de işaret ediyor. Bu bütünlük anlayışı algının alımlamaya dönüşmesi sırasında insanın, istenci ile arzusu arasında kendini yitirmeden, bilinçdışının etkisine de yenilmeden, kendi malı olan alımlamasının önemini de vurguluyor. Böylece insanın bedeni ile bilinç dışının birliği ortaya çıkıyor ve bir bütünlük oluşuyor ki bu <strong>bütünlük </strong>dünyayı doğru kavramak demektir.</p>
<p>Marx’ın 11.Tezinde işaret edilen “dünyayı yorumlamak değil değiştirmek esastır.” Ancak bu, bütünlük içinde gerçekleştirilebilir. Değiştireceğinizin <strong>neliği</strong> sizi her şeyden önce ilgilendirmelidir.</p>
<p>Şiirde, bu anlayışın, bilinç dışı ile insanın kendisi arasında, insan olmayı da unutmadan, ıskalamadan algılayıp, alımlamasını ve onu sözcüklerle dışavurmasını bu ölçü içinde gerçekleştirmek gerekiyor. Bu, insanın, özünü unutmadan, ihmal etmeden, onunla birlikte algılayıp alımladığı dünyayı ve şeyleri anlatmasında ya da dışavurmasında hiç vazgeçilemeyecek bir ölçü olmalıdır.</p>
<p>Burada, “Spinoza’nın, öznellik tutkusu içinde, algılama ve alımlamayı önerdiği…”gibi bir eleştiriyi duyar gibiyim. Ne ki bu eleştiri de hemen dünyayı ve şeyleri algılamakta bütünlüğün, tamlığın önemini anımsıyor. Değişim ve dönüşümü ancak bu yolla gerçekleştirebileceğimizi de hiç unutmuyorum. Eğer şiir, bir değişim ve dönüşümü sağlamıyorsa neden yazılmış olacaktır ki? Bu soru usumda hep kıvrılı duruyor.</p>
<p>Deleuze, Spinoza’nın <strong>olumlu sonsuzluk</strong> kavramı üzerinde duruyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn2">[2]</a> Bu kavram, algının olumlanmasından sonra, o olumluluğun sonsuzluğu içinde saf, katışıksız, yansız ve tarafsız bir düşüncenin oluşmasına olanak sağlıyor.</p>
<p><strong>Olumlu sonsuzluğun</strong> sağladığı olanak alanı içinde ozan, algıladığı ve kendinin haline getirdiği dünyayı ve şeyleri; o şeylerin anımsattıklarını, düşündürdüklerini, sözcüklerle “ifade ederek”, yani var ederek, ortaya koyarak, sözcüklerle o şeyleri varlık haline getirerek sunabilmektedir. Bu olanak az şey midir bir ozan için, bir sanatçı için? Deleuze’ün <strong>Duyumsamanın Mantığı’nda</strong> ressam Bergson’un tablolarını yorumlarken altını çizdiği, bu alanla ilgili çalışmalar örnek olarak elimizin altındadır.</p>
<p>Sözü edilen olumlu sonsuzluk ortamında ozan, sözcüklerle dışa vurduğu tözlerin yanına yöresine kimi <strong>sıfatları </strong>koyarak çok boyutlu değişim ve dönüşümler yaratabiliyor.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p><strong>Yeşil taşlı yüzüğü olan kız geliyor.</strong></p>
<p>Düz tümcesinde, “yeşil” sıfatı yerine “kırmızı, mavi, sarı, eflatun vb.” sıfatları koyarak ya da kullanarak yepyeni boyutlar elde edilebiliyor. Ayrıca, “geliyor” yüklemini, “ göründü, koşuyor, görünüyor” ya da örneğin “göründü, görünecek, görünmeli, görünür, görünmez, görünebilir, görünüverdi vb.vb.vb.” kullanarak da <strong>akılsal, kipsel ve gerçek </strong>boyutlar ekleme olanakları vardır, bulunmaktadır.</p>
<p>Sanatçının bu olanakları kullanması gerekiyor. Her şeyden önce de böyle olanakların yaslandığı bir düşünce tabanının ayrımında olmak ve o bilince varmak gerekiyor.</p>
<p>Yoksa <strong>gençliğimizde biz de şiir okur, şiir yazardık</strong> düzeyine tutsak olmaktan kurtulunamaz.</p>
<p>İslam tasavvufunda, “tasavvuf” kavramının oraya koyduğu bütünlük, Spinoza’nın işaret ettiği şeydir. Ne ki, İslam ölçüleri içinde bakıldığı, anlaşıldığı ve yorumlandığında başka bir şey ortaya çıkıyor.  Spinoza’nın açıkladığı bütünlük, evrensel ve sınırsızdır; olumlu sonsuzluk kavramında olduğu gibi.</p>
<p>Ancak “vahdet-i vücut” diye adlandırılan tasavvuf ilkesindeki İslami kavramla “tevhid”, birlik, teklik, tekliğe ulaşmak kavramlarının üst üste oturabileceği bir benzerlik de gözden kaçmıyor.</p>
<p>Örneğin, aynaya baktığınızda kendinizi görürsünüz. Bu olayda ayna, aynaya bakan ve aynada görünenler vardır. Olayın öğeleri bunlardır.</p>
<p>Burada <strong>ayna, aynaya bakanı yutar.</strong> Artık aynaya bakan <strong>yoktur</strong>. Elinizi aynaya doğru uzatıp görüntünüzü ne denli tutmaya çalışırsanız çalışın bir türlü tutamazsınız. Çünkü aynadaki görüntüdür ve gerçek değildir. Gerçeğin görüntüsüdür. Artık isterseniz aynaya bakanı ve aynadaki görüntüyü anlatabilirsiniz. Anlatırken sözcüklere başvurursunuz. O sözcüklerle <strong>gerçek varlığı </strong>ve <strong>aynadan yansıyan varlığı</strong> dışa- vurabilirsiniz. Bu dışavurma çabanız ya <strong>ontolojik</strong> olacaktır ya da <strong>mantıksal.</strong> Ontolojik olarak varlığı anlattığınızda, gerçeği ortaya koymuş oluyorsunuz. Bu, somut bir haldir. Yansıyan görüntü ise somut değildir, soyut bir şeydir. Ne ki mantıklıdır, usa yatkındır, usla açıklanabilir.</p>
<p>Burada, Deleuze’ün <strong>türüm*</strong> adını verdiği bir olay daha vardır. <strong>Türüm,</strong> gerek ontolojik olarak gerekse mantıksal olarak ortaya konulabilen varlığın yansımalarıdır. Bu yansımalardan kendinizi kurtaramazsınız.  Çünkü gerek gerçeklik ve gerekse onun aynadaki usa uygun ölçü ve çizgileri olan varlığın size anımsattığı şey/ şeyler vardır. Bunlar da tıpkı aynadaki görüntüler gibidir. O görüntülerin size ilişkin yanları da olabilir. Ve belki de bu yanda olanlar, sizi o gerçeklikten ve aynada yansıyandan çok daha fazla ırgalamaktadır; ırgalayacaktır, kimbilir…?</p>
<p>Şimdi, bu yansıyanlar sizinle ilgili değil midirler? Bu yansıyanlar, belki de gerçekliklerden ve aynada yansıyanlardan daha çok sizi oluşturuyordur; sizi var etmektedir, kimbilir…?</p>
<p>Picasso,<strong> Guernika</strong>’yı, İspanya iç savaşında yaşanan çılgınlığı anlatmak üzere çizip boyarken o savaşın, üzerinde bıraktığı, anımsattığı, düşündürdüğü yansıyan şeyleri çizmemiş miydi ki? Bu tablo, somut bir durumu yaşarken, bire bir alınmış bir tablo değil ki. Bu tablo, “aynaya bakanın ve aynada görünen”in, Picasso adlı ressamın bilincine ve bedenine yansıyan <strong>türümlerden</strong> başka nedir ki?</p>
<p><strong>Guernika’</strong>nın sağ üst köşesinde, canhıraş kişneyen at, sol üst köşesindeki boğa, ne yapacağını bilemeyen adam figürü ve öteki figürler…</p>
<p>Tüm bunlar, <strong>yansıyanların Picasso’ca ortaya konulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>“Austzwitz’den sonra artık şiir yazılamaz”</strong> diyen Adorno, bu sözcükleri kullanarak <strong>Austzwitz</strong>’in, kendi bilincinde yarattığı fırtınayı yani yansımayı ortaya koymuş olmuyor mu?</p>
<p>İnsan, nesnellik ile öznelliği birlikte yaşıyor ve kendinde topluyor. Nesnellik de öznellik de birlikte bir bütünlük oluşturuyorlar. Bu bütünlük insanda, özbilinç dediğimiz şeyi kuruyor. Özbilinç, insana bir yön ve alan gösteriyor ve o alan içinde var olmasını sağlıyor. O özbilincin yarısı somut ise öteki yarısı da soyuttur ve o soyutluk insanın insani yanıdır.</p>
<p>Nesnenin zamana bağlı yanlarını unutamayız. Örneğin sabah gölgemiz batıya doğru düşer. Öğleyin ise ayaklarımız bastığı yere…Akşam olunca gölge, doğuya doğru durur ve uzar. Sabahları da batıya doğru uzadığını görürüz gölgenin. Burada, somut olan insan, sabah, öğle, akşamki gölgeleriyle nasıl ve hangi içerikte şeyleri söyleyecek, anlatacaktır? Bu üç durumun hangisi gerçektir? Hangisi gerçek değildir?</p>
<p>Bu sorulara, sabah gerçektir ya da öğledeki durum gerçektir yahut akşamki gerçektir gibi bir yanıt verilebilir mi? Verilemeyeceğine göre bunların tümünü var olan olarak kabul etmek ve onun üzerinden konuşmak ve düşünmektir doğru olan.</p>
<p><strong>Husserl’</strong>in içkinlik konusunda yaptığı ayrımda,<strong> reel içkinlik ve kendiliğinden verilmiş içkinlik</strong> olarak iki boyuttan söz ediyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn3">[3]</a> Fenomenlerin ortaya konulması ile <strong>reel içkinlik</strong>, onların görüntülerinin yansımalarından doğan, oluşan, akseden, hayal ettiren, düşündüren vb. vb. vb. şeylerin ontolojik, epistemik, pedagojik, etik, siyasal yanları üzerinde görüşler, düşünceler oluşturmak, kurmak; böylece de bir <strong>söyleşim </strong>ortamı kurarak bireyleşmeyi gerçekleştirmek olasılığı vardır.</p>
<p><strong>Kant, Marsel, Spinoza</strong> vd. bu konuda son derecede yol verici ve ışık tutucudurlar.</p>
<p>Özellikle ozanların, gerçekliğin yansımalarını ele almasının; nesnellik ile öznelliğin dünyayı ve şeyleri bir bütünlük içinde değişim ve dönüşümü ortaya koyma çabasının önemini gözardı etmemeleri gerektiğine inanıyorum. Filozofların bu konularda oluşturdukları düşüncelerden  haberli olmalarını çok önemsiyorum.</p>
<p>Sanatçının, geçici heveslerden, geçici ve sonlu çabalardan uzak olması, onlara yüz vermemesi gerekiyor galiba. Böyle davranılmadığında ömürsüz ve o an için oyalayan bir şeyler yapmak gibi bir sonuca ulaşılıyor ki bu, insanı yozlaştıran ve giderek yok eden bir boş çaba olurdu. Yaşama yapılmış bir büyük ihanet!</p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref1">[1]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;">  Spinoza</span><strong><em>, Spinoza ve Siyaset</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, E.Balibar, Otonom y., s.131</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref2">[2]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;"> G.Deleuze</span><strong><em>, Spinoza ve İfade Problemi</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, Norgunk y., s.30  ve ötesi…</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref3">[3]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;">  E.Husserl, </span><strong><em>Fenomenoloji Üzerine Beş Ders</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, BilgeSu y.,s. 10</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
