Muhsin Şener Rotating Header Image

Kuram Bağlamında Türk Şiiri

Kuram_Baglaminda_Turk_Siiri

Yapıt, Türkiye Şiiri’nin bir kurama bağlanmayı düşünülerek yazılmıştır.

Türkiye Şiiri bugüne değin bir kurama bağlanmamıştır. Bu alana ilişkin bir başka çalışma da yoktur.

Kuram,bu yapıttan sonra Türkiye’de şiir yapıtta açıklandığı gibi yazılmalıdır gibi bir saçmalığa yanaşmaktan çok büyük bir özenle kaçmıştır. Yazarın böyle bir saçmalığın çevresinde dolaşması ve böyle bir olmazlığı önermesi olası değildir.

Bu gerçeğin altını çizmeliyiz.

Okuyucunun ve özellikle ozan okuyucuların böyle bir noktaya odaklanmalarına yapıtın içinde yapılan açıklamalardan ulaşmak zaten olası değildir.

Buna özen gösterilmiştir.

Yazarın Şiirimizi kurama bağlamaktan beklediği şudur:

  • Divan şiirinin dayandığı esasları, bu konuda yapıtlar yayımlanan ustaların söylediklerinin bilimsel ve eleştirel bir değerlendirmesini yaparak okullarımızda eğitimi verilen yazın derslerinin durumunu ortaya koymak.
  • Türkiye’de ozanların şiir yapıtlarında yaslandıkları  algısal-dilsel-estetiksel boyutların  bilimsel, felsefik, sosyolojik irdelemeleri yapılarak manzaranın apaçık ortaya konmasına çalışılmıştır.
  • Bu çalışma bir yönden de yazarın özel ilgi  alanı olan şiire hizmet  olarak ortaya getirilmiştir.

 

Yapıtı tanıtıcı metinler:

divan şiiri, eğitim aracı olarak kullanılmamalıdır diyen gölpınarlı’ya 52 yıl sonra katılmanın hem burukluğu hem de sevinci içinde olduğumu söy­lemeliyim. gölpınarlı, divan şiirini türkiye’de en iyi bilenlerin başında geliyordu.  nihat sami banarlı ile orhan şaik gökyay bu listenin ön sıralarında yer alan­lardandır. bunların dışında divanı çok iyi bildiğini sandığımız kişilerin önemli yanılgıları bulunduğunu söylemeliyim. bu hocaların divan konusundaki bilgileri gölpınarlı hocanın daha 1945′lerde söyledikleriyle sürekli çelişen ve pek çok noktada da onunla hiç buluşamayan görüşler olarak karşımızdadır. kimseyi eleştirmek ya da kınamak için değil ne ki, gölpınarlı hocanın ileri sürdüğü gö­rüşler ve değerlendirmeler doğrultusunda divan şiirimizi ele alabilmiş olsaydık eğer, bugün çok önemli adımlar atma olanaklarına sahip olabilecektik. divan şiirimiz konusunda da daha gerçekçi ve daha çok hız verici değerlendirmelere ulaşmak olanaklarına kavuşacaktık. ne yapalım ki, bunu

başaramadık.

                                            **  

divan şiiri, karşı koymayan bir şiirdir. oysa şiir, bir karşı koyuştur. şair de bir karşıkoyan olarak bulunmak durumundadır. onu ozan yapan budur/bu nitemidir. divan şiirinde karşı koyma, ozan olarak var olmanızı her zaman tehlikeye düşürmüştür/düşürecektir. gölpınarlı, bu durumu çok net tümcelerle ortaya koymaktadır. tabii bunun hemen ardında, özgürleştirmeyen ya da özgürlüğü önermeyen bir ortamın şiiridir divan şiiri. özgür bir ortamı nasıl önersin? çünkü, o yukarıdan aşağı düzenlenmiş bir dünyanın şiiridir. yani, düzenlenmiş olana karşı söyleyecek hiçbir şeyiniz yoktur/olamaz. çünkü, o düzenlemelerin hepsi birer nastırlar. onlara nasıl karşı olacaksınız?

*

türkiye şiirinin dayandığı kuramları üç başlık altında top­layabiliriz.

a) algı

b) dil

c) estetik

şiir kavramı üzerine düşünüldüğünde bu kavram bize  algı, dil ve estetik kavramlarını anımsatıyor. bu üç kavram şiirle içice olup onlarsız şiirin olması ya da ku­rulması hiç mümkün görünmüyor.

algıdan uzaklaşmış bir şiirin kurulma olasılığı hiç yoktur.

algısız bir şiirin ayakları yoktur yere basacak. o nedenle, algı, şiirin ilk ayrılmazı…bu durum beş duyunun insan bilincindeki etkileriyle de şiiri içice tutmuş oluyor. onlarla birlikte kurulabiliyor şiir. beş duyunun insan bilincinde oluşturduğu izlerin ve giderek somutlukların bir biçim alması ve o biçimin de eninin, boyunun, derinliğinin, renginin, kokusunun… hem öznel hem de evrensel olması gibi bir niteme sıçraması, algı denilen bu durumla ger­çekleşebilmektedir.

algının hiç gözardı edilemeyecek bir yanı da, onsuz şiirin diyalektik olamayacağıdır. diyalektik olmayan şiirin ise şiir olması mümkün değildir. şiir diyalektik olmak zo­rundadır.

şiir diyalektik olmakla boşlukta kalmamış oluyor;ayakları yere basıyor; öznel olmasına karşın gerçek oluyor ve öznel olmasına karşın evrensel olabiliyor.

bu öznellik, gerçeklik ve evrensellik nitemleri birbiriyle işte o zaman çelişmeden yan yana bulunabiliyor.

şiir işte o zaman yaşamla birebir bir ilişki içinde bulunabiliyor ya da birebir bir ilişki kurmuş oluyor.

şiir işte o zaman, oluşum sürecinde esin denilen ve nerden ne zaman ve nasıl geldiği/geleceği belli olmayan ve tabii ne idiğü de bilinmeyen şeyin etkisinden kurtularak elle tutulan bir somutluk olarak dipdiri karşımıza dikilebilecektir.

a) algı

algının, şiirin dil düzeyindeki yapılanmasıyla da doğrudan ilişkisi bulunuyor. algı ne kadar somut ise o kadar somut sözcüklerle anlatılma ya da söylenme olanağına kavuşuyor. algı, ne kadar somut ise derken onun ne kadar gösterilebilme, göstergelerle anlatılabilme/ belirtilebilme niteliği bulunduğunu söylemek is­tiyoruz. yoksa somutluk elle tutulma anlamında değildir. tabii algının anlatılması/ belirtilmesi/ söylenmesi sırasında ortaya çıkan somutluk, çoğu zaman elle tutulabilen, gözle görülebilen bir resimdir, bir oylumdur. şiirin böyle kurulduğunu bilmeyenlerin ya da bunun ayrımında olmayanların bu somutluğun ne anlam içerdiğini kavramalarına olanak var mı?

tabii olmayacaktır!

çünkü, öyle düşünenler şiiri bilmemektedirler ve şiirin gelip geçen; uçup giden; vurup uçan… bir şey olduğunu falan söy­lemeye çalışırlar. tabii hiçbir şey de söylemediklerinin hiç ay­rımında olmadan…

c) estetik

tüm sanatlarımızda olduğu gibi şiirde de estetik hep unutulmuştur. en azından şiirde boşlanmıştır estetik. öte yandan sanat dallarında da öyledir. bu durum, estetik eğitiminin yeterli olarak alınmamış bulunmasından ve estetiğin sanattaki yerini bilmemekten ileri gelmektedir. öyle sanıyorum ki bizde sanatsallık kavramının iyi anlaşılmamış olmasının da bunda önemli bir yeri vardır. örneğin şiirde düşüncenin aktarılması önem kazandığından estetik gerilerde kalabilmiştir. “o da neymiş düşüncenin yanında?” gibi bir yaklaşım benimsenmiştir sanki. bu, savsanacak bir konu olmamakla birlikte, her zaman ağırlığını duyumsatmıştır ve unutulmamalıdır.

*

cumhuriyetten sonraki şiirimizde estetik çok çok değişmiştir. önce dayanakları yönünden değişmiştir estetik. artık şiirimiz yukarıda açıklanan öğelere değil imgeye, dile ve usa dayanarak estetik kurma peşindedir. bunlardan dil, en önde yer alıyor. dil aracılığı ile ya da dile yaslanarak bir estetik kurulması ağırlık kazanmıştır. dil, şiirdeki estetiğin kurulmasında imgenin ve usun bir göstergesi olmuştur. o nedenledir ki, dili incelemek yeni şiirimizin estetiğini ortaya çıkarmak yönünden yeterli ve doyurucudur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>