<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhsin Şener &#187; eleştiri</title>
	<atom:link href="http://www.muhsinsener.name.tr/tag/elestiri-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhsinsener.name.tr</link>
	<description>Şiir Yazılarına Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VIII / Kültür ve Kimlik Çoksesli Şiiri Mi Dayatıyor?</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[özbudun]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[sibel]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Sibel Özbudun’un Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı[1] okuyorum. Yazar Küreselleşme ile kültür, kimlik ve sınıf kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.   Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Sibel Özbudun’un <strong><em>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik ve Kültür Yazıları’nı</em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"> okuyorum. Yazar Küreselleşme ile <strong><em>kültür, kimlik ve sınıf</em></strong> kavramlarının hem biçimsel hem de içerik olarak kimi zaman anlam daralmasına, kimi zaman da anlam genişlemesine neden olduğunu; özellikle kültür ile kimlik arasındaki ilişkilerin çok ilginç boyutlar kazandığını açıklıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, bilindiği gibi zamanın ruhu, toplu durumun dayatması olarak ortaya çıktı. Bu dayatma, kavramı, “yersen!” ile açıklanacak bir kavram, haline getirmiştir.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Küreselleşme, toplumları ve kurumları yeni zaman ve mekân boyutunda birleştirip bütünleştiren evrensel bir süreçtir. </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tanımda geçen <strong><em>toplumlar </em></strong>kavramı tüm dünya uluslarını, devletlerini de kapsıyor. Doğal olarak o toplumların bireyleri, yönetimleri, bireysel ilişkileri, inançları ve düşünceleri, gelenekler, vb. bu kavram kapsamındadır. <strong><em>Kurumlar</em></strong> kavramı ise, hangi ulus, topluluk ve devlet olursa olsun onların tüm kurumlarını (merkez, taşra, resmi, sivil vb.) içine alıyor. <strong><em>Zaman</em></strong> kavramı da, bilinmeyen,  bilinemeyen, saptanamayan, üzerinde egemen olunamayan zaman anlamınadır. <strong><em>Mekân</em></strong> kavramı, her türlü organizasyonun ve yerleşimim yeri demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir tanımlamanın dışında ne kaldığını bana söyleyebilir misiniz? Çünkü geriye kalan hiçbir şey yoktur, bırakılmamıştır. Bunun anlamı, küreselleşmeyi istersen benimse, istersen benimseme o senin bileceğin bir şey; yersen! demektir!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu süreç, böyle bir yapılanma ile etkisi altına aldığı, tüm dünyanın ve toplumların güçlerini kırmayı ve küreselleşmeyi dayatanların istek ve arzularına uygun biçimde davranmak ve yaşamak zorunda olduklarını haykırıyor. Konunun, sosyolojik pek çok yaptırımları ve dayatmaları üzerinde durmak, bu yazının kapsamında olmadığından, salt konumuza yaptığı etkileri deşmeye ve açmaya çalışalım.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Kimlik</em></strong>, bireyin tanımlanması demektir. Kimliğin çok çeşitli ve içerikli yanları bulunuyor. Kimlik kişilik demektir. Kişiliğin oluşmasında küreselleşme denilen bu fırtınanın mutlak anlamda etkisi ve etkinliği altında ezilen kimliğin olduğu apaçık bir gerçekliktir.  Bireyin oluşması sırasında buyurganların isteklerine karşı duracak, karşı çıkacak bireylerin yetişmesinin/ yetiştirilmesinin olanağı yoktur. Yetişiyormuş gibi yapılabilmekte ise de bunun işlevsel bir olanağı olmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların isteklerine uygun bireylerin bulunduğu topluluklarda önce kendini kavrama, anlama, anlamlandırma ve ardından çevresini kavrama ve algılamanın yapılan bu kimlik oluşumu tanımına tamamen uygun olacağı apaçıktır. Toplumların biraz ileri gitmelerine olanak tanınmaması önemli bir sınır oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Buyurganların istek ve arzularına uygun biçimde oluşan ve gelişen birey ve toplukların bu zengin ve gelişmiş buyurganların istek ve arzularına uygun düzenler ve yaşama biçimleri oluşturulmasına karşı bir tutum geliştirilememektedir. Çünkü buyurganlar önceden, tüm bunları düşünerek yeni bir yaşam anlayışı, kavrayışı ve pratiğini bireylere ve topluma yukardan bir afat halinde yağdırarak el aman dedirtene dek, o bireyleri ve toplumları etkisi altına almaktadır. Artık onların istediği bir kültür oluşmaktadır ve o kültür içinde, kültürü oluşturan öteki öğeler de bu genel yapıya uygun olarak etkinlikler göstermeye başlamaktadırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın, sanat, şiir, resim, müzik bireysel ve toplumsal yaşam biçimi hep bu tablonun içinde kurulur, oluşturulur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu duruma bir de  “evrensel olunduğu” havası basılınca, tablo tamamlanmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa bu evrensellik değildir. Evrensellik, dünyanın her yanında geçen ve geçerli olan bir kültüre verilen addır.  Yaşanan ise salt buyurganın etkilediği biçimden başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlik,  içinde soy, sop, aile, kabile, ulus, inanç, töre, gelenek, görenek gibi kavramlar ve kavramların kapsamındaki yapılanmaları da kapsıyor.  Buyurganların istediği biçimde oluşan kişiliklerin ve toplumların soylarına bağlılıklarını, aile bağlarının arttırılmasını, inançlarının serbestçe yenine getirilmesini ve geleneklerini, göreneklerini dilekleri gibi yaşatmalarını sağlayıcı yardım ve yasal olanakların sağlanması halinde ortaya, yepyeni ve çok sorunlu toplumsal ve bireysel yapılanmalar çıkıyor. Her yerleşim yerinde, her ailede, kabilede, her inanç grubunda yeni yeni toplumsal adacıklarla yaşamını sürdüren, sürdüreceğini sanan grupçuklarla oluşan bir kocaman kargaşa ile karşılaşılacaktır ki bu kargaşanın yürümesi ancak, bir başka ve daha büyük keşmekeşin ortaya çıkmasına bağlı ve bağımlı olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Küreselleşmenin dayattığı bu yapılanmanın içinde şiirin yeri, ancak o soy, sop, aile ve gelenekleri ayakta tutabilecek gücün üretilmesi ile sınırlı olabiliyor.  Sanat alanında ortaya konan ürünlerin evrensel bir kapsayıcılığının olabilmesi için önce “kimliğinin” olması gerekiyor. Sonra da evrensel ölçütlerin içine bu “kimliği” koymamaya çaba harcamalısınız. Yoksa bugün çokça karşılaştığımız, “…gibi olan”ı yaratabiliriz ancak. Bu da bizi, sürekli olarak aldatıp, yanıltır!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kimlikleri parlatmaya yönelten anlayış ve kavrayışların, bir özgürlük savaşımı içinde olduklarını haykırmaları, bir aldatmacadan öteye geçemiyor. Çünkü Özgürlük daralmak değil genişlemektir, geniş alanlara çıkmaktır. Kimlik duvarlarının dışına çıkmamayı savunmak nasıl özgürlük olacaktır? Onu daraltan yapısıyla, nasıl bir özgürlük alanı olarak kabul edeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bugün şiirimizde kimliklere yaslanan çok sayıda ürün ve yapıt var. Geleneğin içinden geçerken, orada bir yerde durmayı ve o yerden seslenmeyi marifet sanan çok kişi var.   Kabilenin, soyun, dilini ve kavramlarını kullanarak kurulan bir şiir var ortada. Geleneği ayağa kaldırmak üzere kurulan bir şiir var. Bu gelenekselliğin şiiri zenginleştirdiğini söyleyeneler var. Bunlar Türk Dil Kurumunun kuruluşundaki temeli tümden değiştirerek gelenekselliği dil düzeyinde geçerli kılarak, bulundukları noktada durulmasında direnlerin davranışlarıdır.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Cumhuriyetle birlikte dünyaya açılırken kendi dilinizin, Türkçenin bilim, sanat, felsefe ve konuşma dili olarak kapsamını ve kaplamını genişletmekti Kurumun görevi. Bu konularda çalışmalar yaparak ön almak ve yol açmakla görevliydi. Ancak bugün bunu değil tam tersini yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yazın Dergileri sanatın ve özellikle şiirin nefes aldığı alanlardır. Çok sayıda şiir dergisi yayımlanıyor. Bunların yüzde doksanı geleneğe bağlı ve onu öne çıkarmaya çabalayan ve son yıllardaki hem parasal hem de kolaylaştırıcı yaklaşımlarla desteklenen dergiler. Şiirlerin önemli bir çoğunluğu geleneğe bağlı olanlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa örneğin şiir bu konuda mevcut dergilerle yepyeni bir yola girebilir, girmelidir. Ne var ki</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin böyle bir hamleye soyunabilmesinin gelenekle ve eski ile bağını koparması ve yeni bir yola girmesi gerekmektedir. Eskimiş, yıpranmış düşünce ve görüşlerin öne çıkardığı bir sanatın ve tabii şiirin en güzel örnekleri eskilerde duruyor. Onlardan daha üstününü şimdi ortaya koyamamanın ezikliği eskiye öykünme ile gideriliyor sanki.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>M.Bahtin’den SÖYLEŞİM ve Çokseslilik</em></strong> kavramlarını ve bunların kapsamlarını öğrendik. Bu iki kavramın yazında kullanılışına ilişkin en güzel örnekler Dostoyevsky’nin yapıtlarında var. Dostoyevsky, bir betim yaparken o betimin konusunun <strong><em>anımsattıklarını ve düşündürdüklerini</em></strong> de yazısına katıyordu. Bu yönteme<strong><em> söyleşim </em></strong>adını verdi Bahtin. Sanki, yapıttaki kişilerle o kişilerin ya da yazılan konunun anımsattıkları ile karşılıklı konuşmaları ve tartışmalar yapılıyordu yapıtta. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu yöntem şiire <strong><em>Çoksesli Şiir</em></strong> olarak yansımıştır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin yapılmış ve yayımlanmış başarılı çalışmalar da vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;">  Benim yapıtlarımda da bu konuda yazılar bulunmaktadır. Özellikle <strong><em>Şiiri Yeniden Düşünmek ve Yeniden Kurmak</em></strong> başlıklı yapıtımda bu konuya ilişkin yazılar vardır.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiir konusunda felsefenin olanaklarını araştırmak önemli görünüyor. Konuyu enine boyuna ele alan yazılarım yayımlandı ve yayımlanıyor.</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;">  Bu yazılarla konunun önemine dikkat çekmek istedim.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;">Bu konuya ilişkin bir tartışma ortamı oluşursa şiirimiz için çok ön açıcı olacaktır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli Şiir için önem taşıyan noktalar şunlar olabilir:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Çoksesli Şiir, ilk elde metafiziği öne çıkarıyor.  Metafiziğin, ontoloji ile çatışan yanları var. Varlık, varlığın algılanması, alımlanması, dışavurumu, sözcük seçimi, yerleştirme ve düzgü aşamalarında metafiziğin yer yer araya girdiğine tanık olunacaktır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Ozan, varlığın tanınması aşamasında madde ile ele ele olmak durumundadır. Bu işlem, ontolojik yapıyı kurmaya yarıyor. Ontolojik yapının metafizikle ilişkisi olamaz.
<p>&nbsp;</li>
<li>Algılama aşamasıyla alımlıma aşamalarında metafizik devreye girerek, ontolojik yapılanmadan başlanarak yeni, değişik ve değiştirip dönüştüren bir yapılanma oluşturulmalıdır. Ontolojik yapılanma kavranırken, maddeye değgin bilgiler ve verilerle karşı karşıya olan ozan, o verilerin ve niteliklerin bilincinde oluşan yansımaları saptamalı ve onların dışavurumu üzerinde yoğunlaşmalıdır.
<p>&nbsp;</li>
<li>Bu yoğunlaşma, yeniden bir algı oluşturma ve o algının, alımlama düzeyine çıkarılması yani ozanın  malı haline getirilmesi, ardından da o yeni algı ve alımlanmış olanın dışavurumuna ilişkin sözcükler seçilip onlar arasında bir düzgü sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<ul>
<li>Bu düzgü kurulurken, diyalektiğin getirdiği olanakları kullanmak gerekiyor. Diyalektik, söylenmek istenene çok çeşitli boyutlan kazandıracaktır. Örneğin, <strong><em>Olumsuzlamanın Olumsuzlaması</em></strong>   kuramı söyleneceklere  yeni yeni boyutlar verecektir.
<p>Demek oluyor ki diyalektiği iyi kavramak, iyi şiir için ilk koşuldur.</p>
<p>&nbsp;</li>
<li>Diyalektik, doğru düşünmeyi sağlarken, doğru şeyler söylemeyi de gerçekleştirecektir. Şiirin,  <strong><em>Fuzuli’nin dediği gibi “elbette yalan”</em></strong> olmadığını sağlayan araçtır diyalektik.
<p>&nbsp;</li>
<li><strong><em>Şiir İçin Çıkarsamalar V.</em></strong> başlıklı yazımızda, Spinoza’nın Deleuze aracılığı ile yaşam kazanan görüşlerinin bu konuda yararlı olacağını düşünüyorum.
<p>&nbsp;</li>
<li>Çok seslilik, ozanlar için yeni ve çok olanaklı bir alan olacaktır. Bu alanda kendiliklerini daha güzel,  daha kolay ve daha yeni olarak ortaya koymaları mümkün olabilecektir.</li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Çoksesli şiire ilişkin düşüncelerimizi pekiştirmeyi, Tozan Alkan, Harun Atak, Heves grubundan Ömer Şişman’dan örneklerle sürdürelim:</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Öylesine çoktu ki yokluğun gerekçesi</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kokusu uykularıma sindi gece; barut</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Gömleğime sığınmış kanayan bir yaraydı.</span></em></strong></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Çeyiz Sandığı’m, Zaman ve Maske, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Barutun yaptığı etkiyi anımsatıyor beden.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>Tozan Alkan’ın Çeyiz Sandığı’m</em></strong> başlıklı bu şiirinde önce başlığın düzgüsünde ortaya çıkan boyutluluk dikkatimizi çekiyor. “Çeyiz sandığı” sözcesi bir birikimi, biriktirilmişliği ya da biriktirilmiş olanları anımsatıyor.  Sözcenin sonuna eklenen (-m) iyelik eki, bu birikmişliğin bir yandan da birinci tekil kişiye ilişkin olduğunu gösteriyor. Doğal olarak çeyiz sandığı sözcesinin gerçek anlamını da unutmamalı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin öteki dizelerinde biriktirilememiş olmaya işaret ediliyor. Burada <strong><em>yokluk</em></strong> kavramı, anımsattıklarıyla düzgüde görev alıyor. Öte yandan birinci tekil kişiye ilişkin olan bu yokluğun, yoksulluğun, yani birikimsizliğin nedenlerinin çokluğundan söz ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluk ve yoksulluğun gerekçelere yaslanmasını seçmek ve bunu dışavurmak, kendini haklı çıkarmayı ve bir sorumluluk almamayı da anımsatıyor. Böyle düşünmenin gerekçesi, ikinci dizedeki /<strong><em>kokusu uykularıma sindi gecede/ </em></strong>düzgüsüne gizlenmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yokluğun ve birikimsizliğin nedenleri üzerinde düşünme olanakları bu dize ile elimizden alınıyor sanki. Barut sözcüğü sığınmayı daha da artırıyor. Öyle bir etkisi oluyor ki o biriktirememişliğin baskı ve yoğunluğu baştanbaşa ve bambaşka bir şey oluyor: Kanayan bir yaradır o artık, bedende!  Bedendeki  değişim <strong><em>koku</em></strong> kavramıyla verilmek istenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">T.Alkan bu dizelerde, <strong><em>çeyiz sandığı</em></strong> sözcesi ile ortaya konan varlığın, ontolojik yapısından çıkarak birikimsizliğin, biriktirememiş olmanın insanda oluşturduğu değişim ve dönüşüme doğru yürüyor. Burada sözü edilen birikimsizlik, biriktirememiş olmak gibi durumun, insan bedeni üzerindeki etkilerine doğru kanat çırpan bir düzgü ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin sonra gelen bölümlerinde bu değişim ve dönüşümün getirdikleri, pişmanlıkları, sıkıntıları…yine yepyeni bir yoldan gidilerek dile getiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Ten </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Simyasında</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bekliyoruz</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Başkalaşıyor</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">:</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Şair ve şiir</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Anlamın</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kesif pıhtısıyla</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Örtünüyor nesne.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Şairin Savaşımı, Gecel, s.19)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn6"><strong>[6]</strong></a><span style="font-family: Arial;">      </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Harun Atak’ın bu dizelerinde ozanın ve şiirin macerasından bir kesit var. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozan, insan varlığının ontolojisinde duruyor, bekliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın uğraşı budur, bu olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ozanın durduğu bu yerde, hem kendisi hem de ürünü olan şiir değişiyor, dönüşüyor. Ancak anlamdan da bir türlü kopmuyor, kopamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> Anlamı taşımayı sürdürüyor. Nesne anlamın üstünü örtüyor. Anlam görünmüyor. Ancak ondan da vazgeçilemiyor. Bu işi ozan ile nesne gerçekleştiriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Değişim ve dönüşüm de bu noktada gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, böyle oluşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin bir tanıtım, bir betim olmanın çok ötesinde bir yerde durduğunun, durması gerektiğinin altı birçok kez çizilmiştir. Benim bu sözcüklerimle değil, Atak’ın sözcükleriyle ve düzgülemesiyle de söylenmiş oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Yedilir gece. Anne zanneder.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">burçlanır çocuk.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">zanneder ki anne vardır içinde.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">başka kendinden neyi kurabiyedir.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bilmez kendiliğinden.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(çocuk, hata devam ediyor, s.24)</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn7">[7]</a></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ömer Şişman’ın bu dizelerinde düzgü ile bir değişim dönüşüm gerçekleştiriliyor. Yeni ve değişik bir algılama, alımlama ve düzgüleme biçimidir Şişman’ın kullandığı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk, gece adım adım izlenir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuğun durumunu geceye uygun hale getirilmek için çırpınan anne…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk bu edimde çeşit çeşit boyutlar, burçlar edinir: uyur, işer, bağırır, mama ister falan…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geceyi anne sanır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Gece, anne ile olur sanır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burçlanmayı bekler. Kendi kendine nasıl başka şeyler kursun ki çocuk, kuramaz ki… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tıpkı yetişkinlerin kurabiyeleri gibidir ona gece.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O kendiliğini bilmez. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kendi kendine de bu durumun ayrımında olamaz. Kendiliğinden bunu duyumsayamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anne olmalıdır yanında.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukardaki açıklamalar şiirin anlattıklarıdır. Ozan, çocuğun gecelerdeki durumunu yaşıyor ve o algıyı şiirleştiriyor. Algı, çocuğun anne ile birlikte geceyi ancak yaşayabileceğine ilişkindir. Çocuğun ve annenin gecelerdeki edimlerini ozan, anne ve çocuk açılarından anlamlandırıyor. Çocuk, anne ile birlikte boyutlanmaktadır geceleri. Geceyi anne sanıyordur. Anne olmasa geceyi algılayamayacak ve o geceyi yaşayamayacaktır sanki. Anne olmadan olmuyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuk ve anne ve tabii bir de gece işin içine girdiğinde oluşan manzara ortaya konuyor. Konuyor ya, bu ortaya konuş, gecenin yedilmesi, çocuğun burçlar kazanması, gecenin çocuk tarafından anne gibi alımlanması, onun yetersizlikleri, kendi kendisine yetemediği…gibi şeyler dışavuruluyor. Bu dışa vurumdan çıkan sonuç ise bambaşkadır. Bu kez değişim ve dönüşüm, bu yapı ile gerçekleşiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Çoksesli Şiirin</strong> dayatması söz konusu olamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne ki şiirin bu yola girmesi ve bu yönde çaba göstermesi gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, kendini yenilemelidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin kendini yinelemesine olanak tanınmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Estetikçi İsmail Tunalı Hoca, <strong>Sanat Ontolojisi</strong> adlı yapıtında:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Ontolojik yöntem, edebiyat eserini ses, ölçü, semantik, psikoloji, felsefenin ortak olarak araştıracağı ve onu bir kompleks (bütün) olarak kavramasıdır. Bu yöntem aynı zamanda objektif bir yöntemdir. Bu yöntemle edebiyat eserleri, şiir, roman vb. üzerinde yapılacak araştırmaların başarısına inanıyoruz. İnancımız, edebiyat eserinin ontik varlığından doğan bir inançtır. S.107-117</em></strong>” diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Dr. Yavuz Bayram</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftn8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"> :</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Eski yeni ayrımı yapmaksızın bütün Türk Şiirini bu yöntem aracılığı ile yeniden ele almak ve incelemek gerektiği inancındayız</em></strong>” demektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu akademik görüşler, bizim <strong>Çıkarsamalar </strong>üst başlığı altında yayımlamış olduğumuz ve yayımlamayı sürdüreceğimiz yazılarımızla yapmak istediklerimizin, akademik düzeyde de ele alındığını ve görüşümüzün paylaşıldığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirimiz, yeni bir boyuta doğru kanatlandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Sibel Özbudun, <strong>Antropoloji Gözüyle Sınıf, Kimlik, Kültür Yazıları</strong>, Ütopya y. 343 s., Ankara 2010,</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Hayriye Ünal<strong>, Eşikteki Özgürlük, Çoksesli şiir,</strong> Hece y., 383 s.,Ankara  2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener, <strong>Şiiri Yeniden Düşünmek  Şiiri Yeniden Kurmak</strong>, Kurgu Kültür Merkezi y.,  478 s. Ankara 2013</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Muhsin Şener<strong>, Şiir İçin  Çıkarsamalar I.II,III ,IV,V,VI,VII</strong>. (Eliz, Kıyı, Kurgu Kültür, Bireylikler, Ekin Sanat dergileri)</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> Tozan Alkan, Zaman ve Maske, 3.baskı, Artshop y.,2007</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref6">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Harun Atak,<strong> Gecel, </strong>noktürn y., 2.basım ,İstanbul, 2011</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref7">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Ömer Şişman, <strong><em>hata devam ediyor</em></strong><em>,  2.baskı, Ömer Şişman, 160.Kilometre y., İstanbul,2012</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VIII.docx#_ftnref8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Dr.Yavuz Bayram, Ondokuz Mayıs Üni.Amasya Eğ.Fak. Öğretim üyesi<strong>,” Ontolojik Analiz Metodu ve Bir Ugulama”, (</strong>İnt.ten) başlıklı yazısına bkz.</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/456/siire-iliskin-cikarsamalar-viii-kultur-ve-kimlik-coksesli-siiri-mi-dayatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; VII / “Şiir Satmıyor ki&#8230;&#8221;nin Üstüne Üstüne Gitmek</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Paz]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Wittgensitein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir. Wittgensitein &#160; Şiir satmıyor… Şiir yapıtları da satmıyor… Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki? Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki? Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!   Toplumların en zor zamanlarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><em>Kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınız demektir.</em></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Wittgensitein</span></em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir yapıtları da satmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiire ilişkin yapıtlar satıyor mu ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanlar toplumdaki yerlerine göre değil ozanlıklarına göre mi öne çıkıyorlar sanki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozanın, baksı, ermiş, doktor, şaman, öncü ve toplumun lideri olduğu günlerin ne denli gerisinde kalmışız da ayrımına varamamışız, hayret!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Toplumların en zor zamanlarında ozanların ve şiirlerin ve onlara yol gösterdiği, öncülük ettiği dönemleri çoktan aştığımızı biliyoruz da şiirsel eylemin yaratıcı ürünlerini ve onları üretenlerin bu denli arkalarda bırakılmasını hem kolay kolay anlayamıyoruz hem de kolay kolay benimseyemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yetinmeyi hiç içimize sindiremiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir avuç şiir severle yolumuzun aydınlanamayacağı gerçeği karşısında direnmek gerektiğini biliyor ve bu kartopunu hep birlikte yuvarlayarak büyük, büyük, çok büyük yapmak istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin kazandıracaklarından herkesin yeterince payını alması için çalışmak, aydınlatmak ve uyarmak gerektiğini hiç ama hiç unutmuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ayrıca böyle bir “nisyana” kapılmayı da insanlığa yedirmenin olanaksızlığını düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">    </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                  </span><span style="font-size: x-small;">                                             </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O.Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Doğal güzelliklerin, insanların ve olayların genellikle şiirsel yanları vardır. Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olduğu veya şairin yaratıcı arzusuna yabancı (olan) güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale geldiği an şiirselliğin içindeyizdir”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Diyerek şiir uğraşının sınırlarını kabaca çizerken, şiirin verilerini de işaret ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin, insanların, olayların şiirsel yanları….</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Değişimin yoğunlaşması anlamında şiirselliğin veri olarak ortaya çıkması…</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şairin yaratıcı arzusuna yabancı güçlerin ve anlık durumların billurlaşarak görünür hale gelmesi…</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Paz;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirle, şiirsellikle ortaya konabileceğini iri iri sözlerle belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Güzelliklerin ayrımında olmak için şiire ve şiirselliğe gereksinim vardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne olursa olsun gereksinim olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bireyler ve toplumlar bu gereksinimi şiddetle duymalıdırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Güzelliklerden habersiz ve güzellikleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yaşa</span></em></strong><strong><em>mama</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">nın</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> getirdiği/getireceği yozluğu, yüzeyselliği ve sevgisizliği duyumsamalıyız. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yaşamın, salt yeme- içme ve boşalma ve bunlar için çalışma- çabalama demek ol</span><strong>ma</strong><span style="font-size: x-small;">dığının ayrımına varmanın başka yolu yöntemi yok ki! </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanların şiirsel yanlarını bilmeyen, buna gereksinim duymayanların yozluğunu ne yapacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı, salt yararlanılacak ve kullanılacak bir güç olarak benimsemek değil midir bu algılama? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsanı böyle anlayanların kendi çıkarlarından başka bir düşünceleri olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Peki, nedir </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">insanın şiirsel yanları</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> denen şey?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Önce, yaşamdaki her şeyin onun eseri olması demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Onun çaba ve emeği ile oluşmuş, kullanılabilir ve insana yarayan her şeyin onun eliyle yaratıldığını benimsemek demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durum, insanı benimsemeyi ve ona kendin gibi önem ve değer vermeyi getirecektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Böyle bir yaklaşım insana özgüdür ve ardından yardımlaşmayı, merhametli olmayı, sevmeyi, korumayı, paylaşmayı, desteklemeyi ve daha neleri neleri kazandıracaktır…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsansız ve insana yaramayan; insanla oluşmayan ve onunla bütünleşmeyen her şeyin ötelere atılacağı bir ortamı öyle kurabilirsiniz. Bunun başkaca bir yolu yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İnsan için olan düzenlerde her şey onun için düşünüldüğünden zorluklar, sıkıntılar ve yaşam sevincinden uzaklaşmalar en az düzeye indirilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yönetenlerin atacakları her adım, insan yararına ve hizmetine ilişkin olur. İnsanını sıkıntılara sokan kararları almak o yönetimlerin yapabileceği bir şey değildir, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">O yönetimler, insan için ve yine insanlarca oluşturulduklarından bu yoldan ayrılmanın yönetme denen şeyin yadsınması anlamına geleceği çok iyi bilinmektedirler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsanı bir yana atan, onu yoran, özgürlüklerini kısıtlayarak onu iğneli bir fıçının içine girmeye zorlayan; </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">önce kendisini düşünen, ötekini arkalarda bırakan ve bu davranış ve ilişkilerinin tam tersini bağıra çağıra söyleyen bir yönetimin insani olduğu savlanabilir mi?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Yozlaşmayı ve yüzeyselliği öne çıkarmak, böyle yönetimleri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">kişisel çıkar için çalışmak</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir çamura bulanmaktan başka bir çıkmaz sokağa çıkarmaz!</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olay denilince, en az bir nesne ile bireyin ya da bireylerle bireylerin ilişkilerini anımsıyoruz. Bu ilişkilerin içindeki </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">güzellikleri gören şiirsellik ortamına </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">olan gereksinimi ne yapacağız? Olayların şiirsel yanlarını hiç görmemek ve onların hiç ayrımında olmamak neler getirecektir bilmeye ve anlamaya gereksinimimiz yok mudur?</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarını düşünerek onlara yaklaşmak, o olayları yaratan, içinde olan bireyler ve toplulukların şiirsel yanlarını düşünmek ve anlamak, olayları doğru anlamak ve doğru değerlendirmek anlamına gelir. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Doğru anlaşılan olaylara da doğru tanılar konabilir ve o tanılara göre önlemler alınabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ne ki, böyle bir çabası olmayanların çoğalmasını durdurmak için ne yapılması gerekiyorsa, eldeki güçlerle onu yapmak ve bundan hiç ödün vermemek gibi insanı/insanları, toplumu/ toplumları içinden çıkamayacakları derin ve karanlık çukurlara itmeyi getirmektedir ki bu da her şeyin özündeki insani yanı hiç görmemekten kaynaklanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">                                                                </span><span style="font-size: x-small;">*</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, ozanın görmezden gelinmesi, şiir yapıtlarının okunmaması yani, şiirsel ortamın yaşatılması ve yaşaması için hiç çaba ve anlayış gösterilmemesi…bu yoz ortamın oluşmasına hizmet ediyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Başka bir anlam içermiyor, taşımıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirsel ortama, birey olarak da toplum olarak da gereksinim duyulmalıdır. İnsanın insana, insanın doğaya, olaylara…bakışını ve onları anlamasını,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">kavramasını; değerlendirmesini gerçekleştirecek olan budur. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">İstediğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar güçlü olun, olanaklarınız bol olsun böyle bir ortama yardımcı olmuyorsanız eğer; böyle bir ortamın oluşmasına ve yaşamasına hizmet etmiyorsanız; bu noktada bir çaba göstermeye gereksinim duymuyorsanız, tüm olanaklarınızı bir gün yitireceğinizi bilin! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Böyle,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">olumsuz bir ortamın oluşmaması, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">oluşturula</span></em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em>MA</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">sı,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız şiirsel ortamın ayrımında olmayı ve onun getireceği sevgi, anlayış, kavrayış, merhamet ve huzur isteği ile çırpınmaya bağlıdır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yoksa yozluklarla, yüzeyselliklerle iç içe ve kucak kucağa olmak kaderdir, yazıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiir, sözle yapılan bir çalışmadır. Şiiri kurarken ozan, sözcüğün ilk ve özgün anlamına geri döner. Düzyazıdaki gibi, sözcüğün özgün ya da yansımış anlamlarından salt birini almaz ve onu öyle kullanmaz. </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">Sözcüğü şiirine tüm anlam boyutları yayar, yatırır; artık o sözcük, </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">olgunlaşmış bir meyve</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olmuştur sanki. Sözcük, şiir cümlesi içinde hem uzam, hem derinlik olarak şiire boyut kazandırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Düzyazı ile şiir arasında, sözcüklerin kullanımları ve içinde bulundukları metinlere katkıları bakımından bu ayrım, çok önemli görünmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Düz anlamın yeğlendiği düzyazıda boyut yoktur. Orada </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">doğruluk, gerçeklik ve onun en açık biçimde anlatımı söz konusudur</span></em></strong><span style="font-size: x-small;">. Oysa şiir okuyucusu, her okuyuşta şiirden yeni ufuklar kazanacağından, hem şiirin işlevi, hem de ozanın gücünü ortaya koyabilmesi bakımından böyle bir niteme gereksinim vardır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ozan, algıladığı ham maddeyi, şiirinde neyin simgesi olarak kullanmak istediğine karar vermek durumundadır. Kararını verdiği andan başlayarak o ham madde alımlanmış yani ozanın malı olmuştur. Artık o, ham madde değildir; ozanın bilincinde evrilip çevrilerek neyi söylemek ve belki de anlatmak için o ham maddeyi kullanacağını düşünürken, o maddenin hangi sözcükle/sözcüklerle ortaya konulması gerektiğine de karar vermektedir. Şimdi, karşımızda ham maddenin kullanılacağı yere ve duruma göre alacağı biçimi gösteren bir söz/sözcük/ sözcük kümesi vardır. Ozan o sözü, algıladığı ham maddeyi anlatmak/göstermek/anımsatmak için okuyucunun önüne söz/sözcük/sözcük kümeleri koymuştur. Onları seslendirdiğinde en altta, tabanda yer alan algılamdaki ham madde, artık bu sözcüklere dönüşmüştür. Bu sözcüklerle yaşamaya başlamıştır. O ham madde değişip dönüşerek bu sözcüklerle yeni bir yaşama kavuşmuştur. ,</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu işlemler sırasında ozan karşımıza, bir yaratıcı olarak çıkar. Ozan, yeni bir yaşam, yeni bir dünya getirmiştir. Getirdiği o dünya, kendine ilişkin bir dünyadır ve tektir, benzersizdir (öyle olmalıdır), bir tanedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Şiirin </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">değiştirme ve dönüştürme işlevi </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">böyle işliyor. Bu işleyişi kolaylaştıran öğeler vardır. Diyalektik, bunların başında yer alıyor. Diyalektiğin ilkeleri ve özellikle </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">olumsuzlama ve olumsuzlamanın olumsuzlanması ilkesi</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> çevresinde şiirin kurulumu</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">bir tür “inşa” halidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Ayrıca, sözün/sözcüğün/söz kümelerinin kullanılmasında, ozanın amaçladığı değişim-dönüşüm tasarımının önemli rolü vardır. Kullanılan sözel araçların söyleşime getireceği derinlik ve uzamsallık,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">her zaman dikkat noktasındadır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu konuda O.Paz’a kulak verelim:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“…madde şiirsel eylem sayesinde gerçek doğasına geri döner; madde, sanki özgürlüğüne kavuşmuştur. Sözcükler, sesler, renkler ve diğer maddeler şiirsel döngünün içine girer girmez bir dönüşüm başlar. Sözcükler bir başka şeye dönüşürler. Bu değişim ve dönüşüm, </span></em></strong><strong><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">’bir başka şey’in ‘aynı şey’</span><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> olması demektir.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“….insanları oluşturan şiirdir. Ozan, dilin ardından giderek onu bulur ve bu berrak kaynaklardan içerek giderir susuzluğunu. Toplum şiirde, varoluşun temeli ile onun ilk sözcüğü ile karşı karşıyadır. “</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Umberto Eco, bu konuyu,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">biraz daha aydınlatıyor;</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">“Bir metnin gerçek anlamı yoktur. Tindall, bir sanat yapıtının bir aygıt olduğunu¸ yaratıcı da içinde olmak üzere, herkesin onu gönlünün istediği biçimde kullanabileceğini savunacak kadar ileri gidiyor.”</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kişinin, yaşamın her uğrağında değer- kuramsal bir konum belirlemesi ya da kendisini değerler bakımından konumlandırması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yaşamak budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Söz konusu olan </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">‘konumlandırma’ kişiyi estetik açıdan, bedenleşmiş uzam açısından ve bedenselleşmiş zaman açısından aktif hale getirmesi anlamına geliyor.</span></em></strong></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn6"><span style="font-size: x-small;">§</span></a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Bedenlleşme”, kavramını eşelediğimizde karşımıza değişim-dönüşüm işlevi çıkıyor. “Bedenleşen” bir uzam ile “bedenleşen” zaman, </span><strong><span style="font-size: x-small;">“ben” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le değil </span><strong><span style="font-size: x-small;">“biz” i</span></strong><span style="font-size: x-small;">le ilişkilidir.</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">Bu ilişkinin parlatılması “evrenseliğe” giden yolun açılması demektir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu durumda değişim ve dönüşümün “bedenleşmesi” tekilliği, benzersizliği getirirken, estetikle bütünleşince yeni bir dünya, yeni bir insan ve yeni bir yapı “inşa edilmiş” olmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bunu sağlıyor, gerçekleştiriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Baudelaire’in şu dizelerine bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ırk, ye, iç ve uyu,</span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em><span style="font-size: x-small;">Gülümsüyor sana tanrının </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">hoşnutluğu.</span></span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Kabil ırkı, sürün çirkefte</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Ve öl sefalet içinde</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn7"><strong>[6]</strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Habil ve Kabil öyküsünü</span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn8"><strong><span style="font-size: x-small;">*</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Baudelaire, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/tanrının hoşnutluğu/ </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">ve </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">/çirkefte sürünmek/,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">sefil (olarak) ölmek/</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> sözcük kümeleri ile simgeliyor. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">Habil ile Kabil birbirlerini öldürüyorlar. Onların öyküsü, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrının hoşnutluğu ve çirkefte sürünmek, sefalet içinde ölmek </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">biçiminde ortaya konan yeni bir yaşam oluyor. Bu yaşam yeni bir dünya kuruyor ve o dünya Baudelaire’e göre, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">yiyen, içen, uyuyanlarla, sefalet içinde olanların yaşadığı </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">bir dünyadır. Bu dünyada birileri </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Tanrıyı hoşnut ederek mutlu olurken, diğerleri sefalet çukurlarında debelenmektedirler.</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> Artık</span><strong><em><span style="font-size: x-small;">,</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> emperyalist sömürünün ağır mı ağır pis kokusu sarmıştır ortalığı…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiir bu dönüşümü, başarılı bir biçimde gerçekleştirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">H.Marcuse, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">şiirin değişim ve dönüşüm işlevine</span></em></strong><span style="font-size: x-small;"> şu açıklamalarıyla nokta koyuyor:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">“Şiiri severiz, ama anlamayı da isteriz. Bunu ancak, senin simgelerini, eğretilemelerini, imgelerini, dilin sıradan terimleriyle yorumlayabiliyorsak yapabiliriz. Şairin söyledikleri sıradan dilin terimleriyle söylenebilecek olsaydı, belki de herkesten önce bunu kendisi yapacaktı. Şunu diyecektir: Şiirimin anlaşılması tam olarak sizin şiirimi çevirip içine oturtmayı düşündüğünüz o söylem ve davranış evreninin çöküşünü ve geçersiz kalışını ön gerektiriyor. Benim dilim başka</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">herhangi bir dil gibi</span><span style="font-size: x-small;">  </span><span style="font-size: x-small;">öğrenilebilir (gerçekte bu, sizin de öz dilinizdir.). O zaman görülecektir ki simgelerim, eğretilemelerim vb., simgeler eğretilemeler vb. değildirler. Ama tam anlamıyla söylediklerini demek istemektedirler.”</span></span><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftn9">[7]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Olayların şiirsel yanlarının da ayrımında olanlar şiirsellik ortamının ayrımında olanlardır ki onlar ozanlardır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">                                                              *</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Şiirin satmaması, öyle göründüğü gibi bir metaın beğenilmemesi ve satılmaması gibi bir durum değildir, olmamalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">İnsan, çevresindeki her şeyin, her durumun ve her olayın şiirsel yanını da görmek ve düşünmek zorundadır. Bu zorunluluğu duymamak, sevgi, saygı, merhamet, değer bilmek; sempati duymak ve empati yapmak gibi, insanı tanımlayan nitemlerden yoksun olmayı getirmektedir ki bu durum insanı yüzeyselliğin ve yozluğun ürküten karanlığına ve çıplaklığına mahkum etmek; hem yaygınlaşmasını hem de derinleştirerek, insanı ve onun bilincini görselliğin saniyelerle sınırlanan etkinliğine** tutsak etmek demektir.</span><span style="font-size: x-small;">            </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu tutsaklık kabul edilemez; şiddetle reddedilir ancak!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">_______________________</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;">** </span><em><span style="font-size: x-small;">“Bana anlatıldığına göre, 1960’larda ortalama bir kamera hareketi- bir görüş alanı değişikliği, bir zoom, bir pan- 30”lik normal bir reklam filminde, her (7.5)”de bir kereden daha yüksek bir hızla yapılmazmış; bunun nedeni de insan algılamasının baş edebileceği optimum hız olarak görülmesi…</span></em></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Oysa şimdi bu hız, (3,5)”de bire yükselmiş. Ben, bir takım reklam filmlerinde zaman tuttum, bu değişikliğin (2)”de bir yapıldığını bile gördüm. Bu (30)”de (15) değişiklik demektir.”</span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>(Defter Dergisi, 17.sayı, s.11’dek,i Fredrik Jameson’la Anders Stephanson arasında yapılan görüşmeye ilişkin yazıdan  alıntı.</em></strong><strong><em><span style="font-size: x-small;">)</span></em></strong></span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">(Muhsin Şener, <strong>Picasso’nun Güvercini</strong>,  Prospero y., Ank. 1994, s.39-40)</span></em></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;">  Oktavio Paz, <strong><em>Şiir Nedir? Yay ve Lir</em></strong>, Era y.,1995, s. 11</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy.,s.20 bkz.</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">Agy., s. 21 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy., s.40-41</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref5">[5]</a><span style="font-family: Arial;"> Umberto Eco, <strong><em>Açık Yapıt</em></strong>, Kabalcı y., s.19</span></p>
</div>
<div>
<ul>
<li><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref6">§</a><span style="font-family: Arial;"> M.Bahtin<strong><em>, Sanat ve Sorumluluk</em></strong>, Ayrıntı y., İst.2005, s.237’ye bkz.</span></li>
</ul>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref7">[6]</a><span style="font-family: Arial;"> Walter Benyamin, <strong><em>Pasajlar</em></strong>, YKY., s.101</span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></p>
<p align="left"><em>*</em><em><span style="font-family: Arial;"> Çiftçi olan Kabil, Allah&#8217;a buğday ve meyve adar. Çoban olan kardeşi Habil ise bir koyun kurban eder. Allah Kabil&#8217;in adağını reddeder. Habil&#8217;inkini kabul eder.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil&#8217;i öldürür.</span></em></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman;"><em> Allah Kabil&#8217;e kardeşinin nerede olduğunu sorunca &#8220;Ben kardeşimin bekçisi miyim?&#8221; diye cevap verir. Habil&#8217;in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Allah, Kabil&#8217;i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkûm eder. Kabil, tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Allah, Kabil&#8217;e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle buyurur:<br />
&#8220;Her kim Kabil&#8217;i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun&#8221;<br />
Bunun üzerine Kabil </em>dünyayı<em> dolaşmak üzere yola çıkar. </em></span></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;">Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hakok&#8217;un adını verir.</span></em></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: Arial;"> Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa&#8217;dır.</p>
<p></span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="file:///E:/Documents/Baba_Docs/Baba_Site_Guncelleme/siir%20icin%20cikarsamalar-VII.docx#_ftnref9">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Herbert Marcuse<strong><em>, Tek Boyutlu İnsan</em></strong>, İdea y., s. 170</span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/451/siire-iliskin-cikarsamalar-vii-%e2%80%9csiir-satmiyor-ki-nin-ustune-ustune-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar – VI / Schopenhauer, “Gençliğimizde Biz De Şiir Yazar, Şiir Okurduk” Ne Demektir? Açıklıyor</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2014 18:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin ŞENER muhsinsener@gmail.com Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk! Yani, “sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen?” gibi bir karşı koyma cümlesi… Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">Muhsin ŞENER</span></span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><span style="color: #0000ff; font-family: Arial; font-size: x-small;">muhsinsener@gmail.com</span></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir ve şiir yapıtları konuşulurken çok sık duyduğumuz bir cümleyi başlığa koydum: <strong><em>gençliğimizde biz de şiir yazar, şiir okurduk!</em></strong> Yani, <strong><em>“sen benim şimdilerde şiire ilgi duymadığıma bakma; ben de gençken, şiir yazar, şiirler okurdum; ne sanıyorsun sen</em></strong>?” gibi bir karşı koyma cümlesi…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin salt gençlere seslenen bir şey olduğunu da açıkça ortaya koyan bir cümledir de. Yetişkinler şiir okumazlarmış gibi bir şey&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ya da en azından, yetişkinlerle şiir arasındaki ilgi ile gençlerle şiir arasındaki ilgi ve ilişkiyi karşılaştıramayız bile. Karşılaştırmak abes olur, demektir bu… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir yargının, şiirle ilgilenmenin getirilerinden yararlanmayı engellediğini hemen söylemeliyiz. Kimi kez, yetişkin olan birinin şiirle ilgilenmesini hoş karşılamayan ve onu bir çocukluk ya da gençlik rüzgarıymış gibi görenler de olabiliyor. Bu yaklaşım galiba Doğu kültürünün bir uzantısı&#8230; Doğu kültürü şiiri, <strong>ciddi</strong> bir iş olarak ya da <strong>ciddi </strong>bir alan olarak görmüyor. Galiba görmek de istemiyor. Şiirin <strong>ciddi </strong>bir iş olduğunu benimsediğinde değmeyecek bir şeyle ilgileniyormuş gibi geliyor Doğulu insana. Bu anlayışın altında belki de İslam toplumlarında şiirin yasaklar arasında yer alması da var. Bu yasağın “ayet”  olarak konmuş olması daha da güçlendiriyor bu ciddiye almama durumunu. Belki de şiirle ilgilenmenin, bir gençlik rüzgarı, çılgınlığı, deneyimsizliği, gençlerin, neyin ne anlama geleceğini bilemeyeceklerini falan filan söylemeye çalışan bir anlayış!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Peygamberin sağlığında, Arap toplumunun <strong>söze ve şiire verdiği değerin</strong> çok üst düzeyde olduğunu biliyoruz. <strong>Yedi Askı </strong>terimi, o zamanlara aittir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kutsal kitabın altı yerinde şiire ve şairlere değinildiği ve Şuara (şairler) adlı başlı başına bir surenin olduğunu düşünürsek, şiirin ne olduğuna ve şairlerin nasıl olması gerektiğine, kutsal kitap semantiği açısından gereklik olduğunu anlarız. Şiirin tek başına ne helal ne de haram olduğu, bunun o şiirin içeriği ile değişeceğini kavrarız. Aslında Peygamberin, şiire bakışı ile  Aristo’nun  şiire bakışı  arasında paralellikler de vardır.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn1"><strong><span style="color: #0000ff;">*</span></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirler, panayırlarda Kabe’nin duvarlarına asılır ve en çok beğenilenlerine ödüller verilirdi. <strong>Emre-ül Kays, </strong>bu şairlerin en ünlüsüdür. Daha çok kahramanlıkları, aşkı falan öven şiirlerdir bunlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda yaşanan bu durum, Peygambere kutsal kitabın ayetleri gelmeye başlayınca, o ayetlerdeki ifade ve sözcüklerin birbirleriyle oluşturdukları bağdaşıklıklarla ortaya çıkan şiir cümleleri, <strong>Yedi Askı’</strong>da şiirleri bulunan şairleri tedirgin etmiş, panayırların bu alandaki etkinliklerine engel olmaya başlamıştır. Birçok şair,  kutsal kitabın sözleri karşısında, kutsal kitaptakilere benzeyen bir tek söz ya da cümle söyleyemiyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir ortamda konan bir yasaktır o yasak…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğer sözü edilen yasak konmamış olsaydı, bu durumun yeni dinin yayılmasına önemli ölçüde olumsuz etkiler yapacağı açıktı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu önlenmiştir, o yasakla. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca, Peygamberi hicveden şiirler söyleyen o şairlerin, hiciv ve şiirlerini dinlemek üzere çevrelerine, o günkü Arap toplumunun en ilkel yaşayan ve düşünen insanları olan bedevilerin toplandığı; ayette geçen <strong>”şairlere gelince, onlara ancak azgınlar tabi olur.”</strong>  cümlesindeki <strong>“azgınlar”</strong> ın hicivleri ve şiirleri dinleyen bedeviler olduğu, ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan;</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“…İki şair karşılıklı olarak birbirlerini hicvediyorlardı. Çevrelerinde bulunan insanlardan bir grubu bunlardan birini desteklerken, diğer bir grup ta ötekine destek veriyordu. İşte bu ayetler bunun üzerine inmiştir.”</span></em></strong><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn2"><strong><em><span style="color: #0000ff;">*</span></em></strong></a><strong><em>*</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“… bu ayetler üzerine bazı şairler, ağlayarak Peygambere geldiler ve  ‘ey Allah’ın elçisi, elbette Allah, bu ayeti indirirken bizim şair olduğumuzu biliyordu.’  diye sızlandılar. Bunun üzerine bu ayeti indirdi ve Peygamber de onları çağırarak ayeti okumuş ve inanların o azgınlar olmadığını söylemiştir</em></strong>.”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">*</span></a>**<span style="font-family: Arial;">  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu alıntılar, şiire ilişkin bir yasaktan söz edilmediğini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu durum, şiire ilişkin bir ana yasak olarak da algılanmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Arap toplumunda şiirin ne denli etkin olduğunun da altını çiziyor bu durum ne ki. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şiir, değiştiren ve dönüştüren bir etkinliğin adıdır.</strong> Değişim ve dönüşümden sıkıntı duyacaklar vardır, olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Yedi Askı</strong>’da yer alan ve beğenilen şiirlerin önemli bir bölümü <strong>aşka </strong>ilişkindir. Aşk temasının kadın cinsiyle olan ilişkisi, bu şiirlerde oldukça somut bir biçimde işleniyordu.                 </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşk konusunun en çok şiirde işlendiği ve işlene işlene sakız  olduğu da  biliniyor.  Aşkı dile getiren sözlerin, söz kümelerinin toplumumuzun önemli bir bölümünce şiir olduğuna inanılıyor. Hatta <strong>şiirlik’in </strong>aşk konusunu içeren bir şey oldsuğunu söyleyenler bile var. Bu kişilerce şiirin matematiğini anlamanın  bir önemi de yoktur. Olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yeter ki içinde aşk olsun! O, şiirdir işte!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Sanki aşk konusu şiirin <strong>“neliği”dir.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Evet, aşk ve şiir ilişkisi ana çizgileriyle böyledir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Aşkın Metafiziği</strong>’ nde Scophenhauer, aşkı enine boyuna inceliyor ve değindiğimiz sorunlara yanıtlar buluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şöyle diyor filozof:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“….her aşk, daha belirlenmiş, daha özelleştirilmiş ve en dar anlamıyla  daha bireyselleştirilmiş bir cinsel içtepidir. Bu düşünceyi kabul eden bir kimse, günlük hayatta bütün çeşitlilikleriyle ve farklılıklarıyla bu içtepinin oynadığı rolü göz önünde tutarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hayata bağlılığın yanında en güçlü ve etkili bir eğilimi dile getirdiğini görürse; İnsanlığın gençlerden kurulu kalabalığının bütün düşünce ve güçlerinin en az yarısına sözünü geçirdiğini fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Hemen hemen bütün insani çabaların biricik amacı olduğunu anlarsa; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En önemli olaylar üzerinde ters bir etki yaptığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En ciddi işleri bozduğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Belli bir süre için en yüce zihinleri karıştırdığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Devlet adamlarının çalışmalarına ve bilim adamlarının incelemelerine burnunu soktuğunu;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Bakanların cüzdanlarına ve filozofların müsveddelerine güzel kadınların saçlarından kesilmiş lüleleri ve aşk mektuplarını sokmayı becerdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Her gün en feci ve karmaşık durumlar yarattığını;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En değerli bağlılıkları yıktığını; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">En sağlam yakınlıkları hiçe indirdiğini; </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">Kimi zaman, hayatın da sağlığın da zenginliğin de edinilmiş mevkiin de mutluluğun da kurban edilmesini istediğini;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">…kısacası yanıltıcı, bozucu, karıştırıcı ve yıkıcı bir şeytan gibi ortaya çıktığını fark ederse;</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">‘Bunca gürültü niçin?’ diye haykırmaz mı?”</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn4"><strong><span style="color: #0000ff;">[1]</span></strong></a></em></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Diyerek nelere gücü yettiğini çok somut bir biçimde açıklıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunlara ekleyeceklerimiz olabilir; ne ki<strong><em> çıkarabileceklerimiz </em></strong>yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belki de bunlar az bile söylenmiştir, değil mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof ; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>“Bütün aşk maceralarının son amacı, gelecek kuşağın ortaya çıkarılması’ ndan başka bir şey değildir.</em></strong>”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a> Gibi bir kesin kanı ile sürdürüyor açıklamalarını. Ne ki  aşkın <strong>gelecek kuşaklar</strong>a uzanan yanını unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozof açıklamalarına şöyle devam ediyor:</span></p>
<p><strong><em><span style="font-family: Arial;">“Eros</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn6"><strong><span style="color: #0000ff;">[3]</span></strong></a><span style="font-family: Arial;"> ile bireyler arasındaki bağ, ölümsüzler ile ölümlüler arasındaki bağ gibidir. Erosun ilgilendiği şey sonsuz olandır. Bireyin ilgilendiği şeyse sonlu olan… Sadece bireylerin mutluluğunu-mutsuzluğunu ilgilendiren işlerin tümünden çok daha önemli işler yürüttüğünü bilen eros bu işleri, savaşların gürültü ve patırtısı, iş hayatının kargaşası, hatta örneğin veba gibi ortalığı kasıp kavuran hastalık(</span></em></strong><em><span style="font-family: Arial;">ların<strong>) yaşanması sırasında bile, yüce bir biçimde sürdürür ve gerekirse, manastırın ıssız hayatına bile sokar.”<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn7"><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></a></strong></span></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birey tüm bunları, savaşların gürültü ve patırtılarına, iş yaşamının kargaşasına, veba gibi çok çabuk yayılan ve kırıp geçiren bir felakete, yasakların en üst düzeyde olduğu ve uygulandığı sanılan manastırın karanlıklarına karşın, niye göze alabiliyor?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Filozofun yanıtı <strong><em>tür ruhu’dur.</em></strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yani,<strong><em> </em></strong>bireyin mutluluğu ile değil<strong><em>, insanlığın sürdürülmesiyle </em></strong>ilişkisinin altını çiziyor.  Erkek tarafından, yeterince tanınmamış olan bir karşı cinse duyulan yakınlığın, ancak aşkın derinden içerdiği <strong><em>türün devamı</em></strong> ile açıklanabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birbirlerine aşık olanların, aşk adını verdikleri duygusal yoğunlukla karşılıklı olarak fiziksel kusur ve eksikliklerini tamamladıkları unutulmamalıdır. Bu oluşum, <strong><em>türün devamıyla</em></strong> açıklanabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, erkek ile kadının, birbirlerine duydukları sevgiye karşın, erkeğin  kadını  aldatmasının, erkeğin bireysel yararı için değil, <strong><em>türün devamını sürdürmekten </em></strong>başka  bir şey olmadığı da vurgulanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca burada kadının, aldatılmışlık duygusu içinde yaşadıklarının, <strong><em>türün devamına </em></strong>herhangi bir engel oluşturmadığı; ancak kadının,  o sürekliliği sağlayan erkeği yitirmiş olmaktan ötürü, bir aldatılmışlık duygusu içine girdiği de ekleniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bu iç yapılanmalar, insan bilincinde oluşuyor ve yaşanıyor. Yaşanmasına da kimse ve hiçbir şey engel olamıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi tüm yapılan bu açıklamaların şiirle ilişkisine gelelim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiir, insan türünün devamına ilişkin aşkı, bireyin sözcüklerle dile getirmesinde en çok başvurduğu bir anlatım biçimidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireyin kişiselmiş gibi algılanan, karşı cinse duyduğu sevgi, <strong><em>türün sürdürülme</em></strong> <strong><em>içtepisinin</em></strong> baskısıyla, tüm karmaşalara, kargaşalara, sıkıntılara karşın, egemenliğini sürdürüyor. Bireyin, bilinçaltında kendi isteğiyle değil, ayrımına varmadığı, varamadığı, varamayacak olduğu içtepinin baskısıyla yaşadıklarının, <strong><em>türün sürdürülmesi</em></strong> duygusunun otoritesine yenik düşmüş olmasından ötürü duyduğu mutluluğu-mutsuzluğu en uygun sözcüklerle dışa vurmasıyla oluşuyor şiir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aşkı işleyen şiirlerin çokluğu, bu mutluluk ve mutsuzlukların her bireyin yaşamına somut olarak yansımasıyla ilişkisi bulunduğunu düşünüyorum. Birey, <strong><em>yaşamın sürdürülme</em></strong> içtepisinden kaçamıyor, kendini onun otoritesine boyun eğmeğe koşullanmış görüyor. Bu duygunun egemenliğini, en çok gençken sürdürdüğü bilindiği için, <strong><em>“gençken biz de şiir yazar, şiir okurduk” </em></strong>demek bir alışkanlık haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu alışkanlık şiirle alışverişte bulunmamanın getireceği yüzeyselliklerin bir örtüsü oluyor.  Post-modern zamanlarda  bu örtü, yüzeysellikleri örtmek için bulunmayan bir Hint kumaşıdır. Sığlığı ve tembelliği sürdürmek, kolayı seçmek olduğundan, değişim ve dönüşüme karşı çıkılabiliyor. “Kullandığınız sözcük sayısı kadar etkiniz ve ağırlığınız vardır.”  diyen Wittgensitein, sözün insana  uzamsal ve derinlikli  bir dünya kazandıracağını söylemesinin  altında,  değinmiş  olduğumuz bu  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> <strong><em>y  o  z  l  u ğ  u n</em></strong>  bulunduğunu  hiç unutmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şiirin gücünü ve verilerini birkaç yazıdır anlatmaya çabalıyorum.</span><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-family: Arial;">   </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunu sürdüreceğim.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuşakların, şiirin hamurunda yoğrularak yetiştirilmelerinin, onları </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><em>i  n  s  a  n  l  a</em></strong><strong>  </strong>dolduracağını hep birlikte  haykırmak zorundayız! </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref1"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> Ekrem Sakar sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref2"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">*<span style="font-family: Arial;"> İnt.<em>ten <strong>Müsemma</strong></em> sitesine bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref3"><span style="color: #0000ff; font-size: x-small;">*</span></a><span style="font-size: x-small;">**<span style="font-family: Arial;">AGS.bkz.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref4"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  <strong><em>Aşkın Metafiziği</em></strong>, A.Scophenhauer, Oluş y.,1963, s.10</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref5"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">  Agy.,s.11</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref6"><span style="color: #0000ff;">[3]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"> B. Akarsu<strong><em>, Felsefe Terimleri Sözlüğü</em></strong>, s.72:</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“Eski Yunanlıların sevgi tanrısı. Afrodit’in oğlu. <strong><em>Her türlü yaratmanın ana ilkesi.</em></strong> Platon’un Şölen ve Faidros diyaloglarında geliştirdiği, <strong><em>güzele duyulan ilgiyi belirten kavram</em></strong>. <strong><em>Bu ilgi haz duymak için değil, güzelde bir şey ortaya koymak, yaratmak içindir. Eros, aynı zamanda ölümsüz olana doğru</em></strong> <strong><em>yönelişin güdücüsü ve duyusal dünyadan ideler dünyasına doğru felsefi bir yükseliş tutkusudu</em></strong>r.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref7"><strong><em><strong><span style="color: #0000ff;">[4]</span></strong></em></strong></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;"><strong><em>  Aşkın Metafiziği</em></strong>, s.33</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref8"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial;">“<strong><em>Şiir İçim Çıkarsamalar” </em></strong>başlığı altında beş yazım yayımlandı. Galiba bir beş yazı daha yazacağım.<strong><em>  “Türkiye’de roman bitti”</em></strong> diyenlere, <strong><em>“ Şiir zaten çoktan bitmişti!</em></strong> ” diyerek katılmak istiyor ve bu yoklukların Türkiye insanına getireceği <strong><em><span style="text-decoration: underline;">yozlukların</span></em></strong> altını çizmeyi sürdüreceğim.</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/443/siire-iliskin-cikarsamalar-%e2%80%93-vi-schopenhauer-%e2%80%9cgencligimizde-biz-de-siir-yazar-siir-okurduk%e2%80%9d-ne-demektir-acikliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiire İlişkin Çıkarsamalar &#8211; V / Spinoza&#8217;dan Şiire&#8230;</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2014 18:38:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[spinoza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[Şiir İçin Çıkarsamalar’ın IV.yazısı Filozofların Şiirle Ne İlişkisi Olur ki? başlığını taşıyordu. Bu yazımızda ise Spinoza’dan söz açmak istiyoruz. Bir önceki yazımızda filozofun Duyumsamanın Mantığı’dan duyumsamanın öznellikle ilişkisine örnekler verilmişti. Öznellik konusunda Spinoza’ya başvurma zorunluğu vardır. Çünkü o, öznellik konusunu “arzu insanın özüdür” diyerek “…her şey kendinde kaldığı sürece varlığını sürdürür” diye de ekliyordu. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şiir İçin Çıkarsamalar’ın </strong>IV.yazısı <strong>Filozofların Şiirle Ne İlişkisi Olur ki?</strong> başlığını taşıyordu. Bu yazımızda ise Spinoza’dan söz açmak istiyoruz. Bir önceki yazımızda filozofun <strong>Duyumsamanın Mantığı</strong>’dan <strong>duyumsamanın öznellikle</strong> ilişkisine örnekler verilmişti.</p>
<p>Öznellik konusunda Spinoza’ya başvurma zorunluğu vardır. Çünkü o, öznellik konusunu “arzu insanın özüdür” diyerek “…her şey kendinde kaldığı sürece varlığını sürdürür” diye de ekliyordu. Bu açıklama, bireyin kendini öne çıkarmasını ve kendi varlığını korumasındaki tutumunu ortaya koyuyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn1">[1]</a> Bu arada “istenç” ile “arzu” arasındaki ayrıma da dikkat çekerek, beden ile ruh arasındaki birliğin,  bütünlüğün önemine ve gerekirliğine de işaret ediyor. Bu bütünlük anlayışı algının alımlamaya dönüşmesi sırasında insanın, istenci ile arzusu arasında kendini yitirmeden, bilinçdışının etkisine de yenilmeden, kendi malı olan alımlamasının önemini de vurguluyor. Böylece insanın bedeni ile bilinç dışının birliği ortaya çıkıyor ve bir bütünlük oluşuyor ki bu <strong>bütünlük </strong>dünyayı doğru kavramak demektir.</p>
<p>Marx’ın 11.Tezinde işaret edilen “dünyayı yorumlamak değil değiştirmek esastır.” Ancak bu, bütünlük içinde gerçekleştirilebilir. Değiştireceğinizin <strong>neliği</strong> sizi her şeyden önce ilgilendirmelidir.</p>
<p>Şiirde, bu anlayışın, bilinç dışı ile insanın kendisi arasında, insan olmayı da unutmadan, ıskalamadan algılayıp, alımlamasını ve onu sözcüklerle dışavurmasını bu ölçü içinde gerçekleştirmek gerekiyor. Bu, insanın, özünü unutmadan, ihmal etmeden, onunla birlikte algılayıp alımladığı dünyayı ve şeyleri anlatmasında ya da dışavurmasında hiç vazgeçilemeyecek bir ölçü olmalıdır.</p>
<p>Burada, “Spinoza’nın, öznellik tutkusu içinde, algılama ve alımlamayı önerdiği…”gibi bir eleştiriyi duyar gibiyim. Ne ki bu eleştiri de hemen dünyayı ve şeyleri algılamakta bütünlüğün, tamlığın önemini anımsıyor. Değişim ve dönüşümü ancak bu yolla gerçekleştirebileceğimizi de hiç unutmuyorum. Eğer şiir, bir değişim ve dönüşümü sağlamıyorsa neden yazılmış olacaktır ki? Bu soru usumda hep kıvrılı duruyor.</p>
<p>Deleuze, Spinoza’nın <strong>olumlu sonsuzluk</strong> kavramı üzerinde duruyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn2">[2]</a> Bu kavram, algının olumlanmasından sonra, o olumluluğun sonsuzluğu içinde saf, katışıksız, yansız ve tarafsız bir düşüncenin oluşmasına olanak sağlıyor.</p>
<p><strong>Olumlu sonsuzluğun</strong> sağladığı olanak alanı içinde ozan, algıladığı ve kendinin haline getirdiği dünyayı ve şeyleri; o şeylerin anımsattıklarını, düşündürdüklerini, sözcüklerle “ifade ederek”, yani var ederek, ortaya koyarak, sözcüklerle o şeyleri varlık haline getirerek sunabilmektedir. Bu olanak az şey midir bir ozan için, bir sanatçı için? Deleuze’ün <strong>Duyumsamanın Mantığı’nda</strong> ressam Bergson’un tablolarını yorumlarken altını çizdiği, bu alanla ilgili çalışmalar örnek olarak elimizin altındadır.</p>
<p>Sözü edilen olumlu sonsuzluk ortamında ozan, sözcüklerle dışa vurduğu tözlerin yanına yöresine kimi <strong>sıfatları </strong>koyarak çok boyutlu değişim ve dönüşümler yaratabiliyor.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p><strong>Yeşil taşlı yüzüğü olan kız geliyor.</strong></p>
<p>Düz tümcesinde, “yeşil” sıfatı yerine “kırmızı, mavi, sarı, eflatun vb.” sıfatları koyarak ya da kullanarak yepyeni boyutlar elde edilebiliyor. Ayrıca, “geliyor” yüklemini, “ göründü, koşuyor, görünüyor” ya da örneğin “göründü, görünecek, görünmeli, görünür, görünmez, görünebilir, görünüverdi vb.vb.vb.” kullanarak da <strong>akılsal, kipsel ve gerçek </strong>boyutlar ekleme olanakları vardır, bulunmaktadır.</p>
<p>Sanatçının bu olanakları kullanması gerekiyor. Her şeyden önce de böyle olanakların yaslandığı bir düşünce tabanının ayrımında olmak ve o bilince varmak gerekiyor.</p>
<p>Yoksa <strong>gençliğimizde biz de şiir okur, şiir yazardık</strong> düzeyine tutsak olmaktan kurtulunamaz.</p>
<p>İslam tasavvufunda, “tasavvuf” kavramının oraya koyduğu bütünlük, Spinoza’nın işaret ettiği şeydir. Ne ki, İslam ölçüleri içinde bakıldığı, anlaşıldığı ve yorumlandığında başka bir şey ortaya çıkıyor.  Spinoza’nın açıkladığı bütünlük, evrensel ve sınırsızdır; olumlu sonsuzluk kavramında olduğu gibi.</p>
<p>Ancak “vahdet-i vücut” diye adlandırılan tasavvuf ilkesindeki İslami kavramla “tevhid”, birlik, teklik, tekliğe ulaşmak kavramlarının üst üste oturabileceği bir benzerlik de gözden kaçmıyor.</p>
<p>Örneğin, aynaya baktığınızda kendinizi görürsünüz. Bu olayda ayna, aynaya bakan ve aynada görünenler vardır. Olayın öğeleri bunlardır.</p>
<p>Burada <strong>ayna, aynaya bakanı yutar.</strong> Artık aynaya bakan <strong>yoktur</strong>. Elinizi aynaya doğru uzatıp görüntünüzü ne denli tutmaya çalışırsanız çalışın bir türlü tutamazsınız. Çünkü aynadaki görüntüdür ve gerçek değildir. Gerçeğin görüntüsüdür. Artık isterseniz aynaya bakanı ve aynadaki görüntüyü anlatabilirsiniz. Anlatırken sözcüklere başvurursunuz. O sözcüklerle <strong>gerçek varlığı </strong>ve <strong>aynadan yansıyan varlığı</strong> dışa- vurabilirsiniz. Bu dışavurma çabanız ya <strong>ontolojik</strong> olacaktır ya da <strong>mantıksal.</strong> Ontolojik olarak varlığı anlattığınızda, gerçeği ortaya koymuş oluyorsunuz. Bu, somut bir haldir. Yansıyan görüntü ise somut değildir, soyut bir şeydir. Ne ki mantıklıdır, usa yatkındır, usla açıklanabilir.</p>
<p>Burada, Deleuze’ün <strong>türüm*</strong> adını verdiği bir olay daha vardır. <strong>Türüm,</strong> gerek ontolojik olarak gerekse mantıksal olarak ortaya konulabilen varlığın yansımalarıdır. Bu yansımalardan kendinizi kurtaramazsınız.  Çünkü gerek gerçeklik ve gerekse onun aynadaki usa uygun ölçü ve çizgileri olan varlığın size anımsattığı şey/ şeyler vardır. Bunlar da tıpkı aynadaki görüntüler gibidir. O görüntülerin size ilişkin yanları da olabilir. Ve belki de bu yanda olanlar, sizi o gerçeklikten ve aynada yansıyandan çok daha fazla ırgalamaktadır; ırgalayacaktır, kimbilir…?</p>
<p>Şimdi, bu yansıyanlar sizinle ilgili değil midirler? Bu yansıyanlar, belki de gerçekliklerden ve aynada yansıyanlardan daha çok sizi oluşturuyordur; sizi var etmektedir, kimbilir…?</p>
<p>Picasso,<strong> Guernika</strong>’yı, İspanya iç savaşında yaşanan çılgınlığı anlatmak üzere çizip boyarken o savaşın, üzerinde bıraktığı, anımsattığı, düşündürdüğü yansıyan şeyleri çizmemiş miydi ki? Bu tablo, somut bir durumu yaşarken, bire bir alınmış bir tablo değil ki. Bu tablo, “aynaya bakanın ve aynada görünen”in, Picasso adlı ressamın bilincine ve bedenine yansıyan <strong>türümlerden</strong> başka nedir ki?</p>
<p><strong>Guernika’</strong>nın sağ üst köşesinde, canhıraş kişneyen at, sol üst köşesindeki boğa, ne yapacağını bilemeyen adam figürü ve öteki figürler…</p>
<p>Tüm bunlar, <strong>yansıyanların Picasso’ca ortaya konulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>“Austzwitz’den sonra artık şiir yazılamaz”</strong> diyen Adorno, bu sözcükleri kullanarak <strong>Austzwitz</strong>’in, kendi bilincinde yarattığı fırtınayı yani yansımayı ortaya koymuş olmuyor mu?</p>
<p>İnsan, nesnellik ile öznelliği birlikte yaşıyor ve kendinde topluyor. Nesnellik de öznellik de birlikte bir bütünlük oluşturuyorlar. Bu bütünlük insanda, özbilinç dediğimiz şeyi kuruyor. Özbilinç, insana bir yön ve alan gösteriyor ve o alan içinde var olmasını sağlıyor. O özbilincin yarısı somut ise öteki yarısı da soyuttur ve o soyutluk insanın insani yanıdır.</p>
<p>Nesnenin zamana bağlı yanlarını unutamayız. Örneğin sabah gölgemiz batıya doğru düşer. Öğleyin ise ayaklarımız bastığı yere…Akşam olunca gölge, doğuya doğru durur ve uzar. Sabahları da batıya doğru uzadığını görürüz gölgenin. Burada, somut olan insan, sabah, öğle, akşamki gölgeleriyle nasıl ve hangi içerikte şeyleri söyleyecek, anlatacaktır? Bu üç durumun hangisi gerçektir? Hangisi gerçek değildir?</p>
<p>Bu sorulara, sabah gerçektir ya da öğledeki durum gerçektir yahut akşamki gerçektir gibi bir yanıt verilebilir mi? Verilemeyeceğine göre bunların tümünü var olan olarak kabul etmek ve onun üzerinden konuşmak ve düşünmektir doğru olan.</p>
<p><strong>Husserl’</strong>in içkinlik konusunda yaptığı ayrımda,<strong> reel içkinlik ve kendiliğinden verilmiş içkinlik</strong> olarak iki boyuttan söz ediyor.<a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftn3">[3]</a> Fenomenlerin ortaya konulması ile <strong>reel içkinlik</strong>, onların görüntülerinin yansımalarından doğan, oluşan, akseden, hayal ettiren, düşündüren vb. vb. vb. şeylerin ontolojik, epistemik, pedagojik, etik, siyasal yanları üzerinde görüşler, düşünceler oluşturmak, kurmak; böylece de bir <strong>söyleşim </strong>ortamı kurarak bireyleşmeyi gerçekleştirmek olasılığı vardır.</p>
<p><strong>Kant, Marsel, Spinoza</strong> vd. bu konuda son derecede yol verici ve ışık tutucudurlar.</p>
<p>Özellikle ozanların, gerçekliğin yansımalarını ele almasının; nesnellik ile öznelliğin dünyayı ve şeyleri bir bütünlük içinde değişim ve dönüşümü ortaya koyma çabasının önemini gözardı etmemeleri gerektiğine inanıyorum. Filozofların bu konularda oluşturdukları düşüncelerden  haberli olmalarını çok önemsiyorum.</p>
<p>Sanatçının, geçici heveslerden, geçici ve sonlu çabalardan uzak olması, onlara yüz vermemesi gerekiyor galiba. Böyle davranılmadığında ömürsüz ve o an için oyalayan bir şeyler yapmak gibi bir sonuca ulaşılıyor ki bu, insanı yozlaştıran ve giderek yok eden bir boş çaba olurdu. Yaşama yapılmış bir büyük ihanet!</p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref1">[1]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;">  Spinoza</span><strong><em>, Spinoza ve Siyaset</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, E.Balibar, Otonom y., s.131</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref2">[2]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;"> G.Deleuze</span><strong><em>, Spinoza ve İfade Problemi</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, Norgunk y., s.30  ve ötesi…</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/pasteword.htm?ver=342-20110630#_ftnref3">[3]</a><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Calibri;">  E.Husserl, </span><strong><em>Fenomenoloji Üzerine Beş Ders</em></strong><span style="font-family: Calibri;">, BilgeSu y.,s. 10</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/440/siire-iliskin-cikarsamalar-v-spinozadan-siire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
