<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhsin Şener &#187; Basılmış Yapıtlar</title>
	<atom:link href="http://www.muhsinsener.name.tr/category/yapitlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhsinsener.name.tr</link>
	<description>Şiir Yazılarına Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Nov 2014 19:51:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Yeniçağ Gazetesi&#8217;nde “Öğretmenim Muhsin Şener&#8230;&#8221; Başlıklı Yazı Yayınlandı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/407/yenicag-gazetesinde-%e2%80%9cogretmenim-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/407/yenicag-gazetesinde-%e2%80%9cogretmenim-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2013 09:54:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=407</guid>
		<description><![CDATA[Yeniçağ Gazetesi&#8217;nde  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan “Öğretmenim Muhsin ŞENER…” başlıklı yazı yayınlandı. Yazıya, http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=28848 bağlantısından ulaşabilirsiniz. Yazının tam metni aşağıya Yeniçağ gazetesinden alınmıştır. Öğretmenim Muhsin Şener&#8230; Günümüzden en az elli yıl önce, o yokluk yıllarında bizleri eğiten, elleri öpülesi öğretmenleri düşünüyorum&#8230;  Hepsi harika insanlardı. Kuşkusuz günümüz öğretmenleri de çocuklarımızı ’bilgiyle donatmanın’çabası içindeler. Bunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeniçağ Gazetesi&#8217;nde  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan “Öğretmenim Muhsin ŞENER…” başlıklı yazı yayınlandı.</p>
<p>Yazıya, <a href="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=28848">http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=28848</a> bağlantısından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yazının tam metni aşağıya Yeniçağ gazetesinden alınmıştır.</p>
<p><strong>Öğretmenim Muhsin Şener&#8230;</strong></p>
<p>Günümüzden en az elli yıl önce, o yokluk yıllarında bizleri eğiten, elleri öpülesi öğretmenleri düşünüyorum&#8230;  Hepsi harika insanlardı. Kuşkusuz günümüz öğretmenleri de çocuklarımızı ’bilgiyle donatmanın’çabası içindeler. Bunu çok iyi biliyorum; çünkü çocuklarım da, eşleri de öğretmen. Ama kimse kusura bakmasın; o yokluk yıllarının öğretmenleri bir başkaydı.  (İliştiri: Öğretmen derken, sadece lise ve altı dönemleri değil; üniversitelerdeki -Fransızca’da ’öğretmen’anlamındaki- profesör ve diğer öğretim kadrosunu da kastediyorum.)<br />
Hepimizin olağanüstü saygı duyduğu özverili öğretmenleri vardır. Benim de öyle. Ortaokul yıllarında öğrencisi olmakla gururlandığım Muhsin Şener, Doğan Özmen ve Yüksek Lisans döneminde öğretmenim olan Bahaeddin Ögel en önde gelenlerdendir.<br />
Muhsin Şener için ‘efsane’ öğretmen desem abartı olmaz. 80 yaşına girmek üzere olan sevgili öğretmenim Ankara’da yaşıyor. 1958’de, Sorgun Ortaokulu’nda öğretmenliğe başladı. 1959’da öğrencisi oldum. Tarih sevgisini ve Türkçenin güzelliğini ilk önce ondan öğrendim. Her konuyu öyküleriyle anlatır; belleğimize adeta perçinlerdi. “Midas’ın eşek kulakları”, Pers kralı Kirus’un Lidya kralı Krezüs’ü ateşe attığı sırada, bilge Solon’un yıllar önce söylediği sözü anımsayıp “Ah Solon&#8230; Solon!” demesi gibi ve daha nice tarihî öyküler&#8230; Öğrenciyi donatmak isterdi; bu anlamda, zor beğenirdi. Disiplinli çalışmadan yanaydı. Bu disiplini kendisi de yaşar; sınıfa hazırlıklı gelirdi.<br />
Türkçe, Muhsin öğretmenim için çok önemliydi. Sıkça kompozisyon ödevi verir; ödev kâğıtlarını titizlikle okur; yanlışları ’yeşil’kalemle belirtirdi. Ben bir sözcüğü ’müthiş’yazacakken ’müşhit’yazdığımı ve ’yeşil’kalemle doğrulandığımı hiç unutmuyorum. (İliştiri: Öğretmenimin yeşil renge sanki bir sevgisi vardı; çünkü kravatı da genellikle yeşil olurdu.)<br />
Öğretmenim Muhsin Şener, Millî Eğitim Bakanlığı’nda Müfettişlik gibi çeşitli kademelerden sonra Personel Genel Müdürlüğü’nden emekli oldu. Yayımladığı kitaplarla hâlâ bizleri eğitiyor. 9 Kasım 2013’te Ankara’da Kurgu Kültür Merkezi’nde kitaplarını anlattı. Picasso’nun Güvercini’nden sonra Şiirin Tabanı, Türk Şiiri, Şiiri Yeniden Düşünmek &#8211; Şiiri Yeniden Kurmak, Kişisel Tarih tutanakları, Bir Eğitimcinin Kırk Yılı adlı özgünlükle yoğrulmuş harika kitaplarından söz etti. (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları’ndan çıkan bu kitaplara 312.419 54 85 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.) Toplumcu, bilge eğitimci sevgili öğretmenime esenlikler diliyorum.<br />
Yaşamımda iz bırakan bir diğer öğretmenim de Doğan Özmen&#8230; Müzik ve Coğrafya derslerimize girerdi. Konuları çok güzel anlatırdı. Müzik dersinde türküleri -konservatuvarda değil bir kasaba ortaokulunda- notasıyla öğretirdi! Ankara Radyosu’nda çalışırken rahmetli Özay Gönlüm’e “Arpada buğday çeç olur” türküsünü notayla seslendirdiğimde, bana “Yahu Mevlüt sen Konservatuvar eğitimi mi aldın?” diye sormuştu&#8230;<br />
Doğan Özmen öğretmenim de harika bir eğitimciydi. Günümüzde 80 yılına yaklaştığı halde, Sorgun Postası gazetesini 33 yıldır yayımlayarak, yaydığı ışıkla aydınlığı besliyor. Sevgili öğretmenim Doğan Özmen’e en içten saygılarımı sunuyorum.<br />
Ve Bahaeddin Ögel&#8230; Tarih Profesörüydü. Yüksek Lisans’ta öğretmenimdi. Milât öncesi Türk kültür tarihi uzmanıydı. Ondan da çok şey öğrendim. 1989’un ayazlı bir 7 Mart’ında onu sonsuzluğa uğurladık. Durağı uçmak olsun. O da gerçekten ’destan’bir öğretmendi. Bu bilge insanı ve onunla ilgili anılarımı bir başka zaman daha genişçe anlatacağım.<br />
Esen kalın efendim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/407/yenicag-gazetesinde-%e2%80%9cogretmenim-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorgun Postası&#8217;nda &#8220;Ankara’da Muhsin Şener söyleşisi…&#8221; Başlıklı Yazı Yayınlandı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/403/sorgun-postasinda-ankara%e2%80%99da-muhsin-sener-soylesisi%e2%80%a6-baslikli-yazi-yayinlandi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/403/sorgun-postasinda-ankara%e2%80%99da-muhsin-sener-soylesisi%e2%80%a6-baslikli-yazi-yayinlandi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Nov 2013 19:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[Sorgun Postası’nda  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan “Ankara’da Muhsin Şener söyleşisi…&#8221; başlıklı yazı yayınlandı. Yazıya, http://www.sorgunpostasi.com/?p=21704 bağlantısından ulaşabilirsiniz. Yazının tam metni aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır. &#160; Bilge eğitimci Muhsin Şener, geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara’da Kurgu Kültür Merkezi’nde şiir üzerine söyleşide bulundu. Başkent’in şair ve saygın kültür insanlarının katıldığı toplantıda, Şener özellikle şiirin ‘dünyasını’ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sorgun Postası’nda  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan “Ankara’da Muhsin Şener söyleşisi…&#8221; başlıklı yazı yayınlandı.</p>
<p>Yazıya, <a href="http://www.sorgunpostasi.com/?p=21704">http://www.sorgunpostasi.com/?p=21704</a> bağlantısından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yazının tam metni aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image2_web.jpeg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-387" title="image2_web" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image2_web-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Bilge eğitimci <strong>Muhsin Şener</strong>, geçtiğimiz Cumartesi günü <strong>Ankara’da Kurgu Kültür Merkezi’nde</strong> şiir üzerine söyleşide bulundu.</p>
<p>Başkent’in şair ve saygın kültür insanlarının katıldığı toplantıda<strong>, Şener</strong> özellikle şiirin ‘dünyasını’ dile getirdi; şiir konusunda ilginç değerlendirmelerde bulundu. Söz sanatlarının <strong>‘sultanı’</strong> olarak gördüğü şiiri tanımlarken <strong><em>“Şiir de bir tür bilgi. Ama dönüştürerek, duygular yaratan bir bilgidir, gerçeğin öte yanını görmemizi de sağlıyor</em></strong>” dedi.</p>
<p><strong>Şener,</strong> alışılagelmiş şiir tanım ve anlayışlarının çok dışında ve kendine özgü tanımlarla açıkladığı şiiri<strong><em> “Üzerinde direnilmesi gereken bir alan olarak gördüğünü</em></strong>” belirtti.</p>
<p>Dinleyicilerden Eğitimci-Edebiyatçı <strong>Mehmet Aydın</strong> da konuşmasında<strong>, “ Şiir bir bayraktır. Şiir insanı, insan yapar; gerçek insanı ortaya çıkarır. Divan edebiyatı, fikir değil sadece güzel ses edebiyatıdır</strong>” dedi.</p>
<p><strong>Muhsin Şener</strong> şiirin ‘<strong>nasıllığını’ sözcüklerin</strong> değişimiyle doğan gücünü ve varoluşunun etkilerini anlattıktan sonra, bu konuda yayımladığı kitaplarını açıkladı. Verdiği bilgiler ışığında “<strong>Şiirin Tabanı</strong>” ve “<strong>Şiiri Yeniden Düşünmek-Şiiri Yeniden Kurmak</strong>” adlı eserleri şiir sanatına ilginç yönelimler sunuyor. Diğer kitapları olan “<strong>Türk Şiiri”, “Bir Eğitimcinin Kırk Yılı”, “Kişisel Tarih Tutanakları</strong>” da çok farklı değerlendirmelerle dolu. Bu beş eser <strong>Kurgu Kültür Merkezi</strong> tarafından yayımlandı.</p>
<p>İlçemiz <strong>Sorgun’da 1958</strong> yılından itibaren 3 yıl hizmet veren, bıraktığı unutulmayan izlerle o dönemin ‘<strong>Efsane Öğretmenleri’ </strong>arasında ilk sıralara oturan bilge eğitimcimizin söyleşisi, kitaplarını imzalamasıyla son buldu.</p>
<p>Bıkmadan, yorulmadan hâlâ toplumu aydınlatma uğraşını sürdüren ‘<strong>Sorgun Sevdalısı’, </strong>bu eğitimcimize <strong>Sorgun Postası</strong> olarak teşekkür ediyor, esenlikler diliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/403/sorgun-postasinda-ankara%e2%80%99da-muhsin-sener-soylesisi%e2%80%a6-baslikli-yazi-yayinlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorgun Postası&#8217;nda &#8220;Öğretmenimiz, Sayın Muhsin ŞENER&#8221; Başlıklı Yazı Yayınlandı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/397/sorgun-postasinda-ogretmenimiz-sayin-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/397/sorgun-postasinda-ogretmenimiz-sayin-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 20:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Sorgun Postası&#8217;nda Sayın Salim TAŞÇI tarafından kaleme alınan “ÖĞRETMENİMİZ, SAYIN MUHSİN ŞENER”başlıklı yazı yayınlandı. Yazıya, http://www.sorgunpostasi.com/?p=21552 bağlantısından ulaşabilirsiniz. Yazının tam metni, aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır. &#160; Sorgun’un ‘Büyük Köhne’olarak anıldığında, yolu düşmüştü ilçemize… İlçede ilçe o zamanlar! Su çeşmelerden, kuyulardan alınır, içilirdi. Yufka ekmekler tandırlıkta saçkı ( samanın irisi) ateşiyle pişirilir, fırından çıkan çarşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sorgun Postası&#8217;nda Sayın Salim TAŞÇI tarafından kaleme alınan “ÖĞRETMENİMİZ, SAYIN MUHSİN ŞENER”başlıklı yazı yayınlandı.</p>
<p>Yazıya, <a href="http://www.sorgunpostasi.com/?p=21552">http://www.sorgunpostasi.com/?p=21552</a> bağlantısından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yazının tam metni, aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorgun</strong>’un ‘<strong>Büyük Köhne’</strong>olarak anıldığında, yolu düşmüştü ilçemize… İlçede ilçe o zamanlar! Su çeşmelerden, kuyulardan alınır, içilirdi. Yufka ekmekler tandırlıkta saçkı ( samanın irisi) ateşiyle pişirilir, fırından çıkan çarşı ekmeğini de memurlar alırdı. Çarşı ekmeği yemek bir ayrıcalıktı o tarihlerde…</p>
<p>Yollar patika olup, kara yel esince, kol kola girerler kasabayı toza boğarlardı. Göstermelik babından <strong>Arnavut </strong>kaldırım taşları sicim gibi yağan yağmurlarda, hiçbir işe yaramaz, çamur neredeyse ayakkabı pençesini sökerdi. Çamur bazı zamanlarda da, ayakkabıyı ayaktan alır, insanı cıscıvlak ortada bırakırdı. Hülasa yaman olurdu yağmuru, çamuru…. Kar ve boranına gelince; hey ki, hey… Kimi ister davulla, istemezsen zurnayla duyur… ‘<strong>Pencereden Kar Geliyor’</strong> türküsü boşuna mı söylenmiş? Kar kimi zaman pencereyi, kimi zaman da kapıları zapt ederdi… Kapılar zorlukla açılır, caddeye, sokağa tünel vari açılımla kavuşulurdu… Tipisine gelince, eşek üstünden adam düşürür boyutta olurdu. Perşembe pazarına gelen köylük takımının bıyıkları, kaşları beyaza keserdi. Yollar aşılmaz olur, boran hayatı cehenneme çevirirdi. Ayaklarda cıslavat veya soğukkuyu lastiklerin ne feri olacak ki, başparmaklar uyuşur, fakirliğin gözü kör olsun bedduaları dört biryanda dinleyici bulurdu… Her ne kadar <strong>Sorgun </strong>ova üstünde ise de, <strong>Bozok Yaylası’nın</strong> hırçınlığını hep böğründe yaşamıştır. Ama ne yaşamak, kışın zemherinin ayazı, yazın da sıcağı insanı kavruk sınıfına sokardı… Sınıf deyince gelelim bilge öğretmenimiz Sayın <strong>Muhsin Şener’e</strong>… Sınıf duvarlarının dili olsa da konuşsa… Ne der, ne eylerdi acaba?</p>
<p>X X X</p>
<p>Bilgedir, okumaya, yazmaya doyamaz, dosttur, arkadaştır, candır.</p>
<p>Entelektüel, dibine ışık veren aydındır. Eğilmez, bükülmez, eyvallahsızdır.</p>
<p><strong>Atatürk sevdalısı, vatan aşığıdır.</strong></p>
<p>Saygıda yüce, sevgide seldir.</p>
<p>Haksızlıklarda isyankâr.</p>
<p>Ben deyim, <strong>Yörük Ali Efe</strong>, siz deyin<strong> Köroğlu…</strong></p>
<p>Doğrunun yanında, eğrinin karşısında,</p>
<p>Özgürlükçü, demokrat, cumhuriyetçidir.</p>
<p>X X X</p>
<p>İşte sizlere Sayın <strong>Muhsin Şener</strong> anlatımı, tanımı.</p>
<p>Yukarıdaki tanımın eksiği çok, fazlası yoktur.</p>
<p>Bize öncelikle insanlık erdemi vermiştir. Âcizane, kitap, makale yazıyor isek temeldeki öğreti O’nundur. Ders anlatımındaki, bilgelik, deryadır.</p>
<p>Türkçe dersindeki hitaplarında, pedagog, sosyolog, psikolog figürlerini toptan bulabilirsiniz.</p>
<p>Bir insan bu kadar mı kendisini kaptırır, parçalanacak noktalara ulaşır? Talebelerini aydınlatmaya baş koyar?</p>
<p>Eh bu öğretmen <strong>Muhsin Şener’se</strong> ne yazsak az gelir.</p>
<p>X X X</p>
<p>Giyiminde titiz, derler ya tiril tiril, örnek olmuştur. Lacivert paltosu, kolalı gömleği ‘<strong><em>Üsküdar</em></strong><em> <strong>kâtibini çatlatır’</strong> </em>dersem, hiç abartmamış olurum. Çok iyi bir aile babası olması da biz öğrencilerine ayrı bir ışıktır, öğretidir.</p>
<p>X X X</p>
<p>Öğretmenimiz üretken bir yazardır. Eserleri başucu kitabıdır. Türkçenin özü dil bilgisi kavramı kitapların başyapıtıdır.</p>
<p>Son yazdığı ve daha önce yazmış olduğu kitaplara gelince;</p>
<p>-<strong>Picasso’nun Güvercini (Prospero Yayınları, 1994)</strong></p>
<p>-Şiirin Diyalektiği (Suteni Yayıncılık,1996)</p>
<p>-<strong>Kuram Bağlamında Türk Şiiri (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları,2013)</strong></p>
<p>-Şiirin Tabanı (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları,2013)</p>
<p>-<strong>Şiiri Yeniden Düşünmek Şiiri Yeniden Kurmak (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları,2013)</strong></p>
<p>-Bir Eğitimcinin Kırk Yılı ( <strong>büyük bir bölümü Sorgunlu anılara ayrılmıştır)</strong> (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları,2013)</p>
<p>-<strong>Kişisel Tarih Tutanakları (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları,2013)</strong></p>
<p>X X X</p>
<p>Öğretmenimiz Sayın <strong>Muhsin Şener</strong> bu gidişle daha çok esere imza atacaktır. Her zaman coşkulu, dinamik, ayaklı kütüphane olması, en büyük tutkusudur. Ne mutlu bizlere ki, böyle bir edebiyatçının talebeleri olarak, hayat serüvenine devam ediyoruz. Onun verdiği feyizle okuyor, yazıyoruz. Yazmış olduğunuz eserlerin temelinde,O’nun döküğü harçlar bulunmaktadır.</p>
<p>Bizleri yetiştirdiğin için, eline, yüreğine sağlık…</p>
<p>Her daim eli öpülecek öğretmenim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/397/sorgun-postasinda-ogretmenimiz-sayin-muhsin-sener-baslikli-yazi-yayinlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorgun Postası&#8217;nda &#8220;Bir Eğitimcinin Kırk Yılı&#8221; Kitabıyla İlgili Yayınlanan Yazı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/392/sorgun-postasinda-bir-egitimcinin-kirk-yili-kitabiyla-ilgili-yayinlanan-yazi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/392/sorgun-postasinda-bir-egitimcinin-kirk-yili-kitabiyla-ilgili-yayinlanan-yazi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 20:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=392</guid>
		<description><![CDATA[Sorgun Postası&#8217;nda  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan &#8220;Sorgun Sevdalısı Eğitimci Şener’in ‘Bir Eğitimcinin Kırk Yılı’ adlı kitabı çıktı&#8221; başlıklı yazı yayınlandı. Yazıya, http://www.sorgunpostasi.com/?p=21528 bağlantısından ulaşabilirsiniz. Yazının tam metni aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır. &#160; 1958 yılından itibaren Sorgun Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliği yapan Emekli Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi Muhsin Şener’in Sorgunlu Günler’in anlatıldığı ‘Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sorgun Postası&#8217;nda  Sayın Mevlüt Uluğtekin YILMAZ tarafından kaleme alınan &#8220;Sorgun Sevdalısı Eğitimci Şener’in ‘Bir Eğitimcinin Kırk Yılı’ adlı kitabı çıktı&#8221; başlıklı yazı yayınlandı.</p>
<p>Yazıya, <a href="http://www.sorgunpostasi.com/?p=21528">http://www.sorgunpostasi.com/?p=21528</a> bağlantısından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yazının tam metni aşağıya Sorgun Postası gazetesinden alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1958 yılından itibaren Sorgun Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliği yapan Emekli Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi <strong>Muhsin Şener’in Sorgunlu Günle</strong>r’in anlatıldığı ‘<strong>Bir Eğitimcinin Kırk Yılı’</strong> kitabıyla ‘<strong>Kişisel Tarih Tutanakları’</strong>adlı kitapları çıktı.</p>
<p>O yılların Sorgun’unu ve Sorgun’daki sosyal yaşamın anlatıldığı anı kitapta Sorgun’un genel görünümüyle birlikte yer ve kişilerle ilgili anekdotlara da yer verildi. <strong> </strong></p>
<p>Kitabın girişinde<strong> ‘Sorgunlu Günler’ </strong>şöyle anlatılıyor:</p>
<p>‘Elime bir zarf tutuşturdular. Bir heyecan dalgası sardı beni…. ‘Sorgun Ortaokulu Stajyer Türkçe öğretmenliğine atanmıştım. İzmitliyim. Sorgun nere, İzmit nere?</p>
<p>Babam soruyor hemen: Asi Yozgat mı, Çapanoğlu Yozgat mı? Çapanoğlu Yozgat nedir, Asi Yozgat nedir hiçbir şey bilmiyorum ki….</p>
<p>Sorgun, Sivas yolu üzerinde bir ilçedir. Yozgat-Sivas yolu o yıllarda şoseydi, asfalt falan değildi. Bu şosenin sağında bulunan düzlüğe yayılmış 5000 nüfuslu küçük bir ilçe merkeziydi <strong>Sorgun. ‘Köhne’</strong> diyorlardı. Gerçekten köhne bir yerdi. Şoseden sağa sapınca ilçenin yoluna giriyordunuz. İleride solda, sonradan bizim rahmetli <strong>Kaya Yılmaz’ın</strong> ilk müdürlüğünü yaptığı <strong>Agah Efendi İlkokulu’</strong>nun önünden sola döndüğünüzde <strong>Sivas</strong>’a doğru düz bir kaldırım kıyısındaki evlerle ilçe karşınızdadır.</p>
<p>Sizi ilk karşılayan hayvan pislikleri ve toz olacaktır. Kocaman kocaman taşlarla yapılmış kaldırımdan sallanarak ağır ağır geçen köhne minibüsün sağında, solunda bir çok ev, yapı, toprak damlı ev!..</p>
<p>Beynimden bin bir şey geçiyordu. Ne yapacaktım? Nasıl vakit geçirecektim? Burası bizim köyden bile kötü görünüyordu. Nasıl oluyordu da bir ortaokulu bulunuyordu. Çünkü çok küçük ve köhne gelmişti bana Sorgun. Ağır ağır ilerleyen minibüs köprübaşında durdu. İndik arabadan. Önümüzde tahta bir köprü vardı. Sağındaki büyük binanın Kaymakamlık olduğu anlaşılıyor, köprüyü öte geçince çarşı başlıyordu.</p>
<p>Çarşı!..</p>
<p>Aa!.. Kalabalık bir yerdi burası. Çarşı çok kalabalıktı. Kahvehanelerin önünde insanlar!.. Birbirleriyle şakalaşan, söyleşen mutlu insanlar!.. Kılık ve kıyafetleri pek yadırgatıcı değildi!.. Bu ilk görünüş Sorgun için önemli değil miydi?</p>
<p>Ve önemli olanlar insanlar değil miydi?</p>
<p>Ortaokul ilçenin ta öte başındaymış. Oraya dek yürüdüm. Bir bahçe içinde bodrum üzerine iki katlı binanın kapısında <strong> ‘T.C.Sorgun Ortaokulu’ </strong>yazıyordu. Bahçe kapısından girdim. Temiz bir bahçeydi burası. Sağda çevresi tellerle çevrilmiş, çiçeklerle bezeli bir yer… Sarı sarıçiçekler vardı…</p>
<p>* *</p>
<p><strong>Valiler için ilginç bir ildir Yozgat.</strong></p>
<p>1932-1936 yıllarında Yozgat’ta görev yapan Vali <strong>Baran (Bekir Sami</strong> ), 1958 yılında bile dillerde dolaşırdı. At üstünde Yozgat’ın köylerinde hizmet kovaladığını anlatırlardı. Elinde sopasıyla dolaştığı da söylenirdi. Vali <strong>Turgut Başkaya’yı</strong> 1958 yılında ben de Sorgun’da gördüm. İle atandıktan sonra ilin tümünde bir temizlik ve bir özen başlamıştı.</p>
<p>Sorgun’un sokaklarının süpürüldüğünü ilk kez O vali olarak geldikten sonra gördüm. Nedir diye sorduğumda bana, ‘ <strong>Vali Turgut Başkaya gelecek, onun için yollar ve meydanlar temizleniyor!’</strong> dediler.</p>
<p><strong>Başkaya</strong>’nın<strong> Sorgun</strong>’a geldiği günü olduğu gibi anımsıyorum şimdi.</p>
<p><strong>Kekeç Kadir</strong> (Kadir Çetin) başta olmak üzere ki, bu zat uzun yıllar İl Daimi Meclisi Üyeliği görevinde de bulunmuş çok zeki ve saygın ve görgülü<strong> Sorgunlu</strong> yerli bir diplomattı. Halkın diplomatı olarak çok etkin bir kişiydi. Hepimiz kendisini sayardık, saydırırdı. Sonradan oğullarından <strong>İlhami Çetin Yozgat Milletvekili</strong> oldu. En küçük oğlu <strong>Nevza</strong>t’ı ben ortaokulda son sınıftayken okuttum. Sonraki yıllarda Ziraat Bankasında genel müdür yardımcılığı yaptı.</p>
<p><strong>Başkaya ile Kekeç</strong> önceki yıllarda Yozgat’ta çalışmışlar. Vali o günleri hiç unutmamış olacak ki cipinden iner inmez, <strong>’Kekeç nerde?’</strong> diye sordu. Hemen kekeleyerek öne çıktı <strong>Kekeç Kadir.</strong> Halkın içinde ilk sorduğu soru şudur: ‘ <strong>O hırsız bayındırlık müdürü var ya, onu da (bir il adı verdi) gördüm. Canını çıkardım. Hala hırsızlık yapıyor mu şimdi bilmiyorum. Hatırlıyor musun?</strong>’ dedi. Kekeç de hemen hatırladığını ve ne denli hırsız olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>KİMLİK:</strong></p>
<p><strong>MUHSİN ŞENER</strong></p>
<p><strong> 1936</strong> yılında<strong> İzmit’in Kullar Köyü’</strong>nde doğdu. <strong>Kastamonu-Gölköy Öğretmen Okulu</strong> ve <strong>Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü </strong>bitirdi.</p>
<p>1958 yılında <strong>Sorgun Ortaokulu Türkçe </strong>öğretmenliğine atandı. S<strong>orgun</strong>’da anılarla dolu üç yıl geçirdi. Çeşitli ortaokul ve liselerde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik ile<strong> Eğitim Bakanlığında Şube</strong> <strong>Müdürlüğü, Bakanlık Müfettişliği</strong> ve <strong>Personel Genel Müdürlüğü</strong> yaptıktan sonra 1998’de emekli oldu.</p>
<p>Evli ve iki çocuk sahibi olan<strong> Sorgun </strong>sevdalısı<strong> Şener’in</strong> yayımlanmış 10 kitabı bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/392/sorgun-postasinda-bir-egitimcinin-kirk-yili-kitabiyla-ilgili-yayinlanan-yazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Şiirde Direnen Bir Eğitimci Muhsin ŞENER&#8221; Söyleşi ve İmza Günü Yapıldı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 20:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[9 Kasım 2013 Cumartesi günü, Ankara Kızılay’da,  KONUR SOKAK; 13/5 adresinde çalışan KURGU KÜLTÜR MERKEZİNDE yazarın “ŞİİRDE DİRENEN BiR EĞİTİMCİ MUHSİN ŞENER”  başlıklı bir söyleşisi ve ardından da kitap imzalama etkinliği vardı. Yazar, Temmuz- Eylül 2013 tarihleri arasında yayımlanan ve açıklamaları bu sitede bulunan, TÜRK ŞİİRİ KURAMI, ŞİİRİN TABANI, ŞİİRİ YENİDEN DÜŞÜNMEK, ŞİİRİ YENİDEN KURMAK, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>9 Kasım 2013 Cumartesi günü, Ankara Kızılay’da,  KONUR SOKAK; 13/5 adresinde çalışan KURGU KÜLTÜR MERKEZİNDE yazarın<strong> “ŞİİRDE DİRENEN BiR EĞİTİMCİ MUHSİN ŞENER”  </strong>başlıklı <strong>bir söyleşisi ve ardından da kitap imzalama etkinliği</strong> vardı.</p>
<p><strong>Yazar, </strong></p>
<p><strong>Temmuz- Eylül 2013 tarihleri arasında yayımlanan ve açıklamaları bu sitede bulunan, </strong></p>
<p><strong>TÜRK ŞİİRİ KURAMI, </strong></p>
<p><strong>ŞİİRİN TABANI, </strong></p>
<p><strong>ŞİİRİ YENİDEN DÜŞÜNMEK, </strong><strong><span style="font-size: small;">ŞİİRİ </span></strong><strong>YENİDEN KURMAK, </strong></p>
<p><strong>BİR EĞİTİMCİNİN KIRK YILI, </strong></p>
<p><strong>KİŞİSEL TARİH TUTANAKLARI adlı yapıtlarını anlattı</strong>.</p>
<p>Seçkin bir sanatçı topluluğu tarafından izlenen söyleşide,  sorulan sorular çerçevesinde konuşmalar, tartışmalar ve açıklamalar yapıldı. Şair ve yazar, Hocaların Hocası Mehmet Aydın  yaptığı  konuşmada;</p>
<p>“Şener, bu güne dek hiçbir politik, entelektüel, sanatsal  grup  ya da yayın organından destek almadan  <strong>ŞİİRDE YENİ BİR ELEŞTİRİ</strong> geliştirmeyi sürdürmüştür. Bu çaba, <strong> ŞİİRDE DİRENME </strong>olarak ortaya çıkmıştır.”</p>
<p>“Şiirin, <strong>birey ve toplumsal için </strong>taşıdı önem ve değerini, kimseye bakmadan ve kimseye de yaslanmadan, altını kalınca çizmeyi sürdürdü.</p>
<p>Bu kitaplar o görüşün işlendiği eserlerdir.</p>
<p>Şiirimiz için, çok verimli olacak eserlerdir bunlar.”</p>
<p>diyerek yazarı kutlamıştır.</p>
<p>Şener’in,<strong> Şair  M. Sait  Aydın, Şair ve yazar Abdullah Şevki ve şair ve yazar, yayıncı Alaattin Topçu </strong>‘dan okuduğu şiirler  çok ilgi çekmiştir.</p>

<a href='http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/image1_web/' title='image1_web'><img width="150" height="150" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image1_web-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image1_web" title="image1_web" /></a>
<a href='http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/image2_web/' title='image2_web'><img width="150" height="150" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image2_web-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image2_web" title="image2_web" /></a>
<a href='http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/image3_web/' title='image3_web'><img width="150" height="150" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image3_web-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image3_web" title="image3_web" /></a>
<a href='http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/image4_web/' title='image4_web'><img width="150" height="150" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/image4_web-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image4_web" title="image4_web" /></a>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/385/siirde-direnen-bir-egitimci-muhsin-sener-soylesi-ve-imza-gunu-yapildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Tarih Tutanakları</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/365/kisisel-tarih-tutanaklari/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/365/kisisel-tarih-tutanaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 19:39:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[Yazarın bu yapıtı, 70’li yıllardan başlayan günlüklerden oluşuyor. Günlükler daha çok, yazarın  kişisel  yaşamının  tutanakları gibi. Okuduğu yapıtlarla yaptığı iç tartışmalarını buluyoruz  bir bölüm günlüklerde. Karşılaştığı olayları birkaç tümce içinde değerlendirirken, olayın ve ilişkinin yüreğini ortaya koyduğu çok günlük var yapıtta… Ülkenin durumuna ve sorunlarına; özellikle de günlük tartışmalara yansıyan ülke gündemine ilişkin çarpıcı, boyutlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Kisisel_Tarih_Tutanaklari.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-366" title="Kisisel_Tarih_Tutanaklari" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Kisisel_Tarih_Tutanaklari-150x150.png" alt="" width="150" height="150" /></a>Yazarın bu yapıtı, 70’li yıllardan başlayan günlüklerden oluşuyor. Günlükler daha çok, yazarın  kişisel  yaşamının  tutanakları gibi.</p>
<p>Okuduğu yapıtlarla yaptığı <strong>iç tartışmalarını</strong> buluyoruz  bir bölüm günlüklerde.</p>
<p>Karşılaştığı olayları birkaç tümce içinde değerlendirirken, <strong>olayın ve ilişkinin yüreğini ortaya koyduğu</strong> çok günlük var yapıtta…</p>
<p>Ülkenin durumuna ve sorunlarına; özellikle de günlük tartışmalara yansıyan ülke gündemine ilişkin <strong>çarpıcı, boyutlu olarak düşündürücü günlükler</strong> çok dikkat çekecek…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/365/kisisel-tarih-tutanaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Eğitimcinin Kırk Yılı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/360/bir-egitimcinin-kirk-yili/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/360/bir-egitimcinin-kirk-yili/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 19:37:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[Bu yapıt, yazarın eğitim yaşamında gördüğü, yaşadığı, etkilediği ve etkilendiği olayla, kişiler ve kurumlarla,  onlar karşısındaki tutum ve davranışlarının  değerlendirmelerini  yapıyor. Eğitim Bakanlığında geçen kırk iki yıllık meslek yaşamını değerlendirmesi sırasında, metnin altında bir kalın çizgi halinde, eğitimin nasıl yönetildiğine, yönlendirildiğine; eğitim yöneticilerinin yetkilerini nasıl ve hangi düşüncelerle kullandıklarına ilişkin çok çarpıcı örnekler ve belgeler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Bir_Egitimcinin_Kirk_Yili.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-361" title="Bir_Egitimcinin_Kirk_Yili" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Bir_Egitimcinin_Kirk_Yili-150x150.png" alt="" width="150" height="150" /></a>Bu yapıt, yazarın eğitim yaşamında gördüğü, yaşadığı, etkilediği ve etkilendiği olayla, kişiler ve kurumlarla,  onlar karşısındaki tutum ve davranışlarının  değerlendirmelerini  yapıyor.</p>
<p>Eğitim Bakanlığında geçen <strong>kırk iki yıllık meslek yaşamını</strong> değerlendirmesi sırasında, metnin altında bir kalın çizgi halinde, <strong>eğitimin nasıl yönetildiğine, yönlendirildiğine; eğitim yöneticilerinin yetkilerini nasıl ve hangi düşüncelerle kullandıklarına ilişkin çok çarpıcı örnekler ve belgeler ortaya koymaya özel bir ağırlık veriyor.</strong></p>
<p>Yapıt okunduğunda, <strong>ülkemizin 2013 yılında geldiği yeri, neden buralara geldiğini apaçık görme ve yakalama olanağını buluyorsunuz. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/360/bir-egitimcinin-kirk-yili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhsin ŞENER’in  temmuz 2013 içinde şiire ilişkin  yapıtları yayımlandı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/341/muhsin-sener%e2%80%99in-temmuz-2013-icinde-siire-iliskin-yapitlari-yayimlandi/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/341/muhsin-sener%e2%80%99in-temmuz-2013-icinde-siire-iliskin-yapitlari-yayimlandi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 19:30:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Bu yapıtların  tümü  ile eleştirmen ŞENER, şiirimizi eski ve yeni şiirler boyutunda birçok şairin yapıtını analitik bir bakışla ve yöntemiyle incelemiştir. Üçyüz altmış bir kaynak incelenerek sözü edilen yapıtlarda dipnotlar olarak yer almışlardır. Şiirimize ilişkin yargılara ulaşılırken bu kaynakların ortaya koyduğu bilimsel  ve sanatsal ölçütlere özen gösterilmiştir. Ayrıca, olabildiği ölçüde yansızlığa ve tarafsızlığa özen gösterilmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yapıtların  tümü  ile eleştirmen ŞENER, şiirimizi eski ve yeni şiirler boyutunda birçok şairin yapıtını analitik bir bakışla ve yöntemiyle incelemiştir. Üçyüz altmış bir kaynak incelenerek sözü edilen yapıtlarda dipnotlar olarak yer almışlardır.</p>
<p>Şiirimize ilişkin yargılara ulaşılırken bu kaynakların ortaya koyduğu bilimsel  ve sanatsal ölçütlere özen gösterilmiştir.</p>
<p>Ayrıca, olabildiği ölçüde yansızlığa ve tarafsızlığa özen gösterilmiştir.<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/341/muhsin-sener%e2%80%99in-temmuz-2013-icinde-siire-iliskin-yapitlari-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiirin Tabanı</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/345/siirin-tabani/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/345/siirin-tabani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 19:24:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[Şiirin Tabanı, şiirin evrensel ve ulusal boyutta dayandığı, dayanması gerektiği  ölçülerin, bu konudaki ustalarca  ve düşünce  sanat adamlarınca altı çizilmiş olan esasların çok çok özenle kullanıldığı yapıtlara ilişkin eleştiri yazıları bir araya getirilmiştir. Bu yapıtta yer alan yazılar uzun ömürlü  şiirlere  ilişkin örneklerle doludur. Yapıttan alınmış bölümler aşağıdadır: Şiirin Dibi 21.yüzyıla girerken Türkiye şiiri, hala [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #365f91;"><a href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Siirin_Tabani3.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-356" title="Siirin_Tabani" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/11/Siirin_Tabani3-150x150.png" alt="Siirin_Tabani" width="150" height="150" /></a></span>Şiirin Tabanı, şiirin evrensel ve ulusal boyutta dayandığı, dayanması gerektiği  ölçülerin, bu konudaki ustalarca  ve düşünce  sanat adamlarınca altı çizilmiş olan esasların çok çok özenle kullanıldığı yapıtlara ilişkin eleştiri yazıları bir araya getirilmiştir.</p>
<p>Bu yapıtta yer alan yazılar uzun ömürlü  şiirlere  ilişkin örneklerle doludur.</p>
<p>Yapıttan alınmış bölümler aşağıdadır:</p>
<h1><span style="color: #365f91;">Şiirin Dibi</span></h1>
<p>21.yüzyıla girerken Türkiye şiiri, hala şiirin dibini karıştırmayı sürdürüyor. O dipte bulduklarımızı  bir türlü aşamıyoruz; onlarla yetinmenin rahatlığı varken, neden serüven peşine takılalım değil mi?</p>
<h1><span style="color: #365f91;">Dipte/diple oynamanın  erdemi</span></h1>
<p>Dip, bizim için gelenekselin ve tarihselin ta kendisi.  “Orta Asya’dan  kopup gelen bir soyun,  torunlarıyız” ı haykırmayı yaşamsal önemde bir erdem olarak gören bir  anlayışın  yapılandırdığı  bilinçle yaşadığımızın   somutlandığına  hemen  hemen bir yıl önce tanık olmuştuk.  Bu düzeyin, toplumsalımızda hayli derinlik kazındığına her gün tanık olmayı sürdürüyoruz. O coğrafyanın  bizde sanki  bir  dokunulmaz yanı var!..</p>
<p>İşlevini tamamlamış Osmanlı ile bağlantıları kopararak  yeniden kurduğumuz Cumhuriyetin  75. yılında ne yazık ki  yeni Cumhuriyetin, Osmanlı’nın izleyicisi olduğunu belgelendiren <strong>“Osmanlının 700.  Kuruluş Yılı Kutlamaları”</strong>nı  gerçekleştiren  anlayışın,  diple ilişkisi yadsınabilir mi?</p>
<p>Osmanlı’nın,  din esası üzerine kurulu bir  devlet  olmadığını  kim söyleyip/savlayabilir ki?  Onun  Kur’an ve Hadis üzerine kurulmuş bir yönetim düzeni olduğunu nasıl yadsıyalım? Aslına bakarsanız Cumhuriyet kuşaklarının, <strong>Cumhuriyetle şeriatı </strong>yan yana  algılamaları  hiç mümkün olmamıştır ve olmayacaktır da. Ne var ki diple  ilişkilendirmenin  dayatması hep vardı ve  hala vardır.</p>
<p>Geleneksel-tarihsel ve dinselin birlikteliği şiirimize kalın  bir taban  oluşturuyor. Türkiye şiiri bu taban üzerinde büyüyüp gelişti. Onun bir izlek şiiri olarak  yaşamını sürdürmesi  bu tabandan geliyor.</p>
<p>Mistisizmin  Türkiye şiirine  yansıması, diple  ilişkilendirilerek başka bir  kılıf içinde  hala sürdürülüyor.</p>
<p><strong>Geleneksel/ tarihsel/ dinsel…</strong></p>
<p>Türkiye şiiri  21. yüzyıla girerken bile kendini eski şiirin  etkisinden kurtaramamıştır.</p>
<p>Gelenekseldeki Dede Korkut  Öyküleri, Türkçe’nin en somut anlatım  ürünleridir.  Dede Korkut dilindeki sözcüklerin  önemli bir bölümü  <strong>somut varlıkları</strong> imleyen  sözcüklerdir.  Öteki  sözcüklerin  bir bölümü soyut olup bunların  İslami alandan gelenleri ağırlıklıdır. Ne var ki  somut kavramların anlatımdaki yoğunluğu yanında, soyut kavramların belki de hiç önemi yoktur.</p>
<p>Somut kavramlar, maddeleri temsil eden simgelerdir. Onlarla kurulan  dil, <strong>maddenin yapıp ettiklerinin  </strong>anlatımından başka bir şey değildir.  Maddenin,  anlatıma yansıyan bu ilişkisinin  iki boyutu var: <strong>Diyalektik ve İzlek boyutu</strong>.</p>
<p><strong>Diyalektik boyut</strong></p>
<p>Maddenin  yapıp ettiklerinin dayandığı/ yaslandığı  ilkeler bütünüdür diyalektik.  Bu bütünlük, doğa ve olaylarının yasalarını anlatır. Somut bir dil, diyalektik bir  bütünlük içinde  işler.  Bütünlük, o kavramın tabanındaki maddeyi algılanmadan başlar. Diyalektik  doğrulukla algılanan madde dile, o algılanış biçim ve içeriği ile  yansır.  Dilin zenginliği  içeriğin  zenginliği ile  çoğalır.</p>
<p>Dilin şiirdeki  işleyişi de  böyledir. O nedenledir ki  <em><strong>diyalektiksiz şiir olmaz denilmiştir</strong></em><strong><em>.</em></strong> Şiirin ham maddesinin  yapıp ettikleri,  diyalektik  ilke ve ölçüler içinde  algılanacaktır. İşletilen diyalektik ilke ve  ölçüler,  alımlama düzeyindeki  o maddenin  <strong>olumsuzlanması </strong>ile ortaya çıkacak olan <em>yeni gerçeği</em><strong> </strong> <strong>şiirsel  gerçeklik </strong>olarak şiire yansıtır. Bu yansımada  yeni gerçeklik, kendine özgü bir sözsel yapıya bürünür.  <strong>R.Jakopson’un </strong> ileri sürdüğü <strong> seçme evresidir </strong>bu evre.  Söz dağarından hangi sözcüklerin seçileceğine ozanının karar vereceği bir evre. Ardından gelen <strong>yerleştirme evresinde,   </strong>o sözcüklerin  yerleştirilmesi geliyor.  Bu evrede  sözcüklerin <strong>yakın ve uzak  ilişkileri </strong>kurulur.  Her sözcük  önündeki ve ardındaki sözcükle  anlamsal bir ilişkiye sokulurlar. Bir yandan da yeni bir sözdizimi kurulur. Sözcüklerin bu ilişkilerini ozan, dil zevki, dil ve şiirsel  yetenek  bağlamında  kurar. Ortaya çıkan yeni bir  dildir; şiirsel dildir…</p>
<p>İnsanın <strong>“yitirmiş bir  varlık” </strong>olduğu; bu yitirmenin <strong>“sırrı”</strong>na vardığında  şiirin  gizine  ulaşılacağını; bu gizin <strong>“derinliğini, nedenini herhangi bir bilgi disiplini ile bilemeyeceğimizi”…</strong>falan ileri sürerek şiiri bir tür <strong>sayıklamaya</strong>(evet buz gibi bir tür sayıklama!)   indirgeme çabaları  21.yüzyıla girerken  özenle sürdürülüyor.</p>
<p>Mistisizme yaslanan bir anlayışın şiirde diyalektik tabana oturması mümkün mü?</p>
<p>Evet teori böyledir; böyledir de   21.yüzyıla girerken bile şiirimiz hala  diyalektiğe yaslanmaktan uzaktır, hem de çok uzak…</p>
<p><strong>İzlek boyutu</strong></p>
<p>Somut bir dil kullanan  geleneksel, o somut dille temsil ettiği <strong>izleği </strong>en iyi  biçimde  anlatmayı  gerçekleştirmeye çalışmıştı.  O nedenledir ki gelenekselde  <strong>izlek</strong>,  anlatımda hiç ötelenmemiştir.</p>
<p>Şiir, bir türlü izlekten kopamamıştır.  Bu yapı şiire Dede Korkut geleneğinden  sarkmıştı.</p>
<p>Gelenekselin öteki ucundaki  din ve tasavvuftan kaynaklanan  inanç  simgeleri ile inanç konuları da şiirimizden  hiç eksik olmamıştır.  Bu kullanım sıklığı, giderek  dinsel ve tasavvufa dayalı  izleklerin  şiirde yer almasının  hiçbir sakıncası olmaması yapay gerçekliğini geliştirmiştir. Tanrıyı, peygamberleri, kahramanları, din ileri gelenlerini cenneti, cehennemi, bayramı, ramazanları, kutsal geceleri….anlatan şiirler yazılmıştır ve bunlar tutulmuştur, kullanılmıştır.</p>
<p>Din ve inanç kökenli  bu yapısallık giderek, şiirimizde bir başka yandan, <strong>‘şiirde izlek bulunmalıdır’</strong> düşüncesini güçlendirmiştir.</p>
<p>21.yüzyıla girerken her  türlü izlek Türkiye şiirinde yerini almıştır ve izleğe bakılarak  kolaylıkla <strong>büyük şiir </strong>tanımları yapılabilmektedir.  İzleğin gölgesinde  şiirin yitebileceği kuşkusunu tanıyanlar  azalıyor mu  ne?  Böyle  bir özenin giderek azalması  izleği öne çıkaran, izlek için yazılan; izleğin savunmanlığını  yapan bir şiirin  gelişme ve genişleme olanaklarının  giderek   yayıldığını  göstermektedir.</p>
<p>Şiirin  ekstra  bir alan olması gerçekliğini kovacak bu tanıdık yapılanmanın önce ayrımında olmak ve  sonra da  bilinen bu durumun yeniden   kök salmasını önlemek   gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>21.yüzyıla girerken  Türkiye şiirinin  geleneksel /tarihsel /dinsel derinliklerle uğraşarak  izleğin gölgesinde, diyalektikten uzak  ve bir tür sayıklama  ürünü gibi alımlanmasının  getirdikleriyle iç içeyiz.  Bu durumun şiirimizde bir sorunlar yumağı oluşturduğunu  anlamak zorundayız.  Sorunları aşmak için  önce onu tanımak/bilmek gerekmiyor mu ?</p>
<p><strong>***</strong></p>
<h1><span style="color: #365f91;">Modern Türkiye’nin Şiiri</span></h1>
<p><strong>Türk Şiiri Modernizm Şiir</strong><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/modernizm_ve_tur_s.htm#_edn1"><strong><span style="color: #0000ff;">[1]</span></strong></a><strong> </strong>adlı yapıt 2000’in son günlerinde yayımlanan  önemli bir yapıttı. <strong>Hasan Bülent Kahraman’</strong>ın<strong> </strong>bu yapıtı şiirimizi,  özellikle modern şiirimizi  bilimsel bir değerlendirme ile  ele alan,  bu yapısıyla da  noksanlığı her zaman ve zeminde duyumsanan  bir başvuru yapıtına olan gereksinimi önemli ölçüde karşılamış oluyor.</p>
<p>Kahraman  yapıtta  şiirimize,  <strong>Modernizm ve Türk şiiri, Şairler, Olgular, Sorunsallar, Şiir ve Ötesi, Eleştiriler </strong>başlıkları altında dört bölüm içinde  bakıyor. Bu başlıklar okuyucuya  yeni bir bakış açısı da getirmektedir.</p>
<p><strong>                                                                ***</strong></p>
<p>Modernizm ile  gelenekselin  ve tabii tarihselin  iç içeliğini yer yer  ele alır yapıtında  Kahraman. <strong>“Türkiye’de gelenek  daima içine dönmüş ve kendi özüyle buluşmuştur. Oysa Batıda  bu olgu zihni daima dışa doğru zorlayan bir işlev üstlenmiştir.” </strong>(s.10)  diyerek  gelenekselliğin şiirimizde  ve Batı şiirindeki  durumunu karşılaştırmaktadır. Bu içe kapanıklık önemli bir  nitelik olarak  sürüp geliyor ve sürüp gidiyor!.. Burada çok ciddi olarak dikkatte tutulması gereken nokta,  tarihsellikle gelenekselliğin karıştırılmasıdır. <strong>‘Vazgeçilemeyecek değerler’</strong>gibi bir tanımlamanın içindeki normatif  kavramlar, burada şiirin  geleneksel ile buluşmasına yardım etmektedir.  Bir kısırdöngüdür bu.</p>
<p>Bir adım daha  attığımızda,  karşımıza dünyayı ve şeyleri algılama ve alımlamada  Modernizm anlayışıyla Doğu anlayışı arasındaki ayrım çıkıyor. Geleneksel ve İslam üzerinden gelen,  <strong>dünyayı ve şeyleri bir kül halinde kavrama anlayışı</strong>, öznenin işlevini değiştiriyor. Bir aşkın öznenin  etkinliği söz konusu edilebiliyor.  Bu aşkın öznenin   nesne ile olan soyut ilişkileri  yaşamımızda geniş ölçüde yaygınlık ve derinlik kazanmıştır.</p>
<p>Öte yanda Modernizmin getirdiği   dünyayı ve şeyleri  us ile algılayıp alımlama anlayışı, bu anlayış ve kavrayışla çatışmakta ve her iki anlayış da yaşamlarını ayrı ayrı sürdürmektedirler.  Modernizmin,  bir <strong>merkezi otorite </strong>aracılığı ile yukardan aşağıya doğru giydirilmiş bulunması  bu çelişkinin  hala sürmesine yaramıştır.</p>
<p>Gelinen bu noktada Kahraman <strong>“ ..henüz  o düzeye erişmemiş bir özne mantığı”</strong>  ve  “<strong>…öznenin bireylik arayışı açısından  bir sonul nokta olarak  görmenin yanlışlığı….”…öznenin bireylik arayışı açısından  bir sonul nokta olarak  görmenin yanlışlığı….”<em> </em></strong>(s.20)  gibi çözümlemelerle içi boş yaklaşımlar çevresinde dolaşmaktadır.  Dünyayı ve şeyleri,  modernizm  açısından algılayıp alımlayabilmenin tek yolu  buna <strong>“özne mantığı”</strong> açısından yaklaşmak değil midir?  Ne ki biz öyle yapmamışız!. Ne yapmışız?  Modernizmi benimser gibi yaparak,  <strong>gelenekseli tarihsellikle karıştırıp  </strong>koyu kıvamlı  bir <strong>Doğululuk </strong>oluşturmuşuz ve  hala  gelenekselden yararlanmanın yol ve yöntemlerini tartışmayı sürdürmekteyiz.  Kahraman, bu sözlerle ortaya koyduğu düşüncesini aslında  <strong>Yahya Kemal Rembo’yu Okudu mu? </strong>adlı  yapıtında  açıkça  göstermişti. Yapıta ilişkin yazımızda  bunlara örnekler vermiştim.  <strong><em>(Modern Şiirimizin Kavranmasında  Yapılan Yanlışlıklar, Edebiyat ve Eleştiri, 43-44.sayı,s.12-21).   </em></strong>Bu yapıttaki görüşler, hemen hemen  <strong>Türk Şiiri Modernizm Şiir’</strong>de de aynen yinelenmektedir.</p>
<p>Hem geleneksel karşısında bir tavır  alınmayacak hem de Modernizmin yeterli düzeyde özümsenmesine  bu tutumun neden olduğu söylenecek!.. Böyle çelişkili  görüş olabilir mi?</p>
<p>Modernizmin,  bütün yanlarıyla  benimsenmesi, gelenekten kopmayı getirecekti.  Biz böyle bir kopmaya bir türlü razı olamadık. Oysa yapılması gereken buydu.</p>
<p>Atatürk’ün şu sözünde belirtildiği gibi <strong>“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti halkını baştanbaşa çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir topluluk durumuna getirmektir.”</strong> Toplumumuzu  çağdaş  toplum yapmak amaçlanmıştır.  Son tahlilde ise <strong> “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak…”    </strong>ulaşılacak hedef alarak belirtilmiştir. Bunun anlamı,  <strong>uygar ulusların  bireyleri düzeyinde  bilim, teknolojik yeterlilik ve  insansal değerleri benimsemiş ve  içselleştirmiş bir toplum oluşturmaktır. </strong>Bu düzeye, gelenekselden hiçbir ödün vermeden ve <strong>“Burası Türkiye!..” </strong>anlayışıyla mı  varılacaktır?..</p>
<p>***</p>
<p>Bir başka yan, <strong>“…Türk şiirinin, (şiire ilişkin) dilin, nesneyi alımlamakta  kullanılan sınır ve olanakları  Modernist çabalar olarak  sonuna değin kullandıktan sonra  geriye dönmesine, kendi üstüne kapanarak gelenek  yatağında akarak gelişmesine yol açmıştır.”</strong>(s.27) sözleriyle  açıklanan  durumdur. Yani Türkiye şiiri, modernist olanakların tümünü sonuna değin kullanmış ve fakat içine dönerek gelenek kanalında gelişmesini sürdürmüştür mü  deniyor?!..</p>
<p>Böyle birşey olanaksızdır!..</p>
<p>Modernizmin tüm olanaklarını <strong>kullanan şiir</strong>,  neden <strong>aşkın özneyi  </strong>öte yana itemedi?</p>
<p>Özne, neden  şiirimizde de bir <strong>iktidar </strong>oluştaramadı?</p>
<p>Neden şiirimizde, alttan alta akan bir <strong>aşkın öznenin  ağırlığı </strong>hep duyumsanıyor?</p>
<p>Neden hala <strong>mistisizmden </strong> medet uman ve ona kapanan  ozanlar vardır?</p>
<p>Neden hala Divan Şiiri’nin  olanaklarını yenileştirmeyi…falan denemek isteyenler çıkıyor ortaya?</p>
<p>Söyler misiniz bana?</p>
<p>Tüm bu soruların  yanıtları verilememiştir  yapıtta. Tabii, yanıtları vardır… Ve bunlar,  şiirimizin kılcal damarları içinde dolaşmakta olan,  ya görülemeyen ya da görüldüğü halde söylemekten çekinilen, söylenildiğinde  ortalıkta önemli ölçüde sıkıntılar yaratacağı sanılan  kimi niteliklerin açıklanmamış olmasında yatıyor.</p>
<p><strong>Çelişkiler</strong></p>
<p><strong> “Bir şiirin,….Yahya Kemal’in ve Tanpınar’ın ‘deruni’ dediği o dengeyi bulma, kurma yetisinden henüz çok uzağız…Biz, geçmiş birikimi,onun içselliğini bilmiyoruz…..Bu,içinde bulunduğumuz kültürü okuma ve tanıma,…insan gerçeğimizi görebilme  açılarından çok önemli bir boşluk(tur) ve bir tek şeye tekabül etmektedir:Dilsizlik!” (s.12)  </strong>biçiminde bir düşünce ileri sürüyor Kahraman.</p>
<p><strong>Demek </strong>oluyor ki  şiirimiz bir <strong>dilsizlik </strong> sorunu yaşıyor. Bu sorun yüzünden bir türlü <strong>deruni</strong> olamıyor!.. Sığdır şiirimiz!..<strong>“Geçmiş birikimlerimiz”</strong> ve <strong>“içinde bulunduğumuz kültürü”</strong> okuyup tanıma olanaklarımızın bulunmayışından, olmayışından doğuyor bu durum!  Yani, <strong>Latin ABECE’</strong>sini<strong> </strong>benimseyen  Türkiye Cumhuriyeti geçmiş birikimlerimizle <strong>içinde bulunduğumuz kültürü okuma ve tanıma  </strong>olanaklarını elinden kaçırdığı için   özellikle <strong>şiirimiz bir dilsizlik </strong>batağı içiendedir.</p>
<p>Biraz daha açarsak, <strong>Türk Dil Kurumu </strong>aracılığı ile yürütülen <strong>dildeki arılaşma </strong>çalışmaları sonucunda Türkiye’de konuşulmakta olan Türkçe’nin birçok sözcüğü  yabancı  etkisinden kurtarılarak Türkçeleştirilmiş ve   konuşanların kolayca anlayabilecekleri bir dil haline getirilmeğe çalışılmıştır. Ne ki  <strong>eski metinler</strong> dil engeli yüzünden anlaşılamadığından  <strong>dilsizlik </strong>sorunu ortaya çıkmıştır. Ve şiirimizde <strong>deruni </strong>olmak mümkün olamamıştır. Bu nedenledir ki   Kurum, Netekim Paşa tarafından  kapıtılmış ve bir Devlet dairesi haline getirilerek  Türkçe’yi emirle <strong>düzene sokmakla </strong>görevlendirilmiştir<strong>.  </strong>Artık şiirimiz  <strong>dilsizlik sorunu </strong>yaşamayacak<strong> </strong>  <strong>deruni  </strong>olabilecektir.</p>
<p>***</p>
<p><em><strong>“filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, oysa sorun onu değiştirmektir</strong></em>”<a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siir_Icin_Eskizler_1.htm#_ftn1"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a> bu saptayım, felsefe ile şiir  ayrımına  bence önemli ölçüde parmak basıyor.  dünyayı değiştirme ve yeni bir dünya kurma şiirin işi.  değiştirme  algılamayla başlıyor.  algılama  diyalektik ölçüler içinde olmaktadır.. diyalektik,  değişimi  gerçekleştiriyor.. <strong>olumsuzlamanın</strong> ikinci aşamasındaki  sentez, artık yeni bir dil olarak bir kat daha değişerek gelir. o, dünyayı “öyle de “ görüp anlamak ve kavramak  olanağı bulunduğunu göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bir kez daha dönerek söylersem:</p>
<p>şiir bir değişim/değiştirim  işlevini üslenmiştir. o nedenledir ki okur okumaz hemen kendini teslim etmez ve her okunuşunda yeni boyutlar verir. bu onun, uzun ömürlü olmasını gerçekleştiren temel özelliktir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1><span style="color: #365f91;">İmge Düşüncesi</span></h1>
<p>,Bachelard, insan doğasının temel gücünün imgelem olduğunu ileri sürer.</p>
<p>İmge, sözle ortaya konurken bir simge kullanılmışsa  ya da bir simge aracılığı ile anlatılmak istenmişse  bir estetik oluşturulmaya çalışılmış demektir.</p>
<p>Estetiğin imge ile birlikte düşünülmesi gerekiyor. Estetiğe katkısı olmayan bir imgenin  hangi simgelerle anlatılmaya çalışılırsa çalışılsın önemli olmadığı anlaşılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında imgeyi oluşturan şey bilgidir.</p>
<p>İmge  halindeki bilgi, özel  biçim almış bir bilgidir. O bilgi en uygun kullanım yerini şiirde bulur.  Bilgi bilimin  imgeyi kurarken kullandığı yöntem  her ozana göre değişiyor.  Bechelard buna  <strong>‘mikroskobik bilgi bilim’ </strong>diyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bechelard’a göre, bir yeni şiirsel imge ile bilinçaltında bulunan bir imge arasında  nedensel bir bağıntı yoktur.  O, duyu organları ile ulaşan bir itkinin, geçmişin yansıması olamayacağını kabul ediyor. İtkinin geçmiş ya da uzak geçmişle olan ilişkisi ancak, imgenin yansımasıyla, pırıltısıyla ortaya çıkıyor. Yansıma ve parlaklığın hangi derinliklere inebildiği  bilinemiyor. Bunu ancak imge belirleyecektir. Bu alımlama biçimi  imgenin kendine özgü bir dinamizmi olduğuna inanmak demektir. İmgeyi böyle alımlamak, onun kendine özgü bir dinamizmi olduğunu  da gösteriyor.</p>
<p>İmge, doğrudan yaşanmış bir olgu olarak ele alınmalı ve öyle çözümlenmelidir. Bilgi bilim bu olanağı sağlıyor. Böylece onu bir ruh çözümlemesi gibi irdeleyebiliyoruz.</p>
<p>Bechelard, çağdaş şiirin, sözün anlamını önceden kestirilemez kılarak özgürlüğü şiir aracılığı ile dilin yapısına taşıdığını ileri sürüyor.  Bunu belki de bir çağdaşlık öğesi olarak benimsediğini  göstermiş oluyor böylece. Çağdaş şiirin, özgürlüğü bir organik yapı olarak okuyucunun önüne şiir halinde koymakla yetinmiyor aynı zamanda onu okuyucunun bilincini doğrudan etkileyen bir ana öğe olarak göstermiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bachelard’ın imge konusunda söylediklerinden yürüyerek gelinen bu noktada  şiirin bireysel, bireysel olduğu kadar toplumsal ağırlığının  nereden kaynaklandığını da gösteren bu nitem  çok iyi anlaşılması gereken bir  yapılanmanın  altını çiziyor. Şiir okunmak zorunluğu olan bir yapıdır. Hem de çok okunmak. Salt hoş olduğu, güzel söylendiği için değil. Böyle bir gerekçeye bağlanması  şiirin değerini  azaltıyor. Oysa, şiiri  özgürlük anlayışını yapısına organik bir öğe olarak koymuştur. Yani özgürlük şiir dilinin oluşturulması sırasında  bir kimya olarak kullanılmıştır. Okuyucu bu kimyanın  kendi bilincindeki  altüst olmalara neden olan esas öğe olduğunu anladığı, kavradığı an şiir önemli bir işlev görmüştür. O nedenledir ki  herkes şiir okumalıdır. Şiir okunması  dalga dalga  tüm insanları  birey birey ilgilendirmeli ve bu bireylerin sayısı her gün  artarak tüm toplumsalı kapsayan bir  genişliğe kavuşmalıdır. böyle bir genişlik  giderek derinlik de kazanacağından  şiirin  getirdiği organik özgürlük yapısallığı kişilerin ve tabii giderek toplumsalın bir ayrılmazı haline geleceğinden  önemli bir insansal yapılanma gerçekleşmiş olacaktır.</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/345/siirin-tabani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiiri Yeniden Düşünmek Şiiri Yeniden Kurmak</title>
		<link>http://www.muhsinsener.name.tr/336/siiri-yeniden-dusunmek-siiri-yeniden-kurmak/</link>
		<comments>http://www.muhsinsener.name.tr/336/siiri-yeniden-dusunmek-siiri-yeniden-kurmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Sep 2013 17:40:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basılmış Yapıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhsinsener.name.tr/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[Bu yapıtta bulunan eleştiri yazıları,  21.yy.’ın bireyci felsefesi ve sosyal yapılanması düşünülerek ve bu açıdan şiir yapaıtlarına yaklaşılarak hazırlanmıştır. Bireyciliğin, 21.yy.daki  felsefi ve sosyal yapılanmada kazandığı nitemlere ağırlık vereilmesine özen gösterilmiştir.Bireyin  bencillikten  uzak,birey olmasının ona kazandırdıkları ile yüklediği sorumlulukların  ayrımında olarak yetişmiş olmasının altı çizilmeğe çalışılmıştır.Bireyci yaklaşımın bencillikten çok uzak olduğu hep göz önünde tutulmuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/09/Siiri_Yeniden_Dusunmek_Siiri_Yeniden_Kurmak.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-338" title="Siiri_Yeniden_Dusunmek_Siiri_Yeniden_Kurmak" src="http://www.muhsinsener.name.tr/wp-content/uploads/2013/09/Siiri_Yeniden_Dusunmek_Siiri_Yeniden_Kurmak-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Bu yapıtta bulunan eleştiri yazıları,  21.yy.’ın bireyci felsefesi ve sosyal yapılanması düşünülerek ve bu açıdan şiir yapaıtlarına yaklaşılarak hazırlanmıştır.</p>
<p>Bireyciliğin, 21.yy.daki  felsefi ve sosyal yapılanmada kazandığı nitemlere ağırlık vereilmesine özen gösterilmiştir.Bireyin  bencillikten  uzak,birey olmasının ona kazandırdıkları ile yüklediği sorumlulukların  ayrımında olarak yetişmiş olmasının altı çizilmeğe çalışılmıştır.Bireyci yaklaşımın bencillikten çok uzak olduğu hep göz önünde tutulmuş ve değerlendirmeler bu bakış açısının üstüne oturtulmuştur.</p>
<p>Bu yapıtın oluşmasında özellikle Deleuzze’ün konuya ilişkin  felsefe görüşleri önemsenmiştir.Yorumbilimin olanakları da değerlendirmelerde ölçüt olarak alınmıştır.</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p>478 sayfa olan yapıttan bazı bölümler  aşağıya alınmıştır.</p>
<h1><span style="color: #365f91;">Şiiri Yenibaştan Düşünmek Şiiri Yenibaştan Kurmak</span></h1>
<p><strong>ücra</strong>’cılar 19.sayıya ulaşan dergilerinde  murat üstübal ve bülent keçeli’nin tartışmalarıyla ve öteki  yazar çizerleriyle de örnekler  yayımlayarak  <strong>şiiri yenibaştan düşünmek ve kurmak için </strong>çaba harcıyorlar.</p>
<p>önemli bir uğraştır bu!</p>
<p>zor bir uğraştır!</p>
<p>ne ki yenilik ve değişim ancak bu gençlerin izlediği yol ile olacaktır.</p>
<p><strong>ücra’</strong>cılar şunları söylüyorlar:</p>
<p><strong>.şiir dizgesini değiştireceğiz diyorlar.</strong></p>
<p>bu konuyu, her sayıda  derginin arka kapağında  tartışıyorlar.  <strong>düşüncenin oluşumunu</strong>  ve bilinci yönlendiren  düşünce biçimlerini de ele alıp irdeliyorlar.</p>
<p>felsefi ve sanatsal birikimin  gözden geçirilmesi bile olsa saygı değer bir çabadır bu.</p>
<p>şiir dizgesi, bir dil dizgesidir. dil dizgesinin, şiirde bir iletişimi gerçekleştirdiği biliniyor. bu iletişimin bir bildiri olması  söz konusu edilebilir mi  acaba? eğer şiir bir bildirim ise o zaman anlamın mutlak gözetilmesi gerekecektir.</p>
<p>bu konunun şiirimizde yeteri düzeyde tartışıldığını hiç sanmıyorum…</p>
<p><strong>ücra</strong>’cılar, <strong>anlama yaslanmadan şiir dizgesi kurmayı</strong> tartışıyorlar.</p>
<p>sözcükleri  sıralayarak ya da sesleri değiştirerek yeni bir  dizge kurma çalışmaları yapıyorlar.</p>
<p>sözcüklerin ardardına sıralanması  ya da  sözcüklerin kimi seslerini  dönüştürerek/değiştirerek  bir tür yeni  söyleyiş biçimi  yakalamaya çalışmak  çaba olarak  saygı değerdir de estetiğin anlama değil biçime yüklenmesi gibi bir yanıyla yapısal, öteki yanıyla da biçimsel bir sorunun  çözülmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>adam sanat’ın mayıs 2004</strong> sayısında <strong>efe murat ve cem kurtuluş’un</strong> arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları  <strong>madde akımı  manifestosu</strong>’nun yanında oldukları anlaşılıyor <strong>ücra</strong>’cıların. şiirin, <strong>“için dışa bir oyunu” </strong>olduğunu somutlamaya çalışıyorlar.</p>
<p>şairin,  içini dışa yansıtırken  duyumsadığı maddelerden yararlanarak bu maddeleri kendine dönüştürüp ya da onlarla bütünleşip şiirini oluşturduğuna inanıyorlar. o nedenledir ki bu biçeme<strong> madde akımı </strong>deniliyor.<a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_1.htm#_ftn1"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a></p>
<p>oysa, efe murat ve cem kurtuluş’un örnek şiirlerinde anlam dipdiridir ve sözcüklerle bir anlam dizgesi oluşturulmuş bulunuyor.</p>
<p>m.üstübal ve b.keçeli:<strong> “ salt dizgeye bakarak şiir eleştiriliyor; şiir çözümleniyor”</strong> diyorlar (ücra 19.sa).</p>
<p>bir gerçekliği vurguluyorlar.</p>
<p>şiir dizgesi,  anlamın oluşmasına birincil etkendir;  dilin oluşmasına aynı zamanda…</p>
<p>yeni bir dil olan şiir ancak, dizeyi irdeleyerek ve çözerek  eleştirilebilir.</p>
<p>eleştirinin geçerli olan bu mantığını 21.yy.da   tabanından değiştirmek mümkün olabilecek midir? bilmiyorum?</p>
<p>anlamın,  salt sesler üzerinde çalışılarak da öne çıkarılabileceğini  düşünüyorum.</p>
<p>buna ilişkin çeşitli örnekler vermiştim eski yazılarımda.</p>
<p>.<strong> görüntüyü şirden  defetmek</strong>’ten söz ediyorlar.</p>
<p>şiiri  temelden yok eden  bir biçemdir bu.</p>
<p>görüntü, tabii bir öyküyü de getiriyor. o zaman, sözcük ağırlığına yaslanmak zorunlu oluyor. anlam derinleştikçe derinleşiyor.</p>
<p>bir şeyler söylemek durumundadır artık şiir…</p>
<p>şiiri bu kılçıktan temizlemek, tv ekranlarına  yapışmış  insanımızla nasıl gerçekleştirilebilecektir?…</p>
<p><strong>. </strong>üstübal, <strong>“eleştirinin mantığını yıkan bir mücadeledir bizimkisi”(</strong>ücra,19.sa.) diyor. bu yargı kulağa çok hoş geliyor.</p>
<p>egemen eleştiri mantığı nedir?…</p>
<p>şiirde  sözcüğü, dizgeyi, sesi  ve biçemi ele alarak şiirliği  ortaya çıkarma çabasıdır bu mantık.</p>
<p>bu mantığı yıkınca sözcük, dizge, ses ve biçem ele alınamayacak demektir. ya da bunlar şiirde olmayacak, bulunmayacaktır.</p>
<p>ne ile kuracağız şiiri?…</p>
<p>belirgin değildir…</p>
<p><strong> iç insanı, bütünleştiği madde ile dışlaştırmak, </strong> bunlarsız çok kolay olmayacaktır.</p>
<p>kolay gelsin  <strong>ücra</strong>’cılar!…</p>
<p>saygıdeğer  devinimler içindesiniz…</p>
<p><strong>ücra</strong>’cıların dergilerinde ele aldıkları konularla ilgili olarak  düşünmeyi sürdürüyorum:</p>
<p><strong>x. bilme, şiirin içinde çözümlenmeli </strong>diyor keçeli.</p>
<p>bilgi şiir için önemli. bilinen şiirleştirilmelidir. wittgensteın, <strong>’bilmediğinizi söylemeyiniz</strong>’ derken sanki bunu söylüyor.</p>
<p><strong>ücra’</strong>cılar, bilginin sürekli bir değişim içinde olmasının ayrımındadırlar. bu nitelik,  dünyanın kavranmasında kullanılacak bilginin  şiire de böyle  yansıması sonucunu getiriyor. değişim ve dönüşüme paralel bir şiirdir aranan. değişen düşünce karşısında  boşlukta kalan bir şiir istenmiyor…</p>
<p>doğru  bir çizgidir bu.</p>
<p>şiiri kendi haline bırakarak bir yere varılamayacağının ayrımında olmuşlardır <strong>ücra</strong>’cılar. ileride yeni bir <strong>şiirbilim </strong>tanımı ve ardından bu yeni şiirin  kavramlarını  getireceklerdir.</p>
<p>onları tartışmaya hazır olmalıyız.</p>
<p><strong>x. ücra</strong>’cılar mistisizme yatkındırlar. bunu hep söyleyip geliyorlar. metafizik ile şiir arasında  sağlam ve geniş köprüler kuruyorlar.</p>
<p>a.oktay’ın  aforizmaları ve  metaforu  öne çıkaran düzyazılarının da  metafiziği önerdiğini söylüyorlar (ücra,18.sa,m.üstübal).</p>
<p>giderek heidegger’in, hölderlin şiiri için  yorumlarının da <a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftn1"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a>  ünlü filozofun kendilerini desteklediğini   gösterdiğini ileri sürüyorlar.</p>
<p>bu arada hilmi yavuz’un yanlarında olduğunu belirtmeyi ihmal etmiyorlar.</p>
<p>mistisizm, türkiye şiiri için,  her zaman diliminde ele alınmış ve gündemde tutulmaya çaba harcanmış bir konu. kültürel yapımızın bir parçası olduğu için  görmezden gelinemiyor. sonra şiirin,  özellikle söyleyişinden gelen bir  giz yanı var. bu gizi  çoğaltmak,  örneğin mehmet erte’nin <strong>suyu bulandıran şey</strong>’i ile seyithan kömürcü’nün  <strong>hasar ayini</strong>’ndeki şiirlerle<a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftn2"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a> somutlaştırdığı eski şiirimizdeki gize/gizlere değin uzanabiliyor.</p>
<p>ne ki mistisizme yaslanılarak  şiir kurmanın  artı bir kazancı yoktur.</p>
<p>Mistisizm, şiire yenibaştan bir  şiirlik kazandırmaz.</p>
<p>şiir, usla doğrudan ilişkili  bir alan. çünkü dille ilişkili. üstelik de yeni bir dil… şiirle dilin, yeni bir dil olarak  somutlanması,  diyalektik ilişkilerle  oluşuyor. bu ilişkiler  keçeli’nin, yukarıda değinilen (ücra,18.sa) <strong>bilinmeyenlerin şiirde çözülmesi </strong> olarak  söylediğinin, şiirin hammaddesini  algılarken  edinilenlerin niteliklerini  belirlemeye değin geliyor.</p>
<p>o nedenledir ki diyalektiğe yaslanmadan şiir kurulamaz denilmiştir.</p>
<p>wittgensteın;</p>
<p><strong>“mantıkla çelişen bir şeyi dilde ortaya koymak, yapılamayacak bir şeydir. tıpkı, geometride uzam yasalarıyla çelişen bir şekli, koordinatlarıyla ortaya koymak  ya da varolmayan bir noktanın koordinatlarını vermek gibi.”</strong><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftn3"><span style="color: #0000ff;">[3]</span></a></p>
<p>şiir, ancak bunlarla <strong>‘doğru kurulmaya’</strong>  aday olabiliyor.</p>
<p>şair buralardan geçerek  yeni bir dili oluşturabilir ve  yeni bir şiir getirebilir.</p>
<p>o şiir  bizi, diyalektikle karşı karşıya getirir.</p>
<p>okuyucu onun aracılığı ile  dünyaya bakışını, dünyayı kavrayışını değiştirir.</p>
<p>bu değişimde,  yeni olan dilin de çok ağırlıklı bir yeri olacaktır.</p>
<p>o dil, değişik algılanmış olan dünyayı somutlamaktadır.</p>
<p>o yeni dil,  beynin anlatım olanaklarını arttırır.</p>
<p>anlama ve yorumlama alanını genişletir.</p>
<p>böylece şiir üzerinden  bir değişim ve dönüşüm  gerçekleşmiş olur insanda.</p>
<p>şiir, insan içindir ve şiiri insan  kurar ve bu nedenlerle kurar.</p>
<p>mistisizm, bu  şiire  ne ekleyebilir?</p>
<p>artık o, çoktan eskimiştir ve hiç de yeniden kullanılabilecek bir yanı kalmamıştır/yoktur.</p>
<p><strong>x.</strong> üstübal, <strong>sürrealistlerin ve dadacıların da mistik olduklarını </strong>düşünüyor. (ücra, 18.sa.)</p>
<p>a.breton’un, daktilonun  tuşlarına rasgele basılmasıyla beyaz kağıt üzerinde oluşan lekelerin insanın içini olduğu gibi dışavurduğunu söylemesine bakarak mistisizm ile ilişki kurmak çok yetersiz olur.</p>
<p>pierre reverdy:</p>
<p><strong>“imge, zihnin katkısız bir yaratısıdır. imge bir karşılaştırmadan değil, birbirinden azçok uzak iki gerçeğin yaklaştırılmasından doğar. yaklaştırılan gerçekler birbirlerinden ne kadar uzak ve yerindeyseler  imge, o kadar  güçlü olur. şiirsel gerçekliği  ve heyecansal  gücü  o kadar artar”</strong><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftn4"><span style="color: #0000ff;">[4]</span></a><strong> </strong>diyor.</p>
<p>en az iki g e r ç e ğ i  karşı karşıya getirip onların çarpışmasından ortaya çıkacak bir üçüncü gerçeğin şiire imge olarak konulması diyalektikten başka neyin ürünü olabilir ki?</p>
<p>böyle olunca mistisizmin, giderek düş’ün ve sayrı halinin (bunların ikisi de mistiklikten başka bir şey değildir) şiire katabileceği ne olabilir ki?</p>
<p>seyhan erözçelik’in<strong> gül ve telve</strong>’sindeki<a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftn5"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a> şiirlerin  bir düş, bir sayrı halinin  dışa yansıması gibi alınmasının yanlış olmayacağını, aksine  şiirin bir fal gibi değerlendirilmesine olanak  sağladığını  söylemek, olasılık içine girmektedir. bu bakış ve böyle bakmayı davet eden dışavurum, tabii ki doğru değildir.</p>
<p>ve şiir böyle bir şey de değildir!</p>
<div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
</div>
<p><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftnref1"><span style="color: #0000ff;">[1]</span></a> m.heidegger,<strong> patikalar</strong>,haz. h.ü.nalbantoğlu,imge y.,</p>
<p><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftnref2"><span style="color: #0000ff;">[2]</span></a> m.erte,<strong>suyu bulandıran şey</strong>,şiirler,varlık y,ist. 2003; s.kömürcü,<strong>hasar ayini</strong>,şiirler,varlık y.,ist.2003.</p>
<p><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftnref3"><span style="color: #0000ff;">[3]</span></a> l.wittgensteın, <strong>tractatus</strong>, bfs y.,ist. 1985,s.27</p>
<p><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftnref4"><span style="color: #0000ff;">[4]</span></a> <strong>gerçeküstcülük,(surrealisme)</strong> haz: s.hilav,e.ertem,e.kutlar,de y., ist. 1962, s.24</p>
<p><a href="file:///F:/Projects/muhsinsener/www/Upload/elestiri/Siiri_YeniBastan_2.htm#_ftnref5"><span style="color: #0000ff;">[5]</span></a> seyhan erözçelik, <strong>gül ve telve</strong>, şiirler, yky, ist, 1997</p>
<p><strong>***</strong></p>
<h1><span style="color: #365f91;"> Deleuze’le Şiir</span></h1>
<p><strong>“İmgeyi yok etmek”, “anlam aramamak” , “şiir dizgesini bozmak”… </strong>gibi çarpıcı ve şaşırtıcı  kavramlarla  şiiri tartışırken  <strong>Deleuze’ü</strong>  belki de yeniden  keşfederek  bu şaşırtıcılığı açıklayabilme noktasına gelebiliyoruz.</p>
<p><strong>Deleuze,</strong>  <em><strong>yaşamın  kendini  imgeler aracılığı ile  ortaya koyduğumuzu; onu  bu imgelerle tanımlamaya ve anlamaya</strong></em> çalıştığımızı yazıyor. İmgenin bu işlev için kurulması  ve öyle kavranması karşısında, imgeyi yeni baştan  düzenlemek ya da onu  yok farz ederek  işlevini bir başka yapılanmaya yüklemek,  bugün şiir üzerinde yapılmakta olan tartışmalar arasındaki   konulardan…</p>
<p>İmgenin, alımlama düzeyindeki algılamanın  anlatılması, belki de gösterilmesi için  seçilen  bir  yapma/kurma olduğunu biliyoruz. Bu yapay anlayış içinde  imge,  alımlananı  değiştirerek sunar. Bu değişikliklerin  giderek bir dönüşümü  getirdiğini söylemeye gerek var mı bilmiyorum? Ne ki böylece  dünya  ve onun olaylarının  değiştirilip dönüştürülme olanağının elimizin altında bulunduğunu  unutmamak gerekiyor.</p>
<p>İmgeyi şiirden silmek anlamına gelmiyor bu yaklaşım. Onu,  bilinenin ötesinde bir  yerde kullanmak demektir bu. İmgenin bu yeniden kurulmasında   görsellik öne çıkıyor. İmge artık  bir resimdir; bir görüntü nesnesidir.</p>
<p>Görselliğin   kullanımı çağdaş bir yaklaşımdır.</p>
<p>Artık her şey görselliktir; her şey görsellikle açıklanabilmektedir. İmge burada  elimizden tutan bir araç oluyor.</p>
<p>İmgeyi yenibaştan  kurarken  eski  kültürün verilerinden yararlanan şairlerin  çokluğu,  belki de  Murat Üstübal’ın  mektubunda,  kendilerini anlatırken <strong>“…..ne Hilmi Yavuz’cu, ne gizli mistik, ne açık mistik, ne İslamcı, ne ideolojik…bir şiir değil bizimki.” </strong>yazmasına neden olmuştur.</p>
<p>Gerçekten de  bu yeni şiir hareketi, kendisinden çok söz edilen Mustafa Irgat’ın  şiirine bile yakın değil. Ne Enis Batur gibi, ne  tekno şiir gibi ne somut şiir gibi falan bir  şiir değil bu hareketin şiiri…</p>
<p>Kendine özgü bir şiir bu.</p>
<p>Belki  şu söylenebilir: bu yeni şiir kendinden önceki  şiiri iyi özümlemiş bir şiir.</p>
<p>İyi özümlendiği,  ona hiç benzemeyen yepyeni bir şey ortaya koymuş olmasından  anlaşılıyor.</p>
<p><em><strong>Şiirdeki imgeyi tahrip ederek</strong></em>  dünyayı yenibaştan kurmaya çalışan <strong>Ücra’</strong>cıların, <strong>Heves</strong>’cilerin, <strong>zinhar.com’</strong>cuların…..şiirlerini  böyle değerlendirmek gerekiyor.</p>
<p>Bu şiirin en çok tedirgin eden yanı, anlamı yok sayması  ya da anlamı aramamasıdır.</p>
<p>Anlamsız dizeleri  ve hatta salt  seslerle  kurulmuş dizeleri alt alta sıralayarak  oluştuğu düşünülen şiirler  metin de oluşturamamışlardır.  Çünkü hiçbir anlam içermiyorlar.</p>
<p>Belki zaman zaman  o metinlerin içinde  anlamlı olan  yerler bulunabiliyor. Ne ki bunlar bir <strong>‘rastlantı’</strong>dan öteye de gitmiyor.</p>
<p>Bu <strong>‘raslantı’</strong> kavramı,  ta  gerçeküstü akımından….<strong>Breton</strong>’dan beri biliniyor.</p>
<p>İnsan bilincinin  en doğal yansıması belki de  bu rastlantıda gizlidir.</p>
<p>Gerçeküstücüler bunun  doğruluğuna inanmışlardı.</p>
<p>Belki şunu da söylemek gerekecektir: gerçeküstücü hareket,  <strong>Rembauld</strong>’u ve onun şiirini bu rastlantıya  yaslanarak aşmıştır.</p>
<p><strong>Deleuze</strong> yapıtlarında,  bu kavram çevresinde  dolaşır.</p>
<p>Rastlantının,  anlamı ve bilinen imgeyi  yok  etmek için en doğru yol olduğunu da söyler. Yeniliğin ve yeni olabilmenin  olanağı olarak bakar rastlantıya. Ve bu kavramı öne çıkarır.</p>
<p><strong>Deleuze</strong>’ün  ‘oluş’ kavramına  yüklediği işlevin yoğunluğu,  hemen  rastlantı kavramını anımsatıyor.</p>
<p><strong>Deleuze</strong>, ‘oluş’ kavramıyla,  <strong>Wittgenstein</strong>’ın  <em><strong>“kaç sözcükle konuşuyorsanız o kadarsınızdır”</strong></em> diye tanımladığı alana yaklaşılıyor. Çünkü sözcüklerle  ortaya konulandır; edimlerle yapılanandır <strong>oluş</strong>.</p>
<p>Bireyin oluşturduğu/ oluşturdukları, o bireyi  yansıtır.</p>
<p>Bu yaklaşım biçimini şiir için  kullanırsanız, hangi biçimde olursa olsun ortaya konan  ürün bir <strong>oluş</strong>’u gerçekleştirmiş olmaktadır. Ürün, onu ortaya koyanın  durumunu  gösterir.</p>
<p><strong>Wittgenstein’la   Deleuze</strong>’ün yaklaşma noktaları tam da burasıdır.</p>
<p><strong>Deleuze, </strong><em><strong>“işareti, işaretin kendisi olmayan  bir anlamın  göstergesi olarak okuyabiliriz. Bir sözcük, hepimizin bildiği  bir anlam  olarak kabul edildiğinde anlam oluşabilir. Oysa dil, temelde yersiz yurtsuzdur; kolektiftir. Tek bir bedenden kopuktur. Yersiz yurtsuzlaştırma,  göstergeyi tek bir kökenden özgürleştirerek konuşmamızı mümkün kılar. Dilin kökeninde bir özne var olduğunu varsaydığımızda,  yeniden yurtsuzlaştırma gerçekleşir.” </strong></em>diyor.</p>
<p>Böyle bir yaklaşım, anlam konusunda yeni, yepyeni bir paragraf açma olanağını veriyor.</p>
<p>Anlam, bir yersiz yurtsuzluktan kurtulmak demektir.</p>
<p>Oysa dil, bir bedene bağlı değilse yani tekil değil, bir çoğulluğu taşıyacaksa yersiz yurtsuz olmak zorunda değil midir?</p>
<p>Yersiz yurtsuzluk, dile  çoğulluk kazandırıyor.</p>
<p>Şiir böyle bir yeni dildir. Öyle değilse  şiir değildir.</p>
<p>O nedenledir ki <strong>Deleuze</strong>’ün yaklaşımı,  şiiri yenibaştan düşünenlere  bol bol ışık tutuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhsinsener.name.tr/336/siiri-yeniden-dusunmek-siiri-yeniden-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
