<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhsin Şener &#187; eğitim</title>
	<atom:link href="http://www.muhsinsener.name.tr/tag/egitim-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhsinsener.name.tr</link>
	<description>Şiir Yazılarına Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Eğitim-Yaşam ve Toplum</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2014 19:27:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Eğitilmiş insan denildiği zaman, aslında kastedilen insanın bilişsel yönden yetiştirilmesidir. Yine aydın insan, düşünen insan denildiğinde de aynı şeyden söz ediliyordur. Aydın ve düşünen insan her yönden tam bir gelişmişliği gösterir. Buna göre eğitim kavramı bireyde bedensel, ruhsal ve bilişsel yönlerden yetişmişliği gerçekleştirme çabalarını içerir.   “Eğitim” kavramı 1940’lardan beri, maarif, tedrisat, talim ve terbiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Eğitilmiş insan denildiği zaman, aslında kastedilen insanın bilişsel yönden yetiştirilmesidir. Yine aydın insan, düşünen insan denildiğinde de aynı şeyden söz ediliyordur. Aydın ve düşünen insan her yönden tam bir gelişmişliği gösterir. Buna göre eğitim kavramı bireyde bedensel, ruhsal ve bilişsel yönlerden yetişmişliği gerçekleştirme çabalarını içerir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">“Eğitim” kavramı 1940’lardan beri</span><strong>, maarif, tedrisat, talim ve terbiye</strong> <span style="font-size: small;">gibi sözcüklere karşılık gelecek şekilde kullanılmıştır. </span></p>
<p><strong>Terbiye</strong><span style="font-size: small;"> kavramıyla </span><strong>bakma, besleme, büyütme, ilim, edep öğretme, talim, yetiştirme, edep öğretme gibi anlamlar; </strong></p>
<p><strong>Maarif ve tedrisat</strong> <span style="font-size: small;">kavramlarıyla </span><strong>öğretim ve bilgilendirme</strong><span style="font-size: small;">; </span></p>
<p><strong>Talim </strong><span style="font-size: small;">kavramıyla da </span><strong>öğrenilenlerin yaşama geçirilmesi;</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">gibi anlamlar verilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Eğitim kavramı köken olarak, Türkçede eğ, eğmek, fiil kökünden </span></strong><span style="font-size: small;">türetilmiştir. </span><strong><span style="font-size: small;">Bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, ezmek, kırmak, yönlendirmek</span></strong><span style="font-size: small;"> gibi anlamlara gelmektedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Eğitim kavramının kökü olan eğ/eğmek fiilinden bir şeyin, bir nesnenin ya da bir insanın eğilmesi, bükülmesi, kontrol altına alınması ya da istenilen şekle sokulması anlamlarını çıkarabiliriz; yani eğitilen nesne ya da özne ‘eğitilerek’ istenen şekle sokulmaktadır. Demek ki ortada, eğilip- bükülmesi, istenilen biçimi alması istenen birileriyle, bir şeyleri, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">eğip, büken, biçim vermek isteyen birileri vardır. </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">Burada, kimin ya da nelerin, kim ya da kimler tarafından niçin ve nasıl eğildiğinin/eğitildiğinin, eğitilmek/eğilmek istendiğinin ortaya konması gerekmektedir</span></strong><span style="font-size: small;">. Birileri, eğitim/eğitme hak ve yetkisini, neye ve kime dayanarak almaktadır? Gerçekten bireyi eğip, büken, belli şekillere sokan, onu denetim altına alma edimi bir eğiltilme/eğitim olabilir mi? Veya böyle bir etkinliğe eğitim adı verilebilir mi?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu sorulara cevap ararken, eğitimi</span><strong><span style="font-size: small;"> ‘boyun eğdirme’, ‘belli bir biçim verme’, ‘denetim altına alma’ </span></strong><span style="font-size: small;">olarak gören anlayışın temele aldığı insan yaklaşımını analiz etmeliyiz. Böyle bir anlayışa göre insan, özünde yardım edilmeyi bekleyen, eksik, kendi başına kararlar alıp eyleme geçiremeyen, her zaman kötü eylemlere yatkın bir varlıktır. Dolayısıyla sürekli denetim altında tutulması, iyi olana yönlendirilmesi, yardım edilmesi, yön gösterilmesi, kısacası biçim verilmesi gereken bir hammaddedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Söz konusu anlayışı yönlendiren başka bir insan anlayışı da: Hobbes’un ileri sürdüğü gibi </span><strong><span style="font-size: small;">insan doğuştan kötü bir doğaya sahiptir, onun bu kötü yönünün törpülenmesi</span></strong><span style="font-size: small;"> gerekmektedir. İnsan, kendisine güvenilemeyecek bir yaratıktır; gözetim altında tutulması, sisteme, düzene uyumlu hale getirilmesi gerekir.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Tüm bunları yapılabilmenin yolu da insanın eğilip/bükülüp/eğitilip belli bir düzene sokulmasından geçiyordur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu çerçevede </span><strong><span style="font-size: small;">eğitimi herhangi bir otoriteye boyun eğmek anlamında alırsak, eğitimin, eğitici veya egemen iktidar karşısında eğitilenin saygı gösterip itaat etmesi olarak</span></strong><span style="font-size: small;"> anlaşılması gerekir. Eğitimi bu şekilde anlayan otorite veya egemen iktidarların kendi önceliklerini yasallaştırmak, güvence altına almak ve sürdürebilmek için insanları denetim altında tutmaları gerekir.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">İnsanları kontrol etmenin yolu egemen iktidarın ona istediği biçimi vererek, eğip bükmesi, emri altına almasından geçer. Kısacası iktidarların eğitim/eğitme bahanesiyle insanları egemenlikleri altına alma çabası eğitim olarak tanımlanmak istenir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böyle bir eğitim anlayışı etik açıdan oldukça tartışmalı ve kabul edilmesi zor bir anlayıştır.</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitim kavramı için bu açıklamaları yorum olarak da görsek yine de bir gerçekliği göz ardı edemeyiz: eğitim, bireyi amaçlanan hedeflere götürmeyi, en azından yöneltmeyi amaçlıyordur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hiçbir eğitim, amaçsız olamaz. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim ve Birey</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bireyi belirlenmiş bir amaca yönlendiren bir eğitimin totaliter olduğunu savlamanın çok saçma olduğunu düşünüyorum. Bilgi öğretme ve eski deyimle talim ettirerek davranışlar kazandırmak demek olan eğitim, belli ki kimi davranışları kazandırmayı ve onun yanında da kimi bilgiler vererek o bilgilerin, kazanılacak</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">davranışlar için</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bireye yardımcı olması</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">amaçlanmaktadır. Bireye kimi bilgiler vermeden ve kimi davranışlar kazandırmadan onu yaşama ve ilişkiler evrenine nasıl atacaksınız? Bireyin kendi istek ve arzularına uyarak bile olsa yine bir yönlendirme ve amaç güdülecektir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bu durumda, bireyin özgürlüğü mü çiğnenmiş oluyor? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlüğün, onu kullanabilme yeteneği ve yeterliliğine ulaşmayı istediğini unutmamalıyız. Özgürlük kullanılmak içindir. Kullanıldığında, önce bireyin kendisine ardından da çevresinde ilişki kuruduğu kişilere yarı olacaktır. Bu yarar onun kullanılmasıyla olasılık kazanıyor. Özgürlük, kullanılamıyorsa varlığı ile yokluğu arasında hiçbir ayrım olmayacaktır. Özgürlüğü kullanabilmek için onun neliğini ve nasıllığını iyi bilmek gerekiyor. Bu, sözü edilen </span><strong><span style="font-size: small;">nelik ve nasıllık</span></strong><span style="font-size: small;"> kavramlarının</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bilgilenmeye ve davranışlar kazanmayı kapsadığını gösteriyor. Bilgi ve davranışları</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">vermek gerekiyor. Verecek olanlar eğitmen olanlardır, öğretmen olanlardır. Onlar da bilgileri ve davaranışları eğitim otoritesinin saptadığı esaslar ve ölçüler içinde </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">vermektedirler. Bu ölçülere </span><strong><span style="font-size: small;">Müfredat Programları (Eğitim İzlenceleri) </span></strong><span style="font-size: small;">denilmektedir. Bu izlenceler her ülkenin sosyal, tarihsel, ekonomik özellikleriyle, evrensel bilgi ve bilimsel esas ve ölçüler içinde düşünülerek planlanır ve saptanır.</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">Uzman kurulların incelemelerinden ve eğitim otoritelerinin onaylarından sonra uygulamaya konur. Eğitmenler ve öğretmenler bu programlarda belirlenen davranış ve bilgileri öğrencilere vermeye çaba harcarlar. Bu çalışmaya eğitim-öğretim adı verilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünyanın her yanında bu</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">çalışma vardır..</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">İzlencelerin zamana ve uzama ilişkin boyutları olabilir. İçinde bulunulan zaman diliminin doğru değerlendirilmesi sonucunda yerel ve evrensel koşulları içeren</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">konuların saptanması esastır. Bunların kişisel gereksinimlere yanıt vermesi de istenir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüm bu saptayımları içinde taşıyan izlenceler artık ulusal ve evrensel insan yetiştirmeyi gösteren </span><strong><span style="font-size: small;">eğitim anayasası</span></strong><span style="font-size: small;"> diyebileceğimiz bir doküman olur ve onu uygulamak yasal bir zorunluluktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dünya düzeyindeki eğitim uygulamalarının açıklanan bu yapısının, eğitim denen çabalarla kimse kimseyi “eyip bükemez! Öyle şey olmaz!” anlamına gelecek savlar ileri sürmenin bir anlamı olmadığı ortaya çıkıyor. Bireyin, bir başka bireyle ve ardından da katılacağı toplumla kuracağı ve kurmak zorunda olduğu ilişkilere “saldım çayıra, mevlam kayıra!” anlayışı ile bakmanın ve uygulamanın çok çok büyük sorumlulukları vardır, olmalıdır!</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ancak, bireyin eğilip bükülmesi olarak da anlatılabilecek olan </span><strong><span style="font-size: small;">bu çabaların siyasi, etnik, inanç ilişkilerinin, </span></strong><strong>yansız ve tarafsız</strong><strong><span style="font-size: small;"> bir biçimde kurulması gereği hiç gözden uzak tutulmamalıdır.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Çünkü </span></strong><strong>eğitim,</strong><strong><span style="font-size: small;"> uzun vadeli bir yatırım olduğundan, </span></strong><strong>siyasal, etnik ya da inançsal yanlılıkla yapıldığında,</strong><strong><span style="font-size: small;"> örneğin yirmi yıl sonra, insanların birbirlerine düşman olmuş ya da kendileri gibi düşünmeyenleri ezmeye azmetmiş insanlar yetiştirdiğine tanık olunacaktır. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Dünyada bunun çok örneği vardır!</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimin bireye kazandıracağı kendine güven duygusu yerine, </span><strong><span style="font-size: small;">yanlı olmaya, etnik, inançsal ya da siyasallığa yaslanan ve yasallığını da oradan alan bir eğitimle</span></strong><span style="font-size: small;"> karşılaşılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, bireyin yetişmesi demek değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yanlı ve taraflı adam yetiştirmek demektir ki bu çabanın doğru olan hiçbir yanı yoktur, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İnternet sitemizde yer alan bir makalede</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-size: small;"> konu, siyasal, etnik ve inançsal yanlı eğitimin nelere mal olacağı ve hatta halen ülkemizde nelere mal olduğu, tüm ayrıntılarıyla işlenmişti. Burada o ayrıntıları yinelemek istemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitim ve yaşam</strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşamın önce istenen ve arzulanan bir şey olması gerekiyor. “İnsan yaşamı istemeden yaşayabilir mi?” Sorusu kenara atılmamalıdır. İstemeden, sevmeden yaşayanlar için; “bir buhran içine girdi ve intihar etti!”; ya da “yaşamın</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">dolambaçlarına dayanamadı ve</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">intihar etti!”; “Bu davranışı onun direncini gösteriyor!” benzeri açıklamalar duyarız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimi yok olmaların ardından:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">”Onlara bakmayınız! Onlar, yokluklar karşısında, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">o yoksunlukları benimsemediklerini, kendi uslarına daha uygun buldukları bir ambalaja sarmaları gibi bir şeydir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşam sevinci, hem var olmanın hem de üretmenin ana kaynağıdır. Var olmadan ve yaşam sevinci duymadan üretmek olasılığı yoktur. Hele tüketim, tümden yaşama sevincine yaslanmaktadır. Yaşama sevinci ile dopdolu olan bir insanın ancak dünyayı değiştirme ve dönüştürmesi olasılığı vardır. Kişi, bu sevinçle yeni bir dünya oluşturmaya çaba harcıyordur. O çaba, üretirken ve tüketirken hep yeni bir dünya kurmak ve eskimiş ve köhnemiş olanları değiştirmek ve dönüştürmek görevini sırtına almıştır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">İnsan ürettikçe ve tükettikçe hep yeni ve güçlü olana doğru yönünü çeviriyor. Güçlü olmak denilen şey, ancak dünyayı ve şeyleri değiştirme ve dönüştürme gücü taşıyanlarındır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">O nedenledir ki üretim, tüketim ve değiştirip dönüştürme, yaşamın sürdürülebilmesi için esastır. Bu esası sözle anlatmamış olsanız bile, yaşam sevincinin size yükleyeceği görevin altından ancak böyle kalkılabilir; kalkılabiliyor…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu ayrıntıyı hiç kaçırmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşamın kendine özgü bir bilgisi vardır. O bilgi zaman ve uzama göre değişiyor. Şu zaman diliminde yaşayabilmenin olanaklılığı, ancak o zaman dilimindeki düşüncelere, duygulara, anlayışlara ve değerlere göre oluşuyor. Sonra gelen zaman diliminde, o yaşam bilgilerinin kullanımından vazgeçebiliyor. Çünkü zaman, değişimi getiriyor. O değişimin altındaki taban,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">geleneksellikle de ilişkili kurmakla birlikte, </span><strong><span style="font-size: small;">zamanın ruhuna </span></strong><span style="font-size: small;">karşı olan geleneksellikleri öteye itiyor, içine almıyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaşam bilgisinin zamanın ruhu ile çok yakın bir ilişkisi vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öte yanda uzam, yaşam bilgisinin çerçevesini sınıflandıran öğelerden biridir. Batı Ortadoğu’da yaşayan insanların yaşam bilgileri, Doğu Ortadoğu’da yaşayan insanların gereksinim duyduğu/duyacağı yaşam bilgilerinden çok ayrıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Her uzamın coğrafi ve iklimsel özellikleri ve üretim biçimleri ile üretim araçlarının çeşitleri ve onların kullanılmasına ilişkin bilgiler, hep uzamın insana yüklediği yaşam bilgileridir. Bu bilgileri özümsememiş olanların vay haline…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Uzamın sosyolojik yapısının da önemli bir sınırlayıcı rolü oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte yaşayanlarla köyde yaşayanların gereksinim duyacakları yaşam bilgisinin aynı düzeyde olduğunu ya da aynı şeyler olduğunu, olacağını ileri sürmek olası değildir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Köyün, </span><strong><span style="font-size: small;">toprak ekonomisine</span></strong><span style="font-size: small;"> yaslanan bir yaşam bilgisi ve bilgi havuzu vardır. O havuzdaki bilgiler köyde yaşayanların ayrılmazı olmak zorundadır. O bilgileri özümsemeden köyde yaşamak olası değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte ise durum çok daha karışık ve çok daha ayrıntılı bir bilgi havuzuna gereksinim duyulmaktadır. Yolda yürümenin kurallarından başlayan ve giderek, zaman, ulaşım olanaklarına, ulaşım araçlarının bilgilerine, iş yerindeki çalışma biçimine, usta, işçi, patron, memur ve amir ilişkileriyle, giyim ve kuşam biçimlerine değin bir yığın bilgiye gereksinim vardır. Bunları öğrenmeden ve benimsemeden kentte yaşamanın olanağı yoktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentin yaşamında, değişim ve dönüşümün çok daha hızlı ve kapsamlı bir biçimde </span></p>
<p><span style="font-size: small;">geliştiğinin altını çizmeliyiz. Kent insanı bu tempoya uymak zorunluğundadır. Yoksa kenti terk etmek gerekir. Çünkü kent affetmez, affetmiyor. Direnmenin olanağı yoktur. Kimi zaman, kimi insanlar </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">“dayan ey İstanbul, ben geliyorum!” gibi çıkışlar yaparlar. Bu çıkışlar onların salt yiğitçe direnmelerinin ya da dirençlerinin bir göstergesi olabilir. Ne ki kent o direnmenin karşısına orduları ile çıkar ve o başarır. O nedenledir ki birey, kendini kentin olanaklarına ve sorunlarına uygun bir biçimde yetiştirmek, hazırlamak durumundadır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentin değişim ve dönüşümü içinde bocalamayacak bir bireyin oluşması gerekiyor. “İstanbul’un taşı toprağı altın!” diyerek kendini o ortama atıverenlerin çektikleri dillerdedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kent, onu bilenlerin ve onu tanımak için çaba harcayanların hizmetine kendini adıyor. Yoksa direniyor. O direnci atlamak da çok zor olabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kentte yaşatanlar için bilinçli olmak kadar ön açıcı bir durum olamaz. Kent yaşamı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bilinç üzerine kurulduğu için, o bilinci taşıyanların ya da oluşturanların ileriye ulaşma olanağı vardır. İleride yer almak, ileri geçebilmek, o denli kolay bir şey değildir. Benzerlerinizi aşmanız gerekir. Bu olanağı size,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">eğer bilinçli iseniz kent, cömertçe sunar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bilerek yaşamanın kentte, çok olanağa kavuşmayı getirdiğini, söylemeliyim. O nedenledir ki kentli birey bilinçli olmalıdır. Eğitim onu bu kent ortamına kolayca alışmasının ve oranın sağlayacağı olanakları elde etmesi için ilk koşuldur. Birey kente, tepeden düştüğünü varsayarak yaşamını sürdüremez. Ezilmesi, un ufak olması işten değildir. İnsan, tırnaklarıyla, kenttin insanı olmak zorundadır. Emek harcamak, bilgili olmak ve kentteki hızlı değişim ve dönüşüme kendini uydurmak olmazsa olmaz bir koşuldur kent insanı için.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir ara TV ‘de sık sık gösterilen bir reklam vardı. Bir Karadeniz’li, kırın düzüne bir ev yapmaya çalışıyor. O sırada yanına bir kadın sokulup soruyor:</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">“Temelum ne yabaysun?”</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Temel hemen:</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"> “Ev yapayrum, biturunce bulut inşaata vereceğum.  </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kentleşiyruk da!”</strong> diye yanıtlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu görüntü gerçekten de  ilginç!. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye, son on yıl içinde çok hızlı biçimde yurdun her yanında ot gibi biten apartmanlarla donatılıyor ve bu görünüme ”kentleşme” adı veriliyor. Sektörün ardında çok yüksek gelirler var. Ve bu gelirler işsizlerin de bir yandan iş kapısını oluşturuyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne kadar oluşturuyor? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Nasıl oluşturuyor o, konumuz dışında şimdilik.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bina yapmakla kentleşildiğini ilk kez duyuyoruz! Dünyanın hiçbir yanında bina sayısını çoğaltarak <strong>kentleşilmiyor / kentleşilemiyor</strong>… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Kentlilik, bir anlayış ve bir kavrayıştır, bir yaşayış biçimidir aslında</strong>. Neyi anlayacak ve kavrayacak da kentleşecek insan? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Önce kentin, <strong>köy olmadığını</strong>, oranın bir kültür düzeyi, bir asgari bilgiyi gerektirdiğini bilmelidir insan. Bu bilgi, kente özgü bilgi, kentin isteklerini karşılayacak bilgi olmalıdır. Bu bilgi, bir yandan da insanın o kentte rahatça yaşamasına/yaşayabilmesine de yardımcı olacaktır/ olmalıdır. Oturulan apartmanda, altta ve üste olanlarla duvarınızın bitişiğinde oturanları, çocuklarınıza ya da olur ya, eşinize kızdığınızda çıkardığınız seslerle rahatsız etmemelisiniz. Ben evimde istediğim gibi davranırım diyemezsiniz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kentli olmak bunu gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tutumunuzun altında insana karşı duyulan sevgi ve saygı vardır. Bu ise bir uygarlık düzeyini deyimler. O düzeye gelmeyi gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan,  kapınızın açılıp kapanması, çöplerinizi apartmanın kapıcısına teslim etme biçiminiz, mutfakta pişen yemeğin kokusunun apartman içine yayılmaması gibi önemli ayrıntılarda özenle birleşmeniz gerekir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Belli bir gelir düzeyi sağlamakta zorluklarınız varsa, kentli olmak çok zordur.  Elektrik, su, doğal gaz, temizlik, kalorifer ve asansör giderleri öyle hemen kulak ardı edilecek gibi değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çocuklarınızın gideceği okullarda giyim-kuşamları, sizin iş yerinizdeki giyim kuşamınız ve özellikle temizliğiniz kentte çok önemle üzerinde durulması gereken ayrıntılardandır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">                                                 ***</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de son yıllarda daha hızlı olarak, köylerden kentlere göç hala önemli bir konu olarak karşımızdadır. Vatandaş köyde geçimini sağlayamayınca başka hiçbir şeyi göz önüne almadan kente göç edebiliyor. Kentte geçimin kolay olacağını düşünüyor. Kentte yaşamanın getireceği, onun için bir ayrıntı olarak görünen öteki konuların hiç önemi ve değeri olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hele bir de devletin arazileri üzerinde bir yer kapmak olanağını da ele geçirirse deme gitsin!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oraya bir gecekondu yapıp hemen içine giriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık erkekler ve kadınlar ve çocuklar para peşine düşmek zorundadırlar. Bu zorunluluk, insanların başka şeyleri düşünmelerini önlüyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Kültür, bilgi, aydınlık, uygarlık falan vız geliyor!</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Siyasa, bu köyden kente olan hızlı ve çok çok göçü, kentlerde birikmiş oy kaynağı olarak görüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne yazık ki böyle görüyor!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onların gecekondularının yanı başından geçireceği bir asfaltın, çalışan belediye otobüsünün ve giderek de dolmuş seferlerinin kurulması, bu insanlar için bulunmaz nimet oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ardından siyasa, bu insanların oylarını kolayca alabilmek için onlara yiyecek, giyecek vermekle ve dağıtmakla kalmıyor; kadınlara ve çocuklara her ay para yardımı da yapmaya başlayınca iş değişiyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık bu insanlar o siyasanın sanki tutsağı gibi ellerini ve avuçlarını verilenlere açmaktan başka hiçbir şey düşünmüyorlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Düşünemiyorlar…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir başka zaman siyasa, onların yasalara aykırı olarak kaptıkları ve kapattıkları gecekondu arsalarını ellerinden alıp onlara iki oda bir salon gibi <strong>kutucuk evler </strong>vermeye başlıyor…  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve kentleşme denilen şey, bu apartmanların yapılmasıyla ortaya dipdiri çıkıveriyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık bu insanlar çalışmadan ve üretmeden olanaklar elde ettikleri için buz gibi kentli vatandaş(!) olup çıkıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çalışmak ve kendilerini yetiştirmek gibi bir çabaları olmuyor. Çünkü geçinip gidiyorlar. Devlet organları onlara her an ellerini uzatıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ve…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onların, çalışmaya gereksinimleri de kalmıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Caddelerde ve sokak başlarında kendilerine kredi kartı vermeye hazır banka yetkililerini de görmelerinden sonra iş tamamen değişiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">O kartlarla bir ay içinde para vermeden alışveriş yapma olanağına da sahip oluyorlar. Harcadıkları bu paraların kime ait paralar olduğundan haberleri bile olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Zaten, böyle bir gereksinimi de duymuyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa bu paralar devlet yetkililerinin, gazete köşe yazarların kimilerinin “artık Türkiye’ye dışardan gelen paranın miktarı arttıkça artıyor!” gibi açıklamalar da olunca, kredi kartlarıyla harcamalar yapmanın keyfi ve zevki arttıkça artıyor(!)</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dönmekte olan dolabın, başkasının sırtından harcama ve başkasının  parasıyla caka satma olduğunu nasıl anlatmalı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Akan musluğun suyu kesilecektir. Bunu o kovasını doldurana nasıl anlatacaksınız?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dönen dolabın yatırımsız ve üretimsiz bir ekonomi demek olduğunu nasıl anlatacaksınız? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anlatacak olduklarınız bunu anlayacaklar mı? Anlamaya yatkın olacaklar mı sanki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Okumak ve aydınlanmak onların işi hiç olmadı ve olmayacak da… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Karınları doyuyor ve güvendeler…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Daha ne istiyorsunuz onlardan?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir ekonominin böyle yürümeyeceğini insanların bilmesi gerekmiyor mu? Bunu anlatan, açıklayanların sözlerini dinlemeleri gerekmiyor mu? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne ki onlar bunu hiç önemsemiyorlar. Para dışardan geliyor ve dağıtılıyor; bu çark dönmeye devam ederek gelen para artıkça artıyor…</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Çekildiği gün ortada bir şey kalmayacak&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Aklımızı ne zaman başımıza alacağız Allah aşkına ?! </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitim ve Toplum </strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimli bireyin “öteki” ile ilişki kurması görece kolaydır, kolay oluyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğitimli birey, kurulacak ilişkinin ne olduğunu ve nasıl kurulabileceğini biliyor. Bilinçli olması ilişki kurmasını kolaylaştırır. Sonuçta ilişki, toplumsallığı getiriyor. Toplumun oluşması, bu ilişkiye bağlı görünmektedir. Toplum olmak, kimi çıkarların ortaklığı demektir. Bu ortaklık, bireyleri bencil olmaktan kurtararak bir üst düzeye çıkarıyor ve bireyler arasında ortak bir çıkar ilişkisi oluşuyor. Eğitim, bu ilişkinin kolayca yapılanmasını sağlıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çıkarın ortaklığı,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">bireyci davranmanın önünü kesiyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaptırımı ise, toplumsal olmanın içeriğindedir. Demek oluyor ki, toplumsal olmak kendini değil, “ötekini” de düşünmek demektir. Ulus olmaya giden asfalt yol da oradan geçiyor. Yoksa, örneğin her inanç grubu, her etnisite, salt kendi çıkarı doğrultusunda bir topluluk kurmaya kalkarsa, bu kez, o toplulukların bir aradalığı önemli bir sorun oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böyle sorunları çözmek çok zordur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ulusal birlik böyle bozuluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">21. yy. bu hastalıkla boğuşuyor. Etnik ve inançsal yapılanmaların direndiği bir yy.dır bu. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bunu, bir de </span><strong><span style="font-size: small;">özgürlük kılıfına sarıyorlar ki o zaman parçalanma, bölünme, yarılma </span></strong><span style="font-size: small;">hiçbir biçimde önlenemiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlük denince insanların, </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">çok uzun süreler ve kan dökerek can vererek kazandıkları bir güç akla geliyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Özgürlüklere de karşı olunamıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ulusumuz böyle bir açmazın içindedir. İnsan özgürlüğünün, açıkça ortadan kaldırılması demek olan kadınların giyimlerine ilişkin uygulamalar, özellikle Müslüman toplumlarda çok yoğun olarak yaşanıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Örneğin, kadınların başlarını örtmeleri…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kadınların kahkaha atmalarının yanlış olduğu… </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hamile kadınların o halleriyle sokağa çıkmamaları gerektiği vb.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bunlar kadınların yaşam biçimlerini bir sınır altına almaktan başka nedir ki?</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Peki, bu sınırlar içinde yaşamayı benimsemek bir özgürlük olabilir mi? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, açık seçik, yaşamın bir yanını sınırlamaktan başka nedir ki? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne ki, yaşamın bir bölümüne ilişkin, </span><strong><span style="font-size: small;">inanca yaslanan yasaklardan söz edilerek ortaya çıkan bir yaptırım, </span></strong><strong>türban, başörtüsü, başını örtme yaptırımı </strong><strong><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">biçiminde </span><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">kadınların önüne konabiliyor.</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne yazık ki kimi kadınlar, bu yasağa, kendi istekleriyle uyduklarını söyleyebiliyorlar…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Etekleri yerleri süpüren kara kara giysiler içinde, başı ve boynu sarılı kadınların, (40) derece sıcaklığın boğuntusunu yaşarken,</span><span style="font-size: small;">  </span><span style="font-size: small;">eşinin şortla, tişörtle, parmak arası terliklerle dolaşmasının yanında, bunaltı içindeki o kadının yaşamını, özgürce götürdüğü söylenebilir mi? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Söyleyebilir miyiz? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Peki, bu nedir? </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, doğrudan doğruya erkeklerin karşı cinse uyguladıkları ve zabıtalığını da bizzat kendilerinin gönüllü olarak yaptıkları bir baskıdır ve </span><strong><span style="font-size: small;">bu baskıya kadınlar özgürlüğümüz diye ad takıyorlar.</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Adam önde, şortla ve omuzuna atılmış bir havlu ve ayaklarında parmak arası terliklerle saat 11.oo da denize gidiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Arkasında bir kadın&#8230; “Haşema” denilen, plastik bir kumaştan ya da bezden dikilmiş ve saçlarının ucundan, ayak başparmağına değin vücudunu sarmış, mavi renkli bir giysi içinde, iki küçük çocuk, küçük olmalarının avantajı ile mayolarını giymiş, annelerinin elinden tutarak, </span><strong><span style="font-size: small;">önde giden mağrur ve egemen babalarını</span></strong><span style="font-size: small;"> izliyorlar…</span><span style="font-size: small;">  </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdi bu görünümde erkek mi özgür oluyor, kadın mı ?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu hali, “özgürlüğümdür!” diye açıklayan çok kadın var! </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Oysa bu, yanlış bir tanımlama! </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu, bir kısıtlamadır; erkeğin egemenliğinin altında bir zorunluluk yaşamaktır;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ve özgürlükle falan hiçbir ilişkisi yoktur ve olamaz/ olmamalıdır!</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimi siyasalar, bu durumları, açık seçik bir biçimde kullanarak, savunarak oya dönüştürüyor. Bu davranışı ve anlayışı da “inanç özgürlüğüdür” diye savunuyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Nasıl yapılabiliyorlar bunu?</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir şeyler söyleniyor, geveleniyor ya…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İyi çıkar sağlanabiliyor(!).</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu görünümler, açık olarak söylenmelidir ki insanları, etnik ya da inanç baskısı altında tutarak, eğitimin, değiştiren ve dönüştüren yanından yoksun kalmalarını sağlamaktan başka bir yararı yoktur, olamaz!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu anlayıştan utanç duymaktan başka bir şey yapılabileceğini düşünemiyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çağdaşlığın önüne ancak, bu tutum ve davranışlarla geçebilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ne ki bu tutum sizi ancak yıkıma ve yokluğa götürür, başka bir beklentiniz olmamalıdır…</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><strong>Eğitim ancak;</strong></p>
<p><strong>Yaşam için;</strong></p>
<p><strong>Üretim, tüketim için;</strong></p>
<p><strong>Gelişme ve ilerleme için;</strong></p>
<p><strong>Birey ve toplum için;</strong></p>
<p><strong>Toplumsallık için ve doğru, sağlam ilişkiler kurabilmek için;</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p><strong>V A Z G E Ç İ L M E Z D İ R.</strong></p>
<p><strong>EĞİTİMİN HEM B İ Ç İ M İ,</strong></p>
<p><strong>HEM DE İ Ç E R İ Ğ İ, </strong></p>
<p><strong>BU AMACA HİZMET EDECEKTİR; </strong></p>
<p><strong>ETMELİDİR!</strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> Bu bölüm için, </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Efdergiyyü.edu.tr Dr. Ahmet Yayla Eğitim Kavramının Etik Açıdan Analizi </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">yazısından yararlanılmıştır.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><strong><strong>[2]</strong></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="font-size: x-small;"> muhsinsener.name</span></strong><span style="font-size: x-small;"> sitesindeki </span><strong><em><span style="font-size: x-small;">Eğitim ve İdeoloji </span></em></strong><span style="font-size: x-small;">başlıklı makaleye bkz.</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/468/egitim-yasam-ve-toplum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Mutlak, Bir İdeolojisi Vardır; Olacaktır!</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 20:44:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ideolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[sener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[Muhsin ŞENER Milli Eğitim Bakanlığı E.Müfettişi muhsinsener@gmail.com  İdeoloji[1], pratiğin düşünce, hayal ya da tasarım halidir. İnsanlıkla yaşıt bir kavramdır o. İnsan kendini ve çevresindeki şeyleri ve onların birbirleriyle ilişkilerini ve kendisinin o varlıklarla olan ilişkilerini düşündüğü ve bir yargıya vardığı anda oluşuyor. Düşünme ve us edimleri salt insana özgü olduğu için yeryüzündeki öteki canlıların ideoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Muhsin ŞENER</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli Eğitim Bakanlığı E.Müfettişi</span></p>
<p><a href="mailto:muhsinsener@gmail.com"><strong><em><span style="color: #0000ff; font-family: Arial;">muhsinsener@gmail.com</span></em></strong></a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span><span style="font-family: Arial;">İdeoloji</span><a title="" href="#_ftn1">[1]</a><span style="font-family: Arial;">, <strong><em>pratiğin düşünce, hayal ya da tasarım </em></strong>halidir. İnsanlıkla yaşıt bir kavramdır o. İnsan kendini ve çevresindeki şeyleri ve onların birbirleriyle ilişkilerini ve kendisinin o varlıklarla olan ilişkilerini düşündüğü ve bir yargıya vardığı anda oluşuyor. Düşünme ve us edimleri salt insana özgü olduğu için yeryüzündeki öteki canlıların ideoloji ile ilişkisi yoktur. Kavramı ilk kez Pierre-Jean-George Cabanis’in kullandığı (1757- 1808),  Marx’ın bu tarihten elli yıl sonra bu kavram çevresinde düşündüğü ve yazdığı; Alman İdeolojisi’nde</span><a title="" href="#_ftn2">[2]</a><span style="font-family: Arial;"> konuyu özne, bireylerle bireyler ve bireylerle toplumlar arasındaki ilişkiler, aile ilişkileri, iş bölümü ve toplumsallık yönlerinden enine boyuna ele alıp incelediği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İdeoloji konusunda güvenilir kaynaklar arasında Etienne Balibar’ın</span><a title="" href="#_ftn3">[3]</a><span style="font-family: Arial;">, Jorge Larraın’in</span><a title="" href="#_ftn4">[4]</a><span style="font-family: Arial;"><strong><em>, </em></strong>Karl Mannheim’ın</span><a title="" href="#_ftn5">[5]</a><span style="font-family: Arial;">  eserlerini sayabileceğimizi düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ülkemizde hala uzantıları olan bir dönem bu kavramdan korkuluyordu. Bir düşünceye ideolojik damgası basılmaya görsün, artık o düşüncenin neliğini bir kenara atın, adını bile anamıyordunuz. Ceza Yasamızın kaldırılan 141. ve 142. Maddeleri ile ideolojiler en ağır yaptırımlara uğruyordu. Bu düşünceleri savunanlar da öyle.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Galileo’nin  “evren, matematiğin diliyle yazılmış bir kitaptır.” Sözü, evreni anlamanın görev olduğunu, bunun için de  matematiğin dilini bilmek gerektiğini ilk bakışta açıkça  anlıyoruz. Belki kavrayamıyoruz, ne ki anlıyoruz. Yani matematiğin dilini öğrenmeden evreni anlayamayamayacağımıza göre matematik mi öğrenmeliyiz? Bunu mu dayatıyor Galileo? Hayır, böyle bir şey değil. Söylenen evreni anlamak ve kavramak için çaba harcamalısınız, onu anlamak ve kavramak için bu çabaya gereksinim vardır, eğer böyle bir çabanız olmazsa evrenden yararlanamazsınız denmek isteniyor. Kaldı ki matematiğin  evrenselliği onun   usla olan ilişkilerini de önümüze koyduğu için usunuzu kullanma zorunluğunun da unutulmaması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İdeoloji kavramı,18.yy. Aydınlanmacılığının arka planını oluşturmuş, bu dönemin kültürel, felsefi ortamı </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">içinde üretilmiştir. Bu bağlam, kavramın usa en derin inancı gerektiren bir düşünceler bilimi ve eski düzene karşı eleştirel bir silah olarak ortaya çıkmıştır. İdeolojinin bu iki özelliği birbirine bağlıdır ve birbirlerinden ayrı olarak düşünülemez. Bu yapısı içinde Aydınlanmacılar akıldışı, metafizik ve dine yaslanan düşüncelerle eleştirel boyutlarda çatışma olanakları vermişlerdir. (…)ideoloji bir bilim olarak ilerleme, us ve eğitime güvenmeyi gerektiriyor ve insanların özgürlüğüne inanıyordu. (…) Usu savunmak ve ilerici olmayan tüm düşünceleri eleştirmek için kullanılan bir ifadeydi. (…) Modernizm,  maddi ilerlemedir; maddi şeylerin üretimdeki büyümesidir anlayışını kökleştirmiştir. Metafizik din ve mitoloji, doğayı kontrol altına almaya ve üretimi arttırmaya yetmemiştir. O nedenledir ki ideolojik biçimler olarak bunlara saldırmak gerekir.</span><a title="" href="#_ftn6">[6]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Marx,  egemenlik ve sömürünün eski ve yeni biçimlerinin maskesini düşürmek amacıyla ideoloji kavramını geliştirdi. İdeolojinin, toplumlardaki çelişkileri maskeleyerek sistemin kendini yeniden üretmesini sağlayan bir bilinç olduğunu gösterdi, anlattı. Kurtuluşa karşı çıkan ve ona engel olacak güçleri eleştirmek gerektiğinin de altını çiziyordu.</span><a title="" href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">L.Althusser, ideoloji kavramının içeriğinde bulunan maddi, manevi, fikri ve ideal varlıkların tanımlarını ve açıklamalarını yaparak konuya<strong>, ayrıntılarda</strong> açıklık getirdi. İdeolojinin oluşması için özne ile yani birey ile arasında somut bir ilişkinin olması gerektiğini; bu somut ilişkinin ise fikirsel, tasarımsal, düşünsel, yargısal olabileceğini; özne aracılığı ile bu somut ilişkinin uygulanabilir, reddedilebilir, benimsenebilir vb. vb. olabileceğini anlattı<strong>.  Değişim ve dönüşümün maddi biçiminin</strong> ideoloji olduğunu, o biçimin de fikirsel, tasarımsal, edimsel, bilinçsel vb. vb. olabileceğini ileri sürdü. Althausser, ideolojilerin ideolojik etkilerinin pratikte apaçık olduğunu ve izlenip görülebileceğini  ileri sürdü.</span><a title="" href="#_ftn8">[8]</a></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Saffet Murat Tura’nın, Freud ve izleyicilerinin önemli kaynaklar arasında saydığı <strong>Rüyaların Yorumu</strong>’na benzeyen bir yapıtı yayımlandı</span><a title="" href="#_ftn9">[9]</a><span style="font-family: Arial;">. Tura bu yapıtta, Freud’un sözü geçen yapıtındaki çalışmaya benzer bir yöntemle, Cemal Kafadar tarafından yayımlanan <strong>Rüya Mektupları</strong> adlı yapıtta geçen 17.yy.da Üsküp’te yaşadığı anlaşılan Asiye Sultan’ın, kendisine Şeyh olarak seçtiği, o zaman diliminde Uziçe kasabasında yaşamakta olan Halvetiye Tarikatından Muslıhiddin Efendi’ye yazdığı mektuplarda, gördüğü  rüyaları  (bu rüyalarda Şeyhle arasında geçen olaylar yer alıyor) yorumlamasını ister. Bu yorumlamaların Asiye Sultan’ın Şeyhe karşı duyduğu cinsel yakınlığın da izleri vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Şeyh ve Arzu</strong>’yu okurken kendimi,  birdenbire eğitim alanına sürüklenmiş ve bugün Türkiye’de eğitimin ideolojisine nasıl bakmak gerektiği konusunu düşünürken buldum. Eğitim konusunun ideoloji ile ilişkisi ve bugünün, ülkemizdeki Temel Eğitim ve özellikle Ortaöğretimin bu yönden durumunun tartışılması gerektiğini dayattığına tanık oldum.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de eğitim, <strong>milli eğitim</strong> olarak tanınır ve bilinir. Milli olmak eğitimimizin ana ilkesidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli olmak ne demektir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Milli olmak, Atatürk’ün  <strong>“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir” </strong>tanımlamasındaki Türk Milleti kavramında içerilmiş olan neyse odur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Demek ki Türklük, öncelikle eğitimin amacından da ötede bilinç olmak durumundadır. Bilinç, bireyin öteki bireylerle, doğal ve toplumsal yapılarla kurduğu ilişkilerin belirlediği ve oluşturduğu, bedenleştirdiği neyse o dur. Bu bilincin içeriğinde ise önce <strong>Türk Olmak</strong> bir alan oluşturmaktadır. Bu alan bir tabandır. Bilinç, o tabanın üzerine oturtulacak öteki yapılarla birlikte ortaya çıkan bir tindir, evrendir. Türk insanının ontolojik yapısı, epistemik birikimi, bu cümleden olarak inançları, yaşayış biçimi yani kültürü ve tüm bunların gelenekle ilişkileri ile ortaya çıkan kocaman bir birikimdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Özet olarak tanımlamaya çalıştığımız bu birikimin adı <strong>Türk Olma </strong>bilincinden başka bir şey değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitimin önce, Türklük kavramı çevresinde kurulacak olan bir birlik oluşturma görevi olmalıdır. Bu görev bireyleri geçmişlerini öğrenme zorunluğu ile karşı karşıya getiriyor. Bireyler tarihlerini çok iyi bilmelidirler. Eğitim, en azından bu görevi yapabilmenin anahtarlarını vermek, kazandırmak  zorundadır.  Bu kazanım, bireylerin Türklük ve Türk olmak kavramları çevresinde bir el elelik, bir kucak kucağa olma, birbirine güvenme ve sarılma ve destekleme anlayışının oluşmasını sağlayacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada  ideoloji, <strong>Türklük ve Türk Olmak biçiminde</strong> karşımıza çıkıyor. Bu ideolojinin yönlendirmesine karşı olamayız, olmamalıyız. Onsuz olunamayacağı; birlik halinde olmadan yaşanamayacağı ve bir bilincin oluşturulamayacağı çok açıktır. Bu durum, tüm bireylerce bilinmeli ve benimsenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tam bu noktada, <strong>Türkçülük</strong> ve zamanın ruhuna uygun <strong>evrensellik</strong> kavramlarını anımsıyoruz. Geçmişteki Türkçülüğe mi döndüreceğiz eğitimle, çocuklarımızı? Evrensel insan, evrensel düşünce, dünya insanına ulaşmak istemiyor muyuz yoksa?&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu sorular hemen kıvrılıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkçülük akımlarına falan dönmek söz konusu olabilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bugün dünyanın her yanında iş bulan, çalışan ve üreten o denli çok Türk var ki…Bunları nasıl görmezden gelebiliriz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki tüm bu yaşamsal gerçekler bizi, <strong>Türk Olmak</strong> kavramından ve onun içeriğinden uzaklaştıramaz, uzaklaştırmamalıdır! Hatta bu bilinç içinde sayabileceğimiz, örneğin yiğitlik, güçlülük, Köroğlu gibi, Pir Sultan gibi olmak pratikleri evrensel ölçüler içinde yumuşatılarak bu kavramların ontolojilerinde bulunan <strong>sözüne güvenilirlik, yardımseverlik, adaletli olma</strong> gibi epistemik alanların  eğitim aracılığı ile kuşaklara benimsetilmesine de yardımcı olacaktır, olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yandan, inançsal tinsel dünya içinde, özellikle dinin, örf ve adetlerin, gelenekselin… sürdürülme çabalarına, tutum ve davranışlara karşı dikkatli olmak gerekiyor.  Bu alan, zaman zaman ve yer yer kişisel ya da kimi toplulukların amaçları doğrultusunda çıkar ilişkileri için bile kullanılabilir; kullanılabiliyor… Eğitimin bu alanlardaki çalışmaları, bu çıkar ilişkilerini ortadan kaldırarak  yaşam pratiğini sağlam bir tabana oturtmak görevi vardır, olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ülkemizde <strong>eğitim üzerinde çok önemli yeni ve geriye götürücü uygulamalar</strong> yapılmaktadır. Cumhuriyetle birlikte Atatürk Devrimleri doğrultusundaki yenilikler ve değişikliklerle, <strong>Türk Olmak</strong> düşüncesinin tabanındaki alan düzene sokulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Örneğin, tarihimiz yeniden ele alınmış ve Türklerin tarihleri araştırılarak, incelenerek, Osmanlı’nın toplumsal artıkları üzerine kurulacak olan yeni Cumhuriyetin vatandaşının <strong>Türk Olmak</strong>’tan ne anlaması gerektiğine ilişkin bir ideoloji ortaya konulmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dil Devrimiyle bu ideoloji, fikirsel, bireyler arası ve toplumlar arası ilişkilerde verimi, verimliliği arttırmak üzere Türkçe konuşmak ve yazmak için yeni alfabe hazırlanmıştır. Toplumun çok az bir bölümü okuyup yazabildiği için, okuma-yazmayı kolay yoldan arttırmak üzere yapılan bu yenilenme çok kısa zamanda ürünlerini vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki bu yeniliklere daima bir karşıt görüş ve direnme oluşturularak bu bugünlere gelinmiştir. Türk<em> T</em>arihinin incelenmesini ve araştırılmasını <strong>kafatasçılıkla</strong> yaralamak ve suçlamak gibi bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır.  Bu ortamın oluşmasına,  zaman dilimi de yardımcı oldu. Almanya’da, İtalya’da faşist yönetimlerin ortaya çıkmış olması; tarih araştırmalarında, o zamanlar Gustave Le Bon’un çok tutulan yapıtları bu karşı olmaya yardım etmiştir. Bu gün ülkemizde Türkçülük bu öyküsü nedeniyle ideoloji konusuna <strong>Türk Olmak</strong> noktasından bakılmış olmasını bile hoş görmeyen kesimler vardır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Zafer Toprak oldukça hacimli (615 sayfa) yapıtında</span><a title="" href="#_ftn10">[10]</a><span style="font-family: Arial;"> bu konuyu enine boyuna inceliyor:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Atatürk, yaşamının son on yılını yeni insanı kurgulamaya hasrediyor s.11”.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“Dün ile bugün arasında teleolojik bir bağ kurma tarihçilerin geleneklerinden biridir. (…) günümüz değer formlarıyla geçmiş algılanmaya çalaışılıyor. Temel hak ve özgürlükler,  demokrasi ve katılım ve benzeri kaygılar sanki ezelden ebede varmışçasına geçmişe yansıtılıyor. (…) Türkiye çağdaş bilim ve eğitimi ancak 30’lu yıllarda yakalıyor.(…) Antropoloji, bir yandan kültür devrimini körüklerken öte yandan gizli sürdürülen bir ideolojik savaşta da saf tutuyor. Ari ırkı yücelten Nazi antropolojisi brakisefal tezlerle çürütülmeye çalışılıyor.Bu süreç Batıda  Türkiye insanı için tortusal önyargıların  giderilmesini de sağlıyor (s.13).”</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(…) “Atatürk’ün siyasal, toplumsal ve kültürel alanda gerçekleştirdikleri, Cumhuriyet Türkiyesinin insanına yeni bir kimlik arayışı, Batı’daki fikir hareketleriyle yönünü buluyor. Bu süreçte, J.J.Rousseau, ve Toplumsal Sözleşmesi adlı yapıtı, Montesquieu’nün ‘somut birey’,  ‘hürriyet’ ve ‘güçler ayrılığı’ ilkeleri yerini Rousseau’nun ‘soyut birey, milli egemenlik, güçler birliği’ ilkelerine bırakıyor s.14”.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“(…) 30’lu yıllarda artık Atatürk farklı bir ‘Aydınlanma’ya yöneliyor. Tarihin yerini arkeoloji, sosyolojinin yerini de antropoloji alıyor. Kültür alanında savunma hatları on binlerce yıl geriye çekiliyor. S.14”  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“ (…) Batı’nın aşağıladığı Türk ırkı, antropoloji ve arkeoloji sayesinde aklanacaktı. Batı’da modası geçmiş ( o zamana göre bile…) uhrevi trih anlayışı Türklere uygulanıyordu. Türklerin Nuh Peygamber efsanesi doğrultusunda Babil’den kopup Ortaasya’ya geldikleri, orada çoğalarak batı sayaya göç ettikleri ileri sürülüyordu. Türkler tarafından kurulan devlet ve uygarlık silsilesi ve Türklerin siyasi, medeni yaşayışları Batı literatüründe tahrifatla doluydu. S.150” </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yapıttan yapılmış bu alıntılar, Türk olmak konusundaki çalışmaların yaslandığı bilimsel tabanı açıkça ortaya koyuyor ve karşı koymaları da temelden çürütüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu topraklar üzerinde yaşayan insanların/ insanımızın <strong>olmak, var olmak</strong> anlamında ontik (varlıksal, var olmaklık)  açısından sağlam bir tabanı vardır. O derecede sağlam olan bir önemi de var. Bu sağlamlık ve önem bir felsefeye, bir tarih bilincine ve giderek bir geçerliliğe yaslanır.  Vatan dediğimiz, üstünde yaşadığımız bu topraklara savaşarak, insan kanı dökerek gelip yerleşmiş olan Türk Boyları, gittikçe büyüyen ve genişleyen bir imparatorluk kurmuşlar ve bu imparatorluğun altı yüzyıl bayrağını, Tuna Nehri kıyılarından ta Nil Nehri kıyılarına ve Mezopotamya ovalarına kadar götürmüşlerdir. Bu bölgelerde kurdukları egemenlik ilişkileri içinde yönetim, denetim, kültür ve uygarlık alanlarında  bir sürü yapıtlar yaratmışlardır.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geniş sınırlar içindeki dünyada, İslam anlayışına uygun bir kültürün egemenliğini sürdürmesi, öteki inanç toplumlarının o konulardaki hak ve özgürlüklerini hiçbir zaman çiğnemedi. Devlet olmak ve onun gücünü benimsetmek konusundaki <strong><em>dayatmaların</em></strong> dışında, herhangi bir baskıları olmamıştır. İnsan ilişkilerinin ortaya koyduğu bu varlıksal yapılanmanın geleneğe, kültüre, bilim ve bilgiye, askersel güce yaslanan bir yapılanma olduğu biliniyor. Bu gücün zayıfladığı yerde ve zaman diliminde dağılmanın ve parçalanmanın ortaya çıktığı da bir tarihsel gerçeklik olarak duruyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Öte yanda, epistemik açıdan <strong>Arap-Acem -Türk ve müslüman</strong> bir cemaat halinde yaşayan  bir kültürün kurduğu ve bu yönde geliştirip zenginleştirdiği, yaydığı bir  epistemik taban da vardır. Bu bilgi birikiminin İslam anlayışı doğrultusunda bir yazın, İslami bilimler, tasavvuf alanlarında yapıtlar yaratılmasına ve tarihe mal edilmesine hizmet etiğini önemle vurgulamalıyız. Ne var ki,  salt sözü edilen alanlarda yapıtlar vermenin yetersizliği ve gelecek aydınlık günleri ve çağları muştulamadığını da hemen yanı başında söylemek durumundayız. Konunun bu yanı yazımızın kapsamı içinde olmadığı için ayrıntıya girmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu ontik ve epistemik birikimin yarattığı taban, imparatorluğun dağılma ve yıkılma dönemine değin sürmüş ve 20. yüzyılın başında, Anadolu’nun yabancılarca işgal edilmesi üzerine,  Anadolu insanının  büyük çabası  ile  başta Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşlarının önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ile  Anadolu toprakları kurtarılmış ve  Osmanlı Saltanatı yıkılarak yerine  Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Bu yepyeni devlet,  <strong>Devrimlerle</strong> köklü ve sağlam değişimlere gitmiş, yönünü dünya uygarlık ve kültürüne çevirerek canla başla çağdaş bir yapı kurmaya çalışarak bu günlere gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Cumhuriyet 100 yıla yaklaşan bu süre içinde, çağdaş yasalarla getirdiği hukuk düzeni içinde yeni bir vatandaş tipi gelişti. Bu tip, artık Osmanlı’nın <strong>“teb’a” </strong>diye adlandırdığı tip değildir, olmayacaktır da! “Teb’a”nın bağlanmak zorunda olduğu Padişahlık Kurumu, ortadan kalktığı ve onun yerine uygar insanların benimsediği <strong>vatandaşlık</strong> kurumu getirildiği için, kendi kendini yöneten ve kendini yönetecekleri de yine kendisinin seçtiği bir sistemin içinde yaşamaya ve “<strong>i n s a n”</strong> olmasının onurunu taşıyan bir birey olmaya doğru koşmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Teb’a artık, başka bir varlıksal yapı olmuştur, olmalıdır. O teb’a değil kendi kendisini yöneten bir bağımsız insan haline gelmiştir. Yaptıklarıyla, hakkı ve hukuku ile, güvenceleriyle insanlığından onur duyması istenmektedir ondan.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Teb’a’nın, tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak gördüğü ve benimsediği Padişah ortadan kalktığı için artık böyle bir bağımlılıktan söz edilemeyecek olması,  vatandaş olmanın bir gereği haline gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayrıca;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">devletin din buyruklarıyla değil, vatandaşın kendisinin seçtiği temsilciler tarafından yapılan yasaların buyruklarıyla yaşamın düzenlenmesi demek olan laiklik ile; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">tüm eğitim kurumlarının Eğitim Bakanlığının yönetimine verilmesiyle oluşacak olan eğitim birlik ve beraberliği ile; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">yeni ABC’nin getirdiğiolanaklar doğrultusunda kolayca okumak, yazmak gibi bir olanağa kavuşulması sonunda  bilgi ve görgüsünün artmasıyla; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">uygar ulusların giyim-kuşamlarına uygun bir giyim kuşam içinde yaşamak olanaklarıyla;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">yepyeni bir vatandaş ontolojisi ortaya çıkmıştır. Bu vatandaşın yaslandığı tin dünyası artık yaşama, doğaya ve toplumla, bireysel ilişkilere dayanan bir yaşam olacaktır. Böyle bir vatandaşın        </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Osmanlının kültürü ve bilgi birikimi, bilimi ile yaşamını sürdürmesi mümkün olamayacağı için  gelenekteki  birikimlerin gözden geçirilmesi gerekmiştir. Olabildiği ölçüde geleneksellikten ayrılarak evrenselliğe doğru yol alınacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Artık teb’a değil vatandaş vardır ve o vatandaşın yaslandığı varlıksal ve bilgisel taban çok farklıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Osmanlı toplumunun ontik ve epistemik yapısı, Türklerin binlerce yılda kurup yönettikleri devletlerden gelen yönetim ve devlet  kavramlarının İslam epistemesiyle yeniden yuğrulması sonucunda oluşmuştu. Bu yapılanmanın hamurunda İslami özelliklerin ağırlığı hem çoktur hem de vazgeçilemezdir. Bu ağırlıkların Cumhuriyetin kurulmasından sonra oluşturulan ve oluşturulması için uygun ortamın ortaya çıkmasının yarattığı ontik ve epistemik yapıda İslam epistemesinin artık ağırlığı olmayacaktır. Dinsel anlayış ve kavrayış ile devlet yönetilemeyecektir ve yönetilmemelidir. Eğer bu yoldan dönülemezse o zaman tekrar “teb’a” olmak gerekmektedir. Vatandaşlıkla teb’alık bir arada olamaz, olmamalıdır! O zaman insan onuru diye bir kavramdan söz edilemeyecektir. Çünkü o onur, teb’ya ait değildir, padişaha aittir. Oysa artık padişah ta yoktur, kovulmuştur!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Burada, Cumhuriyetle birlikte getirilmiş olan <strong>dünyevilik</strong>, dünya yaşamı kavramına da dokunmalıyız. Osmanlı Toplumunda  <strong>“dünyevilik”  değil “uhrevilik</strong>”  vardı.  Bu dünya değil, öteki dünya önemli ve gerçekti. Esas olan öteki dünyadır. Bu dünya öteki dünyayı kazanmak içindir. Bu anlayış uhrevilik anlayışıdır. Bu anlayış laiklikle yıkılmıştır. Bu anlayışın insanı, bir lokma bir hırka anlayışıyla yaşar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Yahya Kemal’in, kendi işinde gücünde, etliye de sütlüye de karışmayan, tevekkül içinde yaşayan bir tip olarak tanımladığı Mehmet Efendi hayali vardır, düz yazılarından birinde geçer; işte tam o tipin ortamıdır uhrevilik. İçinde yaşanılan, üretilen ve tüketilen bu dünya, salt bir sınav yeri olarak anlaşıldığından geçici bir yaşam dilimi ve geçici yaşanılan bir yer olarak anlaşılmıştır ve benimsenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir anlayış, ancak bağımlı insanlar yetiştirmeyi getirir. Büyükler ve bizi yönetenler her şeyi bizden çok daha iyi bilirler ve onların dediklerini aynen yapmalı, karşı çıkılmamalıdır(!). Böylece kitleler ister istemez teb’a olmak zorunda kalırlar. Otorite onlara bakar. Onları doyurur, ihtiyaçlarını temin eder, onlar da otoriteye bağlılıklarını sürdürmeyi seçerek yaşamlarına devam ederler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuşakları böyle bir anlayıştan çıkarmak, zamanın ruhuna yanıt verebilecek bilgi ve yeteneklerle donatılmış; salt  tüketmeyen, önce üreten ve ürettiğini adil ölçüler içinde dağıtan, dinamik ve çalışkan insanlardan kurulu bir toplum olmak zorunluğu vardır. Bu zorunluğa uyan bir toplumsal yapılanma gerekmektedir. İnsanların özgür ve söz sahibi oldukları toplumlarda,  yani demokratik toplumlar ancak böyle toplumlar olabilirtler. Ya da böyle toplumlar ancak demokrasiler içinde oluşabilir. Bu toplumlarda insanlar kendilerini önce insan olarak tanımlarlar. Ardından Türk, Kürt, Alman, Fransız, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, sporcu, eğitici, esnaf, terzi, vb. vb. tanımlar gelir.  Bu toplumlarda önce eğitimci, sonra Türk; ya da önce terzi sonra hıristiyan, önce Müslüman, sonra Türk falan gibi tanımlar yapılamaz, yapılmaz. Bu tip tanımlar bir ve beraber yaşama anlayışını tahrip eder, yok eder. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa toplum halinde yaşarken yukarıdan beri yapılan açıklamalarda da görüleceği gibi, bir birlik ve beraberlik oluşturmak ve onun kural ve kuramlarını oluşturmak zorunluğu vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İki yüz yılı aşkın bir süredir, ülkemizde böyle bir demokratik toplum oluşturma gayretimiz vardır. Cumhuriyet, bu çabalarımızın en tepe noktası olmuş ve toplumumuz yüz yıla yakın bir süredir bu yapılanma içinde gelişmesini sürdürüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ne var ki,  21.yy.a girerken okullarda yapılmakta olan eğitim, hem biçimsel hem de içeriksel olarak tamamen değiştirilmiştir. Önce,<strong> eğitim birliği,</strong> yasaya karşın, edimsel olarak kaldırıldı. Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumları, özelliklerini yitirerek İmam Hatip Okullarına benzetilmeğe çabalanıyor.  </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Temel eğitimde, adı üzerinde, <strong><em>temel olarak, temele konması gerekenlerin verileceği yerler ve kurumlar olarak</em></strong>, ulusallık özelliği bir yana bırakılarak,  dini yanları da olan bir eğitime çevrildi. Okutulmakta olan din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri yanında Kur’an dersleri konuldu. Ayrıca, sosyal bilgiler ve tarih derslerinde yoğunluklu olarak okutulan  İslam tarihi ve Peygamberin Savaşları konularına karşın Siyer dersi konmuş oldu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm eğitim kurumlarında;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kuran öğretilen;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İslam dininin hem teorik hem de uygulamalı olarak öğretildiği; uygulandığı;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">hemen hemen imam hatip liselerinde yetiştirilen çocuklara benzer kuşaklar oluşturularak dünyaya, yaşama, bilime, felsefeye, tarihe, vb. vb. dinsel ve inançsal bakış açısı ile yaklaşan insanlardan oluşmuş bir kuşak yaratma çabasına girilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bunun yanında ulusallığımızı diri tutacak olan Ulusal Bayramların kutlanması ve yaşanmasının da oldukça kısıldığı ve salt, saygı duruşu ile savuşturulduğu bir ortama aktarılması tam teb’a yetiştirme düzeninin oluşması anlamından başka ne anlama gelmektedir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anayasasında Laiklik ilkesi olan Türkiye’de,  eğitimin dini ağırlıklı bir yapıya götürülmesini teb’a yetiştirmekten başka nasıl açıklayabiliriz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Anayasasında Eğitimin birliği ilkesi yer alan ve bu konuda yasası da bulunmasına karşın eğitim kurumlarını dini yoğunluklu okullar olarak değiştirilmesi ve Diyanetin kontrol ve denetimindeki Kuran Kursları açmanın başka açıklaması yapılabilir mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Üniversitelerde okuyarak ülkemizdeki çeşitli iş kollarında görev alan insanlarımızın artık dini ağırlıklı bir eğitimden geçirilmesini, dini bütün insanlardan oluşan bir Türkiye  ve Türk toplumu yaratmak öte bir anlamı var mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şöyle bir soru ile karşılaşılıyor: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnsanların dinlerini okullarda öğrenmelerinde ne sakınca var ki? Bundan neden rahatsız olunuyor ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkler dünyanın en eski toplumlarından belki de en eskisi olan; binlerce yıl öncesinden beri  çok sayıda devlet kurmuş, yönetmiş, toplumsal organizasyonlar yapmış bir, zamanının uygarlık eserlerini yaratmış bir toplumdur. Osmanlı da bu devletlerden biri ve en büyüğüdür. Osmanlı, kuşaklarını inanç ve dini yoğunluğu olan bir eğitim içinde yetiştiriyordu. Kur’an ilimleri alanında eğitim ağırlık taşıyordu. Bu okullardan yetişen Osmanlı evlatları altı yüz küsur yıl yaşayan koca imparatorluğu <strong>zamanın ruhunu anlayamadıkları ve kavrayamadıkları için kurtaramadılar ve imparatorluk tarihe gömüldü.</strong> Onun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yüzyıla yaklaşan bir süre sonra tekrar Osmanlının eğitim düzenine dönüyor. Bunun nasıl bir açıklaması yapılabilir ki? Tarihin tekerrürünü mü bekleyeceğiz?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Salt eğitim alanında değil, her alanda yönetim, İmam Hatip çıkışlı insanlar tarafından yapılıyor. Yönetim kademelerine atananların hemen tamamı İmam Hatip çıkışlı insanlardan oluşuyor. Kendi aralarında bu okullara kolej(!) demeye başlamışlardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ortaöğretim Kurumlarını İmam Hatipler ve Anadolu Liseleri olmak üzere ikiye ayırmışlar ve çocukların İmam Hatipte okullarında okumalarını bir zorunlu durum haline getirmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bakanlar Kurulunda çok sayıda imam hatip kökenli bakan vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tüm bunlar eğitimin, ulusal ve  evrensel  kalitesinde çok alt düzeylere düşmesine neden olmaktadır  ve olmaya da devam edecektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyeti kurarken onun temeline Laiklik ilkesini koydular. Din alanı ile dünya alanının işlerini, birbirini etkileyen ve birinin ötekine etkinliğini ortadan kaldıran bir sistem getirmişlerdi. Şimdi o sistem yok olmuştur, yok sayılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Uhreviliğin</strong> öne alındığı bir eğitim sistemi yürürlüktedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Atatürk ve arkadaşları, eğitimin <strong>“ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirme” </strong>idealini eğitimin temeline koymuşlardı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Şimdi, <strong>naslarla*</strong> tartışılamayacak dini kurallarla hür düşünceli adam nasıl yetiştirilebilecektir? Yetiştirildiği söylense bile, bunun olanağı var mıdır?</span>**</p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Dinin ve inançların önemli getirilerinden biri vicdandır. En azından vicdanın oluşmasında ve insan yaşamında işlerlik kazanabilmesinde inançların çok çok önemli etkisi bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İnanca yaslanan bir eğitim sisteminde vicdanı hür olmak olasılığı var mıdır? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Vicdanın özgür olması, seçilen ve dayatılan inanç ağırlığı karşısında yenilmeye ve onun emrine girmeye zorunlu olmayacak mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>İrfan, bilme, anlama, kültür ve gerçeğe ulaştıran güç, seziş, vargı</strong> gibi anlamlar içeriyor. Din ve inanç esaslı bir eğitimle yetişen insanların yaşamı, dünyayı, olayları, insan ilişkilerin özgürce anlayıp, kavrayıp gerçeğe, gerçekliğe ulaşması mümkün müdür? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Onları yönlendiren ve biçimlendiren özgürlük alanı değil,  tartışılamayan, tartışılmaması gereken inanç alanıyken o insandan hür bir irfan beklenebilir mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitim kurumlarında başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla din ve inanç özgürlüğü arasında yıllarca kurulmağa çalışılan ilişkiye yaslanarak, kıyafet yasasına karşın, başları örtük kızlarımızın ve kadınlarımızın artık özgür olduklarına mı sevinmeliyiz, yoksa bir inancın gereği olarak davranan ve biçim alan insanların çoğaltılmasıyla,  özgürlük adına ve  özgür  olmak için, onların bir inancın yayıcıları ve savunucuları olarak görünmelerine mi yanmalıyız?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">En azından başları açık olanların, hem başları hem de saçları temiz hava alarak daha rahat ve daha doğru düşünme ve davranma olanakları olduğu ne denli ortadayken hem de… </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Felsefi açıdan varlık ve bilgi alanlarının üzerinde yine inancın ve dinin etkileriyle oluşan bir baskıdan söz etmeliyiz. Ontolojisini bilimsel verilerle açıklayabilen insanın artık  tartışılamayan ve bilimin içine konamayacak bir takım savlarla açıklanmaya çalışması mümkün olacaktır. Bu durum insanın  tevekküle sürüklenmesini, çevresini sarmış olan bulutu kovmasını ve onun içinden çıkarak etkin ve dinamik bir yapıyı ortaya koyup sürekli olarak değişim ve dönüşüme uğramasına olanak var mıdır? Değişim ve dönüşüm bize karşın, size karşın, ona karşın varken ve sürerken kendini ona uydurmayı değil, ona karşı çıkmayı önermenin bir anlamı olacak mıdır?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu konunun öte yanında epistemik (bilgisel)lik vardır. Bilgi artık iki boyutlu olarak insanın bilincini kurmaya başlayacaktır. İnanç ve dini ilke ve esaslarla oluşan bilgi evreni içinde insan artık doğruyu ararken naslara yaslanmak zorunluluğu karşısında bilincini nasıl özgürce oluşturabilecektir?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Türkiye’de yaşam, 21.yüzyılın başından beri yepyeni ve bambaşka bir biçime ve içeriğe ulaşmış bulunuyor.  Zaman diliminin getirdiği bir yeni anlayış bu bambaşkalığa yardımcı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Posmodern bir anlayışın içine adeta atılıverdik. Türkiye toplumu postmoderni çok kolay benimsedi. Ayrımında olarak değil, kolayına geldiği için… Ne ki, bu kolay benimsemede bilgi birikim düzeyinin çok etkisi oldu. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü açıkça her yerde,r toplumumuz ilkokul dörtten terk düzeyinde bir eğitim birikimi olduğu her yerde yazılıp söyleniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu düzey kent yaşamını anlamaya ve kavramaya bile yetecek bir düzey değildir. Okuma- yazma sorunun en azından biçim olarak çözememiş olan toplumumuzda insanların biçimsel olarak yaşamlarını kente uygun hale getirebilmesi bile sorundur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Postmodernizm, ülkemiz insanına bir kolaylık, rahatlık getirdi: herkes istediğini yapmakta kendini serbest alımlamaya başladı. Postmodernizm bunu garanti ediyordu. Modernizmin sonrasına böylece herkes istediği bir damgayı basabiliyor ve kendini özgür alımlamaya olanak kazanıyordu. Oysa bu yeniden yapılanma biçimi yozluğu, yüzeyselliği  ve önemli ile önemsizi ayırma  ölçülerini darmadağınık etmiştir. Artık insanımız ciddi bir şey karşısında hemen sıkılıyor, herşeyi hazır istiyor, üretmeden yaşamanın yollarını arıyor, buluyor, uyguluyor; tüm bu edimlerin de özgürlük olduğunu düşünüyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Böyle bir yapılanma doğal olarak daha rahat, daha serbest bir yaşam demektir. Ne var ki bu yaşama uygun bir yönetim yapılanmasına olan ihtiyaç ortaya çıkmış o da 21.yüzyılın başından beri bu insan profilinin tam da üstüne rahatça oturabilen bir yönetim anlayışı gelmiştir. Kömürünü, ekmeğini, elektriğini, makarnasını, pirincini, yağını tuzunu….kapısına kadar getiren bir yönetim vardır artık. Çalışmadan, üretmeden en azından yaşam için zorunlu ihtiyaçlarının çoğunu sağlayan olanaklar  varken neden çalışsın ve üretsin?  Bu yönetim böyle devam etsin, yeter bana gibi bir anlayışın oluşması hem insanları tembelliğe yönlendirmektedir hem de büyük sosyal yaraların açılmasına neden oluyor. Hem toplumsal yönden hem de yönetimsel yönden. Bu yaraların kapatılması çok çok zor oluyor</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir başka nokta da velilerin eğitim-öğretim çalışmalarına doğrudan katılmalarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Veliler çocuklarının hangi dersleri alacakları konusunda söz sahibi olacaklardır. Veliler çocuklarının eğitimi ve öğretimi konusunda okul yöneticileriyle birlikte katılma ve karar alma olanaklaro getirilmiştir. Bu yeniliğin bir demokratikleşme gibi algılanması da basılan havalardan biri olarak görülmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bakanlık katında bir telefon numarası ayrılarak velilerin ve öğrencilerin okullarından, öğretmenlerinden bu telefon ile yakınmalarını Bakanlık katına duyurmalarının yolu açılmıştır. Bu yakınmaların Bakanlıkça hemen soruşturmalara dönüştürülmesine ilişkin birçok örnek vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu tip uygulamaların açıklık, şeffaflık, demokratiklik falan filan laflarıyla allanıp pullanması bir aldatmacadan öteye bir anlam taşımıyor. Özellikle temel eğitim aşamasında demokratik olmak gibi bir sınırlılık olmaz, olamaz. Çünkü temel eğitim çocuğun ileriki yıllarda kendi iradesiyle seçeceği  programları izleyebilme yeterliliği içini ihtiyari olan değil,  zorunlu olan, pratikleri ve birikimleri alması gerektiğinden bunların alınıp alınmaması, verilme ağırlığı falan öyle velilerle, öğrencilerle birlikte saptanamaz. Temel eğitimde demokrasi olmaz, olamaz!  Temelin sağlam ve doğru olabilmesi için seçmeye değil zorunluğa dayanması gerekir. Öte yanı fantezi olur, çıkar…Temel eğitimde demokrasi olmaz, demokrasinin insan ölçüleri ve bireysel toplumsal yararlar gözetilerek nasıl olması gerektiği öğretilir, kavratılır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">“İnsan beyninin önemli bir bölümünün rahim dışında, yani doğumdan sonra, gelişmektedir. İnsan yavrusunun erişkin yetenek ve becerilere ulaşabilmesi başka hiç bir türle mukayese kabul etmeyecek kadar uzun bir çocukluk, yani <strong>b a ğ ı m l ı l ı k</strong> dönemi gerektirir.”</span><a title="" href="#_ftn11">[11]</a><span style="font-family: Arial;">  Biyolojik olan bu bağımlılığı bir buyrukla kaldırma ve yok sayma olasılığı da yoktur, olamaz.     </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Eğitimin mutlak anlamda bir ideolojisi olması gerektiğini söylemiştik.   Öyle sanıyorum ki, yukarıdan beri açıklamaya ve anlatmaya çalıştığımız bireysel ve toplumsal verilerle bu zorunluluk ortaya çıkmış bulunuyor. Kendini, çevresini ve toplumunu, bunlarla ilişkiler kurarak tanımaya, anlamaya çalışan; soru sormaktan korkmayan, o sorularla doğruyu, kendine, toplumuna yararlı olanı öğrenmeye ve kavramaya çalışan insanlar yetiştirmek için sözü edilen verilere uygun davranılmasının gereğinin altını çizelim. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bireyin gittikçe egemen olduğu, kendini pazarlamak zorunda olduğu, rekabetin kıskacı içinde yaşamanın olanaklarına göre kendini yetiştirme dayatmasıyla karşı karşıya bulunduğu bir dünyada</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ayakları yere sağlam sağlam basan insanlar yetiştirmek yönetimlerin olmazsa olmazıdır ve bunun başka yolu da yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> </span></p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref1">[1]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Louis Althusser, <strong>İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları(DİA</strong>), İletişim y., 3.baskı, İstanbul 1995 s.46 ve ötesi</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref2"><em><strong>[2]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> K.Marx- F.Engels<strong>, Alman İdeolojisi (Aİ)</strong>, Sol Y., Ankara 1992, 3.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref3"><strong><em><strong>[3]</strong></em></strong></a><span style="font-family: Arial;"><strong><em> Marx’ın Fesefesi( MF)</em></strong><em>, Birikim y.,İstanbul 1996</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>İdeoloji ve Kültürel Kimlik(İKK) </strong>, Sarmal y., 1995</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>İdeoloji ve Ütopya(İÜ) </strong>, Epos y., İstanbul 1952, 3.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref6">[6]</a><span style="font-family: Arial;"><strong><em>İKK</em></strong><em>, s.21-22</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref7">[7]</a><span style="font-family: Arial;"> Agy. s.23</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref8">[8]</a><span style="font-family: Arial;"> DİA, s. 46-64</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref9"><em><strong>[9]</strong></em></a><em><span style="font-family: Arial;"> <strong>Şeyh ve Arzu</strong>, Metis y.,İstanbul 2008, 2.baskı.</span></em></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref10">[10]</a><span style="font-family: Arial;"><em>Zafer Toprak</em><span style="font-size: x-small;">,</span><span style="font-size: x-small;">  </span><strong><em>Darwin’den Dersime Cumhuriyet ve Antropoloji</em></strong><span style="font-size: x-small;">, </span><em>Doğan y., İstanbul 2012, 1.baskı</em></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ftnref11">[11]</a><span style="font-family: Arial;"><em>S.Murat Tura<strong>, Şeyh ve Arzu, </strong>Metis y., s.107</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/460/egitimin-mutlak-bir-ideolojisi-vardir-olacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
